Yasemin ÇONGAR
Yasemin Çongar’ın bu yazısı YA DA köşesinde değil, EX LIBRIS / DÜNYA BUNLARI OKUYOR adlı köşede yayımlanmıştır.
***
Bir tercih yaptın sen. Mucizeye fırsat tanımak istemiş olsan bile, bunun imkânsızlığını biliyordun sanırım. Bilerek atladın. Soğuk bir ölümü seçtin çünkü. Öyle değil mi?
İlâhiyatçı Mark D. Thompson, yirmibirinci asrın başında çaresizliğin en kuvvetli tezahürünü, sanatta, edebiyatta hatta popüler müzikte bile değil, bu tek fotoğrafta bulduğunu söyledi sonra.Boşluğa atlamakla, bilmeden bir karede dondurdun sen kendini, kendi sonunu sonsuz kıldın. “Çaresizliğin resmi” oldun. Öyle mi hakikaten? Her şey bundan mı ibaret? Söyle bana... Pırıltılı bir eylül sabahında kendilerini ve senin gibi hiç tanımadıkları, hikâyelerini hiç bilmedikleri binlerce insanı yakmayı seçen o esmer gençlerin öngördüğünden farklı bir ölüm istediğin için de atlamadın mı biraz sen? Dumanda boğulmaktan, ateşte kavrulmaktan, çelikte erimekten, imkânsız bir kurtuluş için çırpına çırpına önce kora, sonra küle dönüşmektense, hayatın boyunca seni rahmine doğru çeken yeryüzünün kudretine ilk kez büsbütün teslim ederek kendini, tek bir darbenin kesin hükmünü seçmiş olmadın mı? Boşluğun nefesinin içinden geçerek varacağın soğuk bir ölümü, sıcak bir sona tercih etmedin mi? Söyle.
Özgürlük ateşinden kimse müstesna değil
Bir eylül sabahında Dünya Ticaret Merkezi’nin Kuzey Kulesi’nden atlayarak ölümlerden ölüm beğenen o “çaresiz” adamla, on yıl sonra bir şubat sabahı süpürgelerini kapıp Tahrir Meydanı’nı temizlemeye gelen “muzaffer” isyancıları hangi duygunun birleştirdiğinin hikâyesi henüz yazılmadı. Ne de olsa “Arap Baharı,” tomurcukları dalında bir mevsim hâlâ; isyanın ağaçları daha meyve vermedi. 1961 Paris doğumlu Jean-Pierre Filiu’nun kitabını da bunu bilerek okumak gerek. Kısaca “Sciences Po” diye namlanan Paris Siyasal Etüdler Enstitüsü’nde hocalık yapıyor Filiu ve son dönemde daha ziyade İslam’ın küreselleşmeyle ilişkisi üzerine çalışıyor. Yeni yayımlanan The Arab Revolution: Ten Lessons from the Democratic Uprising (Arap Devrimi: Demokratik Ayaklanmadan On Ders) adlı kitabında Tunus’un, Mısır’ın, Libya’nın, Suriye’nin başkaldıran sokaklarının bize neler öğrettiğinin erken bir çetelesini tutmuş. Evet, “erken” ama Filiu’nun, bir gazete haberinin şipşak kutusu olabilecek kadar tezcanlı bir liste ve “turfanda” yorumlarla dokunduğu olgularda, zamanla sınanarak olgunlaşırken kuşkusuz yeni dönüşümler geçirecek olan hakikatin nüvesini yakalamak pekâlâ mümkün.
Öncelikle, bütün saçmalığına rağmen Batı düşüncesinde kendine yer bulabilmiş bir ezberin sonunun nihayet geldiğini tescil ediyor Filiu; Arap toplumlarını, demokratik idealin nüfuz edemediği bir güruh, devâsâ bir “istisna” olarak kabullenen köryargıyı tarihe gömerken, söz konusu özgürlükse, her halk gibi Arapların da bu ateşten müstesna olmadığını hatırlatıyor. Ayrıca, “Bir Müslüman sadece Müslüman değildir” diyor; herkes gibi bir Müslümanın da karakterinde, düşüncelerinde, hayallerinde illâ ki başka kimliklerin izlerini taşıdığı gerçeğini, bütün basitliği içinde, kimi kıraç zihniyete “yeni” gelebilecek bir tarzda muştuluyor. Orada durmuyor. Gençlerin öfkesi kadar, bu öfkeyi sanal âlemde buluşturup çoğaltarak sokağa döken sosyal ağların da, toplumsal dönüşümün motoru haline geldiğini, “Arap Baharı”nı gün be gün izleyen herkesin gördüğü gibi gören Filiu, belki herkesin görmediği ya da görse bile kavramsallaştıramadığı bir olguyu da masamıza bırakıyor ki, kitabının en önemli katkısı bu bence. Biraz da sosyal ağların bu eşitleyici ve yatay düzeyde örgütleyici gücü sayesinde, bugün artık devrimlerin “lidersiz” yapılabildiği bir çağdayız biz; The Arab Revolution’u okurken daha iyi anlıyorsunuz bunu.
Filiu’nun üzerinde durduğu diğer bir “ders,” barışçı eylemin etkisiyle ilgili. El Kaide gibi, dünyanın gördüğü gelmiş geçmiş en gözükara örgütlerinden birinin şiddet kullanarak yapamadığını, sadece sokağa çıkıp slogan atarak yapabilen Tunuslu ve Mısırlı gençler, cihadçı radikalizmi “İslam’ın ve Arap âleminin tarihinde bir paranteze dönüştürüyorlar” Filiu’ya göre ve El Kaide, İslamcı mücadele tarihinde bir “doruk” değil bir “sapma” halini alıveriyor.
Ziyaretçiler hücreme hayat getirirdi
Filiu’nun“Arap devrimlerinde domino etkisi aramayın” gibi epey tartışılabilecek bazı tezler de içeren derslerini burada bırakıp, size Ahmed Errachidi’yi anlatmak istiyorum. On yıl önce, benim bir yandan sarsıla sarsıla ağlarken, bir yandan da her şeyden çok karnımda büyüyen fasulye tanesi için korktuğumu bilerek ve bu yüzden kendimden utanarak çıplak gözle izlediğim vahşeti, Londra’nın kuzeydoğusunda, aşçılık yaptığı lokantanın karşısındaki bir café’nin televizyonunda seyretmiş Errachidi. “Dehşet ve şok içinde kalmıştık” diye hatırlıyor bugün; her şeyden çok kendisi için korkmanın aklına bile gelmediğini söylemeksizin.
1966 Fas doğumlu Errachidi’nin 2012’de Britanya’da yayımlanacak olan A Handful of Walnuts (Bir Avuç Ceviz) adlı hatıratından bölümler okuyorum şimdi. Mevsimlik “yeni yazı” dergisi Granta, son sayısını “Ten Years Later” (On Yıl Sonra) başlığıyla 11 Eylül saldırılarının yıldönümüne ayırmış; Errachidi’nin kitabından geniş bir bölüm de bu sayıda yer bulmuş kendine.
“Üç biraderin ölümünden sonra, beni 5 numaralı kampa taşıdılar” diye yazıyor Errachidi, “buradaki hücreler betondandı. Arka duvarın ortasında azcık ışık geçiren buzlu camdan bir pencere vardı. Pencerenin üst kenarında, kibrit çöpü başı büyüklüğünde bir yerde şeffaflaşıyordu cam. O küçücük noktadan dışarıyı görebiliyordum. Beton yatağın üzerinde ayakta durup, güneşe, mavi gökyüzüne, bulutlara, hatta kuşlara, ağaçlara, tepelere bakardım. Üç yılı tecritte geçirdikten sonra, bu güzel fırsattan ötürü şanslı hissederdim kendimi.”
590! Errachidi’nin Guantanamo’daki kimlik numarası bu: Beş yüz doksan. Dünya, daha doğrusu dünyanın büsbütün sağırlaşmayı reddeden küçücük bir azınlığı onun adını ilk kez, 2006’da, avukatı Clive Stafford Smith’in Guardian gazetesinde, yukarıda bahsi geçen üç mahkûmun ölümü üzerine yazdığı makale sayesinde duydu. O üç mahkûm tecritte intihar etmişti; Errachidi’nin de aynı sonu seçmesinden, hızlı bir ölümü, her gün azar azar ölmeye yeğlemesinden çekiniyordu Smith.
A Handful of Walnuts, çift kutuplu bir aklı olan, yani hayatı birbirini izleyen manik ve depresif dönemlere ayrılmış bir halde yaşayan Errachidi’nin, 11 Eylül saldırıları sonrasında, 2002’de Bannu’da Pakistanlı ajanlarca Amerikalılara satılmasından 2007’de mahkeme kararıyla değil, kamuoyu baskısıyla serbest bırakılmasına kadar, hakkında hiçbir adlî süreç işletilmeksizin geçirdiği mahpusluk dönemini anlatıyor. İlkin kendi böğründen taşıp, bir işkencehanenin taş duvarlarında yankılanan “Ne isterseniz söylerim” çığlığının dilden dile taşınırken aldığı halden ibaret olan “Usame Bin Ladin’in tepe generali” tevatürü dışında niye orada tutulduğunu hiç bilmemiş Errachidi; ne ilk başta anlamış “suçunu” ne Fas’taki ailesinin yanına döndükten sonra.
Errachidi, kitabının önsözünü de yazan İngiliz avukat Smith, kendisine başından beri inandığı ve Londra’da on sekiz yıl aşçılık yaptığını, 2001 sonunda küçük oğlunun kalp ameliyatı için para bulmak umuduyla ucuz gümüş alıp dönüşte pahalıya satmak üzere Pakistan’a gittiğini, o sırada Afganistan sınırındaki kamplarda mültecilere yemek pişirdiğini, bu esnada iki kez de sinir krizi geçirdiğini uzun bir takip sonrasında belgeleriyle kanıtlayabildiği içindir ki, yaşıyor bugün. A Handful of Walnuts, hayatın hepimizin başına gelebilecek tuhaf tesadüfleri, aklın hepimizin aklına bir parça musallat olan müzmin tereddütleri ve başkalarının hepimiz hakkında her an, her makamdan sürdürdükleri usul terennümleri hiç umulmadık bir noktada kesiştiğinde, herhangi birimiz gibi bir insan olan Errachidi’nin, kendini nasıl “azılı bir El Kaide militanı” olmadığını kanıtlamak zorunda bulabildiğinin hikâyesi. Errachidi’nin beyninde ve etinde hissettiği acıyı, çaresizliği, hiçleşmeyi okurken sizin de kibriniz kırılıyor, insanlığınız içinize ağır gelmeye başlıyor sanki, dudaklarınızdaki o teklifsiz tebessümü çiğneyip tükürmek istiyorsunuz.
“Ziyaretçiler” başlıklı bölümde, “Her yemekten sonra, günde üç kez gelirlerdi” diyor Errachidi, “Onları sabırsızlıkla beklerdim. Onlarla otururdum, refakatleri mutlu ederdi beni. Saatler geçirirdik birlikte ama hiç sıkılmazdım. Gelir ve bana hayatın bitmediğine dair bir ümit getirirlerdi. Ne zaman onları görsem, rahatlardı içim. O kadar sessiz yürürlerdi ki, muhafızlar onların orada olduğunu bilmezlerdi.”
Böyle diyor ve çok geçmeden, “Muhteşem karınca milletinden bahsediyorum” diye açıklıyor durumu: “Bu güzelim yaratıklar beni çelik hapishanemde ziyaret ederlerdi... Onlar için gizlice bir köşede yiyecek saklardım.” Gerisi, Errachidi’nin, yuvarlak kısmı yukarı gelecek şekilde, hücrenin zeminine bıraktığı yarım bir yer fıstığının altına girip, sessizce içini kemiren karıncaların, sonra hiçbir şey olmamış gibi, fıstığın kabuğunu orada öyle bırakıp gitmelerinin hikâyesi.“Bilmeseniz, o kabuğun içinin boş olduğunu asla anlamazdınız” diyor Errachidi, “Bunu çok eğlenceli bulurdum... Karıncalar ziyaretime gelince, ölüm hücreme hayat girerdi.”
Tercih hakkını yaratmaktır özgürlük
Errachidi’nin hatıratını okuduktan sonra, Filiu’nun “Arap Baharı”ndan çıkardığı derslerde eksik bir vurgu var gibi geldi bana. Tunus’ta, Mısır’da, Libya’da, Suriye’de, bir yandan da, asırlardır kırılmış bir gururun tamirine tanık oluyoruz belki de biz. Tek tek bireyler ve halklarla birlikte bütün bir kavim, benliğini yeniden inşa ediyor sanki. İlk kez tercih hakkını yaratarak yapıyor bunu. Ölümüne başkalarının çoktan karar verdiği bir dünyada, gökdelenin tepesinden atlamakla, nasıl öleceği konusunda son bir tercih kullanan o gururlu adam gibi, Arap gençleri de nasıl yaşamak istedikleri konusunda ilk kez bu kadar kararlı bir ses yükseltiyorlar. Özgürleşmek de bu değil mi zaten? İnsanın gururunu tek parça tutan şey, son tahlilde tercihleri değil mi? Ona hiçbir seçenek bırakmayan bir ölüm hücresinde, dört ayaklı ziyaretçileriyle sırdaşlık ederek ümitlenebilen bir adamın her şeye rağmen hayata tutunma tercihi, başlı başına bir gurur, bir özgürlük manifestosu değil mi aslında?
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları


























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
5.12.2013
24.09.2013
27.07.2013
29.05.2013
1.04.2013
8.12.2012
1.12.2012
17.11.2012
10.11.2012
3.11.2012