Aydın Selcen
Garê baskını üzerine Çarşamba ve Pazar iki yazı yazdım. Konunun güncelliği ve ortaya çıkan vahim sonuç dolayısıyla kendi alçakgönüllü okunurluk ölçütlerime göre okundu da sayılır sanırım. Bu defa, yine Garê’den hareketle onyıllardır içinde debelendiğimiz gayya kuyusundan nasıl çıkabileceğimiz ve aynı zamanda yakın gelecekte nelerin olacağını bekleyebileceğimiz üzerinde birlikte düşünelim istedim.
Önce şunu belirtirsek sanırım gerçeklerden çok uzağa düşmüş olmayız: Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP-MHP koalisyonu başta olduğu yani seçimle iktidarı yitirmediği sürece ne Kürt sorununun barışçıl siyasal çözümü, ne PKK terörüyle mücadele konularında anlamlı bir gelişme beklememek gerekir. Aynı şekilde, iktidar değiştiğinde veya günün birinde değişirse kendiliğinden farklı bir yola girileceğine yönelik bir beklentim de maalesef yok.
Şimdi, bugüne dek ne olduysa, daha kötüleşerek, ağırlaşarak olmaya devam edecektir. Öyleyse, bu hariçten gazel okuyan yazılar, zaten kulakları bizim gibilere kapalı olan iktidar odaklarına değil, yine de onlar kadar kapalı demesem de bizim gibileri işittiklerine ilişkin herhangi bir belirti göstermeyen CHP-İYİP muhalefet blokuna yöneliktir. Ve o bloktan çıkması olası İmamoğlu ve Yavaş gibi cumhurbaşkanlığı adaylarına. Belki bu bağlamda, devasa iki büyükşehir belediyesini yönetmek gibi onları 24/7 fazlasıyla meşgul edecek işleri olsa da sözkonusu adayların bu temel konulara kafa yorup yormadıkları, bu konularla ilgili birikimli kişilerden düzenli bilgi ve görüş alıp almadıkları da sorgulanabilir.
PKK bir terör örgütüdür. Terör de kısaca siyasal amaçlara şiddet kullanarak ulaşmaya çalışmak, yani diğer/eski deyişle tedhiş olarak tanımlanabilir. Ne devletin şiddet tekeline rakip çıkmasına, ne yasaların çiğnenmesine, ne ülke içinde “kurtarılmış bölge” benzeri yerlere egemenlik devrine hiçbir demokraside, hukuk devletinde göz yumulmaz. Buna karşılık laiklik denli yerinden yönetim, merkezden yerele yetki aktarımı da günümüzde demokrasilerin mükemmelleştirilmesinin ön koşuluna dönüşmüştür.
PKK, ABD ve AB tarafından da sınıflandırıldığı gibi “terör örgütü” olsa da, tarihsel pencereden 1984’te başlattığı, 4. Kürt İsyanı başlığı altına da alınabilir. Aynı AB ve ABD’nin, NATO üyesi, AK ve AGİT kurucu üyesi, AİHM üyesi, AB adayı Türkiye’yi de öyle veya böyle demokrasi olmayan ülkeler kategorisine koyduğu da anımsanabilir. Bu durumun nedenlerinden biri tedhişin buradaki kendiliğinden, olağanlaştırılan, sıradanlaştırılan yanıtının tenkil olmasıdır. Tenkil, ki buna “çöktürme” de denebilir, kapsamına eksik demokrasimizi sakatlayan tüm uygulamalar alınabilir. O baskıcı uygulamaların ağırlıklı ceremesini Kürt yurttaşlarımızın çektiğinin de altı çizilmelidir.
Terörle mücadele ile isyan bastırma ise farklı konulardır. Türkiye, 11 Eylül saldırıları sonrasında teröre karşı küresel savaş furyasına önce ABD’nin o gerekçeyle yanı başındaki Irak’a gelmesi ve (ezeli) Kürt sorunun uluslararasılaşması kaygılarıyla kuşkucu yaklaşmış, sonra PKK’yi El Kaide, IŞİD ve türevleriyle eşitleyerek anlayış ve destek bulma adına kendine yer açmaya çabalamıştır. Onyıllardır yahut cumhuriyetin kuruluşundan bu yana yürütülegelen mücadelenin, başka yöntemlerle, daha düşük maliyetle ve daha etkin sonuç alınabilecek biçimde sürdürülüp sürdürülemeyeceğini tartışmak barış süreçleri gibi kısa ve istisnai aralar dışında mümkün olamamıştır.
Alet çantasına uzanan eller sürekli güvenlikçi hatta düpedüz askerileşmiş politikalara gittiği gibi, yakın dönemde o elleri yöneten beyinlerdeki Irak Kürdistan Bölgesi “kâbusunun” üzerine, SDG ve KDSÖY* “dertleri” de eklenmiştir. İçeride de, “hiçbir şey olmasa da halen dahi tam anlayamadığımız bir şeyin olduğu” 15 Temmuz darbe girişiminin ardından, tüm bu kâbuslarla eşanlı topyekûn nihai mücadele, bugüne dek onyıllardır planlanıp uygulanamayan ne varsa gerçekleştirilmesi, hukukun hepten hiçe sayılması ve aklın askıya alınması aşamasına varılmıştır.
Her stratejide önce çıkıştan başlanır. Oysa bizde alanda oldu-bitti yaratıp içeri dalmak esas olup, neden girildiğini, ne zaman, nasıl, ne olduğunda (“end-game”) çıkılacağını düşünmek, anlatmak başkasının işi sayılır. Buna bir de “sahada olan, masada kazanır” hülyası eklenmiştir. Ne ki hülyalar tasarım değildir. Düşünmenin, hayal kurmak demek olmadığı gibi. İstihbarat ile akıl yürütmenin farklı olması, diplomaside ve stratejide, her düşündüğünü, inandığını “gerçek” sanmanın kaçınılması gereken temel kusurlardan oluşu gibi. Nitekim istihbarat teşkilatlarında operasyon ve analiz kanatlarının birbirlerinden sugeçirmez biçimde yalıtılmalarının başlıca gerekçelerinden biri de budur belki.
Ayrıca bizim oturduğumuz yerden kestirdiğimizi, elin de oradan anladığını herhalde teslim etmek gerekir. Sabırlı, kararlı ve kalıcı olunursa eninde sonunda üstte kalınacağı da bir varsayımdan ibarettir. Varsayımlar ise tüm çuvallamaların atasıdır. Bu bağlamda Türkiye’nin yapmak istediğinin Amanos’tan Zagros’a, Suriye ve Irak sınırlarımız boyunca uzanan bir tampon bölge olduğunu görmek zor değildir. Fırat’ın Doğusu’na harekât ötelenirken, Fişhabur’da denetimin ele geçirilmesi, Şengal ve Mahmur’un PKK ve uzantılarından temizlenmesi, 1990’larda olduğu gibi Erbil’de (veya Masif’te) kalıcı bir komuta-kontrol merkezi kurulması, sonuçta Kandil dağ silsilesinin eteklerine varılıp “dama” denilmesi bu Prusya çağrışımlı planın diğer unsurları olarak ortaya çıkmaktadır.
İşte bu durumda CHP ve İYİP, HDP’nin de ittifak dışından desteğiyle, “cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandırmak” gibi bir vizyon koydularsa kamuoyunun yani bizlerin, yurttaşların önüne, “önce bu, sonra şuna bakarız” gibi bir yaklaşımla bakamazlar Kürt sorununa. Mesele Kürt sorununa siyasal çözümün, demokrasi mücadelesinin yüzyıllık kilittaşı olduğunun bilincine varmak ve demokratikleşmeyi o omurganın çevresine örmektir.
Doğal olarak, PKK’nin bu mücadelenin bir parçası, aracı değil önündeki başat engellerden olduğu ileri sürülebilir. Ancak, bütüncül, tutarlı, çokboyutlu ve yalnızca güvenlikçi önlemlere dayanmayan bir oyun planıyla bugünden sahaya çıkarsa CHP-İYİP, PKK’nin yok edilmesi değil ama oyun dışına çıkarılması ve ardından o yalıtılmış sorunun çözümüyle ilgilenilmesi kolaylaşır. O noktaya varılması ise söylenenden zordur. Zira bu yolda, terörün değil önce devletin ve yurttaşlık ilişkisinin yeniden tanımlanması gerekecektir. Bu da özetle cumhuriyetimizin güncellenmesi demektir.
Hükmetmek ile yönetmenin farkı; cumhurbaşkanının hükümdar olamaması ama hükümdarlığı da güvenlik bürokrasisiyle paylaşmayacak dirayete sahip olması; hükümet, millet, devlet, hukuk gibi temel kavramların tanımlarının oturması gibi ekler de aynı bütünün parçalarıdır. Teleskopu bırakıp mikroskopu alırsak, özgürlük ve güvenlik dengesi diye dayatılanın, genel kabul gören bir doğru değil, tam aksine, bir safsata olduğunun kavranması ve içselleştirilmesi gerekecektir. O doğrultuda da eşit anayasal yurttaşlık kapsamında/temelinde halkın iradesinin yegâne tecelligâhı olan TBMM’de, anadilde eğitim gibi hak taleplerinin görüşülerek, ipe un sermeden bir karara bağlanması.
Tüm bunlar yapılırken, yeni bir tür Barış Süreci’nin başlatılması da gerekecektir. Katılmayanlar olacaktır ancak ben “üçüncü göz” gerekmediğine, hatta üçüncü tarafların sürece gözetmenlik adına dahi olsa katılmaması gerektiğini düşünenlerdenim. Artık Kolombiya, Kuzey İrlanda, Güney Afrika vb. örneklerden öğrenilecek bir şey kalmadığına da, Peru ve Sri Lanka “çözüm” örneklerinin ise burada karşılığı olmadığına da kaniyim. Herhangi bir Barış Süreci, kendiliğinden, var olmasıyla birlikte, söylenegeldiği üzere HDP’nin terör örgütüyle arasına mesafe koyması değil, bu anlamda aksine CHP-İYİP’in (ya da onların ortaklaşmasıyla seçilen yeni cumhurbaşkanının) o mesafeyi daraltması demek de olacaktır.
Sayılagelen ve sürekli incelenen örneklerden ayrı olarak ve onlardan belirli yönleriyle esinlense dahi Türkiye özelinde bir barış sürecinin kendine özgü güçlükleri olacağı da açıktır. Öcalan İmralı’da tecritte, onyıllardır hiç değişmeyen lider kadrosu Kandil’de, diplomasi ayağı ve finansman kaynaklarının önemli bir bölümü Batı Avrupa’da, üstelik bir de Rojava var artık. Ayrıca, HDP’nin “Sinn Fein” olmadığı ve onun sırtına “Sinn Fein” olmak yükü bindirilmemesi gerektiği de belli. Bu karmaşık tablodan, yasal aracı görevini üstlenecek bir istihbarat teşkilatının değil sonuç önce bir süreç çıkarması içinse arkasında gerçekten sağlam, toplumsal uzlaşıya dayalı ve vizyon sahibi bir siyasal irade olması zorunlu.
Kimi aşırılıkçılarda bir devleti yıkma saplantısı var. Oysa, velev ki HDP tek başına iktidara gelse, gündeminde TSK, MİT ve Emniyet’i lağvetmek olamaz**. Olası bir koalisyon yahut seçim ittifakında herhalde HDP kadrolaşma değil yerelleşme talep edecektir. Yerinden yönetimin güçlenmesi, yerelde kadrolaşma değil idarede kapsamlı reform demek. Bunlar da sonranın işi değil bugünün işi. Yüzüm Ankara’ya dönük; sözüm dinleyen, duyan olmasa da, iktidarıyla muhalefetiyle oraya ama “illa Kandil’e de bir şey söyle” diye çıkışacaklar için şunu ekleyeyim: PKK bir an önce tek yanlı çatışmasızlık duyurusunda bulunmalı. İdeali de o duyurunun karşılığının, somut koşulları da açıklanarak, topluma kazandırma (re-entegrasyon) kapısının açılması olmalı.
Son Garê vakası özelinde ise, beş aydır planlanan bir harekâtın neden ve nasıl dört gün süren bir çatışmayla son bulduğu sorgulanmalıdır. Akşener ve Kılıçdaroğlu ziyaretlerine, MSB Akar’a ne gerekçeyle İçişleri Bakanı Soylu’nun eşlik ettiği de sorulmalıdır. Sınıra yaklaşık 35 kilometre uzaklıktaki, arada lojistik bağlantı da bulunmayan yalçın bir dağın tepesindeki onyıllardır tahkim edilmiş bir mağaraya kışın ortasında çatışarak girilip rehine kurtarılamayacağı açıktır. “Bir taşla üç kuş vurmak” yani bir PKK geri üssünün imhası, bazı PKK üst düzey komutanlarının yakalanması veya öldürülmesi, aynı zamanda rehinelerin sağ salim kurtarılması herhalde beş aylık hazırlık sürecinde o planın “amaç” kısmına yazılmamıştır. Öyleyse ya istihbaratta, ya planlamada, ya uygulamada (siyasi karar alma sürecinde) veya hepsinde birden zafiyet vardır.
Yukarıda yazdıklarımda hiç bir köktenci (“radikal”) unsur yok. Tamamı sıradan, ansiklopedik bilgi niteliğinde. 2021 yılında bunlar anlamak, anlatmak, sormak, konuşmak neden bu denli zor hatta olanaksızdır halen ülkemizde, orası bilinmez. Bilinir de söylenmez. Bunları söyleyene ya tebessümle tepeden bakılır, usulen yanağı okşanıp, “babana selâm söyle” denilerek gönderilir, ya deli veya hain muamelesi yapılır. Öyle veya böyle, görülebilir gelecekte barışı kuramamak, barışı akılcı biçimde aramamak demek, ikinci sınıf ülke otlağında ilanihaye geviş getirmeye devam etmek, çağdışı devlet olarak kalmak, insan gibi yaşayamamak, muasır medeniyet seviyesine hiçbir zaman erişememek demek olacaktır. Toplum olarak ya hep birlikte kazanırız, ya hep birlikte kaybederiz.
*Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi - “AANES”.
**Örnekse, Kusturica’nın “El Pepe-Yüce Bir Yaşam” adlı Mujica belgeselinde, çoğu tam tecritte olmak üzere ağır koşullarda 13 yıl hapis yatan bu eski Tupamaru gerillasının Uruguay’da cumhurbaşkanı seçildiğinde, istihbaratın başına da örgüt ve hapishane yıllarından en yakın arkadaşı ve bir başka Tupamaru üst düzey yöneticisini atadığını öğreniyoruz. Ayrıca Mujica kendi işkencecilerini dahi “onlar devletin elinde sadece birer gereçten ibaretti” diyerek affetmişti.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları






































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
6.04.2025
23.02.2025
27.01.2025
9.12.2024
19.11.2024
11.11.2024
2.11.2024
1.08.2024
14.06.2024
14.04.2024