Ali Türer
Sezaryeni bir cinayet olarak görecek kadar yufka yürekli olan başbakanımızın Uludere katliamını diri tutan basına ve muhalefete “tazminatlarını verdik ya daha ne istiyorsunuz?” türünden çıkışması ve içişleri bakanının bu katliamda ölen gençleri “PKK’nın figüranları” olarak değerlendirmesi haftaya damgasını vuran olaydı.
Bu tavrın vahameti sadece bu açıklamaları yapanlardan birinin başbakan, birinin içişleri bakanı olmasından kaynaklanmıyor. Bu açıklamalar Uludere katliamının hükümetin bilgisi dâhilinde yapıldığı ile ilgili kamuoyundaki kuşkuları daha da güçlendiriyor. Bu tür açıklamalar, olsa olsa bu topraklarda şiddetin daha da artarak sürmesine yol açar. Nitekim öyle de oluyor. AKP yöneticileri bunu nasıl görmez, ellerine bulaşan kanın nasıl farkına varmazlar? AKP yöneticileri, siyaseten yavaş yavaş kendilerini sona götürecek olan yolun taşlarını döşüyorlar, farkında değiller.
Diğer yandan Halil Berktay’ın neden olduğu tartışmayla sol içinde neden olduğu depremin artçı sarsıntıları da devam ediyor. Fakat kuşkusuz kendini solda tanımlayanlarda yaşanan asıl sorun, hedeflerin ve hedefe götürecek yolların silikleşmiş olması; dolayısıyla moral değerlerde yaşanan yıpranmadır. Bu yıpranma sol içinde sağlıklı diyalogların kurulamamasının kanımca başlıca nedenidir.
Tartışmayı daha çok kuramsal alana çekmekte yarar var diye düşünüyorum. O nedenle bu hafta 1989 Haziran’ında “Yeni Açılım’ derisinde yayımlanmış bir yazımı okuyucularımla paylaşmak istiyorum. Okuyucularım yazıyı okurken, bu yazı kaleme alındığında Sovyetler Birliğinin reel sosyalist deney olarak varlığını sürdürdüğünü, kuşkusuz göz önünde bulunduracaklardır.
***
Sosyalist Düşünce Kendini Marksizm’le Özdeşleştirmekten vazgeçmelidir!
“Felsefenin bir yararı da; yarını kazanabilmek için bugün nasıl davranmak gerektiği konusunda insana yardımcı olabilmesidir. Çağdaş felsefe içinde bu işlev, ancak belli zaman dilimlerinde ortaya çıkmış dünya görüşlerinin tarihsel gelişim süreci içinde sınanmış bilimsel çıkarımları temelinde yerine getirilebilir.
Bugün ortaya çıkan gerçek şu: Ne kapitalist ne sosyalist düzen, geçmişte oluşmuş tek bir düşünsel paket ile açıklanabilecek, yönlendirilecek oluşumlar değil. Tersini savunmak kişiyi, geçmişteki bir kültür birikimine takılı kalmaya, yaşayan kültüre sahip olamamaya götürür. Onlar birbirlerinden öğrenerek, birbirleriyle yarışarak, ortak noktalarının ayrılık noktalarından çok daha fazla olduğu bir arada yaşamaya doğru, her geçen gün biraz daha yaklaşarak yollarına devam edecekler. Bu uzun yolculuğun değişik dönemlerinde ortaya çıkan düşünce paketleri ise, kendinden önceki dünya görüşlerinin insanlığa kazandırdığı bilgi birikiminden yola çıkarken; o anki sosyoekonomik koşullara bağlı olarak oluşmuş ışıldaklardır ve ancak temel aldıkları koşullar içinde misyon yüklenebilirler. Bu akımların özümsenmesi ile gelişmenin nesnel koşullarına uygun biçimde oluşan çağdaş felsefe ise bilimin taşıyıcısıdır. Yoksa bir düşünsel paketi bilimin yerine koymak, ya da bir felsefi akımı yaşanacak bütün zamanlar için, mutlak geçerli, tek dünya görüşü olarak peşin peşin kabul etmek, olsa olsa onu “dinleştirmek”; ona bir çeşit dinsel duygularla bağlanmak anlamına gelir.
18. Yüzyılın ortaları; Avrupa’daki halkların yeni toplumsal düzenden umduklarını bulamadıkları; düş kırıklığı içinde yaşadıkları; işçi ve emekçilerin, çıkarlarını korumak ve savunmak için gelişen ve güçlenen burjuvazinin karşısında bir sınıf olarak ekonomik, politik örgütlerini kurma zorunluluğunu kavramaya başladıkları yıllardı. Öte yandan bu yıllar kapitalist sistemin ilk yapısal bunalımlarının yaşanmaya başladığı; bilim ve teknolojide önemli atılımların yapıldığı yıllardı da. Marksizm bu koşullarda yeni bir sosyoekonomik düzenin müjdecisi olarak doğdu. İnsanın toplumsallaşması sürecinde; insan-insan ve insan-doğa ilişkilerine getirdiği bakış açısıyla, geliştirdiği diyalektik yöntemle felsefenin bilim ile ilişki içinde gelişmesinde önemli bir rol oynadı. Bu yadsınmayacak bir gerçeklik.
Ancak kabul etmek gerekir ki, insanlığın serüveni, Marstan yüz yıl sonra, bugün; sadece Marks’ın yaşadığı sosyoekonomik koşullardan değil; Marksizm’in temel önerilerinden de çok farklı bir biçimde sürüyor. Marks gelecek kuramını; o gününün gelişmiş kapitalist ülkelerinde güçlenecek işçi sınıfının, partisinin öncülüğünde dünyada yeni bir sosyoekonomik düzeninin, sistemin çatısını çatacağı savı üzerine kuruyordu.
Ancak, yaşam tam da umduğu gibi gelişmedi. Kuşkusuz Marksistler, Marksizm’i derinlemesine her ele alışlarında, onda yaşanan olayları, durumu açıklayacak bazı ipuçları bulabilirler -Tıpkı ilahiyatçıların Kur’an’ı her ele alışlarında yaptıkları gibi- , ama bu temel gerçeği değiştirmiyor. İşçi sınıfının çok cılız olduğu, henüz aristokrasinin egemenliği altındaki Çarlık Rusya’da ortaya çıkan devrimin; Marks’ın önermeleri doğrultusunda gelişmediği biliniyor. Ülkesinde geri üretim ilişkileri, üretim güçleri devralan genç sosyalizm; yeni bir ekonomik, siyasal örgütlenme yaratmanın sorunlarını çözmeye çalışırken; bir yandan Sovyet insanıyla özdeşleşiyor, diğer yandan da üçüncü dünya ülkelerine antiemperyalist, antikapitalist yapılanma yolunda esin kaynağı oluyordu.
Ekonomik siyasal örgütlenmede çok daha deneyimli olan kapitalist ülkeler ise, sistemi yeniden organize etmek, güçlendirmek için teknolojik gelişmenin kazanımlardan ustalıkla yararlanmasını bildiler. Siyasal üst yapılarında ortaya çıkan sorunlarla baş ederken, belirli bir demokrasi geleneği geliştirmesini de bildiler Kapitalizm, zaman zaman yaşadığı derin bunalımlara rağmen ekonomik, siyasal, kültürel çekim merkezi, etki merkezi olarak varlığını sürdürmesini bildi.
Bu noktada sosyalistlerin, sosyal demokratların mücadelesinin kapitalist sistemin gelişmesine yaptıkları katkıları da görmek gerekir. “Genel oy hakkı”, “Sosyal devlet”, sendika, “sekiz saatlik işgücü”, herkesin parlamentoda temsili edilmesi gibi temel kavramların demokratik yaşam içinde içselleşmesini; kapitalist sistem, sosyalist harekete borçludur.
Sosyalist düşüncenin hala yanıt bulması gereken temel soru şudur: Eğer kapitalist sosyoekonomik yapıdan farklı sosyalizm diye tanımlanabilecek, uğruna mücadele edilebilecek bir yapı olacaksa; bu yapının ekonomik, siyasi, örgütsel dokusu ve bu yapıyı ayakta tutacak ilişkiler nasıl oluşturmalı, nasıl sürdürülmeli? Sosyalist düşünce, önündeki bu temel soruya hayata geçirilebilir bir yanıt vermek istiyorsa, Marks’ın ortaya koyduğu paradigmayı aşmak durumundadır. Marsizm’den geriye ve günümüze akarak, başka kaynaklardan da beslenerek tekrar oluşmak durumundadır. Marksizm’i, yararlanılması gereken kültürel bir kalıt olarak görmek, onu eleştirel bir gözle tekrar ele almak, yapılması gereken budur.
Marksizm’in demokrasi, devlet, devrim, artı değer kuramı kavramları; proletarya diktatörlüğü, tek parti iktidarı, üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti gibi önermeleri günümüzde yaşanan gerçekliğe pek de uygun düşmüyor. Yaşam bütün bu kavramları pek çoğunu bir kenara bırakmak, ya da yeniden tanımlamak üzere son bir kez daha ele almaya zorladığı halde; sosyalist dünya görüşü bunu bir türlü göze alamıyor. Sosyalist düşüncede yaşanan bunalım buradan kaynaklanıyor.
Bu tartışmada, öncelikle eski ideolojik yapıya ilişkin şu temel çıkarımlar üzerinde durmalı, düşünmeliyiz.
1. “Artı değer” kavramının Marksizm içinde taşıdığı özel önem; bilimsel teknolojik devrimin bir sonucu olarak hizmet sektörünün (bugün buna bilişim sektörü, iletişim sektörünü de katmak gerekir) temel sektörlere göre ağırlığı ve öneminin hızla arttığı; bilimsel teknolojik devrimin çalışma sürelerini kısalttığı, esnekleştirdiği kapitalist üretim ilişkileri içinde de aynen korunabilir mi?
2. Marksizm’e göre, burjuva demokrasisi burjuva diktatörlüğünün bir biçimidir. İşçi sınıfının, sendikalarıyla, politik örgütleriyle içinde bir güç ve denge unsuru olarak yer aldığı, toplumdaki bütün güçlerin, eğilimlerin sivil toplum örgütleri biçimde örgütlenip, yaşama müdahale edebildiği bir politik sistem, “burjuva diktatörlüğü” olarak tanımlanabilir mi?
3. Demokrasi ile diktatörlük kavramları aynı siyasi sistemi tanımlarken bir arada kullanılabilir mi? Demokrasi’nin her devlet, her ekonomik siyasal düzen için geçerli olan, olması gereken ortak paydaları yok mu? Kapitalist sistem için ayrı, sosyalist sistem için ayrı standartlar söz konusu olabilir mi?
4. “Proletarya diktatörlüğü”, “tek parti” sistemi demokrasi anlayışı ile nasıl bağdaşır? Toplumdaki farklı siyasi eğilimlerin örgütlenerek yer almadığı bir üst yapı, demokratik bir siyasal yapı mıdır? Başka siyasi eğilimlerin var olabilme koşulunu komünist partinin otoritesinin, ya da daha “yumuşak” deyişle, komünist parti öncülüğünün peşin kabulü koşuluna bağlayan düşünce, demokrasi anlayışı ile nasıl bağdaştırılabilir?
5. Çelişki yaşamın kendisiyse; çelişkiyi sübjektif olarak kaldırmaya çalışarak geleceği kazanmak mümkün mü? Sosyalist devletin temel işlevi ne olmalı: Çelişkiyi (ya da çelişkileri) ortadan kaldırmak mı? Çelişki gelişmenin motoru ise; içinde rekabetin yaşandığı iç pazar, sistemin vazgeçemeyeceği bir unsur değil mi?
6. Sosyalizm, kapitalist üretim ilişkilerinden bütünüyle arınmış bir düzen mi? Sosyalist üretim ilişkileri özel mülkiyet ve toplumsal mülkiyet biçimlerinin toplumun çıkarları doğrultusunda sistemin bünyesinde korunup yürütülebildiği koşullarda hayat bulabilir, sürdürülebilir mi? Örneğin işletme sermayelerinin giderek halka, özellikle de işletme çalışanlarına açılması yoluyla kapitalist işletmeler toplumsal mülkiyet biçimlerine, kapitalist üretim ilişkileri sosyalist üretim ilişkilerine dönüştürülebilir mi?
7. Nihayet Sosyalist düşünce bütün bu can alıcı sorulara yeni çözüm yolları ararken “devrim kuramı” bundan etkilenmez mi? Kaldı ki Marksizm’in devrim kuramında nüfusun çoğunluğunun devrim sürecine aktif katılmasını sağlamak için işçi sınıfı dışında kalan kesimlere yönelik geliştirilen hegemonya/diyalog politikaları ile bu süreç için öngörülen hegemonya/diktatörlük oluşumları (ahlaki açıdan) birbiriyle çelişmez mi? Bu yaklaşımda öne çıkan pragmatikliği nasıl açıklamalı?
8. Sosyalist düşüncenin örgütlenme modeli nasıl olmalı? Sosyalist Parti, devleti toplumun ihtiyaçları ve beklentileri doğrultusunda dönüştürmeye, bu yolda toplumu örgütlemeye ve yönetmeye aday bir kitle partisi mi olmalı; yoksa sadece temel sorunlara kendince doğru alternatifler üretmeye çalışan bir düşünce kulübü mü? İdeolojik parti özde bir kadro hareketidir. Oysa kitle partisi, toplumun içinde yaşama biçimleri birbirine benzeyen; bu bakımdan toplum içinde ağırlığı olan bir kitlenin siyasal hareketidir. Başka bir açıdan da temel hedeflerde bir araya gelmiş insanların farklı düşüncelerini yansıtma olanağı buldukları bir mozaiktir. O nedenle bir biriyle anlaşan bir grubun otoritesini bütün bir partiye yukarıdan hâkim kılma girişimleri kitle partilerini tehdit eden en tehlikeli bir virüstür. Öyleyse şu soruyu da sormak gerekir: Temel önermeleriyle donmuş bir ideolojiyi yığınlara taşımayı hedefleyen ideolojik örgütlenmelerle; yaşamın sürekli gelişen dinamizmini yakalamak, bu dinamizm içinde kitleyi siyaseten bir arada tutmak ve bu güce dayanarak devletin demokratik dönüşümünü gerçekleştirmek mümkün müdür?
9. Bugün, Türkiye’de halkın büyük çoğunluğu için komünizm, hiç de çekici olmayan bir fantezidir. Öte yandan, ülkemizde sosyalist hareket henüz, işin başında, bir yandan yasal siyasal örgütlenme olanağını elde etmek için uğraşırken, bir yandan da kendi politik birliğini sağlamaya çalışıyor. Sosyalist hareket, ömrünü siyasal gündemin çevresinde bir yerde sürdürmek istemiyorsa şu soruya da yanıt vermek durumundadır: Halk için hiç de çekici olmayan, henüz ham bir hayal uğruna dar örgütlenmelere gitmek gerçekçi bir tavır olur mu? Bu olgunlaşmamış hayal uğruna, ulaşılabilecek yakın hedefleri feda etmek anlamına gelmez mi?
10. Ve son bir soru: Gerçekten de Sosyalizm’in hedefi, Marks’ın öngördüğü gibi Komünizm olabilir mi? (Y ada böyle bir uzak hedef, yakın hedefi ne ölçüde ulaşılabilir hale getirir; getirilebilirse bu halka nasıl anlatılabilir.) İtalyan Komünist Partisi Genel Sekreteri Achille Ochchetto, Fransız Sosyalist Parti heyetiyle “ Avrupa Solu” oluşturmak için yaptığı görüşmeler sırasında, basına “Biz 10-15 yıl öncesine kadar (1979’a kadar) demokrasiyi sosyalizme geçiş için bir aşama olarak gördük. Şimdi demokrasi hedef, sosyalizm ise bu hedefe ulaşmak için bir aşamadır” diyor.
Bekli de doğrusu bu.” (Yeni Açılım/1989).
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- ÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ?
23.11.2025 - PATRON KİM?
15.11.2025 - BİR ÖĞRETMEN YETİŞTİRME HİKAYESİ
6.09.2025 - ULUSAL KİMLİK DAVASI
18.07.2025 - BOŞ UMUT, SONU HÜSRAN
12.06.2025 - TEHLİKELİ SULARDA SİYASET
22.12.2024 - AÇMAZDA SİYASET
3.12.2024 - ÇİFTE STANDART KULLANAN İKİ YÜZLÜ SİYASET ÜZERİNE
26.09.2024 - SİYASET VE MESLEKİ ETİK ÜZERİNE
2.09.2024 - TARİHDEN DERS ALMAK
5.08.2024
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları


























































































































Hakki Sayin
karışık ve karmaşık olması mecburi cümlelerle AKP güzellemeleri....hakkaniyet adına şuna da bakmalı buna da bakmalı...uludere de mi uçucu bir gündem?