Murat Sevinç
Anayasasızlaştırma, anayasanın askıya alınması, hukuk devletinin sona ermesi, AYM’nin fiilen ortadan kaldırılması…
Türkiye’de anayasanın temel ilkelerinin canına okunması süreci geçen hafta mı başladı? Muhalefet partileri geçen hafta mı kuruldu? Ülkenin anayasası yıllardır her Allah’ın günü yok sayılırken, muhterem muhalefet partisi vekilleri, twit atmak ve hiçbir işlevleri olmayan TBMM çatısı altında soru önergesi vermek dışında ne yaptı? Bu noktaya gelinmesinde bir payları olduğunu düşünmüyorlar mı? Yoksa en kötü huyları, çok iyi kalpli olmaları mı!
Çeyrek yüzyıldır AYM üzerine okuyor, anlatıyor ve eleştiriyorum. Türkiye’deki her kurum gibi AYM de, başına gelenlerde büyük pay sahibi. Saygınlık rica ya da talep edilen değil, hak edilen bir konum. AYM uzun süredir saygınlığını zedeleyen kararlar ‘da’ veriyor. Korkunun ecele faydası olmadığını, herhalde iyiden iyiye fark ediyorlardır şimdilerde. Diğer kurumlar da er geç anlar.
AYM anayasaya girdiği 1961’den bugüne Türkiye demokrasisi için en önemli kurumlardan biri. 27 Mayıs öncesinde gündeme geldi, DP’nin son yıllarında muhalefet tarafından gerekli bir denetim organı olarak konuşulup görüşüldü, 1924 Anayasası döneminde iki-üç istisnai görüş (ve hâkim kararı) olmakla birlikte yargı organları ve akademi, ‘anayasa tarafından açıkça yetkilendirilmemiş yargının anayasaya aykırılık denetimi yapabileceğine’ ikna olmadı ve sonunda AYM, 1961 Anayasası’nda yer buldu.
O gün bugündür sağ siyasete dert olmuştur AYM. 1961’den bugüne Türkiye’yi, kısa süreler haricinde hemen her zaman sağ parti ve koalisyonların yönetmesi, derdin bir nedeni. Diğer nedeniyse, AYM’nin ‘yargısal aktivizmini’ zaman zaman hak ve özgülükleri güçlendiren değil, kısıtlayıcı biçimde sergilemesi.
İlk aşamadaki büyük talihsizliği, 1961 Anayasası’nın kendisini sahiplenmeyen iktidarlar elinde kalışıydı. AYM de bundan nasibini aldı. Türkiye merkez sağının/DP-AP çizgisinin kullanmayı çok sevdiği sözcüklerin bir kısmı, Celal Bayar’ın armağanıdır! Mahkeme, özellikle 1965 seçimleri ardından giderek ‘milli iradeye getirilen ortaklar’ klişesiyle anıldı. Bu tepkinin pek azının o ‘aktivizmden’, kalanının ise ‘denetlenmek ve sınırlanmaktan’ hiç hazzetmemekten, dizginsiz yönetme isteğinden kaynaklandığı kanısındayım.
AYM, zamanında Demirel ve Özal tarafından da eleştirildi. Buna mukabil günümüzden farklı olarak onlar her şeye rağmen, haklı ya da haksız, eleştiriydi. Anayasa yargısı yer aldığı tüm ülkelerde siyasetçileri kızdırır. Son derece doğal, çünkü onlar için çok önemli olan bazı yasaları uygulanır olmaktan çıkarır. İşlevine uygun biçimde siyaseti etkiler. Bu yüzden yönetenler AYM’ye atanan üyelerde belirleyici olmak için fırsat kollar. Kendi siyasi eğilimlerine uygun hâkimler olsun isterler. Bakın şu anda ABD’de Trump, vefat eden kadın hâkim Ginsburg yerine, giderayak bir üye atamak için kırk takla atıyor. Obama’nın son yılında üye atamasına engel olmuştu Senato. Anayasa yargısının mucidi ABD’de, baba Bush’un atadığı rahmetli hâkim Rehnquist’in oyuyla, oğul W. Bush başkan seçilmişti. Bu denli etkili olabiliyorlar.
AYM’ler siyasetçileri kızdırır, siyaset üzerinde etki yapar, eleştirilir vs. Ancak bu kadar. İçişleri bakanları ile muhatap olmaz, hakarete uğramaz ve hedefe konulmazlar. Mahkeme üyeleri saygın hâkimlerdir ve saygınlıklarının kaynağı konumları, kararları ve kuşkusuz o kararlara uyulmasıdır. ‘AYM kararına uymayan bir ilk derece mahkemesi’ cümlesini başka bir dile çevirirseniz, eğer o dillerin konuşanı ‘ileri demokraside’ yaşamıyorsa, hiçbiri ne söylemek istediğinizi anlamayacaktır.
Yinelemek gerekirse, Türkiye’deki ‘milli iradeciğin’ AYM’ye yönelik kızgınlığının asıl nedeni, ‘denetlenmek’ ve ‘sınırlanmak’ istememesi oldu. Altmış yıldır aynı sözcüklerle benzer cümleler kurmalarının nedeni bu. ‘Denetim sevmeme’ hali ise 1950’lerin DP’sinin ‘çoğunlukçu’ demokrasi yorumundan miras. Özcesi, “TBMM üyeliklerinin çoğunluğu bende, demek ki milli iradeyi temsil ediyorum, kim tutar beni!” 1961 Anayasası ile 1924’teki ‘egemenlik’ tanımın değiştirilip ‘meclisi, egemenliğin temsil edildiği organlardan biri’ haline getirilmesinin ve başkaca özerk kurumlar ile hakimler kuruluna yer verilmesinin gerekçesi buydu. Söz konusu organlar, önceki döneme tepki niteliğindeydi.
AYM geçmiş altmış yıl boyunca bir yandan özgürleştirici kararlar verip pek çok konuda anayasa aykırılığı giderirken, diğer yandan ‘müesses nizamın’ sopası işlevini de yerine getirdi. Burada sayılmasına imkan ve gerek olmayan gurur verici ve berbat kararlara imza attı. 12 Mart ardından, rejimin özellikle iki siyasi oluşuma tepkisi AYM eliyle belirginleşti ve TİP (Türkiye İşçi Partisi) ile MNP (Milli Nizam Partisi) bir refleks olarak kapatıldı. TİP’i sosyalistlikten değil, kongresinde Kürtler’e ilişkin aldığı bir karar nedeniyle ‘bölücülükten’, MNP’yi ise ‘laikliğe’ aykırılıktan kapattılar. Sonraki yıllarda Kürtler ve İslamcılara yönelik bu hat değişmedi. AYM sayesinde Türkiye kapatılan partiler mezarlığına dönüştü.
Çok gerekli ve olumlu kararların yanında; parti yasaklarından Kürt meselesine, kadın erkek eşitliğine, 2007’deki 367 kararına, bazı anayasa değişikliklerinin iptaline, türban kararlarından laiklik yorumuna, çok sayıda ‘eleştirilebilir’ karar verdi AYM. Ben de yirmi küsur yıldır eleştiriyorum. Ancak eleştiri, değerini görmeye engel olmamalı.
Üye yapısı 1961’den sonra 1982’de, 2010’da ve 2017’de değiştirildi. Şu anda, Anayasa’ya göre 15, geçici ve özel bir durum nedeniyle gerçekte 16 üyesi var. Üyelerin üçünü TBMM (yani çoğunluktaki iktidar partisi vekilleri!), kalan on ikisini cumhurbaşkanı seçiyor. Nasıl, sizce de hayli demokratik ve çoğulcu, değil mi! Efendim ABD’de de üyeleri başkan seçiyor ama… Öyle mi şark kurnazları! Nasıl seçiyor peki başkan? Bizdeki gibi mi? Bu konuyu yazı dizisi kapsamında anlatacağım, burada uzatmayayım.
AYM uzun süredir yalpalıyor. Özellikle 15 Temmuz sonrasında bir iki istisna dışında, iktidarı çok kızdıracak konularda anayasayı, AİHM kararlarını vs. görmezden gelebildi. Fakat bazen aykırılık, görmezden gelinemeyecek ya da laf kalabalığıyla geçiştirilemeyecek düzeyde olduğunda kızdırmayı göze alarak ‘olumlu’ kararlar da verdi.
OHAL KHK’leri sorununun bu hale gelmesinin müsebbibi AYM’dir. 1990’lardaki içtihatını değiştirip ‘inceleyemeceğine’ karar verdi. Bu yönde düşünen anayasa hukukçuları var kuşkusuz. Kendilerine hiçbir biçimde katılmıyorum. Bir KHK (yeni sistemde böyle bir kurum yok tabii), OHAL KHK’si ise incelenmez. Ancak OHAL KHK’si olarak önüne gelen metin, OHAL KHK’sinden başka her şeye benziyorsa, eski ve doğru içtihadına uyup incelemeliydi. Korkudan yapamadıklarını düşünüyorum.
İkincisi ve ilki kadar vahimi, AYM’nin 15 Temmuz ardından tutuklanan iki üyesi hakkında Ağustos 2016’da aceleyle ve belli ki büyük endişeyle verdiği ihraç kararı. Kararı oybirliğiyle aldılar ve bu utancın kendilerini ömür boyu takip etmesini dilerim.
Sonunda bir ağır ceza mahkemesi, AYM kararını bağlayıcı kabul etmeyerek (ki aynısını birkaç yıl önceki Şahin kararında da denemiş ve AYM’nin ikinci kararı ardından geri adım atmıştı!) onu yok saydı ve Anayasayı açıkça görmezden geldi. Anayasası uzun süredir askıda olan Türkiye bakımından büyük bir sürpriz değil bu karar, ancak kuşkusuz ciddi bir aşama. Artık kararları bazen bağlayıcı, bazen bağlayıcı olmayan bir mahkeme var orta yerde. Bu arada bir süre önce de (ihraç edilen hâkimlerle ilgili) AYM, AİHM kararını yok saymıştı!
Tahammül etmekte zorlandığımdan, muhalefetten gelen tepkileri tek tek anmayı istemiyorum. Ancak şunu hatırlatmak gerekli sanırım: Türkiye bu hale geçen hafta gelmedi. Hukuk devletinin ortadan kaldırılması, AYM kararının yok sayılması yeni değil. Türkiye’de hukuka aykırılık girişimleri, özellikle belli alanlarda sınanır. Bir adım atılır, tepki ölçülür ve ikinci adım gelir. Başta ‘sol’ olmak üzere muhalefet ve Kürtler’e yönelik uygulamalara (son yıllarda bunlara, FETÖcü oldukları gerekçesiyle ihraç edilenler eklendi) yönelik yaklaşım, genellikle olduğu gibi son zamanların da turnusolü oldu.
Bir haftadır Enis Berberoğlu kararı konuşuluyor ve son derece haklı tepki gösteriliyor. Karşı çıkanlarla aynı kanıdayım. Peki, ne eksik ne fazla, tümüyle aynı hukuksal konumda bir HDP’li siyasetçi olsaydı şu tepkinin onda birine tanık olur muyduk? ‘Olurduk’ diyen varsa, buyursun yazsın, ben de cevabını vereyim. KHK’lilere yapılanlar? Eeee… İmzacı akademisyenlerle ilgili ihlal kararının üzerinden bir yıldan çok zaman geçmesine karşın komisyon tarafından ciddiye alınmaması? Hımmm… HDP’li belediyeler? Yaaaa… Yıllardır yok yere cezaevinde tutulanlar? Aaaaa… Can Dündar’ın mal varlığına el konulması? (ki ‘müsadere’ Tanzimat Fermanı ile yasaklanmıştı!) Hıııı…
Peki Engin Yıldırım? Amaaaaaa… Hâkimler kararlarıyla konuşur canım! Bu konuyu da yazacağım yazmasına da, o ilkenin geçerli olduğu ‘iddia edilen’ memleketlerde mahkeme kararlarına uyuluyor şeker kardeşim. Dolayısıyla yüksek mahkeme hâkimlerinin çileden çıkıp tepki göstermelerine gerek kalmıyor.
Efendim Engin Yıldırım’ı Abdullah Gül atamış da, o yüzden danışıklı dövüşmüş de… Bir mahkeme üyesini, onun kararlarını ve karşı oylarını okumadan, atayan isme referansla eleştirmek, eleştiri değil düpedüz aptallıktır. Engin Yıldırım istifa etmeli öyle mi? Bravo, etmeli ki Erdoğan 12 yıllığına yeni bir üye daha atasın. Hakikaten bravo.
Engin Yıldırım, AYM başkanı içişleri bakanı tarafından olmadık ifadelerle hedef alındıktan bir hafta sonra, durup dururken değil, oybirliğiyle aldıkları karar alt derece mahkemesi tarafından tanınmadığı için tepki gösterdi. Tepkinin şekline şemailine katılmak zorunda değil hiç kimse. O twitte bir darbe iması olmadığını da orta zekalı herkes anladı zaten. Konu, Yıldırım’ın tepki göstermiş olması. Çünkü anayasayı birilerinin koruması, sahiplenmesi gerekiyor. Yıldırım’ın tepkisini değil, diğerlerinin sessizliğini konuşmalı. Kim koruyacak? Yıllardır kim umursadı ve korudu? Nedir yanıtınız?
Muhalefetin, şunca skandala rağmen, hayal dahi edilemez anormalliklerle yüz yüzeyken, hâlâ “Eyvah, ağızlarına laf verildi” telaşına kapılmasını, aklım fikrim almıyor. Vallahi almıyor. Allah bu memlekete yardım etsin.
Bir uyarı ve rica: Değerli yazar ve gazeteci arkadaşlar. Bizde ‘anayasa suçu’ diye bir kavram yok. ‘Anayasaya aykırılık’ (ki AYM tarafından giderilebilir) ve ‘anayasayı ihlal’ (TCK’de yer alan) var. Ama ‘anayasa suçu’ yok. Yok. Yok. Yok.
Yazı önerileri: Konu hakkında çok iyi yazılar çıktı, tekrar etmenin yararı yok. Aşağıya bırakıyorum.
Yazarlar
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları



























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025
30.10.2025
26.10.2025