Halil BERKTAY
[10 Kasım 2015] Birinci soru. Politika neler empoze eder insana? Hele devrimci politika. Bir dâvâya topyekûn inanmak. Kendini tümüyle adamak. Herşeyini vermek, nefsinin suyunu çıkarırcasına. Fakat nereye kadar? Bir de uğrunda savaşılan ülkü yanlışlanırsa, çekilen onca acı tam bir trajediye dönüşür.
Yesenin, Mayakovsky, Nâzım
17 Ekim 2012’de eski Taraf’ta da yazmışım; “Ben kurtarıp kellemi nida ve sual işaretlerinden, / büyük kavgada / açık ve endişesiz / girdim safa” diyor Nâzım. Başka solcu şairlerde de var; sık sık, en küçük bir şüphe duymadıklarını vurguluyor; (Eluard veya Neruda gibi), kendilerini sorgulayan arkadaşlarına (à mes amis exigeants) komünist olmalarını açıklamak ve savunmak ihtiyacını duyuyorlar. Acaba neden? Hamlet’te Kraliçe Gertrude, “piyes içindeki piyes”teki kraliçenin (yani aslında kendisinin) âşıkına (yani eski kocasını öldüren şimdiki kocası Claudius’a) ilk başta direnip naz yapması üzerine, “bana kalırsa hanımefendi fazla itiraz nümayişinde” (Methinks the lady doth protest too much) diye bir cümle sarfeder. Orada ve dünyanın her yerinde, tarihin her aşamasında, hayır, asla olmaz diye çok yüksek sesle bağıranların, saklayıp bastırmaya çalıştıkları şeyler olduğunu düşündürür. Bana kalırsa, Nâzım’ın da aslında kafası “nida ve sual işaretleri”yle dolu olduğu için, karanlıkta ıslık çalarcasına bu kadar üstten konuşmaktadır. Sovyetler Birliği’nde geçen son yıllarında kahramanlık bravado’su bitecek; bütün kâbus ve hayaletler geri gelecek; kâh yalnızlık, kâh hayatının boşa gitmediğini sürekli doğrulama-doğrulatma çabası, en çok da ölüm korkusu biçiminde, satırlarında ve satır aralarında gezinecektir.
Aynı şeyi Mayakovsky’de de görüyoruz. İsveçli edebiyat tarihçisi Bengt Jangfeldt’in büyük Mayakovsky biyografisi İngilizceye de çevrilmiş; New York Review of Books’ta (24 Eylül - 7 Ekim 2015; cilt LXII, sayı 14) Michael Scammell’ın uzun ve çok övücü tahlilini geçtiğimiz haftalarda okudum ve tekrar okudum ve tekrar okudum (The Bad Boy of Russian Poetry [Rus Şiirinin Kötü Çocuğu], 86-90). Kitap da derin anlaşılan. Jangfeldt’ten hareketle Scammell inanılmaz canlı bir portresini çiziyor, 20. yüzyıl başındaki Rusya’nın, Pasternak, Akhmatova ve Tsvetaeva’ları bile kendine hayran bırakan bu en büyük lirik dehasının; daha ilk kitabında kendini “pantalonlarına sığmayan bir bulut” diye betimleyen ve 1.88 boyu, ağır siklet boksörünü andıran gövdesi , gök gürültüsünü andıran bas sesiyle hakikaten karşı durulmaz bir doğa gücü gibi çıkagelip, yolunun üzerindeki her güzel kadına âşık olan, kumarda parasını son kuruşuna kadar kaybeden, sonra da kendini İsa gibi resmettiği uzun İnsan şiirinin balyoz gibi inen yumruklarıyla, pardon mısralarıyla, matinelerdeki dinleyicilerini serseme çeviren bu çılgın delikanlının.
Derken bir an geliyor; 1917’de askere alınmak yerine Petrograd’da desinatör olarak çalışmakta olan Mayakovsky, olanca içgüdüsel isyancılığı ve bütün sınırları kırıp geçme arzusuyla aradığı herşeyi, gözlerinin önünde patlak veren Ekim Devrimi’nde buluyor (bulduğuna inanıyor). Parti ve hükümet gözetimindeki yazarlar birliğine katılıyor; iki yılını sırf ROSTA (Rus Telgraf Ajansı) için poster çizmek ve propaganda metinleri yazmakla geçiriyor. Siyasî şiirler, çocuk şiirleri, hattâ yeni kooperatifler için reklam manzumeleri bile kaleme alıyor. Scammell’ın ifadesiyle, “hemen sırf irade gücü sayesinde” kendini Devrimin şair-i âzâmı konumuna yükseltiyor. Bolşevikler için sayısız övgü döşeniyor. Öte yandan, İç Savaşta Kızılların zaferi ve Beyazların yenilgisini kutlamak için yazdığı 150,000,000 (= o sıradaki Sovyet nüfusu) Lenin tarafından “zırvalık, aptallık, çifte aptallık ve gösterişçi kendini bilmezlik” diye yerden yere vuruluyor; hattâ Lenin, eserin basılmasına izin veren Aydınlanma Halk Komiseri (ve Mayakovsky’nin arkadaşı) Lunaçarski’nin mecazi anlamda da olsa “kırbaçlanması gerektiğini” söylemeye kadar varıyor.
Mayakovsky başka ürünleriyle durumu toparlayıp resmî konumunu başarıyor gerçi. Ama Lenin’in hastalandığı 1922 ve öldüğü 1924’ten sonra bu sefer Stalin’in gözüne girmek, herhalde ciddi bir bedel ödetiyor insana. Giderek, bizzat kendi deyimiyle bir “günlük gazete şairi” haline geliyor. Popülarite açısından tek rakibi olan Sergey Yesenin (Esenin) 1925’te depresyona girip henüz 30 yaşındayken intihar ettiğinde, Mayakovsky ahlâken hayli utanç verici bir şey yapıp, bu diğer büyük lirik yeteneği “kötümserlik” ve “siyasal sapma”yla suçluyor. Oysa topu topu beş yıl sonra, yani 1930’da kendisi de hemen aynı nedenlerle henüz 37’sindeyken intihar edecek. Ve bu sefer, dönemin bir diğer çılgın delikanlısı diyebileceğimiz, daha 28’indeki Nâzım Hikmet siyasî doğruculuk adına berbat bir yazı döşenecek; şair olarak da, meydan okuyucu enfant terrible hayat tarzı bakımından da rol modeli olarak gördüğü ve Sol Fütürizmini uzun süre taklit ettiği Mayakovsky’yi “küçük burjuva zaafları”nın üstesinden gelememekle suçluyor. 1950’lerde ve 60’ların başlarında ise hayat, Mayakovsky’den aldığı intikamı Nâzım’dan da alacak, en başta işaret ettiğim gibi. Ama bu, hazırlamaya çalıştığım başka bir araştırmanın konusu.
Tekrar Mayakovsky’ye dönelim; 1920-30 arasında acaba ne fırtınalar kopuyor iç dünyasında? Bir yandan gerçek duygu ve düşüncelerinin yerine sahtelerini geçiriyor, diğer yandan bazen iki, bazen üç aşk arasında gidip geliyor ve her iki bakımdan paramparça oluyor. Kendisi de açıkça itiraf ediyor bunu. “Avazım çıktığı kadar” (At the top of my voice) şiirinden uzatmalı sevgilisi Lili Brik’e hitap ettiği bir bölümün, Rusçadan İngilizceye iki ayrı ama birbirine hayli yakın çevirisini vereceğim. Max Hayward ve George Reavey versiyonu: Agitprop / sticks / in my teeth too, / and I’d rather / compose / romances for you -- / more profit in it, / and more charm. / But I / subdued / myself, / setting my heel / on the throat of my song (The Bedbug and Selected Poetry, 1960). NYRB’deki makalesinde Michael Scammell’ın çevirisi: Propaganda / sticks in / my throat too, / I’d rather / scribble / you love poems -- / it’s more profitable, / has more charm. / But I / straitjacketed / myself, / stomped / on the throat / of my own song. Bunlardan hareketle benim kendi Türkçeleştirmem: Propaganda / benim de boğazıma takılıyor şüphesiz / ben de istemez miyim / sana aşk şiirleri yazmak / hem daha kârlı olur / hem daha zarif. / Ama tuttum kendimi / soktum bir deli gömleğine / türkülerimin sesini / kendi postallarımla çiğnedim.
Bu kadarı bile şairin dramını yansıtıyor zaten. Fakat aynı doğrultuda, Scammell’ın zikrettiği ama alıntılamadığı başka bir şiirinde öyle bir pasaj var ki, ben yıllardır okutuyorum 20. yüzyıl tarihi derslerimde. Şu, topuğuyla kendi hançeresine basarak özgün sesini susturma işinin nasıl cereyan ettiğini, gene bizzat Mayakovsky gözler önüne seriyor. Yeni Sovyet devletinin kültür elçisi olarak, yurtdışına çıkma özgürlüğüne sahip. Paris’e, Berlin’e, 1925’te Amerika’ya gidiyor. Dönüşte yazdığı “Eve/Yurda Dönüş” (Hayward-Reavey: Back Home; Scammell: Going Home) şiiri, Tony Judt’ın daPostwar’da [Tr. çev. Savaş Sonrası] Fransız aydınlarının “proletarya” karşısındaki aşağılık komplekslerine değinirken belirttiği gibi, bir entellektüelin parti ve devlet iktidarı karşısında mide bulandırıcı biçimde yerlerde sürünmesinin dip noktası. “Kendimi / mutluluk üreten / bir Sovyet fabrikası / gibi hissediyorum” diyor -- istermiş ki Gosplan (Sovyet merkezî planlama teşkilâtı) onun da yıllık üretim hedeflerini önceden saptasın; elinde yetki belgesiyle bir siyasî komiser, onunla birlikte “çağın düşüncesi”nin üzerinden geçsin; fabrika komitesi iş bittiğinde dudaklarını kilitlesin; nihayet Stalin Politbüro’ya rapor verirken, pik demir ve çelik üretimi gibi şiir hasılasına da değinerek “Sovyet Cumhuriyetleri Birliği’nde / şiir zevki / artık savaş öncesi / norm’ları aşmış bulunuyor” desin.
Evet, “Eve Dönüş”ün basılı şeklinin son dizeleri bunlar. Ve hakikaten diktatörlüğe biat, olursa bu kadar olur. Ama… aması var. Aslında Mayakovsky çok değişik ve propagandif değil tamamen özel, kişisel bir final yazmış şiirine. Ansızın kamusal sesini terkedip kendi içine, mahremiyetine dönmüş:Anlaşılmak istiyorum kendi ülkemde / ama anlaşılmasam da / ne yazar ki? Kıyısından geçerim / doğduğum diyarın / eğik yağan / bir yağmur gibi (Hayward-Reavey çevirisinde, I want to be understood by my country / but if I fail to be understood -- / what then? I shall pass through my native land / to one side, / like a shower / of slanting rain). Ne kadar ince ince, sızım sızım güzel! Ve beş yıl önceden, 1930’daki felâketi nasıl haber veriyor! Fakat herhalde beğenilmemiş (fazla “bireyci” veya “küçük burjuva” mı bulunmuş) ki, The Bedbug and Selected Poetry’nin (1960) editörü Patricia Blake’e göre “son anda” çıkarıp üstelik de o rezil Stalin yağcılığını eklemiş. Bir intihar notu gibi bıraktığı son şiirinde dediği gibi, bundan sonra “aşkın gemisi” nasıl “günlük hayatın kayalarına” toslamayabilir?
Mustafa Kemal/Atatürk
İkinci soru. Devrimi ve politikayı sanat ve kültür insanları böyle yaşarsa, liderler nasıl yaşar? Haydi diyelim ki Lenin ve Stalin’lerin, Mao’ların, Castro’ların bir büyük, çok sert çekirdekli teorileri ve onun etrafında örülmüş disiplinli partileri vardır. Bu iki unsura aidiyetleri o kadar yüksektir ki, nihaî zafere inançları tamdır; sırf bu misyonları var ve başka hiçbir şeyleri yoktur; yalnızlık çekmez, kendilerinden şüphe etmez, zinhar zaaf göstermezler. Ama ya, öyle bir teorik ve örgütsel “kalabalık” matrisine oturmuyorlarsa? “İşçi sınıfı”nı değil de (ister “millî” ister “küçük” olsun) “burjuvazi”yi temsil ediyorlarsa? Bu yüzden hem biraz fazla birey, hem de (bir önceki Tarihe dair düşünceler yazımda anlattığım nedenlerle) oldukça seçkinci iseler? Yönetmek sadece bir bölümüyse hayatlarının? Kendi kendileriyle o kadar özdeş, o kadar “eti kemiğine yapışık” değil de daha introspektif ve benliklerine mesafeliyseler?
Bu takdirde, özel ve kişisel olan ile kamusal olan arasında ne gibi bir açılım doğar? Liderlik herkes için değildir kuşkusuz. Ama politikanın mütehakkim elkoyuculuğu, lider açısından nasıl yaşanır? Ulu Önderin kültü ve karizmasının ardında ne yalnızlıklar saklanır?
Yıl 1933. Yesenin’in intiharından sekiz, Mayakovsky’nin intiharından üç yıl sonra. Sovyetlerde Stalin, Türkiye’de Mustafa Kemal (soyadı kanunun çıkmasına daha bir yıl var). Onuncu Yıl Nutku, biliyorsunuz, şu cümlelerle biter: “Türk milleti; Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını, daha büyük şereflerle, saadetlerle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim. NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!” İyi de, Mayakovsky’nin “Eve Dönüş”ünün son dizeleri gibi bu da kendisinin ilk tercihi değildir aslında. Elimizdeki elyazısı taslaktan başlangıçta ne yazdığını apaçık görebiliyoruz (vurgular benim): “Türk milleti; Bu söylediklerim hakikat olduğu gün, senden ve bütün medeni beşeriyetten dileğim şudur: Beni hatırlayınız!”
Kendini ele verdiği çok nadir bir andır. Ruhunun derinliklerini görebileceğimiz bir pencere açılır gibi olur: fanidir, yalnızdır, zamanın akışının son derece farkındadır (çünkü realist ve materyalisttir); herkes gibi “sonra”sını düşünür; sonsuzluğun içinde unutulmak değil hatırlanmak arzusundadır. Dahası, esaslı bir dünya ve Batı nosyonu da olduğu için, sırf Türkiye değil, bütün “medeni beşeriyet” tarafından hatırlanmak arzusundadır. Bu yüzden, gene Mayakovsky’de olduğu gibi ses tonu ansızın değişir; kamusal belâgatten çıkar, alçalır, kişisel bir ricaya dönüşür. Fakat ne çare, rahat bırakmazlar; resmiyetin aparatçikleri sökün eder. Böyle orijinallikleri anlamaktan âciz, liderin bu kadar bariz biçimde insanîleşivermesinden rahatsızdırlar. Hikmet Bayur’un bir yıl sonra, 1939’un 10 Kasım’ındaUlus’ta yazdığına bakılırsa, ilk kendisi, yani Bayur, “bireycilik” veya “küçük burjuva zaafı” demez tabii; sadece bu cümleyi “çok hazin” bulup “kaldırılmasını rica” eder. Spontaneite saniyesind kaybolur ve liderlik sanatı devreye girer; Mustafa Kemal önce bir işaret düşer; “hemen herkes aynı şeyi tekrarlayınca” çizip kaldırır; yerini o çok daha politik, kollektif, devletli, anıtsal “Ne mutlu Türküm diyene” alır.
Pencere kapanır; kamusal, bireysele bir kere daha üstün gelir. Hikmet-i devlet (raison d’état) öyle gerektirir. Ama bana en çok dokunan, yaklaştığım, anladığımı sandığım Atatürk, o “beni hatırlayınız” diyendir.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları






























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.03.2025
8.03.2025
8.03.2025
6.03.2025
10.02.2025
29.01.2025
25.01.2025
16.01.2025
24.12.2024
20.11.2024