Ayşe HÜR
Gazetelere göre, yeni devletin adı 'Türkiye Halk Cumhuriyeti' veya 'Türk Halk Devleti' olacaktı.
Bundan 89 yıl önce, uzun bir seçim sürecinden sonra 11 Ağustos 1923 günü Meclis açılmış, iki gün sonra Meclis Başkanlığı’na oybirliğiyle Mustafa Kemal seçilmiş, aynı gün Lozan görüşmeleri sırasında İsmet Paşa ile ters düşen Rauf Bey başbakanlıktan çekilmiş ve yerine Mustafa Kemal’in yakın arkadaşı Ali Fethi (Okyar) Bey getirilmişti. Mustafa Kemal’in tüm üyelerini elleriyle seçtiği (kendi tabiriyle) ‘kız gibi Meclis’ 23 Ağustos’ta Musulsuz Lozan Barış Antlaşması’nı onaylayarak (yine de 14 ret oyu vardı) Mustafa Kemal ve ekibini büyük bir dertten kurtarmıştı.
Neue Freie Presse’nin haberi
23 Eylül 1923 tarihli Neue Freie Presse adlı Avusturya gazetesinde çıkan bir haber Lozan tartışmalarına nokta koydu. Habere göre Mustafa Kemal, basında Teşkilat-ı Esasiye’de (anayasa) tadilat yapıldığına dair haberler hakkında “… bütün bu tadilat cumhuriyet esasına müteveccih (yönelik) olacaktır. Türkiye hal-i hazırda olduğu kadar istikbalde de daha fazla demokratik bir cumhuriyet olacaktır. Hiçbir suretle Garp cumhuriyetlerinin sisteminden farklı olmayacaktır. Türkiye’nin bu cumhuriyetlerden ayrıldığı bir şekil meselesinden başka bir şey değildir” demişti.
Gazeteler, tartışmaya adeta balıklama daldılar. Gazetelere göre, yeni devletin adı ‘Türkiye Halk Cumhuriyeti’ veya ‘Türk Halk Devleti’ olacaktı. 27 Eylül günü bu demecin resmen doğrulanmasıyla kamuoyunda ateşli bir tartışma başladı. 7 Ekim’de İstanbul basınını ‘ortalığı velveleye vermekle’ suçlayan Yunus Nadi’nin Yeni Gün gazetesindeki sorulu cevaplı makalede “Hayır, cumhuriyet ilan olunmayacaktır. Zaten mevcut olan idarenin cumhuriyet olduğu söylenecektir” denirken, 8 Ekim tarihli Tevhid-i Efkâr’da Velid Ebuzziya “İstanbul’a Türk ordusunun girişi şerefine rica ediyoruz, hükümet sürekli münakaşa ve mücadele siyasetini terk etsin, Cumhuriyet mi yapacak, başka bir hükümet şekli mi yapacak, ne yapacaksa yapsın ve olumlu bir çalışma dönemi açsın” diyordu.
13 Ekim’de Ankara başkent ilan edilirken, toplum Cumhuriyetçiler ve Lâ Cumhuriyetçiler (Cumhuriyet karşıtları) diye ikiye bölünmüştü. Cumhuriyetçiler ‘Amerikanvari’, ‘Fransızvari’ ve ‘Türkiye tarzı’ diye üçe; Lâ Cumhuriyetçiler ise ‘Hâkimiyet-i Milliyeciler’ ve ‘İttihatçılar’ diye ikiye ayrılıyordu. Gazeteler uzun uzun Fransız ve Amerikan sistemlerinin analizlerini yapıyorlar, eksilerini ve artılarını sayıyorlardı. Kimine göre Fransız sistemi, kimine göre Amerikan sistemi ‘daha demokratik’ idi. Yazılardan anlaşıldığı kadarıyla o günün siyasileri bu iki sistemi de çok iyi tanıyorlardı. Yine anlaşılıyordu ki, rejimin adından çok içeriği önemliydi. Çünkü 1 Kasım 1922’de Saltanat’ın kaldırılmasından beri siyasi elitler arasındaki en büyük endişe, Mustafa Kemal’in bütün yetkileri üzerinde toplayarak diktatörlüğe gitmesiydi. Nitekim bu tartışmalar sürerken, Mustafa Kemal kendisine yakın milletvekillerini Halk Fırkası (HF) adı altında toplamış ve fırkanın başına geçmişti. Ama bütün bunlar hakkında Mustafa Kemal’in düşüncelerini öğrenmek, daha doğrusu sesini bile duymak mümkün olmamıştı. Çünkü o, İstasyon Binası’nda ‘Mütehassıslar Encümeni’ adı altında bir araya getirdiği yakın adamlarıyla rejime kendi istediği şekli vermekle meşguldü.
Cumhuriyet istasyonda mı doğar?
Tevhid- Efkâr’ın 19 Ekim tarihli nüshasında “Bizim bildiğimize göre cumhuriyet istasyon binalarında değil, millet meclislerinde doğar. İstasyon binasından ise olsa olsa tren çıkar. Yeni cumhuriyet istasyonda hazırlandığı için bir sürat katarı gibi azami şiddetle ortaya atıldı” derken haklıydı çünkü sorun sadece cumhuriyet tartışmalarının Meclis’te değil de, ‘zevat-ı mutade’ diye anılan Mustafa Kemal’in dar çevresinde ele alınması değildi. Milli Mücadele’nin önemli adamlarından Rauf (Orbay) Bey, 4 Ağustos’ta Ankara’dan ayrılıp önce Sivas’a sonra İzmir’e geçmiş, Refet (Bele) Bey ve Dr. Adnan (Adıvar) Bey’le buluşmuştu. Milli Mücadele’nin kahraman komutanı Kazım Karabekir Paşa, görevli olarak bulunduğu Sarıkamış’tan ayrılarak, İstanbul’a gelmek üzere Trabzon’a doğru yola çıkmıştı. Bir diğer önemli komutan Ali Fuat (Cebesoy) Paşa TBMM İkinci Başkanlığı görevinden istifa dilekçesini vermişti. Kısacası, taraflar ‘cephede’ yerlerini almaktaydılar.
Suni hükümet krizi
İşte tam bu sırada, Mustafa Kemal’in has adamlarından hükümet başkanı Ali Fethi (Okyar) Bey aynı zamanda üstlendiği Dahiliye Vekilliği’nden yorgunluk gerekçesiyle istifa etti. CHF grubunun Mustafa Kemal’e danışmadan, Rauf Bey’i Meclis İkinci Başkanlığı’na, Erzincan Mebusu Sabit Bey’i de Dahiliye Vekilliği’ne seçmesi, Mustafa Kemal tarafından bir hükümet krizine dönüştürüldü ve Mustafa Kemal’in baskısıyla hükümet 27 Ekim’de istifa etti. Bunun üzerine o ana kadar Ankara’da kalan Ali Fuat Paşa da İstanbul’a doğru yola çıktı.
Muhalefetin ağır toplarının Ankara dışında olduğu 28 Ekim gecesi, Mustafa Kemal, İsmet Paşa, Milli Müdafaa Vekili Kazım (Özalp), eski Kolordu kumandanlarından Sinop Mebusu Kemalettin Sami ve Milli Mücadele Kocaeli Grubu Kumandanı Halit Paşa, Rize Mebusu Ekrem ve Afyon Mebusu Ruşen Eşref Bey’i Çankaya’da yemeğe alıkoymuş ve tüm yemek boyunca dalgın ve sessiz duran Mustafa Kemal, birden “Yarın cumhuriyet ilan edeceğiz” demişti. Daha sonra diğer misafirlerini uğurlamış, İsmet Bey’le ikisi, ertesi gün sunulacak teklif üzerine çalışmışlardı.
29 Ekim Pazartesi günü saat 10.00’da toplanan CHF grubunun yeni hükümeti kuramamasıyla başlayan tartışmalar, Mustafa Kemal’in 13.30’da kürsüye çıkarak “eksiklik ve yanlışlığın uygulanmakta olan usul ve şekilde olduğunu, bunun da ancak cumhuriyet idaresi ile giderilebileceğini” söylemesiyle yeni bir merhaleye girdi. Konu Meclis’e taşındı ve bir dizi başka oylamadan sonra, saatler 20.30’u gösterdiğinde Mustafa Kemal’in hazırladığı değişiklik önergesi Antalya Milletvekili Rasih (Kaplan) Hoca’nın “Din bakımından da en muvaffık hükümet şekli cumhuriyettir” diye biten ateşli konuşmasından sonra, ‘Yaşasın Cumhuriyet!’ haykırışları arasında oylamaya katılanların ‘tümü’ tarafından kabul edildi.
Durumun tavzihi
Önergede dikkati çeken husus, ‘Cumhuriyet’in ilanından’ değil, ‘Türkiye Devleti’nin hükümet şeklinin cumhuriyet olduğunun açıklığa kavuşturulmasından’ (kullanılan terim ‘tavzih’tir) söz edilmesiydi. Tavzih işi, anayasanın 1. maddesine “Türkiye Devleti’nin şekl-i hükümeti cumhuriyettir” cümlesinin eklenmesiyle yapılmıştı. Ancak hemen ardına, daha önceki metinde olmayan “Türkiye Devletinin dini, din-i İslamdır, resmi lisanı Türkçedir” şeklinde yeni bir madde getirilmişti. Bunun muhafazakâr kesimlere verilmiş bir sus payı olduğu açıktı. Ayrıca ‘cumhurbaşkanlığı’ konusuyla ilgili iki yeni madde ile bazı maddelerde de değişiklikler yapıldı.
Kanun, yoklamasız oylandığından oylamaya kaç kişinin katıldığı, dolayısıyla kaç kişinin oyuyla rejimin ‘cumhuriyet’ olduğu bilinmiyor. Ancak, bundan sonra cumhurbaşkanı seçimine geçilmiş, oturumu yöneten İsmet Bey sonucu şöyle açıklamıştı: “Türkiye Cumhuriyeti için yapılan intihapta reye iştirak eden azanın adedi 158’dir. 158 aza, müttefiken Ankara mebusu Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’ni Cumhuriyet Riyaseti’ne intihap etmişlerdir.”
Bu sayı rejimin adını koyan kanunun oylamasına katılanların da sayısı olmalıdır. Ancak İsmet Bey, ‘çekimser’ veya ‘ret’ oyu verenlerden söz etmediğine göre, Mustafa Kemal kendisine oy vermişti. Şevket Süreyya Aydemir Tek Adam (C.III) adlı eserinde “159 kişi oya katılmış ve 158 oyla Gazi Mustafa Kemal oybirliğiyle Türkiye Reisicumhurluğu’na seçilmişti. Çekimser kalan tek oy Mustafa Kemal’in oyu idi” diyerek, bu garabeti gidermeye çalışacaktı. Ama asıl garabet, Cumhuriyet’in ilanı oylamasına, TBMM’nin kâğıt üzerinde 286, fiilen 270 üyesinden sadece 158 veya 159’unun katılmasıydı. Meclis’in tüm üyelerinin bizzat Mustafa Kemal tarafından seçilmiş olduğu düşünülünce fire büyüktü. Öte yandan böyle önemli bir anayasa değişikliğinin salt çoğunluktan biraz yüksek bir oyla yapılması da anayasal teamüllere aykırıydı.
Sabaha karşı 101 pare top atışı
Mustafa Kemal’in teşekkür konuşmasını Afyonkarahisar Mebusu Kamil Efendi’nin okuduğu dua izledi. Ankara halkı, olayı gece atılan silah ve havai fişeklerle öğrendi, ama İstanbul’da kutlamalar, 30 Ekim günü sabaha karşı 3’te Selimiye’den atılan 101 pare top atışıyla yapıldığı için halk büyük korku yaşadı.
31 Ekim günü, Halife Abdülmecid Efendi, Mustafa Kemal’e, dedesinin hükümdarlığını ima eden ‘Abdülmecid bin Abdülaziz Han’ imzalı kuru bir tebrik telgrafı gönderdi. Mustafa Kemal de kendisine aynı kurulukta teşekkür etti. Aynı gün İstanbul’daki Vatan ve Tevhid-i Efkâr gazetelerini ziyaret eden Rauf Bey, Cumhuriyet’in kendilerinin yokluğunda alelacele ilan edilmesinden duyduğu şaşkınlığı belirttikten sonra, olayın İttihatçıların Merkez-i Umumi kararlarına benzediğini ima etti ve hükümetin bu acelenin haklı ve mantıklı gerekçelerini açıklamasını beklediğini ekledi.
13 Ekim’de Sarıkamış’tan ayrılan, Cumhuriyet’in ilanını Trabzon’da iken top atışlarından öğrenen Kazım Karabekir, 10 Kasım’da İstanbul’a vardıktan sonra şu açıklamayı yapacaktı: “Cumhuriyet şeklinin memleketleri yükselten bir şekl-i idare olduğu şüphesizdir. Şahsi saltanatların aleyhdarıyım.” Rauf Bey, Refet Bele ve diğerleri İstanbul’da kalırken, Kazım Karabekir 15 Kasım’da Ankara’ya gelmiş ve Mustafa Kemal’i ziyaret etmek istemişti, ancak hastalık mazeretiyle huzura alınmamıştı. (Mustafa Kemal 1927’de okuduğu Nutuk’ta, bu kararı alırken arkadaşlarına danışma gereği duymadığını çünkü onların da kendisi gibi düşündüklerine emin olduğunu söyleyecekti.) Bu tarihten sonra, ‘cumhuriyet’ tartışmaları, yerini hilafetin kaldırılması tartışmalarına bırakacak, bu tartışmalar aralık ayının sonunda Cumhuriyet’in ilan şeklini ‘düzenbazlık’ olarak niteleyen İstanbul’da bir dizi gazeteci, aydın ve muhalif cemiyetin Ankara’dan gönderilen İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmasıyla tırmanacaktı. Yeni rejimin anayasası ise ancak altı ay sonra hazırlanabilecekti.
89 yıl sonra, hemen hemen aynı tartışmaları yapıyor olmamız size de garip görünmüyor mu?
Cumhuriyet ‘milli sır’ mıydı?
“Meşrutiyet, köhneleşmiş ve tutarlılığını kaybetmiş olan Osmanlı İmparatorluğu’nun gövdesi üzerine değil, aksine Türk çoğunluğunun yaşadığı kısım üzerinde oturtulmalı, düşmanlarının yapacağı bir tasfiye yerine ihtilal idaresi, tek başına, bir Türk Devleti kurmalıdır.” Ali Fuat Cebesoy’a göre 1905 veya 1907’de sarf edildiği iddia edilen bu sözler Mustafa Kemal’in kafasında ‘cumhuriyet’ fikrinin çoktan var olduğuna karine idi.
Londra’da yaşayan Sultan Vahdettin’in yeğeni Prens Sami’nin 1951’de Haluk Yusuf Şehsuvaroğlu’na anlattıklarına bakılırsa, 1919’da Samsun ve havalisinde bozulan asayişin düzeltilmesi için Osmanlı ileri gelenlerinden oluşan bir liste Padişah’ın önüne çıkarıldığında, Padişah parmağını Mustafa Kemal’in isminin üzerine koyarak “O gitmelidir” dediğinde Mustafa Kemal’in isminin karşısında ‘Cumhuriyetçidir’ yazdığını görmüştü.
Yazın Mazhar Bey!
Daha sonra ‘Milli Sır’ adıyla karşımıza çıkacak bir başka iddiaya göre, 7/8 Temmuz 1919 gecesi, Erzurum’da, sabaha karşı Mustafa Kemal, Mazhar Müfit ve Süreyya beylere ‘sonuna kadar mahrem kalmak’ koşuluyla (başka şeylerin yanı sıra) şunları yazdırmıştı: “Zaferden sonra şekli hükümet cumhuriyet olacaktır…İki, padişah ve hanedan hakkında zamanı gelince, icap eden muamele yapılacaktır. Üç…”
Şevket Süreyya Aydemir’e göre, Mustafa Kemal’in en yakınındakilerden İsmet Bey, Sakarya harbinin cereyan ettiği 1921 yılı ortasında, Garp cephesinin Sivrihisar karargahında, Yakup Kadri ve Halide Edip’e ilerde Cumhuriyet rejiminin kurulmasının zorunlu olduğundan söz etmişti.
Kazım Karabekir ise, 1922 Eylülünde Bursa’da buluşan Milli Mücadele liderlerinin, üzerinde konuştuğu siyasi formüllerden birinin Mustafa Kemal’in en küçük şehzadeye hilafet ve saltanat naibi ve aynı zamanda diktatör yapılması olduğunu iddia edecekti. Formülü Fevzi ve İsmet paşalar önermişti, ama Karabekir, fikrin Mustafa Kemal’den çıktığını düşünmekteydi.
Falih Rıfkı (Atay), Çankaya adlı eserinde Mudanya Mütarekesi’nin imzalanmasının ardından Bursa Valisi’nin Mustafa Kemal’i karşılama programına Osman Gazi’nin Türbesi’nin ziyaretini de koyduğunu görünce “Mustafa Kemal’in bu ziyarette bulunacağını zannetmiyorum” demesini hazır bulunanlar tarafından nasıl şaşkınlıkla karşıladığını anlatıktan sonra şöyle devam etmişti: “Mustafa Kemal’in İstanbul’a giderek yeni bir sadrazam olmayacağını pekiyi biliyorduk. Hanedan intihar etmişti. Ortaçağda olsaydık Mustafa Kemal’e biat edileceği ve hanedanın isim değiştireceği zamanda idik. Yirminci asırda, çöken hanedanların yerine cumhuriyetler gelir. Mustafa Kemal’in devlet reisi olmaktan başka hiçbir şey olmasına ihtimal yoktu.” Tarih, Falih Rıfkı’yı haklı çıkardı…
Özet Kaynakça: Hasan Türker, “İlanından Önce Cumhuriyet Tartışmaları”, Toplumsal Tarih, S. 59, Kasım 1998, s. 4 -13; Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, İnkılap Aka Kitabevi, 1981; Kazım Özalp, “Cumhuriyet Nasıl İlan Edildi?”, Yakın Tarihimiz, Cilt:3, s. 289-291; Mahmut Goloğlu, Türkiye Cumhuriyeti (1923), Başnur Matbaası, 1971; Faruk Alpkaya, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluşu (1923-1924), İletişim Yayınları, 1998.
Yazarlar
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.09.2024
9.09.2024
17.11.2022
6.11.2022
7.06.2019
26.12.2017
21.03.2016
13.03.2016
6.02.2016
28.02.2016