Pelin CENGİZ

PROF. DR. ASAF SAVAŞ AKAT
Ekonomist ve akademisyenliğinin yanı sıra iş yaşamında da önemli görevlerde bulunan Asaf Savaş Akat, çeşitli şirketlerin yönetim kurulu üyeliklerini üstlendi. Aynı zamanda TÜSİAD üyesi de olan Akat, farklı üniversitelerde dersler verdi, çeşitli görevlerde bulundu. 1990’larda Cem Boyner’in öncülüğündeki Yeni Demokrasi Hareketi’nin kurucuları arasında yer aldı. Uzun yıllar Deniz Gökçe, Mahfi Eğilmez, Ege Cansen ve Taner Berksoy ile birlikte Ekodiyalog programını gerçekleştirdi. Daha önce rektörlüğünü üstlendiği Bilgi Üniversitesi’nin halen öğretim üyeleri arasında yer alan Akat, Vatan gazetesinde köşe yazıları yazıyor.
Küresel krizden bu yana Türkiye’nin geçirdiği süreci ve ekonomi yönetiminin aldığı kararları, bu hafta Asaf Savaş Akat ile konuştuk. Krizden büyüme açısından en kötü etkilenen ülkelerden biri olan Türkiye’nin, çıkışta en iyi performanslardan birini gösterdiğini söyleyen Akat’a göre, ekonomiye ilişkin “bilmece” de burada başlıyor. Türkiye’nin krizde ilk kez modern anlamda konjonktür politikası uyguladığını belirten Akat, kimi yerlerde doğru adımlar atılırken, kimi yerlerde hatalar yapıldığına işaret ediyor. Türkiye’de ekonomik büyümenin resmî senaryodaki gibi geri dönmemesi halinde, hem siyasi hem de teknik politika yapıcıların önünde ciddi açmazlar oluşacağına dikkat çeken Akat, büyümenin tekrar yükselmeme ihtimalini, resmî senaryoya kıyasla daha yüksek ihtimal olarak görüyor. Akat’a göre, ekonominin arzulanan canlanmayı göstermemesi, hem enflasyonun hem de büyüme hızının hiç alışık olunmayan düzeylere inmesi demek. Bunun keskin bir kriz olmadığını, yine yumuşak iniş senaryosu içinde yer aldığını ama yumuşak inişin “tatsız” bir versiyonu olduğuna işaret ediyor...
2009’da krizin en sıcak dönemlerinin ardından 2010’da ve 2011’de ekonomi yönetimi bir dizi kararlar aldı. Daha sonrasında ekonomide alınan bu kararların yansımalarını gördük. Genel olarak Türkiye’nin krizde gösterdiği performansı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Birinci gözlemim şu, Türkiye küresel krizde çok ağır bir resesyona girdi. Mali çalkantı anlamında bir teğet geçme gerçekten söz konusu oldu. Mali istikrar cephesinde işler iyi giderken, talep ve üretimde gerçekten büyük bir çökme oldu. İkincisi, bununla çelişen bir gözlem. Küresel krizden büyüme açısından en kötü etkilenen ülkelerden biri, çıkışta en parlak performanslardan birini gösterdi. Bunu, bir bilmece olarak söylüyorum. Burada bir tutarsızlık olduğu ortada. Eğer Türkiye ekonomisinin temeli kötü olduğu için 2009’da büyümesi krizden en çok etkilenen ülkelerden biri olduysa, sonra nasıl büyümede rekor kırdı? Kriz sonrası rekor kıracak kadar ekonomisi sağlamsa, krizde neden bu kadar ağır bir resesyon yaşadı? Türkiye’nin hoş taraflarından biri, böyle bilmecelere açık olmasıdır. Krizde Türkiye, ekonomisinde birden fazla ilk yaşandı. Mali istikrarın olması ve ekonominin küçülmesi, bunlar daha önce başımıza gelmezdi. Türkiye’de ekonominin küçüldüğü dönemler, çok ciddi mali istikrarsızlığın da olduğu dönemlerdi. Ekonomi küçülüyorsa kurda, faizde sorun vardır, zamlar birbiri ardına gelir vs. Bildiğimiz bir manzara. İkincisi, daralma mali çalkantıyla beraber geldiği için ve mali istikrarsızlığın bir yerde sonucu olduğu için, Türkiye, ekonomi daraldığında genişletici maliye ve para politikaları uygulayamazdı, hatta tam tersi, ekonomi daralırken bütçeyi ve para politikasını sıkmak zorunda kalırdı. 2009’da ilk kez konjonktür politikası uyguladı, yani ekonomi ve talep çökünce, maliye politikası gevşetildi, Avrupa’nın ve ABD’nin resesyonlarda yaptığı gibi bütçe açığı arttırıldı. Faizler, gecikmeyle de olsa düştü. Türkiye, krizden çıkışta ilk kez aktif makro konjonktür politikaları uyguladı, büyümenin gücünü de kısmen bunlar temin etti. Fakat, gevşeyen para ve maliye politikası ile gelen toparlanmayla beraber, çok akut şekilde yeniden dış açık gündeme geldi. Dış açık patlamasındaki nedenleri iyi görmek lazım. Türkiye ekonomisi hızlı toparlanmasının getirdiği ithalat sayesinde patladı fakat dünyada resesyonun devam etmesiyle, ihracatın da artmaması nedeniyle patladı. O asimetrik durum nedeniyle de dış açık patladı. Bunun böyle sürmeyeceğini görmek için kör olmak gerekiyordu. Sürdürülür büyüme ekonominin herhangi bir yerinde makro dengesizlik yaratmayan büyüme. Böyle bir dengesizlik yaratması halinde o dengesizlik daha sonra büyümeyi sürdürmeyi imkânsız hale getiriyor. Hatta mali istikrarsızlık getiriyor, o da uzun süren bir makro dengesizliğin faturasını ödeme sürecini tetikliyor. O anlamda bir ilk daha oldu. Nasıl 2009’da yavaşlamaya karşı bir politika tepkisi verilebildiyse, 2011 başında da hızlı büyümenin aldığı biçimin yarattığı makro dengesizliğe karşı o dengesizliği engelleyici bir politika tepkisi verildi. Özellikle dış dengede bir sorun olduğu zaman siyasi iktidarlar bu sorunu çözmeye değil, gidebildiği kadar götürmeye çalışır. 2011’de ekonomi politikası, krizdeki gevşemenin telafisi şeklinde oldu. Maliye politikasında yapacak fazla bir şey yoktu, hızlı büyüme bütçe açığını hızla düşürmüştü. Kamu borcu nispeten tekrar hızlı şekilde düşmeye başlamıştı. Buna mukabil para politikasında birtakım sorunlar birikmişti.
Neydi o birtakım sorunlar?
Bir tanesi kredi hacminde olağanüstü hızlı ve sürdürülmesi olanaksız bir genişlemenin ortaya çıkması. Bunun bir nedeni de, kriz sonrası Fed ve ECB’nin mevcut yapısal sorunların çözümünü zamana yaymak için ortaya saldıkları döviz likiditesinin mali piyasalarda risk primini düşürmesi ve TL varlıklarına olan talebi arttırmasıydı. Bankalar kredi veriyor, çünkü kolay para temin ediyor. O arada dışarıdan bulunan kaynak da TL’ye değer kazandırıyor. TL’nin değer kazanması hem tüketicinin hem firmanın reel gelirini arttırdığı ve ithal malları ucuzlattığı için, onları da harcamaya ve kredi almaya teşvik ediyor. Bunların üçüne birden müdahale etmeye yönelik bir para politikası arayışı başladı. Kredinin daha yavaş artmasını ve TL’nin de bir miktar değer kaybetmesini sağlayacaksınız. Orada da önemli bir sorunla karşı karşıya kalındı, kalınıyor. Para politikası deyince herkesin aklına faiz gelir. Faiz yükselince bunlardan sadece birini yapabiliyorsun. Kredi maliyetini yükseltiyorsun, fakat aynı anda TL’yi daha cazip hale getirdiğin için TL değer kazanıyor. Dış kaynak bankaların kredilerini de arttırıyor. Bu bir yenilik gibi sunuluyor, burada yeni olan enflasyon hedeflemesidir, eskiden bu yoktu. Merkez bankalarının esas işi kredi kontrolüdür. Kredi balonunun oluşması için kâğıt paraya ihtiyaç yok. Yeni değil, tam tersi esas işine dönmesidir. Yanlış bir teorinin külfetini sırtından atmasıdır. Bir taraftan doğrudan faiz dışı araçlarla, idari yöntemlerle bankaları zapturapt altına almaktır. Bunu yapabildiği takdirde faizi düşürerek, TL’nin cazibesini azaltma imkânına sahip oluyor. Faizi artık iç talebi, kredi hacmini kontrol etmek için kullanmıyoruz.
Bu anlattıklarınızdan “bunlar denendi ve başarılı oldu” sonucu çıkarabilir miyiz?
Kredi hacmi kontrol altına alındı, TL bir miktar değer kaybetti. Bunlar büyük geminin durması gibi zaman alıyor. Düğmeye bastıktan sonra fiilen insanların kararları alıp harcamalarına yansıtması ve bunun çarpan katsayısıyla ekonomiye yansıması altı ay bir yılı buluyor. TL’nin değer kaybı ithalatı pahalandırarak, kısmen ithalatı engelleyici bir etki yaptı. TL’nin değer kaybı, döviz kazanmayan sektörlerde çalışanların reel gelirlerini düşürdü. TL’nin değer kaybı dış pazarlardaki talep zorluğuna rağmen ihracatı arttıramasa bile kârlılığı koruyarak, ihracatçı sektörlere nefes aldırarak başka pazarlara yönelmesini sağladı.
Birkaç alanı birden baskılamış oldu...
Evet. Kurun dengesizliği düzeltme etkisi oldu, paralelinde kredi hacminin daralması buna eklenince o da iç talebi düşürdü, düşen iç talep artı kur etkisi ithalatı düşürüyor. O arada iki şey oldu. Bir, TL’nin değer kazanması enflasyon üzerinde bir maliyet katkısı yarattı; iki, iç talebin gevşemesi büyümeyi aşağı çekti. Nereden bakarsak bakalım, ekonominin basit kurallarından biri bu. Geçmişte bir hata yapmışsanız ve bu hatalar bir dizi dengesizliğe yol açmışsa, bunun bedava düzeltilme yolu yoktur, mutlaka bedeli vardır. Düzeltme sürecini ne kadar zamana yayarsan, külfeti o kadar azalır. Hızlı yaparsan daha ağır bedel ödersin. Zamana yaymanın hoş tarafı, maliyeti daha hazmedilir hale getirmek. Siyaseten de bu önemli bir şey. Düzeltmeyi zamana yaymanın da taşıdığı riskler var. Zaman belirsizliklerle dolu, tahmin edilmesi güç ve tatsız durumlar çıkarsa, o arada düzeltmeni yapmadığın için bu ileride çok daha büyük bedellere yol açabilir. Hızlı düzeltmenin gelecek belirsizliklere karşı kendini koruyabilme avantajı var.
İktidar sizce hangisini tercih etmişti?
Hükümet zamana yayma tercihini kullandı. Muhafazakârlık sadece kadının saçının gözükmesi, TV’de gösterilenlere karışılması, her yere cami dikilmesinden ibaret değil. Adı üstünde muhafazakârlık, böyle ani sert değişimi sevmemektir. Statükoyu, mevcudu mümkün olduğu kadar korumak... Hükümetin ideolojik çerçevesiyle uyumlu. Bu hükümetin, bu alanda radikal karar alması şaşırtıcı olurdu. İkincisi, dış açığın çok da düşmesi hedeflenmedi. Satır aralarında görülen, ekonomi yönetiminin Türkiye’nin yüzde 5- 6 gibi bir cari işlemler açığıyla uzun vadeli potansiyel büyüme hızını yüzde 5-6’da tutabileceğini düşündüğü... Yani, öyle bir makro denge olsunki, hem yüzde 6 büyüsün, hem yüzde 5-6 açık versin. Türkiye’yi olağan sayılabilecek doğrudan yabancı sermaye girişi var. Sıcak para hariç doğrudan ve uzun vadeli proje kredisiyle geliş olacaksa gelsin, dış açığı bu düzeyde tuttuğumuz sürece sürdürülebilirlik sorunu yoktur düşüncesi var.
Buraya kadar anlattıklarınız, kendi içinde tutarlı bir ekonomi politikasına işaret ediyor. Peki, riskler neler?
Riskler ve risklere verilen tepkiler, olup bitenleri çok etkileyecek. Bir bedel ödenecek, bunu söyledik. Kur yukarı gittiği için enflasyonun da bir miktar yukarı gitmesini kabul edeceksiniz. Biraz büyüme yavaşlayacak, biraz da enflasyon yükselecek. Ama hayat birazla olmaz. Enflasyonun nereye kadar yükselmesine izin vereceksiniz? Büyümenin nereye kadar düşmesine izin vereceksiniz? Dış koşulların ve kısmen şanssızlığın etkisiyle enflasyon, konan üst sınıra çıkarsa ne yapacaksınız? “Enflasyondan fedakârlık etmem” dediğinde, büyümenin konan sınırın altına düşmesine razı olacaksınız demektir. Püf noktası, ince ayarlarda kur ve enflasyon, kur ve büyüme çelişkisidir. Büyümeden ve enflasyondan bir miktar fedakârlık olacak, o arada dış işlemler açığı istenen düzeye gelecek, onun bedeli olarak da arzulanmayan iki şey yapılacak. Enflasyon yüzde 10.5’a, işsizlik yüzde 10’a çıkacak, büyüme 2’lerde olacak... Buna tepki verecek misin vermeyecek misin?
Merkez Bankası’nın kurdaki gidişat açısından aldığı kararlar doğru muydu?
Burada birkaç hata yapıldığını düşünüyorum. Merkez Bankası, kurdaki gidişat karşısında fazla tedirgin oldu. Kurun, mevcut büyüme hızında tahammül edebildiği enflasyondaki artış üst sınırının üzerine çıktığını düşündü ve kuru baskı altına alma yolunu seçti. Bunu da kredilere getirdiği idari tahditlere faizi de ekleyerek yaptı. Bu da büyümede istenen düzeyin altına düşmenin yolunu açtı. Neden hataydı? Çünkü, mevcut kamu maliyesi yapısı ve bütçe disiplini çerçevesinde, enflasyonun gidebileceği fazla bir yer yoktu. Yüksek enflasyonun gerisinde arz kökenli etkenler vardı, biri özellikle gıda olmak üzere. Gıdada trend dışı yükselişin devam etme ihtimali çok düşüktü. Geri dönme ihtimali gelecek dönemde vardı. O döndüğünde de enflasyon gerilemeye başlayacaktı. Ama bu riskler alınmadı, gereksiz bir kur baskısı sonucu fatura da büyümeye çıktı.
Türkiye ekonomisinin tüm cazibesi hızlı büyümesidir. Büyümeyi yavaşlatma kısa dönemde düşük maliyetli durabilir. Ancak, büyümenin yavaşlamasıyla beraber iç ve dış reel oyuncular açısından, büyümenin yavaş olacağı beklentisinin harcama kararlarında etkili olması, yavaş büyümenin yavaş büyümeyi getirmesi. Bu kapitalizmin en önemli özelliklerinden biridir. Büyümenin sihirli döngüsünü kırmanın maliyeti, ekonomi yönetiminin düşündüğünden çok daha yüksek olabilir.
Maliye politikası eylülde zamlarla sıkılınca, çok sert eleştirdim. Büyümenin gevşediği bir dönemde, kamu borç oranı yavaşlayan büyümeye rağmen düşerken, maliye politikasını sıkmak çok yanlıştı. Türkiye’nin şu anda ne borç ne de faiz sorunu var. İki sorunu var: Döviz kuru ve yetersiz büyüme. Enflasyona takılırsan, hata yaparsın. Hata olduğu da ortaya çıktı. Zamlara rağmen enflasyon yılsonu için yüzde 6.3’lere geriledi. Zamlar olmasaydı, yüzde 6’nın altına inecekti. Olayların seyri, mali politikasının sıkılaştırılmasına gerek olmadığını gösteriyor.
Bundan sonrası için değerlendirmeniz ne yönde olur?
Bu, sonuç olarak siyasi bir karar, sadece teknik bir olay değil. Ekonomi yönetiminin senaryosunun satır aralarını okuduğumuzda sonucun şu olduğunu görüyoruz. Bu yıl, son çeyrekten itibaren ekonomide yavaşlama duruyor, ekonomi tekrar canlanmaya başlıyor. Senaryoya göre, bu canlanma sonucu bir miktar dış açıktaki düzelme azalıyor. Ama enflasyon cephesinde fazla bir sorun olmuyor. O arada iyi koşullar olursa, Avrupa’ya ihracat canlanırsa, bu da büyümeye katkı yapıyor. Burada benim gibi büyümeyi önemseyenlerin korkusu şu: Son çeyreğe geldik ve canlanma işareti görünmüyor. 2013’ün ilk çeyreğinde de ekonomi canlanmadığı takdirde, siyasi otoritenin haklı olarak proje sahiplerine dönüp, “şimdi ne yapacağız” diye sorması gerekiyor. Büyümenin senaryodaki gibi geri dönmemesi halinde, hem siyasi hem teknik politika yapıcıların önünde ciddi bazı açmazlar oluşacak. Bu senaryoyu, büyümenin geri gelmemesi ihtimalini mevcut resmî senaryoya kıyasla daha yüksek ihtimal olarak görüyorum. Yılın son çeyreğinde ve 2013’in ilk yarısında ekonominin arzulanan canlanmayı göstermemesi halinde, teknik ve siyasi tepkinin ne olacağını öngöremiyorum. Bu, hem enflasyonun hem de büyüme hızının alışık olmadığımız düzeylere inmesi demek. Bu yumuşak iniş senaryosunun içinde ama yumuşak inişin tatsız bir versiyonu. Politik anlamda opsiyonları vardır, onlardan hangisi nasıl kullanılacak onu o zaman tartışacağız. Ya da Merkez Bankası ve ekonomi yönetimi bize gol atmış olacak. 2013’ü ilginç kılan şey şu: Resmî tahminlerin tutması, ekonomi yönetiminin planladığı gibi son çeyrekte olmasa bile, 2013’ün başından itibaren ekonominin canlanmaya başlaması ve talepteki artışın da üretimi arttıracak şekilde olması. Büyümenin hızlanması ve dış açığın çok büyümemesi. Bu, seçim öncesi ekonominin çarklarının dönmeye başlaması demek. Bu da kendi ivmesiyle yürür. Tersi olursa, ne tercih edecekler, göreceğiz. Bu da Türkiye’de ilk kez oluyor. Türkiye ilk kez iktisat politikası eliyle yavaşlama yaşıyor, sonra bu yavaşlama iktisat politikasının amaçlarını aştığı için tekrar hızlandırma yaşayacak. Bunu bir öğrenme eğrisi gibi düşünebiliriz. Elbette maliyetli; ama hep öyledir zaten.
[email protected]
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları




























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
8.03.2025
29.12.2024
14.10.2024
27.09.2024
23.08.2024
26.07.2024
21.05.2024
13.02.2023
10.02.2023
15.11.2022