Hasan Bülent KAHRAMAN
Nasıl hazırlandığını artık çok iyi bildiğimiz, 1975-1980 arasında yaşanan, günde on kişinin birbirini öldürdüğü o cehennem bitmiş, 12 Eylül cehennemi başlamıştı. Benim hayatımın da bir bölümü tamamlanmış, üniversiteden mezun olmuştum. Devlet Su İşleri Barajlar Dairesinde mühendislik, Hacettepe Üniversitesi Ekonomi Bölümü'nde asistanlık ve yüksek lisans yapıyordum. Gelen bir emirle de bütün asistanlar ve 'dil bilen' memurlar gibi Yabancı Diller Yüksek Okulu'nda saat 19'dan 23'e kadar ders veriyordum. 24'te eve geliyor, sabahın 4'üne kadar çalışıyordum. Belki üç saat uyku.
O aralar, Ankara'nın Selanik Caddesi'nden geçip Kızılırmak Sokak'ta bulunan ve kız öğrenci yurdu olarak, aile işletmesi şeklinde değerlendirdiğimiz bir binamız vardı. Öyküsü uzundur. Onun yönetimiyle de ilgileniyordum. Meşrutiyet Caddesi'ndeki evden oraya yürürken bir gün (Ankara hayatım 40 yıl boyunca bu çevrede geçti) Aykut sinemasını biraz geçince sağdaki binanın altında küçük bir kitapçı açıldığını gördüm: İlhanilhan. Acaba o mudur?
Muzaffer İlhan Erdost (solda) ve İkinci Yeni Şiir’in sembol şairi Cemal Süreya
Evet oydu. Haberi herkes gibi ben de dehşet içinde okumuştum: Muzaffer Erdost'un kardeşi İlhan Erdost askerler tarafından dövülerek öldürülmüştü. Böyle bir şey nasıl olabilir derken iki şey düşünüyordum. Birincisi, herkesin aklına gelendi: Bir insan nasıl bu şekilde, her şey bir yana, asgari 'medeni' bir ülkede sistematik olarak, asker tarafından, verilen bir emirle dövüle dövüle öldürülür? İkincisi, bir ağabey bu ölüme nasıl tahammül eder?
O alçak 12 Eylül hukuksuzluğu içinde daha o kadar insanı ürperten ve insanlık haysiyeti karşısında kendisinden utandıran olay görecektik ki, birinci soru ebediyen havaya asılı ve zihinlerimize kazılı kalacaktı. Gelen her korkunç haber karşısında o soruyu soracaktık. İkinci sorunun cevabını ise o kitapçıda artık neredeyse her gün karşılaştığım Muzaffer İlhan Erdost'a bakarak öğrenmiştim: tahammül edilmiyor. Sadece bazı insanlar metanetleri, dirençleri, dünya görüşlerine, kendilerine yükledikleri 'misyon', hayata karşı duydukları sorumlulukla, tahammül edemedikleri o gerçeği akıllarının ve yüreklerinin bir köşesinde, kendilerini kavuran bir ateş gibi, Prometheus'un her gün ciğerini yiyen kartala dayanması gibi, saklıyor.
Muzaffer İlhan Erdost'u orada tanıdım. Kalleşçe, kahpece öldürülen kardeşiyle ilgili bir anım vardı. Onu anlatmaya ise hiç cesaret edemedim.
* * *
Liseyi bitirip mühendislik ve matematik okumaya başladığımda Rus-Amerikalı fizikçi George Gamov'un çok popüler ama bilimsel derinliğinden ödün vermeyen, genellikle kuantum fiziğini anlattığı Mr. Thompkins kitaplarını çevirmek istemiştim. Kalkıp o tarihte bilimsel kitaplar da yayımlayan Sol Yayınları'na gittim. Onur Yayınları adı altında bilim kitapları da yayınlamaya başlamışlardı. Bir yetkiliyle görüşmek istediğimi söyledim. Az sonra uzunca boylu, kalın bıyıklı İlhan Erdost geldi. Karşıma oturdu. Ne istediğimi söyledim. Kitap ve çeviri örneği elimdeydi. Dikkatle ve heyecanla dinledi. Her şeyi benimseyen, her şeye insancıl bir sıcaklık duyan yanını, içtenliğini sezmemek olanaksızdı. 'Biraz bekleyin' dedi. Ne içeceğimi sordu. "Hava sıcak, meyve suyu?" dedi. O vişne suyunu işte unutmadım.
Az sonra döndü. İçeride şimdi adını anımsayamadığım ama o tarihte ciddi bir bilim kitabını çevirmiş ve belirtince hemen tanıdığım birisine kitabı ve çeviriyi gösterdiğini söyledi. "Çeviri mükemmel" dedi, "Ama, kitap bizim 'bilim' çizgimizin dışında. Gamov'u çok iyi tanıyor. Çok önemli biriymiş. Ama biz bunu basamayız. Bu tür popüler yayın yapmıyoruz." Beni dostça, mertçe, eşitiymiş gibi kapıya kadar uğurladı. 18 yaşındaki gençlere iyi davranınız.
Bu anıyı Muzaffer Bey'e hiç anlatmadım. Ama bir yıl sonra hocam ve sonra çok yakın dostum olan (galiba amca oğlu) Prof. Cevdet Erdost'la çok konuştuk. Muzaffer Beyle şimdi özellikle anlatacağım şeylerden fazla söz etmedik. Genellikle dalgındı, düşünceliydi. Gene de kafası İlhan Erdost olayıyla meşguldü. Sık sık, süren davalardan söz açıyordu. Yeniden kitap yayınlamışlardı. Her zaman düzenliydi. Bir defasında matbaadan gelen bir kitabın kötü baskı ve cildinden, onda hiç görmediğim bir öfkeyle nasıl yakındığını, küfrettiğini gördüm.
Ben bazı kitaplardan ve yabancı yayınevlerinden söz ederdim. Onların adreslerini vs isterdi. Bir defasında Marion Boyars'a bir kitap için onlar adına mektup yazdığımı çok iyi anımsıyorum. Kitapçıda bir hanım durur ve "Muzaffer Abim" diye söz ederdi. Akrabalıklarını bilmiyorum. O, yalnızca bir kez, yakınmıştı yakındıklarından.
Toplum ve Bilim dergisinin bulmadığım ilk sayılarından bahsettiğimde Muzaffer Bey kendisinde olduğunu, bana verebileceğini söyledi. Hepsini toplamış, bugün gibi gözümün önünde ve hâlâ çok etkileniyorum, çünkü artık asla göremeyeceğimiz bir şey, dört bir yanından sicimle sarmış, getirdi. Özür diledi. Çünkü bir sayısında Asaf Savaş Akat'ın feodalite konusundaki makalesinin üstüne notlar almıştı. Hem de ne notlar. O dergiler hâlâ duruyor bende. Bu da onun ciddiyetinin bir göstergesiydi.
Yıllar sonra bir gün, belki 20 yıl önce, İstanbul'da otobüste gördüm. Sanırım Yunus Nadi Ödülleri'nden geliyordu. İlhan Selçuk'tan konuşmuştuk yol boyu.
Ölümünü duyunca bazılarını bölük pörçük yazdığım bu anıları dayanılmaz bir tutkuyla yazmak istedim. Ama asıl başka bir konuya değineceğim.
İlhan Erdost
* * *
Bilenler bilir, Erdost, şiirimizde çığır açan ama çok da tartışılan 'İkinci Yeni'nin isim babasıdır. Ulus, Pazar Postası gazetelerinde yöneticilik yaptığı dönemlerde edebiyatla da uğraşıyordu. (Cevdet Hoca, akşamları, gece nöbetine başlayan 'Muzaffer Abi'yi ziyarete gittiğinde görevi, Bülent Ecevit'ten devraldığını, onun Ulus'tan Bahçelievler'e kadar (onu da ben belirteyim, Ayten Sokak) yürüdüğünü, bir defa da birlikte yürüdüklerini anlatmıştı.) O dönemde hem de alelacele yazdığı bir yazıda (Son Havadis, 19 Ağustos 1956) bu deyimi kullandı. Muhtemelen üstünde düşündüğü bir konunun bilinç dışına yığdığı birikimin sonucuydu. Sonra ikinci bir makalede (Pazar Postası, 23 Aralık 1956) deyimi açıkladı. (Her zaman söylerim, yazılarda bazen düşündüklerimizi yazarız, bazen de yazar ve ne düşündüğümüzü öğreniriz: yazı ve düşünce aynı şeyler değildir, yazı düşüncenin 'aynası' değildir, kendisine özgü bir 'cumhuriyet'tir yazı.) Tartışma 'anlamsız şiir'den, 'bir şey söylemeyen şiir'den doğdu. Orhan Duru, Ece Ayhan'ın şiiri "Bana bir şey söylemiyor" demişti. (Evet, edebiyat tarihlerinde bazen, 'olur böyle şey'ler. Duru, sonradan Türkçe'nin İkinci Yeni şiire çok yaklaşan metinlerini yazacaktı ama ben onun yazıcılığını daha çok Apollinaire'e benzetirim: 'somut soyut' diyorum o tür yazıya, eski bazı deyimleri kullanarak.)
Kısa süre içinde İkinci Yeni tartışması alevlenecektir. 1957'den sonra iyice büyüyecektir. 'Modernist' ('modern' değil) Türk şiirinin en ileri örnekleri bu dönemde art arda yayımlanan kitaplarla verilecektir. Belli bir çevre bu görüşe karşı çıkar. Özellikle sosyalist gerçekçi (o dönemde en fazlasından 'sosyal gerçekçilik' denmekteydi) kanattan gelen edebiyatçılar, başta Attila İlhan, bu yaklaşıma şiddetle tepki gösteriyor ve yazılan, İkinci Yeni denen şiirin bir 'kaçış' şiiri olduğunu vurguluyordu. Menderes diktası başlamış, şiir, sonradan kullanılan bir deyimle 'kapalı şiir'e dönüşmüştü. (Bu bir aklama deyimi midir, bilemem ama bazı kişilerin 1970'lerde kapalı şiir de demeyip 'hermetik şiir' demesi ilginçtir. Üstelik bu 'hermetik' sözcüğüne ayrıca anlam derinlikleri yükleniyordu ki, hayır, Fransızcada 'hermetik' düpedüz kapalı demektir: 'hermetik' bir kavanoz.) İlhan, kendisinin yerine oturttuğu 'imge' (imaj) olgusunu bu şairlerin bağlamından kopardığını ve şiirin boş bir kelime yığını haline geldiğini savunuyordu. Üstelik toplumdan, toplumsaldan tümüyle kopuk şiirlerdi bunlar.
Önemli ve ağır bir iddiadır bu. Bugün de dile getirilir. Doğrusu, İkinci Yeni şairleri de tartışmanın münhasıran bu yanı üstünde hemen hiçbir şey söylememişlerdir. Ayrıca, aynı şiiri yazmak gibi bir zorunluluk elbette yok, her sanatçı yapıtını dönemler içinde değiştirir ama İY şairleri de ilk dönem şiirini sonradan hemen hemen hiç savunmadı.
Kritik nokta Muzaffer İlhan Erdost gibi, ismi sol kültürle, sol bilinçle ve hatta sol eylemle (bununla yayıncılığını, yazılarını, tartışmalarını kastediyorum) anılan birisinin İkinci Yeni şiire dönük bu eleştirilerde nereye oturtacağımızdır. Ciddi bir sorundur bu, özellikle de 'bilinç tarihimiz' açısından. Kendisi bu problemi İkinci Yeni Yazıları başlıklı kitabının girişinde ele alır. İkinci Yeni yazılarını henüz Marksizimle bu derecede içli dışlı olmadığı bir dönemde yazdığını belirtir. (Bu alanlardaki yazılarını ayrıca Şiirin U Dönüşü adlı kitabında derlemiştir.) Dolayısıyla Erdost'un bilhassa yönettiği Pazar Postası'nda yayımlanan yazılarını (ve İY'nin orada büyüyüp güçlenmesini) daha sonra yapıldığı üzere Marksist bir perspektifle değerlendirmek kendisinin işi değildir. Dolayısıyla şiire 'o' açıdan bakmadığını kabul eder. Şimdi Erdost'u ve İY'yi o bağlama oturtma çabaları anlamsızdır. Hatta bu yönden gelecek suçlamalara Erdost bir kale inşa etmiştir. (İkinci belirttiği husus verdiği adın tam da böyle: 'İkinci Yeni şiir' şeklinde kullanılmasındaki ısrarıdır, ben, der, bir başka yerde, kralların adının önüne konan rakamlar gibi düşünmedim o adlandırmayı. Bu da ihmal edilen ama çok önemli bir saptamadır.)
Peki, nedir Erdost'un saptaması ve İY'yi savunması ne anlama gelir? Ayrıntısına girmeden iki şey söylemek gerekir. Birincisi, Erdost'un bizzat yazdığı gibi, mesele 'şiirde anlamsızlığı' savunmak değildir. Anlamsızlığın da savunulabileceğini savunmaktır. İsteyen öyle yazar. Gene de daha 'fonksiyonalist' bir yaklaşımla bu tutum eleştirilebilir. Şiir gibi, yayımlandıktan sonra kamusallaşan bir üretimin salt anlamsızlık üstüne oturmasının yanlışlığı dile getirilebilir ve evet, bu tutumun politik/toplumsal koşullar bağlamında mesela bir kaçış olduğu söylenebilir. Doğru olmasına doğrudur ama diğeri de bir haktır.
Bir ölçüde edebiyat dışı bir bakış açısını yansıtan bu yaklaşımı o derecede önemsemiyorum. Başka bir husus var ki, daha da önemli: şiirin, aynı muhakemeyle devam edelim, bir edebiyat ürünü, daha doğrusu, dile getirilmiş, dili kullanan, örneğin romandan çok daha farklı bir planda dile yaslanan bir verim olarak şiirin ifade formlarının anlamı nedir? Tamam, toplumu ve kitleyi ihmal edebilir ve politik olgulara sırtını dönebilir, o yönden de eleştirilebilir. Ama salt bu yapısıyla, şiir, dilin sınırlarını genişletme ve imge dediğimiz o karmaşık mekanizmayı/olguyu meydana getirme süreçlerinde bize yeni olanaklar kazandırır. Kısacası dilin genişlemesi diyelim buna. Eğer dil genişliyorsa bilinç de genişlemektedir. Edebiyat metninin esoterik yapısının dışa dönük bu fırsatı yaratma becerisi de vardır. Öteki tüm unsurlar bir tarafa (hatta tüm eleştirileri kabul ederek) İY şiir hakkında söylenecek en önemli koşul budur.
Erdost tam da bu gerçeği vurguluyordu.1950'lerin sonunda henüz sözcük birikimi onca gelişmemişken, referans kaynaklar çok yetersizken bu gerçeği sezgileriyle yakalamıştı. Daha sonra onu sol edebiyata, klasiklere ve bilince yöneltecek sezgisi ona bu olanağı kazandırmıştı. Hiç yabana atılmayacak bir yeti olması bir yana, son derecede önemlidir yaptığı iş. (Ayrıca Birinci Yeni şiiri 'keşfeden' Ataç göklere çıkarılır sezgilerinin gücü nedeniyle ama Erdost ihmal edilir. Neden? Yoksa sonradan geliştirdiği Marksist kültür bu ihmalde etkin olmasın?)
Üstelik şu da var: Eğer bir dil, bir edebiyat bir şey üretiyorsa onu üretecek noktaya gelmiştir. Hiçbir şey tesadüf değildir, hiçbir şey kendiliğinden oluşmaz. Hazırlayan, bazen farkında olmadığımız süreç ve koşullar vardır. Bizim pozitivist perspektifimiz her nedense daima bu değerlendirmenin dışında hareket eder ve bir şeyin 'ansızın' olduğuna inanır. 'Ansızın' diye bir şey vardır ama hazırlayıcı koşullar o ansızını birikmiş bir enerjinin birden boşalması olarak biçimlendirir. Bir bilinç olgusunun nasıl ortaya çıkışını ele alan bilgi sosyolojisi ciltlerce kitap üretmiştir ve, sezgiler, sıçramalar söz konusu olsa da, yineleyeyim, onları da kapsayacak şekilde, bu gelişme, ancak 'birikimle', birikimin bir kişide teşekkülüyle açıklanabilir. Sezgi odur: o kişinin o birikimi sezmesi, somutlaştırması ve ifade edebilmesi.
Erdost'un o dönem yazılarını okuyanlar böyle bir çözümleme görmez. Ama değindiğim sezgileri bu çözümlemeyi hazırlamıştır. Erdost, tam da böyle bir şiirin 'gerçeğini' bulma çabasındadır. Analitik düşünen bir zihnin büyük becerisidir bu. Aynı saptamayı yapayım: sezgi tek bir yerde durmaz. Erdost'ta da durmadı. Başka bir örnek vereyim. Daha o zamanlar yaptığı Şemdinli Röportajı da aynı sezginin bir başka plandaki yansımasıdır. Sezgileri onu zamanla edebiyatı bırakıp onu felsefeye, toplumbilime, düşünceye taşıdı. Bu alanlarda yazdıkları enine boyuna irdelenirse (ne güzel bir doktora konusu olur) Erdost'un çabası çok daha iyi anlaşılır.
1960'ların başında Marksist klasiklerin Türkçe'ye çevrilmesi bakımından da aynı iddialar serdedilmiştir: aktarmacılık. Hayır, değildir. Kimse bilgisinin ötesinde, bilincini aşacak bir tahayyül içinde bulunamaz. Marksist klasikler de bir ihtiyacın cevaplanması olarak Türkçe'ye çevrilmiştir. Kendisine özgül (özgü-değil) sorunlar doğurmuştur ama o başka bir tartışma konusudur. Erdost'un gününün önünde yürüyen, öncü bir bilinç insanı olduğu muhakkaktır. Türkiye'deki entelektüel tarihin yazımında, entellektüellerin irdelenmesinde, toplumsal düşüncenin irdelenmesinde bu bakımından çok farklı yerini görmek şarttır.
Türkiye, düşünce dünyasına çok önemli, çok değerli katkılarda bulunmuş, bunun anlamsız, yürek yakan acısını çekmiş, gene de acısını içine gömüp çabasını sürdürmüş bir aydınını yitirdi.
İlhan Erdost ve Muzaffer Erdost
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları






























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
19.08.2025
18.08.2025
17.07.2025
20.06.2025
13.05.2025
5.05.2025
6.03.2025
26.02.2025
13.02.2025
6.01.2025