Ayşe HÜR
Bu yazı sadece ve sadece 'kafa kesme'ye dair. Kılıçtan geçirme, çarmıha germe, yakma, boğma, zehirleme, işkence ile öldürme, ölüme terketme, kitle imha (fiziksel olsun kimyasal olsun) silahlarla öldürmenin tarihçesine dair değil...
İşgal ettiği bölgelerde, soygun ve talan yapmak, Şeriat kanunlarını katı bir şekilde uygulamak, toplu tecavüz etmek, kadınları seks kölesi olarak satmak, çocukları askerler yapmak için toplamak ve kendi görüşlerine uymayanları halkın gözü önünde işkence ederek öldürmek, kafalarını kesmek, ciğerlerini, yüreklerini söküp yemek, organlarını kaynatıp çorba yapmak, cesetlerle, kesik kafalarla fotoğraf çektirmek… IŞİD’den ya da kısa adıyla İD’ten (İslam Devleti) bahsettiğimi anlamışsınızdır. (Yazıda IŞİD demeye devam edeceğim çünkü çok daha iyi bilinen bir kısaltma.)
Bu hafta, bazı okurlarımın isteği üzerine, ‘kafa kesme’nin tarihçesine dair bir yazı hazırladım. Tekrarlıyorum : Bu yazı sadece ve sadece ‘kafa kesme’ye dair. Kılıçtan geçirme, çarmıha germe, yakma, boğma, zehirleme, işkence ile öldürme, ölüme terketme, kitle imha (fiziksel olsun kimyasal olsun) silahlarla öldürmenin tarihçesine dair değil…
SADECE SOYLULAR
M.Ö 1200’lerde Mısır Kralı II. Ramses’i bir elinde balta diğer elinde esirin saçlarını tutarken gösteren fresk veya M.Ö. 600’lü yıllardan kalma bir Asur taş kabartmasındaki kafa kesme sahnelerini veya Eski ve Yeni Ahit’te geçen Judith’in kendisine göz koyan Asur Generali Holofernes’in kafasını kesmesi veya Kral Herod’un üvey kızı Salome ve onun annesinin kışkırtması üzerine Vaftizci Yahya’nın başını kestirmesi gibi sembolik örnekleri bir yana bırakırsak, Antik çağdan beri kafa kesmek çok yaygın bir cezalandırma yöntemiydi. Örneğin Keltler öyle çok kafa keserlerdi ki, Romalılar Kelt bölgelerini işgal ettiklerinde kültürel şok yaşamışlar ve kafa kesmeyi Keltlere yasaklamışlardı. Hayır, yöntemi barbar bulduklarından değil, kafa kesme cezasını sadece şerefli kişilere yakıştırdıklarından… Nitekim Roma İmparatorluğu’nda, sadece Roma vatandaşlarına (en çok da iktidara kafa tutanlara, örneğin siyaset adamı Pompey veya hatip Çiçero gibilere) bu ceza uygulandı. Halktan kişilerin payına ise kılıçla veya bıçakla karnını deşmek veya çarmıha gerilmek düştü.
II. Ramses (üstte), Asur tableti (aşağıda)
KILIÇ VEYA BALTA
Kafa kesme işinin sembolizmi de vardı. Bu işin kılıçla veya baltayla yapılması kafası kesilen kişiye onurlu bir ölüm sunma anlamına geliyordu. Çünkü bu iki alet, keskin olması ve uzman birinin kullanması kaydıyla, diğer kesici aletlere göre hızlı ve acısız bir ölüm sunuyordu. (‘Acısız’ diyorum ama kafası kesilen birinin duygularını öğrenme şansımız henüz olmadı. Ama bilimsel bir gerçek şu ki, kafa, kesildikten sonra 12 saniyeye kadar bir süre, bilinç emareleri gösteriyor.)
Bu yolla ölüme gönderilen aristokratlar ya da savaşçılar idamı gerçekleştirecek kişiye yüklüce paralar verirlermiş ki, işini bir kerede tamamlasın…Yine de Britanya’da Robert Devereux adlı soylu veya İskoçya Kraliçesi Mary’nin başı ancak üç vuruşta kesilebilmiş. Daha şansızları da varmış. Salisbury Kontes’i Margaret Pole 10 darbede başını teslim etmiş…
Sommerset Dükü’nün idamı (1471)
FRANSIZLARIN GİYOTİNİ
Fransızların bu alandaki katkısı elbette giyotin. 1789 Fransız İhtilali’ne kadar soylular kafası kesilerek, halk ise asılarak öldürülürdü. İhtilalciler halka, soylularla eşit şartlarda ölme hakkını bahşettiler ve Giyotin’i uygulamaya koydular. İcatçısının adını taşıyan alet, insan hatalarından arınmış, hızlı ve acısız ölüm sunuyordu. Ama giyotin en çok İhtilal’in evlatlarını hedef aldı. Mayıs 1793-Temmuz 1794 arasındaki Terör Dönemi’nde öldürülen 40 bini aşkın kişinin en az 15 bini giyotinle can verdi. (Diğerleri esas olarak klasik yöntemle asılarak öldürülmüştü.) Üstelik aleti icat eden Mösyö Giyotin’in ‘Aydınlanmacı’ amacına ters olarak, öldürmeler kentin en büyük meydanlarında binlerce kişinin huzurunda uzun ve ürkütücü şovlar halinde yapılmıştı.
Fransız anarşisti Auguste Vaillant giyotin önünde (1894)
Şehir devletlerinin İtalya adıyla birleşmesini sağlayan Garibaldi’nin adamlarını, kestikleri kafalarla futbol oynarken gösteren Tavianni Kardeşlerin ünlü filmi Kaos’u yıllardır unutamam.
Bu arada Avrupalı sömürgeciler kafa kesme işini sömürgelerinde son derece aşağılayıcı şekilde yaptılar. Kafaları sopalara geçirip teşhir etmek mağlubu aşağılamanın en kaba sembolüydü.
Kafa kesme Britanya’da 1747’ye, Finlandiya’da 1825’e, Norveç’te 1905’e, Danimarka’da 1892’ye kadar resmi cezalandırma yöntemi oldu ama giyotin, Cezayir, Belçika, Yunanistan, İtalya’da 1875’e kadar, Lüksemburg, Monaco, İsviçre’de 1940’lara kadar, İsveç, Tunus ve Vietnam’da 1960’lara kadar kullanıldı. Anavatanı Fransa’da ise 1977’ye kadar hukuk sisteminin parçasıydı. Almanların 17. Yüzyıldan beri kullanılan ve Naziler döneminde 16.500 kişinin kafasını uçuran Fallbeil’i (‘düşen balta’ diye tercüme edebiliriz) ise Batı Almanya’da son kez 1949’da, Doğu Almanya’da 1967’de kullanıldı.
Bir Britanya askeri, komünistlere sempati duyduğu için öldürülen Çinli ve Malezyalı iki köylünün kesik kafasını gösteriyor (1948)
ÇİN VE JAPONYA’DA FARKLI YAKLAŞIMLAR
Buna karşılık Çin’de kafa kesmek idama veya zehirlemeye göre daha az şerefli bir ölüm yöntemi sayılıyordu. Çünkü Konfüçyüs düşüncesine göre vücut anababanın bir armağanıydı ve öteki dünyaya bütünlüğü bozulmuş olarak gönderilmesi atalara saygısızlıktı. Bu yüzden ancak çok ağır suçlarda kafa kesme cezası uygulandı Çin’de. 1949’da Komünistler iktidara gelince, her türlü öldürme biçiminin yerini kurşuna dizmek aldı.
Buna karşılık Japonlarda kafa kesme 19. yüzyıla kadar yaygın bir cezalandırma yöntemiydi. Bir çeşit askeri-feodal bey olan Samuraylar savaştan kaçan askerlerin kafasını keserlerdi. Ayrıca resmi dilde ‘seppuku’, konuşma dilinde ‘hara-kiri’ diye bilinen ritüelinin de parçasıydı kafa kesme işlemiydi.
1894’te Mançurya’daki esirlerin kafasını kesen ve bu töreni izleyen Japon askerleri
İSLAM’DA KAFA KESME
İslam dünyasında düşmanın nasıl cezalandırılacağına dair ilk örnek Hazreti Muhammed tarafından verilmişti. Peygamberin ilk hayat hik?yesini (sire ya da siyer) yazdığı ileri sürülen (sürülen diyorum çünkü eseri ortada yok, sadece daha ileriki tarihlerde ona yapılmış atıflar var) İbn-i İshak’ın (ö.768) anlattığına ve daha sonra başka yazarların da tekrarladığına göre Hendek Savaşı’nda Mekkelilere yardım ettikleri gerekçesiyle, 15 Nisan 627 tarihinde ‘Cebrail’in emir üzerine’ şehirde kalan Beni Kurayzalıların mahallesi sarılmış ve Muhammed “şehri terketmenizi istiyorum” demiş. Teslim olmalarına rağmen Kureyza erkekleri (İslam kaynaklarında sayılar 400 ila 900 arasında değişiyor) kafaları kesilerek öldürülmüş, kadın ve çocukları köle edilmiş, malları müsadere olunmuş. En çok kafa kesen Peygamberin damadı Ali imiş. Ali o gün öyle yorulmuş ki, sürekli kılıç tutan elini değiştirmek zorunda kalmış. Hazreti Muhammed de çadırından bu işlemleri izlemiş. Bu olay, işin ‘sünnet’ faslı.
KURAN’DAKİ AYETLER
Kafa kesme (ve de bugün İslamcı terör örgütlerinin sıkça başvurduğu fidye istemenin) Kuran’da da yeri var. Muhammed Suresi’nin (ki Kıtal (yani savaş) Suresi diye de bilinir) 4. Ayeti şöyle diyor : “Savaşta inkar edenlerle karşılaştığınızda boyunlarını vurun; sonunda onlara üstün geldiğinizde onları esir alın; savaş sona erince onları ya karşılıksız, ya da fidye ile salıverin; Allah dilemiş olsaydı, onlardan başka türlü öç alabilirdi, bunun böyle olması, kiminizi kiminizle denemek içindir. Allah, kendi yolunda öldürülenlerin işlerini boşa çıkarmaz.”
Enfal Suresi’nin 12. Ayeti de şöyle buyuruyor : “Hani Rabbin meleklere: ‘Muhakkak ben sizinle beraberim; haydi iman edenlere destek olun; Ben kâfirlerin yüreğine korku salacağım; vurun boyunlarına! Vurun onların bütün parmaklarına diye vahyediyordu.”
Enfal Suresi’nin 50. Ayetinde tevile müsait de olsa ‘boyun vurma’nın faziletleri anlatılıyor : “Melekler, o kâfirlerin yüzlerine ve sırtlarına vura vura ve ‘Tadın bakalım cehennem azabını!’ diye diye canlarını alırken hallerini bir görmeliydin. ” Benzer ifade Muhammed/27’de vardır.
Bu arada boyun vurmak Zeyd İbn Eşlem’e dayandırılan ve Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, Nesai İbn-i Mace gibi başlıca hadis yazarları tarafından sahih diye nitelenen şu hadisteki ölüm şeklinin yanında çok ‘insani’ idi aslında: “Ukl ve Ureyne kabilelerinden bir grup insan Resulullah (sav)'ın yanına gelip: ‘Ey Allah'ın Resulü! Biz hayvancılıkla uğraşıp sütle beslenen insanlarız, köylüler değiliz’ dediler. Bu sözleriyle, Medine'nin havasının kendilerine iyi gelmediğini ifade ettiler. Resulullah (sav), onlara develerin ve çobanın [bulunduğu yeri] tavsiye etti. Kendilerine oraya gitmelerini, develerin sütlerinden ve idrarlarından içmelerini söyledi. Gittiler, Harra bölgesine [çöle] yarınca, İslam'dan geri döndüler. Hz. Peygamber (sav)'in çobanını da öldürüp develeri sürdüler. Haber, Hz. Peygamber (sav)'e ulaştı. Resulullah (sav), derhal arkadaşlarından takipçi çıkardı [yakalanıp getirildiler]. Gözlerinin oyulmasını, ellerinin kesilmesini ve Harra'nın bir kenarına atılmalarını ve o şekilde ölüme terkedilmelerini emretti.”
Ayetlere dönersek, peki ne demek “Savaşta inkar edenlerle (kafirun) karşılaştığınızda” 'Savaşta zaten birileriyle çatışırken, ya o sizi ya siz onu öldürürsünüz, yaralarsınız, ya da esir alırsınız. Neden ‘karşılaştığınızda’ denmesine ihtiyaç duyulmuş' Adeta savaş ortamını bahane ederek, egemenliğinizi, hukukunuzu inkar eden herkesin (öyle ya siz Allah’ın askeri iseniz, onun düzenini dünyaya yaymam için görevlendirildiğinize inanıyorsanız, size karşı çıkan herkes ‘kafir’ tanımına sokulabilir pekala) kafasının kesilmesine olanak sağlayacak bir muğlaklık söz konusu.
Bu ayetleri, ‘cihat’ adına öldürmeyi emreden, meşrulaştıran diğer ayetlerle (Hac 39, Maide 32, 35 ; Tevbe 5, 111 ; Nisa 89, Bakara 216 ve 256 gibi) birlikte ele alınca, bir duruma ‘savaş’ veya ‘cihat’ adını takarsanız, bir eylemi ‘inkar’ diye adlandırırsanız, bir kişiyi ‘kafir’ diye etiketlerseniz o kişinin boynunu vurmanız Allah’ın hoşuna bile gider Kuran’a göre…
MURABİTLERİN CESETTEN MİNARELERİ
Bazıları Kuran’daki pek çok ayetin indiği dönemle ilgili olduğunu (yani ayetlerin tarihsel bağlamı içinde değerlendirilmesi gerektiğini) söyleyerek bu eylemlerin ‘İslam’a aykırı olduğunu’ iddia etmeye çalışıyor ama İslam tarihi boyunca diğer öldürme biçimlerinin yanısıra kafa keserek öldürme işi sık sık uygulanmış. Örneğin Batı Sahra’dan İspanya’ya kadar uzanan İslam devleti Murabitlerle Kastilyalılar arasında 1086 yılında yapılan Zallaka Savaşı’nda galipler 24 bin Kastilyalı’nın kafasını kestikten sonra, ölü bedenleri üstüste yığmış, bu ‘insandan yapılmış minare’nin üstüne çıkan bir müezzin ezan okumuş. Murabitleri Muvahhidler izlemiş, savaşlarda yenilen Kastilyalıların kafalarından minare yapılmaya devam edilmiş.
Etiyopya Kral ve kesik kafalar (18. Yüzyıl)
MOĞOLLARIN KESİK KAFA KULELERİ
Osmanlı’ya geçmeden, ‘Yasa’ denilen kanunları Osmanlı’nın hukuk kaynaklarından biri olan (diğeri Şeriat) Moğollar için bir parantez açalım. Moğolların uyguladığı öldürme metodları içinde belki de en az vahşi olanı kafa kesmeydi. Ama bu konuda öyle ‘kült olaylara’ imza atmışlardı ki, ‘kafa kesme’ deyince akla Moğollar gelir olmuştu. Örneğin Cengiz Han’ın 1215’te Pekin’i aldıktan sonra kestiği kafalar, 1220’de Semerkand’da kestikleri, oğlu Cuci’nin Horasan’da kestikleri, örneğin Cengiz’in torunu Hülagü’nun 1258’de Bağdat’ta kestiği kafalar, 1387’de Cengiz Han ailesine damat olarak giren Timur’un 1387’de İsfahan’da kestiği kafalar (ki tarihçi Hafız Ebru, her biri 1500 kafadan 28 kule saymıştı)… Cengizoğullarının ve Timur’un dini konusunda sayfalar dolusu yazılır ama özetin özeti Musevilik dışında neredeyse her din (öncelikle Şamanizm, Manicilik, Budistlik, Nesturilik, Müslümanlık) onların şu veya bu dönem, şu veya bu düzeyde dini olmuştur. Bu yüzden Cengiz Han ve ardıllarının kafa kesme ritüellerini dinlere değil de geleneğe dayandırdığını düşünebiliriz. Bu arada Moğollara göre çok barışçıl bir tolum olan Tibetlilerin destanlarında da öldürdükleri Moğolların sağ kulaklarını nasıl kestiklerini okuyabilirsiniz…
OSMANLI’NIN KISA TECRÜBESİ
Moğol hukuku ile İslam hukukun bir karışımını uygulayan Osmanlılar da birbirinden korkunç öldürme biçimlerinin yanısıra (şu adreste bu konuda iyi bir derleme var: Okumak için tıklayın) kafa kesme pratiğini uyguladılar ama çok sık değil. Örneğin 1389’da I. Kosova Savaşı’ndan sonra Sırp Kralı’nın ve esirlerin kafası kesilmişti. 1444’te Varna Savaşı’ndan sonra Macaristan Kralı Vladislav’ın kafası, 1453’te Konstantinopolis fethedildikten sonra son Bizans imparatorunun kafası kesildikten sonra diyar diyar gezdirilmişti. 1456’da Bosna Kralı Stephen ve oğullarının kafası kesildi, 70 yıl sonra Boğdan’da 2 bin kafa kesildi ki bu en kitlesel kafa kesme olaydı.
Cumhuriyet dönemindeki tek kafa kesme olayı, 23 Aralık 1930’de kendini Mehdi sanan Mehmet adlı bir Nakşibendi’nin Menemen’de Yedek Asteğmen Kubilay’ın kafasını kesmesiydi neyse ki… (Bu olaya ilişkin yazımı okumak için tıklayın)
SUUDİLERİN DEVAM EDEN PRATİĞİ
Kafa kesmeye, tarih boyunca hiç ara vermeyen ülkeler hepsi de İslam ülkeleri olan Irak, Katar, Yemen, İran ve Suudi Arabistan. Bunlardan ilkinde, 2000’lere kadar kafa kesme cezası vardı ama artık yok. Diğer üçünde kafa kesme hala hukuk sisteminin parçası ama uygulama epeydir yapılmıyor. Suudi Arabistan’da ise tecavüz, zina, cinayet, dinden dönme (irtida), büyücülük, silahlı soygun, uyuşturucu madde ticareti ve uzun süreli kullanımının cezası olarak uygulanıyor, hem de kamusal alanda. İdamlar, Riyad, Cidde ve Dahran gibi büyük şehirlerin merkez meydanlarında, Cuma namazından sonra gerçekleştiriliyor. Mahkûmlara çoğunlukla beyaz elbiseler giydiriliyor, gözleri siyah bantla kapatılıyor, elleri arkadan bağlı olarak yüzleri Mekke’ye dönük olarak idam fermanları okunuyor, ardından cellat bir kılıçla işini bitiriyor. Kafa kesme cezası kadınlara da uygulanıyor. Örneğin 2010 yılında 47 kadının kafası kesilmişti.
(Suudi Arabistan’da cellat kıtlığı yüzünden idamların kılıçla değil kurşunla yapılması düşünülüyormuş ama ulema bu yöntemin İslam’a uygun olmadığını düşünüyormuş.)
İSLAMCI ÖRGÜTLERDE DEĞİŞEN EĞİLİMLER
Sünni İslam’ın model ülkesi Suudilerin asırlardır uyguladığı usule IŞİD’in katkısı ne derseniz cevap vermeden önce kısa bir hatırlatma yapalım: Hatırlarsanız İslam dünyasındaki (özellikle Filistin’deki) radikal hareketler 1970’lerde uçak kaçırırlardı. Çünkü o yıllarda göklere egemen olmak sembolik açıdan çok önemliydi. 1980’lerde arabalara bomba koymak moda olmuştu. Çünkü o yıllarda otomotiv sektörü tüm dünyaya egemen olmak üzereydi. 1990’larda intihar saldırıları yaygınlaştı, çünkü o yıllarda ‘insan hakları’, ‘insan bedeninin dokunulmazlığı’ gibi kavramlar Batı’da çok revaçtaydı. 2000’lerde Batılıları kaçırıp karşılığında fidye almak moda oldu, çünkü artık terör örgütlerinin modernizasyon için paraya ihtiyacı vardı.
Şubat 2002’de Pakistan’da Leşker-i Cengvi adlı Sünni örgütün Wall Street Journal muhabiri Daniel Pearl’i öldürmesiyle başlayan furya 2003 Irak Savaşı’nın ardından patlama yaptı. Özellikle Irak’ta İslamcı teröristler, Amerikalı, Türk, Kürt, Arap, Koreli, Bulgar, İngiliz, Nepalli yüzlerce kişiyi kaçırdılar, fidye alamadıklarını (150’yi aşkın kişiyi) öldürdüler. Bunların bir bölümünün kafası kesildi ve bunların videoları internette yayımlandı.
Bütün bunlar olurken, Seyit Kutup, Mevdudi gibi modern tefsirciler ve onların tilmizleri Kuran’ın tarihsel değil evrensel bir metin olduğunu İslamcı eylemcilere öylesine ikna edici bir şekilde anlatmışlardı ki bu gün sadece IŞİD değil, Ebu Musa El Zarkavi’nin Tevhid ve’l Cihad’ı ile Ebu Abdullah El Hasan bin Mahmud’un Ensar El Sunna’sı kafa kesme eylemlerini açıkça Kuran’a ve Sünnet’e dayandırıyor. Kimin kafir, kimin inkarcı, kimin fitneci olduğuna elbette elinde silahı tutan karar veriyor. Bu kararlara yıllardır hem geniş kitlelerin hem Sünni ulemanın zımni veya açık onay vermesi ise olayları kolektif suç haline getiriyor.
IŞİD’İN GELENEĞE KATKISI
IŞİD’in bu barbar geleneğe katkısı, en vahşi, en barbar usullerle gerçekleştirdikleri toplu ya da tekil idamları toplumu terörize etmek için bir çeşit süper şova dönüştürmesi. AKP’li bakan Emrullah İşler’e göre “en azından işkence etmeden öldürüyor” diye takdir edilen IŞİD, Müslüman rehineleri topluca kurşuna dizer veya topluca kafasını keserken özel bir şova ihtiyaç duymuyor ama Batılı rehinelere Ebu Gureyb’de ABD’lilerin Iraklı tutuklulara giydirdiği turuncu elbiselerin bir benzerini giydiriyor, ellerini arkadan bağlayıp diz çöktürüyor ve önce bazı açıklamalar yaptırıyor. Ardından kafalarını kısa bir bıçakla kesiyor. IŞİD’den kaçan bir İngiliz teröristin dediğine göre öldürme işi için eğitim tavuk keserek yapılıyormuş. Öldürmelerin kılıç veya balta ile yapılmaması, Antik çağdan beri beri bu silahların ‘soylu’ aletler olarak görülmeleriyle ilgili. Bıçak maktulü aşağılamak ve ölüm işlemini acılı hale getirmek için ideal. IŞİD, bu son derece vahşi töreni adeta bir belgesel gibi filme çekiliyor ve Batı’nın icadı olan iletişim araçları ile ‘e-cihat’ kapsamında tüm dünyaya ilan ediliyor.
Tarihçi olarak soğukkanlı olmayı başarabiliyorum ama sıradan bir insan olarak baktığımda, Kuran’da ‘eşref-i mahlûkat’ olarak tanımlanan insanoğlu, benim gözümde dünyadaki varlıklar içinde en acımasızı, en vahşisi, en şerefsizi. Bu açıdan bir insan olarak barbarlığıyla beni dehşete düşüren IŞİD, bir tarihçi gözüyle bakınca insanoğlunun barbarlık tarihinde bir zerre bile değil henüz. IŞİD’in katliamları sayısal olarak, bırakın kadim barbarları, Batılı modern barbarların (Nazilerin, Stalincilerin, Maocuların, Amerikalıların) katliamlarının ve de 2003’ten beri Irak’ta Sünni ve Şiilerin birbirine yönelik katliamlarının yanında devede kulak kalır. Ama IŞİD’in katliamları niteliksel olarak İslam dininin toplumları medenileştirmek açısından diğer inanç sistemlerinden hiçbir üstünlüğünün olmadığının, Ortadoğu toplumlarının büyük çoğunluğunun hala barbarlık döneminde yaşadığının anlık ama çok sarsıcı, mide bulandırıcı görüntüsünü yansıtan eşsiz bir ayna…
Özet Kaynakça: David Kertzer, Ritual, Politics, and Power, New Haven: Yale University Press, 1988), Richard Clarck, “The History of Beheading”, http://www.richard.clark32.btinternet.co.uk/behead.html ; “Execution by beheading (Decapitation), http://www.capitalpunishmentuk.org/behead.html ; Timothy R. Furnish, “Beheading in the Name of Islam”, Middle East Quarterly, Spring 2005, s. 51-57.
Yazarlar
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları

















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.09.2024
9.09.2024
17.11.2022
6.11.2022
7.06.2019
26.12.2017
21.03.2016
13.03.2016
6.02.2016
28.02.2016