Kemal CAN
İktidar bu hafta sonunu da “boş geçmedi”. İzmir operasyonu ve eski belediye başkanı Tunç Soyer’in tutuklanmasının hemen ardından, -neredeyse harf sırasını izleyerek- Adana, Adıyaman, Antalya ve Beylikdüzü belediye başkanları da gözaltına alındı. Kimsenin artık olayın siyasi boyutundan şüphe etmediğini biliyoruz ama hadisenin tam olarak “ne olduğunun” anlaşılması -ve göze sokma- için, gösteri iyice kabalaştırılmış durumda. Erdoğan daha on gün önce, “diğer belediyelerde de durum felaket” diyerek zaten işareti vermişti. Peşinden ağır medya cezaları “hazırlığı” ve yeni gözaltı dalgaları geldi. İktidar yanlısı gazete ve televizyonlarda, AKP’de 19 Mart sürecinin nasıl devam edeceği konusunda bazı tartışmalar yaşandığına ilişkin değerlendirmeler yapılmaya başlandı. Hafif yollu eleştiriler, atışmalar hatta suçlamalar dile getiriliyordu. Sonunda gelen talimat ve yapılan hamleler, hem gidişat hem de bu tartışmalar açısından açık cevap sayılabilir. Bu operasyonların, PKK ile silah bırakma konusunda bir mizansen hazırlandığı bilgisiyle, süreçler arasında nasıl bir ilişki kurulmaya niyet edildiğiyle ya da bölgesel-küresel gelişmelerle ilginç zaman örtüşmesi de var. Senkron açısından başka bir hadise de, “çözüm” ve “anayasa” komisyonlarının teşekkülü adımlarının yakında atılacak olması. Bahçeli’nin son grup konuşmasında öncelik meselesinin tekrar altını çizmesini de hatırlayalım.
Takip edenler bilecektir, ne 19 Mart sürecini ne son on yıla damgasını vuran iktidar stratejisini basit taktik hamlelerden ibaret ve “korkunun” tezahürü olarak gördüm. Sadece iktidar cephesinde olup bitenler değil, muhalefet içinde yaşananlar da, yaratılmak istenen genel siyasi dizaynın uzantısı. 2015’te kurulan yeni iktidar terkibi, 2016-17 düzenlemeleri (darbe-anayasa) ve 2018 sonrasındaki ipini koparan kutuplaştırma siyaseti, sadece rejimi değil onun yaslanacağı yeni siyasi vasatı yaratma hevesinde. Yapılan hamlelerin hepsini -konjonktürel etkilerin de katkısıyla- iktidarın sıkışması ve çaresizliğiyle açıklamak hala yaygın görüş. Bu konuda sağlam bir inat var. Ancak tasarladığının tamamını uygulamaya koymakta ciddi sıkıntılar yaşıyor ve düzenli destek erimesini durduramıyor olsa da, iktidarın adımlarının panikle atılmış (bütün düğmelere basmak) diye yorumlanması artık pek isabetli görünmüyor. On yıl süren ve durmadan düğmelere basılarak idare edilmeye çalışılan bir krizi seyretmekte olduğumuz fikri, hiç ikna edici gelmedi, gelmiyor. İktidarın bir yönetememe sıkıntısı ve meşruiyetini yüklemeye niyetlendiği çoğunluk hegemonyasını sürdürme sorunu olduğu çok açık. Fakat yapılanlar, bu durumu fark edememiş bir aymazlıktan ziyade, tam da zorunlu gidişatı yönetme biçimiyle ilgili.
19 Mart süreci neyi hedefliyor?
Bu genel tartışmayı daha dar alana -19 Mart sürecine- küçülterek bakınca da, yapılanların sadece taktik hamleler olarak ele alınmasının yetersiz olduğu düşüncesindeyim. Birinci indirgemecilik, 19 Mart’ın sadece İmamoğlu’nun önünün kesilmesi için yapılmış “aday” belirleme hamlesi olduğuna çok kolay ikna olunması. 2023’te de olanlar ve özellikle muhalefet tarafındaki gerilimin basit ve teknik bir “aday” tartışması olmadığı, bugün daha iyi anlaşılmış olmalı (ama pek değil). Şimdi de operasyonların ve muhalefeti sıkıştırma ataklarının yoğunluğu ve yaygınlığına bakılınca, “İmamoğlu’nun önünü kesme” hedefi için yapılanlar fazla gürültülü görünüyor. Yargının araçsallaştırılmasına ve diploma hamlesinin seyrine bakarsak, herhangi bir davadan kolayca çıkartılabilecek “siyaset yasağı”, meseleyi hemen ve hızlı biçinde çözebilirdi. Elbette seçim kazanmakla ilgili böyle bir gündem veya niyet var ama söylediğim eksiklik, her şeyin bundan ibaret sayılması. İkinci önemli eksiklik ise konunun diğer süreçlerle ve iktidar içindeki hakim blok rekabetiyle ilişkisini hiç dikkate almadan sadece kısa vadeli pragmatik gerekçelerle açıklamak. Bu durum, muhalefet aktörlerini de içine alacak biçimde bütün siyasi aktörlerin yeniden pozisyonlanacağı zemini tartışma dışında bırakıyor.
“Erdoğan, kendisini yenebilecek -‘tek aday’- İmamoğlu’nun karşısına çıkmasını istemiyor”. Bu cümle, kimsenin itiraz edemeyeceği, muhemelen hatta kesinlikle son derece doğru bir değerlendirme. Ancak bu doğru, hakikatin bütününü anlatmaya yetmiyor. (Bir doğru bulup, onu her şeyi açıklayacak kadar abartmak galiba) Erdoğan ve mevcut iktidarın, kendi beka sorununu, İmamoğlu’nun varlığından ibaret gördüğünü sanmak biraz tuhaf. Bütün yaşananlardan sonra, kolay ve kestirme formülü, “göze alamadıklarından yapamadıkları” iddiasının da pek geçerliliği kalmadı sanırım. Ancak bu yaklaşımın eksikliğinin daha önemli gerekçesi, iktidarın ayakta kalmakla ilgili meselesinin çok daha derin ve yapısal sorunlardan kaynaklanıyor olması. Kriz, “kazanacak aday bulunduğu için” ortaya çıkmadığı gibi, aday ekarte etmekle çözülecek gibi de durmuyor. En azından iktidar kanadındaki önemli odaklar meseleyi böyle görmüyor. (Erdoğan’ın onların arasında olup olmamasının da pek önemi yok) Gerilimin ve sertleşen çok boyutlu çatışmanın ilk aşaması, “çoğunluk hegemonyasını” kaybetmiş iktidarın, yeniden siyaseti elitler arası bir pazarlık zeminine çekme çabası. Hemen hemen bütün aktörler, yeni dizaynın gereksindiği pozisyonlara çekilerek ya da itilerek “masaya” gelmeye zorlanıyorlar. Yani olay yine “siyasetin belirleyici aktörü” mücadelesi.
Özgür Özel faktörü nasıl bir değişken?
19 Mart sonrasında, şimdiye kadar hesap dışında tutulan toplumsal dinamik, inadını açık taleplerle herkese gösterdi. Ancak bütün siyasi aktörlerin bu dinamiği dikkate alarak ilerlemek veya hesaplarını bu parametreye göre yapmak konusunda nihai kararlarını vermemiş oldukları görülüyor ya da umuluyor. Toplumsal itiraz, kendi niyetini ve kararlılığını ortaya koymuş olmakla birlikte hala kurumsal siyasetin önderliğini bekliyor ve henüz itici baskıyı artırmış değil. Özgür Özel CHP’si ise bu yeni duruma alışılmış reflekslerin dışında ve muhalefet kamuoyunu üzmeyen bir performansla cevap verdi. “Değişim kurultayı” ve “normalleşme” dönemindeki başarısız performans, iktidarın oransız kibri sayesinde ve pragmatik siyasi iletişimcilerin akıllarından kurtulunca bir anda “başka bir şeye” dönüştü. Özel, “kampanya siyasetinden” ve onun sürükleyicisi aktörlerin fiili müdahalesinden kurtuldukça “özgürleşti”. İlk anlarda bu hamleyi boğmak için sahneye çıkan iktidar destekli nifak faaliyetleri hem etkisiz kaldı, hem çabuk unutuldu. Fakat Özel performansının önünde durulamaz pozitif çıktıları ortaya çıkmadan önce muhalefet tarafındaki “kampanya siyasetçilerinin” fitneyi satın aldıklarını hatta sattıklarını unutmayalım. Leman hadisesinde, “ne söylemek lazım” siyaseti ile “ne söylemek yararlı” siyaseti arasındaki farkı net gördük.
Son operasyon sonrasında Özgür Özel’in doğrudan Erdoğan’ı muhatap alarak yaptığı çıkış ve yapılanlara dair değerlendirmesi gayet net: “Artık bu ülkeyi milletin rızasıyla yönetmek istemedikleri çok açık. Sandığı ortadan kaldırmak istiyorlar ve bunun provalarını yapıyorlar. (…) Adıyaman’a, Antalya’ya, Adana’ya saldırıyor; neden? Günlerdir bana yalvarıyor. ’Gel Ankara’da otur, Ekrem’i bırak’ diyor. ‘Yok 30 Eylül, yok 8 Eylül, gel partinin başında otur’ diyor. Senin icazetinle partinin başında oturacağıma namusumla Silivri’de Ekrem başkanın yanında yatarım seçime kadar. (…) İlk seçimde siz sepetlenene kadar hapiste yatmayı göze almışım ben. Bir yolu var susturmanın onu da anam, babam, evladım üzülmesine diye söylemiyorum. Yiyorsa sustur; o zaman bu millet sana ne yapacağını bilir.” (Uçak gazetecilerine hala birinci parti olduğu iddiasında bulunan Erdoğan’a cevap olarak) Madem birinci partisin gel. Aday da olabiliyorsun. Meclis’te erken seçim kararını aldıracağız. Sen birinci parti olsan parende atarak sandığa gidersin. CHP birinci parti her geçen gün farkı açıyor. (…) Meydanlardan kork kardeşim. O meydanlar şu anda prova yapıyor. 81 ilde sen fragman izliyorsun. Korku filmini izleteceğim sana”.
Fakat bu yaklaşımın Özel’in özel tutumu olmaktan ziyade, partinin hatta muhalefetin ortak tutumu olmasına daha hala yol var. Olay hala Özel’in kişisel performansı ve “helal olsun sana…” bağlamında ilerliyor.
Bu iş nereye doğru gidecek?
Bu arada diğer aktörler açısından da durum, izah ve idare edilebilir olmaktan uzaklaşıyor. En zorlu konum DEM’in. Yükselen gerilim, mücadele ve zorlamanın yaslandığı en temel mesele, “müzakere hangi düzlemde, kiminle ve kim adına yapılacak” sorusu etrafında biçimlendiği için çok sıkıntılı durumdalar. Çünkü çeşitli defalarda söyledikleri ve son operasyon sonrasında tekrar ettikleri gibi, “gelişmeler süreci sıkıntıya sokuyor” şerhi, elitler arası müzakere zeminini kabul etmiş görüntüsünü yumuşatmaya yetmiyor. Hele önümüzdeki günlerde Irak Kürdistan’ında yaşanacak mizansenin nasıl kullanılmak için talep edildiği ortadayken.
Bu konudaki kötü niyetli olduğu kadar, iyi niyetli uyarı ve eleştirileri de aynı pakete atmak zorunda kalan, “ama siz de o zaman hiç ilgilenmediniz, gereğini yapmadınız” savunması da giderek saçmalaşıyor. Hapisten çıkan Ümit Özdağ’ın kontrollü tutumu, “mitingden uzak durun” noktasına çok çabuk geldi. Diğer milliyetçi muhalefetin hamaset sığınağı, politika dışına kaçışın çıkış kapısı oldu. Merkez sağ veya muhafazakar demokrat iddiasının hak edilmemiş sahipliğine soyunanlar ise yine “hassasiyetler” hikayesi anlatma peşinde. Hapse atılan insanların hepsinin mangal yürekli dava adamları olmadıkları -zaten olması gerekmediği veya buna yaslanılamayacağı- ortada. Muhalefetteki “içeride hain” bulmayı ana misyon edinmişler, iktidarla uğraşmak yerine, “iktidara yardımcı olanlar” avında uzmanlaşıyor.
Önümüzdeki günlerde, iktidar bloku içinde de ilginç bazı gelişmeler görebiliriz. Yakın bir zamana kadar izlediğimiz -ve genellikle “içeriğinin boş olduğu” veya tasvip görmediği için olduğu varsayılan- 19 Mart operasyonlarının yeterince destek çıkılmaması durumu değişebilir. “Erdoğan bu konuda yalnız bırakılıyor” diye karnından konuşmaya çalışan trollerin çabası yetmediği için, herkesi artık bizzat “reis” talimatlandıracak gibi. Dolayısıyla önümüzdeki günlerde AKP’li isimlerin, bakanların, CHP konusunda çok daha yoğun tezvirat faaliyetine tanık olabiliriz. Konu, kamuoyu desteği sağlamak veya artık kolay değişmeyecek algıyı etkilemekten daha çok, iktidara sadakat gösterisiyle alakalı. Bu arada kafa karıştıracak “farklı kanat” dedikoduları da elbette hız kesmeyecektir. Biraz daha sertleşecek atağın nasıl karşılanacağına ve yürütülen çok taraflı pazarlık arayışlarının sonuçlarına bağlı olarak, iktidar cenahındaki “öncelik” tartışmaları da yeniden tetiklenebilir. Belki iktidar kanatlarının rekabeti de daha keskin hale gelir. Bu arada bir dip not olarak, iktidarın muhalefet içine dönük operasyonlarında göstermek istediği, gösterdiği hatta göze soktuğu pazarlıklar veya işbirliği odakları kadar, saklanan, iyi gizlenen veya sırasını bekleyen pek çok temasın sürdürülme ihtimalini de gözden uzak tutmamak gerekir.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları



















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.01.2026
5.01.2026
28.12.2025
21.12.2025
15.12.2025
1.12.2025
23.11.2025
16.11.2025
3.11.2025
26.10.2025