Hasan Bülent KAHRAMAN
Son zamanlarda Sudhir Hazareesingh isimli benim İran asıllı sandığım ama kitabını okuduğumda Mauritius'tan olduğunu öğrendiğim bir Oxford hocasının kitabı yayınlandı:Fransızlar Nasıl Düşünür (How the French Think). Fransız düşüncesine, entelektüel hayatına hayli içeriden ve benimseyerek yaklaşan bir kitap. Ama bir o kadar da eleştirel. Hazareesingh görüşlerinin bir özetini daha sonra Guardian'da bir yazıda ele aldı ve makalesine Paris'te sol entellektüellerin buluştuğu 'Sol taraf artık taraf değil' (From left bank to left behind-asıl manası: sol yaka artık arkada kaldı) manasında bir başlık attı. Anlamışsınızdır: Fransa entellektüellerini ve onlar üstünden kazandığı evrensel etkiyi yitiriyor...
Bu konu tükenmez bir tartışma konusudur. Biter biter başlar. Beni de yakından ilgilendirir. İstediğim kadar Anglosakson eğitimi veren Ankara Koleji'nde okumuş olayım, istediğim kadar Amerikan üniversitelerinin rahle-i tedrisinden geçeyim 'akültürasyonum' Fransız'dır. Ne yapalım, gözümü açtığım evin kültürel dokusu öyleydi. Annem babam ellerinde Fransız romanlarıyla dolaşırken ben o edebiyata kayıtsız kalacak değildim ya! Kaldı ki, yetiştiğim o dehşet veren 1970'li yıllarda Marksizmi ancak Fransa üstünden takip edebiliyorduk. İngiltere'nin Troçkist geleneğine sonradan sonradan yönelebildim. Şunu da belirteyim ki, bu işlerle daha ciddi biçimde uğraştığım 1980'lerde Fransız toplumsal düşüncesinin büyük yapıtları öyle bugünkü gibi ortalığa saçılmamıştı. Bırakın Foucault'ları düpedüz bir edebiyatçı muamelesi gören Barthes'ın kitaplarını bile bulmak dertti. Sonra bu kültür, Amerika'da, Fransa'dakinden daha fazla etkinlik kazandı. Ama bu defa da Fransız kültürü öldü sloganları ortaya yayıldı.
Hiç o tartışmaya girmeyeceğim. Ama şunu da belirtmeden geçmeyeceğim: kim ne derse desin eğer Batı kültürü metodoloji ve analitik birikim olarak esas ise ki, bana göre haydi haydi öyle, o takdirde Fransız düşüncesi öldü vs. demeyi anlamlı bulamam. Bir gerilemenin olduğu muhakkaktır ve sebepleri malumdur ama Derrida her felsefecinin Platon'la hesaplaşması gerektiğini söylüyor muydu, ben de buna başka bir boyut ekleyeyim, her felsefeci bir ölçüde Descartes'ten başlayarak Fransız düşüncesiyle de hesaplaşmak zorundadır.
Geleceğim asıl nokta bu aydınlar meselesi. Fransa ve kültürel hayatı söz konusu olduğunda aydın konusunu düşünmemek olanaksız. Hazareesingh'den bir zaman önce de erken yaşta yitirdiğimiz Tony Judt, Kusurlu Geçmiş (Past Imperfect) kitabında çok muhataralı bir konuya girmiş ve Fransız entellektüel hayatının en civcivli yıllarını 1944-1956 arasını ele almıştı. O da gayet 'sorunlu' noktalara parmak basmıştı bu konuda.
İşin özü şu ki, dünyada entellektüel denildiğinde akla gelen ve tartışmanın başladığı ilk ülke Fransa'dır. Meşhur deyimle söyleyeyim: entellektüeller konusunda Fransa nezle olursa dünya zatürre olur. O bakımdan o ülkedeki entellektüeller eğer bir sorun yaşıyorsa bu tüm dünyada aynı sorunun büyüyerek yaşandığı anlamına gelir. Dolayısıyla, evet, bugün Fransa'da bir entellektüel sorunu var. Bu alandaki insanlar artık toplumu eskisi kadar etkilemiyor Fransa'da. Ama dünyanın geri kalan kısmında da böyle.
Bu durumu açıklayacak çok sayıda neden var. Dünya değişti, her şeyden önce. Ama çok zaman önce Fransız düşünür Foucault'nun eski 'evrensel aydın' tipolojisi bitti artık 'özgül aydın' (specific intellectual-kesinlikle özel değil, belirteyim; hatta çekinmesem buna 'kesin/kati' aydın da derim, 'specific'in esas manası budur) dönemi başlıyor saptaması önemliydi. Sartre'ın, Camus'nün hatta kusura bakmasın bizzat Foucault Bey'in temsil ettiği her şeyden sorumlu, her şeyle ilgili, toplumu yönlendirmeyi vazife edinmiş, 'bilen kişi', öncü kişi tanımlarını üstünde taşıyan aydın tipi sona eriyordu. Bu aydın öncelikle muhalifti, öncelikle soldaydı. (Sağ aydın olur mu sorusu uzun süre tartışıldı.) Dünyayı toplum adına dönüştürmeyi üstlenmişti. Özgül aydın ise belli bir konunun uzmanıydı (bu yüzden 'kesin aydın'...). Aradaki fark büyük ölçüde 'söylem' kavramıyla yani anlamın ve iktidarın buluştuğu yerle ilgiliydi. Bireysel yazar bir aydın olarak evrensel düzeyde insanlık adına konuşabilir ve kendi gerçeğini bu düzeyde öne sürebilirdi.
Oysa zaman değişti. Artık bilginin konumlanışı gerçek kavramının içeriğini kökünden değiştirdi. Somut bilimlerdeki gerçek siyasal veya toplumsal alandaki gerçekten farklıdır. Hal böyle olunca o bilgiyle yüklü kişinin evrensel insanlık adına bir doğruyu/gerçeği savunması söz konusu değil. Savunduğu gerçek belli bir alana aittir.
Foucault bu ayrımları Marksizmin ve 'sol aydın' anlayışının hayli etkili olduğu bir dönemde dile getiriyordu. Hem o düzlemden çok uzaklaşıldı hem de bugün mesela 'eleştirinin' hâlâ etkili olup olmadığını soruyorsak bu, özel aydın-evrensel aydın ikilemi bakımından ilginç bir sorudur. Eleştirmen kendi bireyliğindeki bilgiyi evrensel bir doğru olarak temellendirip sunan insandı. Oysa bugün gerçeğin çoğulluğu/göreceliği dönemini yaşıyoruz. Sosyal medya hiçbir şey yapmadıysa da bunu gerçekleştirdi. Tüm o bloglar, şunlar bunlar hep bu yöndeki gelişmeleri besleyen olgular.
Bütün bunlar hepsi yerli yerinde olgular ama meseleyi Türkiye'ye nasıl taşıyacağız? Bu soru yerden göğe kadar meşrudur. Çünkü, Türk modernleşmesi özünde 19. yüzyıl Fransız entellektüeli modeline bağlı olarak gelişmiştir. O 'bilen kişi', evrensel gerçeği kendinde saklayan toplum öncüsü, Tanzimat'tan bu yana yaşadığımız, Kemalist rejimde doruğuna çıkan aydın modelinin, rolünün ve işlevinin özüdür. Hatta bana kalırsa bu sürecin doruk noktasını 2. Meşrutiyet öncesindeki Genç Türk hareketi oluşturur. Bir Genç Osmanlı(dikkat 'Türk' değil...) olan Namık Kemal de aynı kategoridedir ama asıl Genç Türkler siyasal olanla evrensel olanı kendi nefislerinde bütünleştirip toplum öncüsü rolüne soyunmuşlardır.
Kemalist rejim de bunu kabul etti. Ama kısa bir süre sonra bütün otoriter rejimler gibi kendi 'organik aydınını' (deyim elbette Gramsci' babanındır) yarattı. Gerçek manasında aydın olan eleştirel insana yaşama hakkı tanımadı. Böyle olduğundan Kemalizm bir süre sonra kendi aydınlarını tahrip etme işine girişti. Siz, Nazım Hikmet'ten Yaşar Kemal'e, Kemal Tahir'den Çetin Altan'a, Necip Fazıl'dan Can Yücel'e kadar onca aydının hapislerden, işkencelerden, çilelerden geçmesini yoksa başka türlü mü açıklıyordunuz?
Bütün bunlardan sonra olan AK Parti yıllarına geldik. Kabul edelim ki, bu iktidar dönemi bizi bildiğimiz sistemin hatta gerçeklerin dışında bir alana, bir dünyaya taşıdı. Bunu büyük ölçüde gene kendi organik aydınlarıyla yaptı. Ama işin içinde daha ilginç bir boyut var.
Şu... Çok uzun bir süredir televizyonlarda yayınlanan programlarda AK Parti adına konuşan aydınlara bakıyorum. Elbette hepsi inandığı şeyleri söylüyor. Bunda kuşku yok. Ama ben gene de onların üstlendiği konularda cevap veren başka kanatlardan gelmiş diğer kişileri dinlediğimde arada ciddi bir fark oluştuğunu düşünüyorum. Etyen Mahcupyan'ın AK Parti hakkında yaptığı yorumlardaki derinlik ve gücün, geniş perspektifin AK Parti'nin veya muhafazakar demokrat kesimin organik aydınlarında bulunduğu kanısında değilim. Aynı şekilde diyelim Şükrü Hanioğlu'nun bir tarih konusunda yaptığı yorumla muhafazakar tarihçilerimizin yorumları, değerlendirmeleri arasında dünya kadar fark var. Hatta bu karşılaştırmayı yapmam bile abes ama kendimi anlatmak adına mecbur kaldım. Kısacası bu kesimin henüz aydınlarını yaratamadığını düşünüyorum.
Bunu açıklayacak sayısız gerekçe de sıralayabilirim. Belki bir gerekçe az önce anlattığım 'genel/evrensel aydın' tipinin sonuna gelmemizdir. Nesnel koşulları ortadan kalktığı için, diyelim, muhafazakar çevre sol aydına benzer bir organik aydın üretmeye çalışıyor fakat başaramıyor. Bu, üstünde durulması gereken bir sorunsaldır. Fakat sanıyorum daha önemlisi metodoloji ve evrensel kültür farkıdır. Varsın beni oryantalizmle suçlasınlar. Batı sistematik kültürünün içselleştirilmemesinin yerellik, içe dönüklük sendromlarını aşmaya izin vermediğini öne süreceğim. Evet, evrensel aydından vazgeçtik ama yerel aydın konusu da başlı başına dikenli bir konu. Bütün bütüne aydın olgusu tükendi deniyorsa bir şey söyleyemem, aklımın alacağı işlerden değildir. Ama aydın söz konusuysa oturup üstünde yeniden düşünmek gerek.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları

























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
19.08.2025
18.08.2025
17.07.2025
20.06.2025
13.05.2025
5.05.2025
6.03.2025
26.02.2025
13.02.2025
6.01.2025