Etyen MAHÇUPYAN
Tek tek insanları gayet kolaylıkla akıl skalasına oturtabiliyoruz. Bunun için testler bile var. Ama sıradan gözlemler bile yeterli… Bazılarını apaçık şekilde akıllı veya aptal buluyoruz. Ancak gruplara baktığımızda iş değişiyor. Her birinde farklı akıllılıkta kişiler olunca toplulukların akıl seviyesi genellikle birbirine daha yakın gözüküyor. Gruptaki insan sayısı arttıkça bu benzeşme daha da güçleniyor ve bütün sosyolojik toplulukları ortalamada aynı akıl seviyesinde kabul etmek makul geliyor.
Bu yargı ‘milletleri’ ya da toplumları mukayese ettiğimizde daha da mantıklı. Ancak farklı toplumların çeşitli durumlar karşısında tutumlarını izledikçe, bu değerlendirmede bir sorun olduğunu düşünmemek elde değil. Çünkü akıl kullanımı açısından farklı toplumlarda apaçık farklılıklar var… Toplu halde ele alındığında insanların ortak aklı tek tek kişilerin akıl ortalamasından belirgin şekilde sapabiliyor.
Anlaşılan o ki kişiler arasında bir ilişkinin oluşmasıyla birlikte tek tek insanların aklı önemini yitirmeye başlıyor. Neredeyse her ilişkinin kendine has bir aklı olduğunu söylemek durumundayız. İlişkiler artıp karmaşık bir yumağa dönüştükçe ortak akıl ortalama kişisel akıldan iyice uzaklaşıp bağımsız bir olgu haline geliyor.
Örneğin bir ticari şirketin veya siyasi partinin aklı, orada çalışanların veya üyelerin akıllarından etkilense de nihayette kendine has bir düzey ve nitelik sergiliyor. Toplumun tümüne gelindiğinde bu ayrışma daha da belirgin. Türkiye’nin aklını, vatandaşların aklına bakarak irdelemek mümkün değil. Türkiye’nin kendine özgü bir aklı var ve sahip olduğu özellikler üretilmiş olan ilişkilerin doğası ile doğrudan bağlantılı.
İlişkinin ‘doğası’ dendiğinde öncelikle karşılıklı kabulleri, yerleşmiş rutinleri, ortak algıları anlıyoruz. Her insani ilişki kendince bir ‘kültür’ oluşturuyor. Zaman içinde ilişkinin kendi normları ve kodları belirginleşip süreklilik kazanıyor ve içselleşmiş kurallara dönüşüyor. İlişkinin tarafları bu norm ve kodları hızla benimseme eğilimi gösteriyor. Ne de olsa doğal seçim (dolayısıyla evrim) insanı sosyal alanda hızlı adapte olma yönünde geliştirmiş…
Böylece kısa bir süre içinde kişiler ürettikleri ilişkinin kuşatıcı sınırları içinde davranmaya ve yaşananlara o sınırlar içinde anlam vermeye başlıyor. Birlikte ürettikleri kültürün bağımlı değişkeni haline geliyorlar.
Nerdeyse bu dinamikle aynı anda söz konusu ilişkinin tarafları başka ilişkilerin ne denli farklı olabildiğini de gözlemliyor. Üstelik çevrelerinde her türden ilişki bulunmakta ve hangisinin doğru olduğuna dair bir belirti de yok. Bu nedenle hayata asgari özgüvenle devam etmek, kendi ilişkilerinizin makul olduğu duygusuna muhtaç.
Nitekim doğal seçim dinamiği, adaptasyonu kolaylaştıran ve bunu bilinçdışı mekanizmalarla sağlayan bir ‘zihinsel rasyonalizasyon cihazının’ da gelişmesine önayak olmuş. İlişkilerinizin ‘doğal ve normal’ olduğunu size söyleyen, ya da ilişkilerinizi sizin gözünüzde ‘doğal ve normal’ kılan bir rasyonelleştirme. Buna zihniyet deniyor… Bilinçdışı adaptasyon sonucu kendi tutum, düşünce ve davranışlarımızın bize doğru ve normal gelmesini sağlayan, böylece hayatımızı idame açısından bize adaptasyon yeteneği kazandıran bir zihinsel özellik.
Böylece her ilişki taraflarının gözünde ‘olması gerektiği gibi’, yani gerçekçi ve doğru olarak algılanabiliyor ve bu sayede sürdürülebilir oluyor.
Öte yandan her ilişki bir ilişki dünyasının içinde yer aldığı ölçüde, çevresine adapte olmak, onlara ayak uydurmak durumunda. Ayrıca maddi dünyanın değişimi de her ilişkiyi belirli adımlar atmaya, yeni durumlara uyum göstermeye zorluyor. Bu nedenle ilişkilerimizi sürdürürken irili ufaklı kararlar almak ve birçoğunu ilişki adına birlikte yapmak durumundayız. Bunların salt kendimizi ilgilendiren (tabii eğer öyle bir şey varsa) kişisel kararlardan farklı bir doğası var. İlişkinin kültürüne bağlı olarak alınıyor ve ilişkinin zihniyeti sayesinde ‘meşruiyet’ kazanıyor.
Bu durumu daha da genişleterek, hiyerarşik ilişkilerden oluşan formel yapılaşmalara gelebiliriz. Artık bir ‘kurumun’ kültür ve zihniyetinden söz etmekteyiz. Kararları kurum almakta ve alınan kararlar o kurum nezdinde bir rasyonaliteye sahip…
Topluluklar tam anlamıyla birer kurum olmasalar da hiyerarşik özellikte bir ilişkiler ağını ifade ediyor. Onların da düşünce, davranış ve tutumunun nitelikleri ve dolayısıyla aldıkları kararlar doğrudan topluluğun genel zihniyetle bağlantılı.
O zaman aldıkları kararların niteliksel farklılıklarını açıklamak üzere şu soruyu sormak mantıklı: Acaba daha akıllı olmayı mümkün kılan zihniyetler var mı? Ya da tersine, acaba bazı zihniyetler akılsızlığı mı teşvik ediyor?
Hatırlamakta yarar var: Sözü edilen kişisel akıl değil. Bir toplumdaki ilişkiler yumağından neşet eden ve dolayısıyla kültüre bağımlı olup ortak zihniyet tarafından meşrulaştırılan ‘ortak akıl’.
Burada uzun uzadıya ele almam mümkün değil, ama zihnin gerçeklikle bağının nasıl kurulduğuna ilişkin ön kabuller belirli zihniyetlerin daha akıllı, başkalarının ise daha akılsız kararlara yönelmesine ve üstelik bunları ‘doğal ve normal’ görmesine yol açabiliyor.
İlk grupta zihnin gerçeklikle mütekabiliyet (correspondence) çerçevesinde ilişki kurduğunu öneren zihniyetler var. Relativizm ve demokratlık gibi. Bunlara göre ‘doğru’ kimsenin tekelinde değil, hatta herhangi bir konuda doğruya ulaşıp ulaşmadığımız konusunda güvenilir bir dayanağımız da yok. Dolayısıyla herhangi bir karar için birbirimizin aklına muhtacız. Böylece toplumdaki ortalama aklın altına inme ihtimali azalırken, akıl sahibi bireylerden yararlanma imkanı da artıyor. Sonuçta nispeten akıllı kararların oranı yükseliyor…
İkinci grupta ise zihnin gerçeklikle yansıma (reflection) ilişkisi içinde olduğunu öneren zihniyetler bulunuyor. Otoriterlik ve ataerkillik gibi. Bunlara göre ‘doğru’, sıradan zihinlerin ötesinde, dışımızda bulunuyor ve ancak bazı özel zihinlerde karşılık buluyor. Bu özel zihinler yetenekleri sayesinde toplumsal hiyerarşinin tepesinde yer alıyorlar ve sıradan insanlarda olmayan bir bilgi ve fıtrata sahipler. Bu nedenle ‘doğru’ bir karar için söz konusu kişiler (ve onların yönetimindeki kurumlar) dışında kimseye ihtiyaç yok. O kişi ve kurumların kararlarını toplumsallaştırmak ve benimsemek en doğrusu…
Ne var ki kişisel akıl skalasına oturttuğumuzda söz konusu ‘özel’ kişi ve kurumlar ille de akıllı olmayabiliyor. Dahası bir başkasının aklına uyma zorunluluğu toplumun gizli direnç yolları üretmesini tetikleyebiliyor. Sonuçta toplumun akıllı üyelerinden yararlanma oranı azaldığı gibi, toplumsal yönelimlerde ortalama aklın altına inme ihtimali de artıyor.
Bizim bu ikinci gruba girdiğimiz çok açık… Toplum kendisine rehber bildiği kişi ve kurumların peşinden giderken onlara bir hikmet de yüklüyor. Zira aksi halde bu tutumunu kendi gözünde meşrulaştıramaz. Diğer deyişle sadece liderler ya da devlet mekanizması değil, toplum da otoriter ve ataerkil. Dolayısıyla çıkan kararı akli bir irdelemeye tabi tutmak yerine, doğru kabul etmeye daha teşne.
Diğer deyişle kişiler kendi akıllarını kullanmaktan vazgeçip, ortak zihniyet ve kültürün ürettiği hiyerarşik aklın takipçisi oluyorlar. Çünkü böylece çevreye adaptasyon hızlanıyor, hayat kolaylaşıyor… Bu açıdan bakıldığında kişinin kendi bireysel aklını kenara itip, ortak zihniyetin önerdiği aklı benimsemesi de gayet ‘akıllıca’! Bu sayede kişinin içinde bulunduğu ilişki ağı (adaptasyon açısından) sorun olmak bir yana, kişinin başarısını garanti edebiliyor.
Velhasıl otoriter ve/veya ataerkil zihniyete, ya da bunların bileşimine sahip toplumlarda bireysel akıl büyük ölçüde ‘hiyerarşik akla’ uyum yönünde kullanılıyor. Bilerek ya da bilmeyerek kişisel farklılıkların üretebileceği yaratıcılıktan vaz geçiliyor. Toplum bilerek ya da bilmeyerek aptallığı seçiyor…
Kişiler adaptasyonun ima ettiği pratik akla uygun davranarak, aptallığa uyum sağlayan tutumu akıllılık olarak görmeye başlıyor. Bir süre sonra topluca aptallığın kılcal damarlarında gezinir hale geliyoruz ama kendimizden memnuniyetimiz halel görmüyor…
İşin ilginç yanı toplumu (ülkeyi) bir arada bütünlük içinde tutan unsurlardan biri muhtemelen bu düşük akıl seviyesi. Bir yandan aptallığa işaret etmekten vazgeçmiyor, birbirimizi aptallıkla suçluyor, diğer yandan aynı ortak aptallığın bir üyesi olmaktan gocunmuyoruz.
Bu arada meşrebimize göre seçtiğimiz liderliklerin akılsızlığını görmezden gelmeye eğilimliyiz. Bunun farkında olmak bir nebze rahatsızlık yaratsa da bir akla teslim olmanın rahatlığı daha ağır basabiliyor. Hele liderliği temsil eden kişi ölmüşse söz konusu teslimiyet daha da kolaylaşıyor. Ölmüş rehberleri olası yanlışlarından arındırıp toplumsal zihinde yeniden kurguluyor ve onlara insan ötesi bir akıl atfediyoruz. Bu kişilerin aklı biz faniler için bir model teşkil ederken, aynı zamanda ulaşılamaz olana da işaret ediyor. Ne de olsa aynı akla ulaştığımız anda rehberin aklının sıradanlığını kabul etmemiz gerekebilir…
Bizi aşan bir akla ihtiyaç ve böyle bir aklın varlığından emin olma isteği, içinde yaşadığımız toplumsal hiyerarşinin tepesinin de zihnimizde ister istemez akılla donatılmasına yol açıyor. Böylece siyasi liderlik ve özellikle devlet ‘aklın’ bizim ulaşamayacağımız mertebelerini temsil edebiliyorlar.
Ne var ki basit ve sıradan ortalama aklı referans aldığımız zaman bile söz konusu liderlik ve devlet aklının çoğu zaman akılsızlıkla maruf ve bu akılsızlıkta ısrarcı olduğunu görüyoruz. Ancak toplum olarak birkaç ‘uyumsuz’ veya ‘kasıtlı’ muhalif ses dışında bu gözlemi fazla seslendirmiyoruz.
Akılsızı akıllı varsaymanın çelişkisini zihnimizde yumuşatıyor, durumu ‘gerçekliğin kaçınılmaz özelliklerinden biri’ olarak kategorize edip, yaşadığımız bilişsel şizofreniyi normalleştiriyoruz. Tabii zihniyetimiz sayesinde…
Bazılarımız (şu dönem giderek çoğunluğumuz) bu çelişkiden de zaman içinde kurtuluyor. Adaptasyon yeteneği ağır basıyor… Aptallığa belirli bir miktar taviz vermenin baya akıllıca olabildiğini keşfediyor. İktidar odaklarına yakınlaştıkça aptallaşmayı kabul etmek durumunda kalınıyor ama nihayette bunun küçük hayatlarımız açısından gayet akıllıca getirileri oluyor.
Öte yandan zaten daha aptal olanlarımızın bu türden bir çelişkisi yok. Onlar hevesle hiyerarşinin takipçisi oluyor, becerileri ölçüsünde başarı kazanıyor, kariyerlerinde yükseliyor, hızla olur olmaz mevkilere gelebiliyorlar.
Ve tabii nihayette onlar yönetiyor… Gördüğünüz gibi her şey bilimsel, doğal ve normal…
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları


























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.10.2025
25.10.2025
15.03.2025
20.02.2025
15.10.2024
24.09.2024
19.09.2024
10.09.2024
2.09.2024
13.04.2024