Murat Sevinç
Son yazıdan devam…
Çok partili yaşamda çoğu zaman evdeki hesabın çarşıya uymadığı, telaş ve kurnazlıkla yapılan yasa değişikliklerinin yapanın ömrünü fazla uzatmadığı doğru olsa da, kısa vadede antidemokratik sonuçlara neden olabildiği ve seçmen iradesinin adaletsizce yansımasına yol açtığı da doğru. Okuyacağınız yazı, iki ‘doğru’ya ilişkin bir-iki örnek verme niyetinde.
1946’da kurulan DP ile CHP arasında dört yıl süren mücadelenin en önemli ürünlerinden biri, 1950 tarihli seçim yasasıydı. Çeyrek yüzyıl sürmüş tek parti iktidarının kazasız belasız sona ermesi için çaba harcayanların vardığı uzlaşmanın (zorunlu ya da gönüllü!) sonucudur. Yargıtay ve Danıştay üyelerinden oluşacak bir YSK’nin kurulması özellikle hatırlatılmalı. Böylece ilk kez bir demokraside, seçimlerin hem yönetimi hem denetimi hâkimlerden oluşan bağımsız bir kurula bırakılıyordu. Öyle önemlidir ki YSK, 1961’de anayasada yer verildi, 1982 Anayasası dahi konumunu değiştirmedi. YSK on yıllarca demokrasinin ‘güvenli seçim’ ilkesinin teminatı olarak kaldı Türkiye’de, son yıllara dek. Yasa 16 Şubat 1950’de kabul edildi. Merak edenler inceleyebilir.
Şimdi yazacaklarımı (teknik kısmı), önceki yazıda önerdiğim Aleskerov/Ersel/Sabuncu’nun çalışmasından (s.136 vd.) alıntılayarak aktaracağım.
1950 yasası, çok özetle, her ili bir seçim çevresi kabul ediyordu (il sayısı arttıkça, o da artacaktı), her 40 bin yurttaş için bir milletvekili öngörüyordu ve oy kullanma bakımından seçmene birden çok seçenek sunuyordu. Ancak seçmenin büyük çoğunluğu, tahmin edebileceği gibi seçeneklerden birini tercih etmiştir: Bir partinin bir seçim çevresi için gösterdiği adaylardan oluşan ‘matbu’ (basılı) bir listenin, hiç dokunmaksızın sandığa atılması. Türkçesi, ‘il esasına dayanan çoğunluk’ sistemi. Ne demek bu? Uygulamada, bir ilde hangi parti oyların çoğunu alırsa, o partinin listesindeki adayların ‘hepsi’ seçilirken, diğer partilerden hiçbir vekil seçilemeyecekti.
CHP bu sistemin işine yarayacağını düşünüyordu, ancak yanıldı. CHP, DP’ye yönelik halk iltifatını daha kurulur kurulmaz fark ettiği için 1947 seçimini erkene alıp 1946’da yapmıştı; buna mukabil 1950’deki sonucu ne CHP ne de DP tahmin edebilmişti. Daha önce, Türkiye’de yazılmış ilk parti monografisinin Cem Eroğul’un ‘Demokrat Parti’ başlıklı kitabı (son basım, Yordam) olduğunu söylemiştim. (Kitap hakkındaki yazım) Değerli bir çalışma da Tanel Demirel’in ‘Türkiye’nin Uzun On Yılı-Demokrat Parti İktidarı ve 27 Mayıs Darbesi’ kitabıdır (Bilgi Üniversitesi). Demirel, seçim sonuçlarının iki parti için de sürpriz olduğunu daha ayrıntılı anlatır (s.97 vd.). Yazar, kamuoyu araştırmalarının bilinmediği bir devirde, CHP liderlerinin, partililerin seçmenin durumuna ilişkin aktardıklarıyla yetindiğini belirtiyor. O ‘aktarma’nın, hele ki bir tek parti iktidarında nasıl olabileceğini tahmin etmek güç değil. Burada, başta İnönü ve seçim sonrasında partililerini kontrol etmek için çaba harcayan Bayar olmak üzere, dönemin liderlerinin ‘olgunluğu’nu bir kez daha hatırlatmakta yarar var.
Umulmadık oy oranlarının seçim sisteminden kaynaklanan sonucu, son derece adaletsiz sandalye dağılımı olmuştur. CHP, katılımın neredeyse yüzde 90 olduğu seçimlerde yaklaşık yüzde 40 oy almasına karşın yalnızca 67 vekillik kazanırken, yüzde 53 küsur oy alan DP, 416 (5’i bağımsızlardan) vekillik kazandı. Yüzde 53 oy ile yüzde 85 milletvekilliği! TBMM’de toplam 487 vekil vardı. (1924 Anayasası’nda üye sayısı sabit değildir.) 1954 seçimlerinde ise DP, dört yıl önce dile getirdikleri gibi CHP’yi neredeyse muhalefetten de tasfiye etmiştir, yine seçim sisteminin büyük yardımıyla.
Peki sonra? 1954-55’ten itibaren işler (ve ekonomi) kötü gitmeye başlayınca, DP, muhalefet partileri ve muhalif kamuoyu üzerindeki baskıyı giderek artırdı ve yıllar önce CHP’nin denediğini yapıp telaşla 1958 seçimlerini 1957’ye aldı. Seçim yasasını değiştirip partilerin ‘işbirliği’nin yollarını tıkadı. Tanıdık geldi mi! Haziran 1954’te yapılan ‘muhalefetin işini güçleştirici’ düzenlemeler (ortak liste yasaklanmıştı), 13 Eylül 1957 yasası ile bir adım daha ileri götürüldü ve partilerin ‘fiili işbirliği’ yolları da ortadan kaldırıldı. Bunun tek nedeni, gidişatı gören muhalefet partilerinin 1956’dan itibaren yakınlaşmaya başlamasıydı kuşkusuz. Hatta, DP’den istifa eden ‘kuruculardan’ Fuat Köprülü’nün adaylığını engellemek için, ‘bir partiden altı ay önce istifa edenin diğer partiden aday olması’ dahi yasaklanıyordu.
Sonuç? DP 1957’de de kazandı, ancak artık ‘cazibesini’ yitirmekte olduğu iyice belirginleşti. Seçime katılım yüzde 70’lere düşmüştü ve oyu ilk kez yüzde 50’nin altındaydı. CHP toparlasa da, yaklaşık yüzde 41’le 610 milletvekilliğinin 178’ini, DP ise yüzde 47.3 oranla 424’ünü kazanmıştır. Seçim sisteminden kaynaklanan adaletsizlik sürse de sonuçlar, ne yaparsa yapsın DP’nin hızla inişi geçtiğini gösteriyordu. CMP (Cumhuriyetçi Millet Partisi) ve HP (Hürriyet Partisi) ise ancak dörder üyelik kazanabildi.
Muhalefet 1957 seçim yasası değişikliğine karşı yine de bir şeyler yapabilir miydi? Burada, Cem Eroğul’un ‘günümüz koşulları bakımından da çok şey ifade eden’ değerlendirmesine yer vermek istiyorum:
“…muhalefetin işbirliği için ancak iki imkân kalmıştı. Bir imkân hukuken olmasa bile fiilen illerin bölüşülmesiydi. Yani partiler bütün illerde seçime giriyor görünecekler, ama her ilde üç partiden ancak birine muhalefet oyları verilecekti. Salt hukuk açısından bakılırsa, bu bir muvazaa teşebbüsü olurdu. İşte bu isnattan çekinen partiler, bu yola girmediler. İkinci imkân ise, bütün yurtta seçimlere tek bir muhalif partinin girmesi idi. Bunun ise ne gibi kıskançlıklara yol açabileceği belli idi. İnönü’ye öteden beri şüphe ile bakan CMP, 18 Eylül 1957’de aldığı bir kararla bu ikinci formülü reddetti. Oysa CHP’nin bütün umudu tek muhalif parti olmak idi. Bu umut böylece suya düşünce, Halk Partisi, 19 Eylül 1957’de resmen işbirliği yapılmasına imkân kalmadığını, ancak seçimlerde muhaliflerin fiilen birbirlerine yardım edebileceklerini bildirdi. Böylece, Demokratların antidemokratik seçim kanunu gayesine ulaşmış ve muhalefetin güç birliği girişimi suya düşürülmüş oldu.”
Görüldüğü üzere, seçim yasası değişikleri belki mukadder sonu engellemiyor, ancak anlık/kısa vadeli ‘belirleme’ potansiyelini ve demokratik seçim ilkesine verebileceği zararları göz ardı etmemek gerek.
İkinci örneği 27 Mayıs ardından vermek istiyorum, 1965 seçimlerinden. 1961 Anayasası’na göre vekil sayısı sabitti (450), iki kanatlı meclisin ‘ak saçlılar’ı Senato’nun seçim yöntemi farklıydı vs. Bizi ilgilendiren ikinci kanat, Millet Meclisi. Darbe sonrası ilk seçimi boş verelim; MM için yasa Kurucu Meclis tarafından kabul edilmişti. 1965 milletvekili seçimleri ise, 1961’den tamamen farklı bir seçim sistemiyle yapılmıştı. Şubat ve Temmuz’da kapsamlı değişiklikler yapılmış, ‘tam nispi temsil’e en yakın ‘milli bakiye’ (ulusal artık) sistemi kabul edilmiştir (Birleşik oy pusulası uygulaması da bu seçimle başlıyor).
Son derece karmaşık ve bir partinin tek başına iktidara gelmesini engellemeye yönelik bir sistemdir. O parti kuşkusuz AP (Adalet Partisi) idi. CHP, AP’nin alabileceği oyu, 1964 Senato seçimindeki başarısından tahmin edebiliyordu. Ayrıca ‘barajlı D’Hondt’ sistemine de geçilmiş, ancak bu düzenleme AYM tarafından iptal edilmişti.
Sonuç? CHP bu yasa değişikliğiyle hem başardı hem başaramadı. Başaramadı, çünkü AP son derece zor bir seçim sistemiyle yaklaşık yüzde 53 oyla 240 üyelik kazanarak tek başına iktidara geldi. Diğer yandan başardı, çünkü eğer eski sistem olsaydı AP, MM’de 429 üyelik kazanacaktı.
12 Eylül darbesi ardından, 1983’te olağan rejimin ilk seçiminde, her ilin bir seçim çevresi olması kuralı terk edilmiş, uygulanan ‘ülke barajı’ ve seçim çevrelerindeki baraj ile (çifte baraj) özellikle küçük partilerin (‘marjinal’) işi iyice zorlaştırılmıştı. Sonraki seçimler için geçerliydi bu hedef tabii, yoksa 1983 seçimlerine üç partinin girmesine izin verilmişti.
Hep örnek gösterilen 1987 milletvekili seçimleri öncesindeyse, bu kez ANAP seçim yasasını kurcaladı. En önemlisi, seçim çevreleri yedi üyelikten altı üyeliğe düşürülünce, seçim çevresi barajı kendiliğinden yükselmiş oluyordu. Bununla yetinmeyip başkaca kurnazlıklarla en düşük seçim çevresi barajını yüzde 20’ye yükselttiler.
Peki ANAP kuş kondurabildi mi? Yine, hem evet hem hayır. Başardı, tek başına iktidar oldu. Başaramadı, oy oranları yüzde 36’ya düştü. Seçim yasasıyla oynama isteğinin nedeni de kuşkusuz bu erimeyi görmesiydi. Tek başına iktidar oluşunda, ikinci parti SHP ile arasındaki farkın yüksekliği de rol oynamıştır. (36.3-24.8)
Yeri gelmişken, yıllar sonra AKP’yi de ‘tek başına’ iktidar yapacak bir ‘vahamet’, o tarihte ilk kez Özal’ın işine yaramıştı. Yüksek baraj nedeniyle 1987 seçimlerinde geçerli oyların yüzde 19.8’i, bir başka deyişle 4.8 milyonu değerlendirme dışı kaldı. 2002’de bu oran yüzde 45 civarındaydı. Ezcümle, ‘milli irade’ söylemini yere göğe sığdıramayan bu iki sağ partiden birinin 1987, diğerinin 2002’de aldıkları oy oranıyla orantısız sandalye sayısıyla tek başlarına iktidara gelişlerini, seçim barajının yüksekliği nedeniyle milyonlarca oyun çöpe gitmesine borçlu oluşları, memleket siyasetinin ‘niteliği’ ve siyasetçisinin ‘kumaşı’ hakkında epey fikir veriyor.
Sözün özü, tıknefes iktidarlar bir çare olarak seçim yasalarıyla oynamayı denediler bugüne dek. Çuvalladıkları da, kısa vadede kazançlı çıktıkları da oldu. Ancak söz konusu antidemokratik heveslerin hiçbiri nihayetinde para etmedi. Bu durum, büyük ölçüde demokrasimizin cılızlığı ve ondan pek de bağımsız olmayan insan ve siyasetçi kalitesiyle ilgili. Yakın figürler, benzer koşullarda ve kaygılarla, sanki ilk kez deneniyormuş gibi çok tanıdık işlere girişebiliyor ve görünen o ki ‘tarihten ders almak’ aslında büyük ölçüde boş bir temenni.
Okuduğunuz yazının naçizane önerisi “Eyvah, bu yol ve yöntemlerle kazanacaklar” ile “Hiçbir şey değişmez, ilk seçimde giderler” uçlarına fazla iltifat etmemek ve bir de rejimin adını, niteliği, göze alabileceklerini bir an olsun unutmadan hareket etmek olabilir.
Yazı önerileri:
1.Tanıl Bora’nın, ‘III. TİP ve Yeniden Sol Popülizm’ başlıklı yazısı.
2. Mavi Defter sitesinden, Duygu Türk’ün yazısı, Mümkün ve Zorunlu. Bu sayfayı takip etmenizi hararetle öneriyorum.
İklim krizi notu: Önder Algedik’in iklim krizine ilişkin yazısı. İklim konusu, her konuşmamıza, her yazımıza girmeli, gıda krizi, su krizi kapıda, hatta eşiği geçmek üzere. Ne kadar rahatız, hakikaten ne ilginç bir devir bu!
Yazarlar
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları





























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025
30.10.2025
26.10.2025