Ümit KIVANÇ
“Tam da bir tahakküm biçimi size kendisini küçümseme olanağı sunduğu ölçüde boyun eğiyorsunuz ona,” diyor Fransız düşünür Jacques Rancière. “Bugün tahakküm biçimlerinin çoğu bu şekilde işliyor: Medya mesajlarına ‘inanma’nıza, reklam görüntüleriyle baştan çıkmanıza ya da oy verip seçtiğiniz kişilerden bir şey ummanıza gerek yok. Sistem inançsızlıkla gayet iyi işliyor (…) sözde inançsızlık bugün inancın normal tarzı, (…) mevcut hali içselleştirmenin normal yolu.”
Rancière ile Eric Hazan’ın yaptığı söyleşiden oluşan Nasıl Bir Zamanda Yaşıyoruz? kitabından (çeviren: Murat Erşen, Metis Yayınları), bugünümüzü ve yakın geleceğimizi ilgilendiren tesbitler aktarmaya ve üzerine düşünmeye devam ediyoruz. Rancière, sözettiği “inançsızlık”ın elbette pek çok farklı öznel duyguyu, “yatkınlığı” barındırdığını, farklı tezahürleri gözetilerek ayrıntılandırılması gerektiğini belirtiyor. Uğraştığı, esas olarak, kökten, sağlam alternatifi yaratılamayan sistemin, kendisine inanmayanları da içine çekerek varlığını sürdürme yetisi: “İnsanlar aldandıkları için değil, aldanmadıklarını göstermek için razı oluyor sisteme.”
“Emek” ve varoluş koşulları
Sistemin, bizzat sahiplerince de, temelde yeralan, apaçık gerçeklik olarak varlığını baştan kabul ettiği alternatifinin olmayışını Rancière, kısaca “emek” diye adlandırdığı toplumsal gücün varlık şartlarının değişmesine bağlıyor. Neoliberalizm gelip her şeyi dağıtana kadar, kapitalizmin önceki evrelerinde, “emeğin ortak bir dünya kurduğu” ve “hiyerarşisiz işleyebilen bir üretim ve mübadele sisteminin çok büyük yatay yapısını inşa ettiği” varsayılıyordu, diye hatırlatıyor. Bu, genel olarak sosyalist hareketlerin de üzerine siyaset kurduğu önkabuldü. Eksik olan, bu nesnel varoluş temelinin siyasî ifadesini cisimleştirecek ve iktidar yapısını, temsil rejimini, bütün olarak siyasî sistemi bu temele uygun olarak yeniden inşa edecek siyasî iradeydi -ki, sosyalist siyasî hareketler, partiler de nitekim bunun için varlardı.
Rancière, “…‘zaten-burada olan ortak dünya’ olarak kavranan emek konusundaki bu apaçıklık, sanayinin maliyetlerin düşük olduğu ülkelere kaydırılmasının, finans kapitalizminin ve (…) yaygınlaşmış güvencesizliğin çağdaş evreninde ortadan kayboldu” sözleriyle tasvir ediyor sonrasını. Kabaca “düzeni değiştirme” hedefi güden hareketlerin dünya çapında etkisizleşmesinin temel sebebine işaret ediyor.
Değiştirici-dönüştürücü olmaya aday -ve olma iddiasındaki- hareketler, iyi ihtimalle dayandıkları, en azından dayanabileceklerini umdukları, aslında varoluşlarını oraya dayanma şartına bağladıkları zeminin altlarından çekildiğini bir türlü anlamak ve kabullenmek istemediler: burjuvazinin onlarsız edemeyeceği, işgüçleriyle yarattıkları değeri doğrudan gören bilen, isterseniz: “hayatın üretilmesindeki” paylarının bilincindeki, toplu, örgütlü işçi sınıfı, bilinen ve geleceği kurma işlevi yüklenen haliyle, giderek eriyecekti. “Proletarya”nın coğrafî bakımdan şanslı ve önceki mücadeleleriyle egemenleri korkutmuş, sarsmış grubu ayrıcalıklılar piramitinin alt kısmında kendine yer bulurken, evinde içme suyu olmayan, talihsiz, haklardan yoksun, çoğunlukla doğrudan fizikî baskı altındaki grubu, “sınıf” tarifi içine sığdırılamayacak çeşitlilikteki milyarlarca insandan oluşan dev “lanetliler” kitlesi içine saçıldı. “Millî” kurtuluş hareketlerinin -özellikle iktidarlar elde edip feci diktatörlüklere dönüştükten sonra- sulandırıp parçaladığı, emeğe dayalı evrensel dönüşüm projesi, bizzat reel-sosyalist iktidarlar eliyle zaten eşitlikçi alternatif toplum önerisi olmaktan çıkarılmış ve cazibesini yitirmişti. Gelmiş geçmiş en sistemli, kapsamlı, ayağı yere basan özgürlük-eşitlik teorisinin, formüle edilirken ister istemez barındırdığı eksiklerin olabildiğince giderilmesi, zaman içinde siyasî önderlerce katılaştırılmış, eğilmez bükülmez hale getirilmiş, iktidarların hizmetine sokulabilmek için deforme edilmiş yerlerinin düzeltilmesi, söküklerinin dikilmesi, Marksizmi sahiplenen hareketlerce nasıl kategorik olarak reddedildi ve bu hareketleri giderek “yaşayan” politika dışına ittiyse, teorinin yeni temellere kavuşturulması ve yeni yaklaşımlarla zenginleştirilmesi de neredeyse “işçi sınıfına ihanet” gibi görülüp günahlaştırıldı.
Sonunda elde ikna edici, güven verici bir alternatif düşüncesi, belki daha önemlisi, duygusu kalmadı. Tanrısız ceberrut bir din kaldı. Neoliberalizmin ve vahşi kapitalizmin şahlanıp her tarafa saldırabilmesini sağlayan en önemli koşul budur. Güya işçiler adına zorbalarca icra edilen diktatörlüklerin yıkılışı değil.
Alternatif sahibi olmanın sağlayacağı özgüvenden yoksunluk, yeniden alternatif oluşturmayı gereksiz gören aymazlık ve -kendini bir zamanlar muktedirleri titretebilmiş geleneğin mirasçısı saymaktan gelen, fakat ne yazık ki uzun zamandır mesnetsiz kalmış- burnu büyüklük, hep birlikte, çıkamadığı sahadaki katılamadığı oyuna tribünden laf yetiştirmeye çalışan ve bunu siyaset zanneden hareketlerin oluşmasına yolaçtı.
Bu tarz bir siyaset-olmayan-siyaset’in duygu pompalama yoluyla yürütüp parlak laflarla albenili gösterebileceği tek faaliyet, düzenin ne yaparsa yapsın kendini kurtaramayacağı o çöküşe dair simge ve parolaları çeşitlendirip pazarlamak oldu. Rancière’in deyişiyle “Bu düşünce fiilî mesafeler ile umulan gelecek arasındaki aralığı doldurur ve alternatif olarak, her şeyin çökmesi için küçük bir omuz darbesinin yeteceğini ya da sistemin çözülmesi için geri çekilmenin kâfi olacağını hayal etmeye izin verir.”
Alternatif arayışlarının koşulları
Alternatif ve “eşitlik” idealini gerçekleştirme yolları ararken, öncelikle, “kendi ihtiyaçlarına tekabül eden kurumları ve öznel yatkınlıkları mantıklı bir şekilde üreten büyük bir tutarlı sistem, organik bir bütün şeklindeki tahakküm fikrinden kurtulmak” gerektiğini ileri sürüyor Fransız düşünür. “Tahakkümün işlemesini sağlayan mevcut hal, farklı türde unsurların ve düzenlemelerin bir terkibidir.” Dahası, “tahakküme katılma ya da mesafe alma tarzları” bizzat, duygulanma veya bilinç biçimlerimizin birörnek olmayan bileşimleri. Bu yüzden, “büyünün bozulması”, yani sistemin adaletsizliğinin çırılçıplak ortaya çıkması veya “yatırımın geri çekilmesi”, yani sisteme katılmama ve beklentisizlik, kendiliklerinden değişim-dönüşüm yaratmazlar.
Yeniden alternatif ve hedef sorununa geliyoruz. Bunu geleceğe dair, uğrunda mücadele etmeye değer tasavvurlar diye de ifade edebiliriz.
Rancière’in burada öne sürdüğü yaklaşım, geliştirilebilir, önemli bir unsur içeriyor. “Eşitlik”i, belirli süreçler içerisinde zemini yaratılınca oluşacak bir durum veya bizzat şekil verilip cisme kavuşturulacak bir kalıcı mâmûl gibi kavrayamayacağımızı ileri sürüyor düşünür.
Önce şuna dikkat çekiyor: “İktidarın ele geçirilmesinin ne anlama geldiğini bugün kimse bilmiyor…” Proletaryanın geçici diktatörlük kurmasıyla geleceğin eşitlikçi toplumuna geçiş sürecinin başlatılabileceğini buna inşallah diyenin de mazallah diyenin de pekâlâ mümkün gördüğü dönemlerde yapılmış tarifler, hele bugünün iktidar ve toplum yapıları sözkonusu olduğunda bize ne kadar yol gösterebilir? Sırf bilginin sanal âlemde (“bulut”) toplanması, akması ve -şimdilik istisnasız bütün insanları kapsamasa bile yakında olacağı üzre- her bireyin dünyadaki bütün öbür bireylere seslenebilir hale gelmesi bile iktidar sorunsalına dair ne çok şeyi değiştirdi. Eşitlik sorunsalına dair de değiştirdiği gibi.
Sonra, gerçek siyasî-toplumsal dönüşümün zaptedilmiş iktidar aracılığıyla yukarıdan aşağı gerçekleştirilebileceği yollu tehlikeli yanılsamayı çoktan devre dışı bırakmış olarak, şu soruyu hatırlatıyor Rancière: “Geriye, bir hareketin içkin geleceği kendisinde taşımasının ne olduğu sorusu kalıyor.” Evet, farklı gelecek kurma iddiası taşıyan hareket bu geleceğe dair nüveleri hem pratiğinde hem içinde taşımalı. Bugün siyasî amaç uğruna ezip geçmenin teorisyeni gözüyle bakılan Lenin’in dahi bir yandan hatırlatmaktan vazgeçmediği bu dönüştürücülük şartı Nazi’lerinkilerden önce kurulmuş toplama kamplarında donmaya terk edildiği için, gelecek kavramı eşitlik ile yanyana getirildiğinde artık parlayamıyor.
Üçüncü adımda, “eşitliğin tarihinin özerk bir tarih olduğuna” dikkat çekiyor düşünür: bu tarih, “tekniklerin, ekonominin, vs. geçirdiği nesnel dönüşümlerin analizine dayanan stratejilerin gelişimi değil, gittikçe daha az yoğunluğa ve süreye sahip kendine has zamansal dinamikler yaratan anların kümelenmesi -birkaç gün, bir hafta, bazen birkaç yıl” olarak tasavvur edilmeli, ona göre: “Her seferinde yeni bir başlangıçtır bu ve her seferinde bunun nereye kadar gideceği bilinmez. (…) Ne yazık ki, eşitliğe dayalı bir ânın davranışını belirleyen şey, istenenin ne olduğu değildir. Tersine: ‘İrade’ bir neticedir, eşitlikçi ânın serpilip gelişmesinin aldığı modalitedir.” Rancière, “eşitliğe dayalı anların” dinamiklerini kurcaladıkça, bunların “muğlaklığının” tesbit edileceğini söylüyor. “Özgürleşme,” diyor, “zamanın normal düzeni içinde bir başka zamanı yaratmanın bir biçimi, duyumsanabilir dünyada ortaklaşa ikamet etmenin başka bir tarzı olmuştur daima. Hep, gelecek bir dünyayı hazırlamak kadar -hattâ ondan da çok- başka bir dünyada şimdide yaşamanın biçimi olmuştur.” Ve vardığı önermeyle, “olmaz” demesine rağmen nasıl olacağını tarif ediyor: “Gelecek için çalışılmaz, şimdi içinde kazıp bir mesafe yaratmak, bir saban izi bırakmak için, başka bir varolma tarzının deneyimini yoğunlaştırmak için çalışılır.”
Şu son paragraflar ışığında Gezi İsyanı’nı yeniden gözümüzün önüne getirebiliriz. Neden hem orada eşitlikçi bir geleceğin nüvelerini bulabileceğimize hem de oradan doğrudan siyasî uzantı çıkmadığına, çıkarılamayacağına dair düşünebiliriz. Bunların yanısıra, her türlü yerleşik siyasî hareketin oradaki dinamikle ilişki kurmakta neden zorlandığına, olanı nasıl güçlükle kendi bildiği dile tercüme etmeye çalıştığına, ama özlenen temasın nasıl kurulamadığına ve orada parlayanın çabucak sönmesinin -baskı ve zorbalık dışındaki, içsel- nedenlerine dair de.
Yazarlar
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları









































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024