Murat BELGE
Avrupa ülkeleri ve belirli bir ölçüde ABD, dünyada demokrasi mücadelesinin biçimlendirdiği toplumlar var. Demokrasi bu toplumların tarihinde bir “krasi” oldu. Sadece “bir krasi” olmanın ötesinde özlenen, istenen, saygıdeğerliği tartışılmayan “siyasî yönetim biçimi” oldu.
Demokrasi mücadelesi öncelikle bir “oy hakkı” mücadelesi olmuştur. “Kimin” oy verme hakkına sahip olması gerektiği de, bu mücadelenin merkezinde yer almıştır. Süreç içinde önemli bir aşama, Birinci Dünya Savaşı’nın bitimidir. Çoğu Avrupa ülkesi (hepsi hâlâ değil) “Git, vatan için öl!” denilen insanların vatan için oy da kullanabilmesi gerektiğine o zaman karar verdiler; birbiri ardından “herkese oy hakkı” tanıyan yasalar çıktı (İsviçre’de kadınlar 1970’lere kadar oy veremedi). Bu hak da, “demokrasi”nin tanımının onsuz edilmez ögelerinden biri oldu.
Oy verme hakkı demokrasi için mücadelenin en merkezî davalarından biriydi ama demokrasiyi yalnız başına o tanımlamıyordu. “Habeas corpus”tur, şudur budur, bu mücadele içinde birçok ilke, yönetime karşı yurttaşların vazgeçilmez haklarını belirleyen kazanımlar olarak hukuk sistemlerinin içinde yer aldı. Bu bakımdan da Batı toplumlarının tartışılmaz bir önceliği var.
Bugünün Batı dünyasında, Batı demokrasilerinde, “seçim” kurumunun gitgide aşındığını gözlemliyoruz. Bu, kendini nasıl belli eder? Şaşmayacak ölçüt “katılım”dır. Batı’da, seçimde katılımın, yurttaşların sandık başına gidip oy kullanmasının oranları gitgide düşüyor.
Bizimki gibi ülkelerde (bu “niteleme”, çoğunluğu kapsıyor) “Ben gidip oy vermezsem benim istemediklerim iktidara gelebilir” endişesi vardır ve bu endişe seçime katılım oranını yüksek tutan etkenlerden biridir. Demek ki birçok Batılı toplumda bu endişe yok ya da etkili olmaktan çıkmış.
Çıkmasının nedeni nedir? Yurttaşlar, siyaset adamlarının hepsini beğeniyorlar, “Onlardan bize zarar gelmez” mi diyorlar? Hiç sanmıyorum. Katılım oranı düşerken insanların siyaset adamlarına duyduğu saygının da azaldığı, hattâ birinci (“düşme”) etkende bunun payı olduğunu ima eden veriler var.
Bir Avrupalı “sağlı”, “Bu sosyal demokratlar iktidara gelirse benim gelirlerime el koyarlar” demiyor; bir Avrupalı solcu “Bu sağ iktidar olursa faşizmi ilân eder” korkusunu yaşamıyor demek ki. Neden?
Demokrasi için mücadele sırasında kazanılan, artık tartışılmaz kabul edilen ilkeler doğrultusunda oluşturulmuş kurumlardan ötürü. Batı’da bugün birileri kalkıp “Kuvvetler ayrılığı ilkesi yanlıştır” der mi? “Yargı, yürütmenin paralelinde karar vermelidir” anlamına gelecek sözler edebilir mi? Aslında, “edebilir”, yani böyle düşünen ve bunları söyleyen birileri çıkabilir - zaman zaman çıkıyor da. Ama bu olduğunda toplum, “Ha, bu kişi demek ki faşistmiş. Faşizmi savunuyorlar” der. Yani hem kuvvetler ayrılığının ilga edilmesini istenecek, hem de “Ben demokratım” demek o kadar kolay değildir.
Batılılar, bu temel ilkelere bağlı kurumlara sahip oldukları için iktidara filanca ya da falancanın gelmesinden korkmazlar. Onun için de sandık başına gitmeyi olmazsa olmaz bir görev saymazlar. Zaten sivil alanı, siyasî alandan daha belirleyici olarak görmeye başlamışlardır vb.
Yaşadığımız günlerin üzerinde pek durulmamış önemli bir olayı Belçika’da gerçekleşti: Bir yıl kadar bir süre, hükümet kurulamadı. Kurulamadı da ne oldu? Bir şey olmadı: Kurumlar çalıştı, her şey yürümesi gerektiği gibi yürüdü, belki “hükümetli” zamanlardan daha iyi bir zaman geçti. Dediğim gibi, bunun üstüne pek bir şey söylendiği yok, hâlâ yok, ama bence çağın önemli olaylarından biriydi bu: Bir rastlantı (hükümetin kurulamaması), genel yapının eriştiği olgunluk düzeyini (bir “epifan” gibi) gösteriverdi. Ama dünya henüz o “görünen” doğrultuda yürümeye hazır değil ya da “hükümetli düzen”lerin keyfini çıkaranlar bu konunun fazla açılıp saçılmasından yana değiller. Sanki öyle tuhaf bir olay her nasılsa olmuş, geçmiş, bir izi de kalmamış havasındayız hepimiz.
Demokrasi için mücadelenin öncülüğünü yapmış Batı toplumlarından söz ettim. Ya ötekiler? Burada gördüğümüz köklü kurumlar orada henüz “olmazsa olmaz” değil. Bu durum toplumdan topluma değişiyor. Sözgelişi Hindistan başından beri bu kurumları ciddiye aldı. Ama Hindistan’ın o kocaman nüfusunun tamamı Batı demokrasilerinin siyasî olgunluğu düzeyine gelmiş, demokrasiyi sindirmiş filan değil. Gandhi’nin siyasî suikastla hayatını kaybettiği bir toplumdan söz ediyoruz. Ama Gandhi yalnız değil Onun soyadını taşıyan iki başbakan da suikastla can verdi. Hindistan’da siyasî deprem filan olmadı. Bayağı faşizan partiler de geldi gitti - şu anda da epeyce “sağda” bir iktidar var. Ama Hindistan’ın kurumsal yapısı değişmiyor. Üstüne üstlük bir “askerî darbe” görmemiş bir toplumdan söz ediyoruz. Bir zamanlar bir “bütün” oluşturduğu (ya da öyle varsayılan) Pakistan’ın tarihiyle kısaca karşılaştıralım Hindistan’ın serüvenini…
Dünyanın geri kalanında demokrasinin asıl temeli olan kurumlar yok ya da yeterince sağlamlaşmış değil. İşte Türkiye: Seçkinci diktatörlükten seçimci diktatörlüğe hızla dönüşen bir toplum ve bu dönüşümü yapana karşı kendini savunacağı mekanizmalar yok.
Böyle toplumların bazılarında “seçim” kurumu da yok. Veya bir zaman var, bir zaman yok.
Seçim olabildiği, belirleyici de olabildiği zaman, ufukta “popülizm” beliriyor. Şu dönemde Türkiye bu fenomeninin en çıplak göründüğü örnek. Ama başka örnekleri de var (Chavez, örneğin).
Neyse, Türkiye’yi daha çok konuşacağız. Dünya tarihinin şu evresinde “ileri Batı toplumlarında ‘popülizm’in yükselişi” diye tanımlayacağımız bir fenomen yaşıyoruz.
Buyurun size Trump! Ama Avrupa’da da , belki en belirgini Berlusconi olmak üzere, birtakım örnekler yaşanmıyor değil. Dikkat ederseniz birçok yerde yeni kurulmuş, dolayısıyla bir geleneği oturmuş bir kimliği olmayan sağ-popülist hareket ya da partiler önemli siyasî başarılar elde ediyor. Avusturya’da adam kıl payı kaybetti; Marine Le Pen “henüz” çoğunluk değil ama adım adım geliyor.
Ve zincirin son halklası, Brexit. Burada “popülist parti” ortaya çıktı ve rol oynadı (UKIP). Ama daha önemlisi bütün bir hareketin (partileri aşan bir hareket) “popülist yöntem”i benimsemesi ve uygulaması oldu.
“Demokrasinin sağlam kurumları” falan dedik. Öyleyse ne oluyor? Demokrasinin beşiği dediğimiz Britanya’da popülizm nasıl “geçer akçe” haline geliyor?
“Demokrasinin sağlam kurumları”nı kurmuş ve bugüne kadar pekiştirmiş, olgunlaştırmış kurumlar, şimdiye kadar aşina olmadıkları türden tehditlerle karşı karşıya.
Birine “aşina” sayılır aslında: Göç. Bunlar dünyanın en zengin ülkeleri, dolayısıyla göç oraya yöneliyor. Bunu, yeterince tehditkâr bir gelişme olarak görüyorlar. Ama şimdilerde buna “terör” tehdidi eklendi. 11 Eylül’de, Batı ülkelerinde yıllarca yaşamış Müslümanların nasıl bir düşmanlık geliştirebildikleri görüldü. Sözgelişi şimdi milyonlarca Suriyeli yolda. “Benim memleketime gelip yerleşen Suriyeli çiftin burada doğacak çocuğunun bir Muhammed Atta olmayacağının, günün birinde benim ya da diyelim benim torunumun bindiği uçağı havada patlatmayacağının bir garantisi var mı? Yok! O halde istemiyorum bu adamların gelip benim memleketime yerleşmesini!”
Bu düşünce tarzını onaylamayabilirsiniz, ama herhalde anlamalısınız. “Bunun bir temeli yok” diyemezsiniz. Bir kere, bunun ortaya çıkmasının baş aktörü olan “İslâmcı” örgütler, El Kaide’den IŞİD’e, bu temelin fazlasıyla olduğunu kanıtlamaya çalışıyor.
Neyse, biliyoruz bunları, uzatmaya gerek yok: Batı toplumlarında yığınla birey, kendini bu tür tehditlerin hedefi ve muhtemel kurbanı olarak görüyor. Bu, Soğuk Savaş yıllarının “Komünizm tehdidi” gibi bir şey de değil. Ayrıca haklarını garantiye alan (sözgelişi Belçika’yı bir yıl hükümetsiz yaşatan) kurumlar da onu bu yeni tehdide karşı koruyamıyor.
Onu korumadığı gibi tehdit edenleri koruyabiliyor.
İşte o zaman siyasetini, söylemini vb. bu tehdit üzerine kurmuş olan popülist “önderler” birdenbire değer kazanıyor.
“Değer kazanıyor” sözü belki yanlış oldu: Biz hepimiz saygıdeğer kişileriz. Ama tatsız, “kirli” denebilecek bir iş yapmak gerekiyor. "Aramızda bu işi yapacak bir X var. Biz görmezden gelelim, o da bu işi yapıversin. Sonra, olmamış gibi, kaldığımız yerden devam ederiz.”
Amerika’da, diyelim “Omaha Rotary Club” üyesi falanca ile Sunderland’de emekli işçi filanda, Trump’a ya da Boris Johnson’a bayılmıyor; başka bir bağlamda “O da kimmiş?” diye konuşabilir. Ama bugün yapılacak tatsız işler var.
Tatsız işler bugünden yarına bitmiyor, sorunlar çözülmüyor (bu anlayış egemen oldukça çözülmez de); dolayısıyla bu tür “selâmet” vaad eden popülist “kurtarıcılara” ihtiyaç da tükenmiyor.
IŞİD’le Esed arasında seçme yapmak zorunda kalmak yeterince ağır bir keyfiyet; bir ucunda Donald Trump, öbür ucunda Tayyip Erdoğan’ın iktidar olduğu bir “hür dünya”da yaşamak da kolay değildi.
Hepimize kolay gelsin.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
8.12.2025
1.12.2025
24.11.2025
25.08.2025
6.08.2025
1.08.2025
28.07.2025
22.07.2025
30.06.2025
16.06.2025