Etyen MAHÇUPYAN
İttihatçılığın yüz küsur yıl sonra yeniden zihin dünyamızı ele geçirmesi birçok insan için yadırgatıcı bir durum. Geçmişte kalmış bir anlayışın bir anda egemen ideoloji haline gelmesi nasıl mümkün olabilir?
Söz konusu yadırgamanın nedeni olgular ve yapılarla zihniyeti birbirinden ayıramıyor olmak, ya da zihniyetin farkında olmamak. İttihatçılık tabii ki somut kurumlar, politikalar ve eylemler anlamında yeniden doğmuş değil. Bunlar belirli bir tarihsel dönemde ve değişen konjonktürlerde, çevre koşullarına adapte olmak üzere, diğer deyişle ihtiyaca ‘cevap’ olarak ortaya çıktı.
Genelde bu konjonktürel cevabı ‘İttihatçılık’ olarak adlandırmaya eğilimliyiz. Oysa İttihatçılık bunun ötesinde bir anlamlandırma biçimi, bir ideoloji, gerçekliğe yaklaşım şekli. Bugün gözlemlediğimiz Yeni İttihatçılık da aynı anlamlandırma biçimini, yaklaşım şeklini sergiliyor.
Bunda çevre koşullarının ve dünyadaki dengelerin de yüz küsur yıl öncesine benzemesi etkili. Modernlik ve Batı’ya dair algımız bugün yeniden muğlaklaşmış, ikircikli hale gelmiş durumda. Hareket alanımızın genişlediğini, dünyanın bir tür ‘sıfır noktasına’ geldiğini, yeniden şekillenmenin eşiğinde olduğumuzu, dolayısıyla tarihsel bir momentte, bir ‘karar anında’ yaşadığımızı hissediyoruz.
Türkiye bu noktada uzun vadeli olmasını beklediği bir tercihin eşiğinde ve devletin, siyasetin elinde işe yarar gözüken, üstelik fazlasıyla aşina olduğu tek bir ideoloji var: İttihatçılık.
Cumhuriyet dönemini inceleyen tarihçiler İttihatçılığın tükenmeyip Kemalizm’in içinde varlığını sürdürdüğünün, yeni rejimin İttihatçı kadro, fikir ve kurumları sisteme entegre ettiğinin altını çizerler. Diğer deyişle devletin ve siyasetin içinde günümüze kadar gelmiş bir ideolojiden söz ediyoruz.
Dolayısıyla Kemalizm’in Ulusalcılığın elinde tükenmesinden ve bu toplumu yönetmekte yetersiz olduğunun ortaya çıkmasından sonra devlet aklının iradi olarak da İttihatçılığa kayması şaşırtıcı değil.
Bu yumuşak, kendiliğinden bir geçiş… Toplumun yadırgamadığı, aksine tatmin olmamış duyguları muhatap aldığı ölçüde, topluma ‘iyi’ gelen bir değişim.
Yeni İttihatçılık zihniyetteki sürekliliğin tezahürü. Benlik meselesinin yeniden ön plana çıkmasını, belirli bir algı ve anlamlandırma paradigmasına yeniden dönülmesini ifade ediyor.
Bu değişimi bir adaptasyon dinamiği olarak düşünmek gerek. Modernliğin çeperindeki toplumlar ‘evrensel ve rasyonel uygarlık haline’ uyum göstermek zorunda kaldılar ve genellikle derinliği olmayan, istikrar kazanamayan, içselleştirilemeyen rejimler ve sistemler ürettiler.
Çünkü modernlik o zamana dek muğlak ve iç içe olan toplumsal varoluş hallerini berraklaşmaya ve belirgin bir yönde değişmeye zorladı. Toplumlar karşılarında birbirinden ayrışmış üç sorunsal buldular: Benlik, kimlik ve vatandaşlık.
Benlik esas olarak ‘biz’ hissiyatını oluşturan öğelere gönderme yapıyor. Bir toplumun geçmişe, yaşanan gerçekliğe ve geleceğe dair ortak duygu, arayış ve beklentilerinin ne olduğu, özellikleri, bunlara ne türden yanıtlar arandığı… Geçmiş ortak deneyim ve geleceğe ilişkin ortak hayallere ne anlam verildiği ne kadar değer atfedildiği gibi soruları kuşatıyor.
Kimlik ülkenin asli sahibinin kim olduğuna verilen cevabı ifade ediyor. Etnisite, inanç, cemaat, aşiret ve her coğrafya ve kültürde farklı oluşabilecek gruplardan hangisinin nihayette ‘milli’ vasfına sahip olabileceğini, olması gerektiğini söylüyor.
Vatandaşlık ise bireysel ve grupsal hak ve özgürlüklerin sınırını çizerken, toplumun bir bütün olarak yönetilme biçimine gönderme yapıyor.
Modernlik bu üç unsurdan en önemlisinin vatandaşlık olduğunu vazetti. Benlik geçmişte kalan, aşılması gereken bir duygusallığa (irrasyonel bir nostaljiye) tekabül ediyordu. Kimliğin de modern dünyada eşitleyici, kuşatıcı ve kapsayıcı bir bütünlük olarak anlaşılması ve kenara konması öneriliyordu. Mesele vatandaşlığın bir sistem olarak hukuki zemine oturması, katılım ve karar mekanizmalarının istikrar yaratan biçimde çalışmasıydı. ‘Demokrasi’ kavramı bu ihtiyaca cevap vermekte ve bütün toplumlara önerilmekteydi.
Osmanlı (Türkiye) gibi çeper ülkeler bu yeni ideolojik atmosfere uyum göstermekte zorlandı. Benlik meselesinin altında yatan eziklik, yenilmişlik, haksızlığa uğramışlık duygusu ortadan kalkmadı. Batı karşısında kendini kanıtlama, rövanşizm ve diz çöktürme arzuları dinmedi. Öte yandan Türklüğün ne olduğu, nasıl tanımlanacağı, ne denli kapsayıcı olacağı belirsiz kaldı. Dindarlık ile laiklik arasındaki ideolojik boşluk bir türlü kapanmadı. Cemaatsal dinamikler ve bizzat devlet iradesi toplum olmayı, farklılıkları taşımayı, birbirine razı olmayı, bütünleşmeyi engelledi.
Kısacası, Türkiye son yüz küsur yılda zihniyet açısından yerinde saydı. Toplumun, siyasetin ve devletin kendisine ve gerçekliğe dair algı ve anlamlandırması esas olarak değişmedi. Şekil olarak bir cumhuriyet ve demokrasi kurulmuş oldu, ama kurumsal ilişkiler ve işleyiş açısından bakıldığında kadim geçmişin ataerkil ve otoriter zihniyet bileşimi bütün özellikleriyle birlikte devam etti.
Dolayısıyla modernliğin yıprandığı, küreselleşmenin çeperi yeniden özneleştirdiği, Kemalizm’in iflas ettiği bir ortamda ‘doğal olarak’ İttihatçılığı yeniden keşfetmemiz hiç de şaşırtıcı değil.
Yeni İttihatçılık iki temel ayak üzerine oturuyor: Bir, benlik meselesinin vatandaşlığın önüne geçmesi ve yön belirleyici bir ideolojik güzergah oluşturması; iki, kimlik alanında Türklük ve Müslümanlığın iç içe geçerek bir millilik anlayışında buluşması ve böylece devlet fikriyle bütünleşmesi.
Buradan hareketle şu önermeyi yapmak gerçekçi gözüküyor: 1) 2016 sonrasında toplum, siyaset ve devlet olarak Yeni İttihatçı bir zihni atmosfer, ideolojik bir anlam dünyası içindeyiz; 2) Yeni İttihatçılık toplumun çoğunluğu için ‘doğal ve normal’, hatta ‘olması gereken’ bir anlamlandırma çerçevesi ve bu nedenle kalıcı olma ihtimali yüksek.
Eklemem gerek ki bu önerme benim yaklaşık bir yıldan bu yana süren Yeni İttihatçılık yazılarımın çıkış noktası değil. Aksine, söz konusu önerme bir sonuç, peşinden gittiğim bir sorunun cevabı.
Soru şuydu: Acaba Türkiye toplumu, siyaseti ve devleti 2016 sonrasında kendisini ve gerçekliği nasıl algılıyor, anlamlandırıyor ve nasıl bir bağlama oturtuyor? Bir zihniyet sorusu sordum ve zihniyet cevabı aradım… Yeni İttihatçılık bu soruda yer alan ‘bağlama’, yani algı ve anlamlandırma çerçevesine karşılık geliyor.
‘Yeni İttihatçılık’ dediğimde bir sistem, kurumsal yapı ya da dış politika kastetmiyorum. Sistem, kurumsal yapı ve dış politika üretme kapasitesi yaratan, bu amaçlara yönelik öncelikler ve vizyon üreten bir algı ve anlamlandırma çerçevesinden, dolayısıyla bir zihniyet zemininden söz ediyorum.
Bugün yaşananların yüz küsur yıl önce yaşananlara benzemesini beklemek abes… ‘Hangi İttihatçılık’ sorusu da aynı derecede anlamsız. Çünkü olgular bir zihniyetin dış gerçeklikle karşı karşıya gelmesinin, zihnin bu gerilime tepki vermesinin ürünüdür. Dış gerçeklik değiştiğinde, zihniyet aynı olsa bile, tepkiler haliyle farklı olacaktır. Günümüz İttihatçılığının olgu ve politikalar anlamında görünen yüzü ile geçmiş İttihatçılığı mukayese etmek anakronik bir çaba olur. Önemli olan her ikisinin de aynı zihniyet, duygu ve algı zemini üzerinde şekillenmesi, aynı doğrultuda bir anlam arayışına sahip olması.
Kemalizm hayatın, dünyanın, modernliğin bir ‘ilerleme’ içinde olduğunu varsayan pozitivist ve rasyonalist bir ideolojiydi. Türkiye’nin bu ilerlemenin parçası olması gerektiğini, ‘çağdaşlaşmayı’ şiar edindi. Batı’yla birlikte, Batı’nın içinde, kendisini ona kanıtlayarak ve kabul ettirerek gelişmeyi, ‘uygarlaşmayı’ hedef almıştı.
Yeni İttihatçılık bunun zıddı denebilecek bir bakışa sahip… Olgusal anlamda modernliğin içinde olmakla birlikte, ideolojik açıdan ‘karşısında’ bir konumlanma. Tarihin ilerleme değil ‘durma’ noktasında olduğunu, kartların yeniden karıldığını, bir ‘yeniden inşa’ momenti içinde bulunduğumuzu, Batı’nın peşinden gitme gibi bir zorunluluğun olmayıp aksine Batı’ya mesafe almak gerektiğini, önümüzdeki hareket alanının genişlemekte olduğunu, tarihsel bir fırsat yakalandığını, bu sayede ‘gerçek’ anlamda bağımsızlığın elde edilebileceğini söylüyor.
Kemalizm kurumsal planda modern ve çağdaş bir cumhuriyet kurmayı, laikliği Türklüğün parçası kılan bir kimlik oluşturmayı, siyasetle devlet arasındaki mesafeyi geniş tutmayı, sınırlara ve uluslararası hukuka saygı göstermeyi, ‘biz’ duygusunu hayali bir geçmiş yaratarak tatmin etmeyi hedeflemişti.
Yeni İttihatçılık bu açıdan da zıt konumda… Kendi ‘fıtratımıza’ uygun yerli ve milli bir rejim kurmayı, Müslümanlığı Türklükle hemhal eden ve devletin uzantısı haline getiren bir kimlikleşmeyi, devlet siyaset ve halkı organik bir bütünleşme içinde özneleştirmeyi, uluslararası hukuku referans almayan bir bakışı, Osmanlıyı kucaklarken Batı karşısında cevval durmayı hedefliyor.
Türkiye’nin tarihsel macerası içinde Kemalizm ve İttihatçılığın kadrolar, kurumlar, politikalar, ilişkiler açısından iç içe olduğu bilinen bir gerçek. Ancak ikisinin algı ve anlamlandırma çerçevesi birbirinden radikal biçimde farklı. Hayat bu iki akımı buluşturduğu oranda, geçmişte daha dengeli bir kaynaşma hali izlemiş olabiliriz. Ama bugün söz konusu kaynaşmanın çözülmesi sürecindeyiz. Kemalizm bir paradigma olarak anlamsızlaşırken, (Yeni) İttihatçılık günümüzün koşullarına yanıt getirebilen bir bağlam olarak güç kazanıyor.
Zihniyetin ancak çok uzun zaman aralıkları içinde değişebildiğini dikkate alırsak, Yeni İttihatçılık yüz yıllık bir Kemalizm parantezinin ardından ülkenin ana damara dönmesini ifade ediyor.
Türkiye’yi ‘anlamak’ ancak zihniyet analiziyle mümkün. Koşullara ve olgulara takılıp kalındığı takdirde ‘bizim’ nasıl bir zihne sahip olduğumuz, söz konusu koşul ve olguları nasıl algıladığımız, nasıl anlamlandırdığımız, niye o şekilde algılayıp anlamlandırdığımız gibi sorular güme gider.
Dışımızdaki gerçeklik bize bir ‘imkan alanı’ ya da aralığı yaratır. Ama o imkanın bile ne olduğu bakana göre, yani bizim zihnimize göre farklılaşır. Sıradan bireylerden devlete uzanan özneler zincirinde her irade kendi zihnine göre gerçekliği belirli şekilde algılayıp anlamlandıracaktır.
Ama ya bu zincirin üzerindeki her irade giderek birbirine benzeyen bir zihinsel çerçeveye doğru kaymaktaysa? Benim iddiam 2016 sonrasında hem devlet ve siyaset iradesinin hem de halkın doğal eğilimlerinin Yeni (ya da yeniden) İttihatçılıkta buluşmakta olduğu. Ortak bir zihinsel bağlam oluşuyor ve olgular, koşullar bu ortak bağlam içinde anlam kazanıyor.
Önümüzdeki sürede, bu atmosferin kalıcı olma ihtimali değişme ihtimalinden çok daha fazla. Çünkü topluma yadırgamayacağı, ona ‘doğal ve normal’ gelen, aşina olduğu, hatta belki de özlediği bir perspektif sunuyor.
Yeni İttihatçılık ‘fıtratımıza’ uygun. Devletten, siyasetten ve liderden çok daha fazlası. Zihniyet açısından kendimizi bilinçdışının mahir ellerine terk ederek yakalayabildiğimiz bir duygu ortaklığı, böylece ürettiğimiz kırılgan bir ‘biz’ arayışı… O nedenle buralardan kolay kolay gitmeyecek.
Böylece Yeni İttihatçılık serisini (kendimce) bitiriyorum… Bundan sonrası Türk aydınlarının anlam dünyasına emanet…
Yazarlar
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları


















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.10.2025
25.10.2025
15.03.2025
20.02.2025
15.10.2024
24.09.2024
19.09.2024
10.09.2024
2.09.2024
13.04.2024