Ayşe HÜR-Taraf yazıları
Bağımsız İletişim Ağı’nın (BİA) 2011 Medya Gözlem Raporu’na göre 2012 yılında 104 gazeteci ve 30 dağıtımcı hapse girdi. Bu 134 kişinin 94’ü Kürt medyasından. Hükümet ise bu kişilerin terörle veya adi suçlarla ilişkili olarak hapiste olduğunu söylüyor. Bana göre gerçek ortada bir yerde. Başlıklar halinde şöyle özetleyebilirim düşüncelerimi: 1) Ergenekon Davası, İnternet Andıcı Davası, Balyoz Davası vb. asli faillerin çoğu kasıtlı ya da kasıtsız olarak dışarıda bırakıldığı halde son derece önemli ve meşru davalar. Sonuna kadar götürülmeliler. 2) Darbecilik suçlamasıyla tutuklu bulunan 104 kişinin çoğu gazeteci ancak bunların bir kısmı gazetecilikten değil, darbe girişimlerine destek olmaktan tutuklu. 3) Zaten gazeteci olmak kişiye yargı muafiyeti vermez. 4) Öte yandan bir kişinin TMK veya TCK kapsamında suçlanması hiç de zor değil. Dolayısıyla bir kişinin terör veya adi suçlarla ilişkili olarak hapiste olması, o kişinin ‘gerçek’ gazeteci olmadığını göstermez. 5) Ancak gazeteci olsun veya olmasın, darbe girişiminin planlayıcısı/ destekçisi/ yardımcısı olsun veya olmasın bu kişilerin bu kadar uzun süre tutuklu kalması, daha doğrusu evrensel hukuk normlarına uygun mahkemelerde evrensel yargılama usullerine göre yargılanmamaları hakka, hukuka, adalet duygusuna, vicdana uymaz!
Bir de Cüneyt Ülsever, Mehmet Altan, Ece Temelkuran gibi hükümeti eleştiren gazetecilerin ikna edici gerekçeler gösterilmeden işten çıkarılması veya Nuray Mert gibi ‘izne’ ayrılması, bazılarının (Perihan Mağden gibi) tazminat davalarıyla yıldırılması ve birçoğumuzun oto-sansüre başvurması meselesi var. Tiyatro, sinema, müzik alanında çalışanların veya sosyal medyada yazanların uğradığı baskıları da ekleyince ifade özgürlüğü alanında ciddi sorunlar olduğu açık. Bu yüzden bu haftaki yazıma sansür konusuna ayırdım.
Osmanlı Dönemi’ndeki ilk “sansür kararnamesi” Abdülaziz Dönemi’nde (1861-1876) yayımlanmıştı. Ama yakın zamana kadar sansür deyince aklımıza II. Abdülhamid gelirdi. Bunun da son derece haklı nedenleri vardı.
Saltanatının 93. gününde “akıl rahatsızlığı” nedeniyle tahttan indirilen V. Murad’ın yerine 31 Ağustos 1876 tarihinde tahta çıkarılan Abdülhamid’in basına karşı yumuşak davranmayacağı daha iktidarının ilk aylarında anlaşılmıştı ama tutumun sertleşmesi 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında oldu. İlk kurban da 1870’ten itibaren Diyojen, Çıngıraklı Tatar, Hayal ve İstikbal adlı mizah gazetelerini çıkaran Rum asıllı gazeteci Teodor Kasap oldu. Gazeteci Kanun-i Esasi’nin “Matbuat kanunlar dairesinde serbesttir” diyen 12. maddesini hicveden karikatüründen dolayı 1877 yılının mart ayında üç yıl hapse mahkûm oldu.
Resmî gazeteye sansür
20 Eylül 1877’de sıkıyönetim ilan edildi. 18 Şubat 1878’de daha bir yılını bile doldurmamış Meclis kapatıldı, 1876 tarihli Kanun-i Esasî rafa kaldırıldı. Abdülhamid, anayasa gereğince hazırlanan Matbuat Kanunu’nu yürürlüğe koymadı. Bu tarihten itibaren basılı yapılacak her türlü yayın Dahiliye Nazırlığı bünyesindeki Matbuat Müdüriyeti’nce öndenetime tabi tutuldu, bazı sözler ve konular yasaklandı, bu yasaklara uymayan gazeteler kapatıldı, bir daha mizah dergilerine ruhsat verilmedi. Aslında savaşın neden olduğu ekonomik sorunlar halkın gazetelere ilgisini azaltmış, gazeteler “kaime” denen kâğıt paralar yüzünden darboğaza düşüp birbiri ardına kapanmaya başlamıştı. Geriye sadece suya sabuna dokunmayan “tahsisat” gazeteleri kalmıştı. Ama bu gazeteler bile vehimli padişahın gadrinden kurtulamayacaklardı. Daha ilginci devletin resmî gazetesi olan Takvim-i Vekayi’nin bile bir dizgi hatasından dolayı 1879’da kapatılmasıydı. Üstelik bu kapanış tam 12 yıl sürecekti.
Muzır başlıklar
Sansür 1888’de yürürlüğe giren Basmahane Nizamnamesi ile iyice şiddetlendi. Nizamnameye göre sadece matbaacılar değil, kitapçılar, hurufat (harf) dökümcüleri, kitap ve süreli yayın çıkaracak olanlar, her türlü resim, tasvir, madalya, arma basıp satanlar “padişahın hakkına ve devletin yararına dokunur” yayından kaçınacaklarına dair bir taahhütname imzalamak zorundaydılar. Ayrıca sayısız kural vardı. Ama dizgi sırasında kazara düşen (ya da bilhassa düşürülen) bir harf, padişaha yaranmak isteyen bir jurnalcinin gözüne takılınca olanlar oluyordu.
Uygulamadan örnekler verelim: Sabah gazetenin başlığında Abdülhamid’in sıfatlarından biri olan “Şevketlu” sözcüğünün v (vav) harfi düşmüş ve sözcük şöyle okunur hale gelmişti: “Şu kötü Ulu Gazi İkinci Abdülhamid Han.” Sonucu tahmin ediyorsunuzdur. İkdam’ın başlığında Abdülhamid’in tahta çıkışı için “mutlu gece” anlamına gelen “leyl-i mes’ude” tamlamasının ikinci kelimesi “mesude” diye basılınca tamlamanın anlamının “kara gece” olmasını affetmek mümkün müydü? Servet-i Fünundergisinde Abdülhamid’in tahta çıkışıyla ilgili bir cümlede “ve’l-istihkak” (hakkı olarak) ibaresindeki “l” yani elif harfinin yeri değişince, kelime “ve la istihkak” (haksız olarak) haline gelmişti ama neyse ki gazetenin sahibi yanlışlığı zamanında fark etmiş ve sansür heyetini uyarmış, basılan nüshalar yakılmış da belki de Fizan’a gitmekten kurtulunmuştu. 12 yıllık aradan sonra 1891 yılında yayımlanmaya başlayan Takvim-i Vekayi’nin bir yıl sonra kapatılmasına da bir dizgi hatası neden olacaktı. Gazetede Abdülhamid’in 12 yaşındaki Felemenk Kraliçesi’ne verdiği nişandan bahsederken “nişan ita” (vermek) yerine “nişan hata” yazılınca, sansürden sorumlu müsteşar azledilmiş, düzeltmenler cezalandırılmış, gazete yeniden kapatılmıştı. (Bir daha yayımlanması ancak 1908’de mümkün olacaktı.)
1898’de “Bilumum matbaaların daima zabtiye nezareti altında bulundurulması hakkında” irade çıktı. Sansür heyetinin üyeleri arttıkça basılan kitap sayısı azaldı. “Tutuklu” kitaplar hamam külhanlarında yakıldı. Yurtdışından gelen postaların hepsi açıldı, muzır (zararlı) görülen kelimeler dantel gibi oyularak çıkarıldı. Öyle ki Halid Ziya Uşaklıgil Kırık Kalpler adlı romanının sansür memurlarının kırmızı kalemiyle delik deşik edildiğini gördükten sonra (1908’e kadar) yazarlığa ara vermişti. Benzer şekilde Tevfik Fikret de yazamaz hale gelmişti, inzivaya çekilmişti. Akıl sağlığını yitirdiği için 93 günde tahttan indirilen V. Murad’ı hatırlattığı için “deli” kelimesinin kullanılmasının tehlikeli olduğunu söyleyen Halit Ziya’ya göre o yıllarda adları Hamid, Reşad ve Murad olanlar yeni adlar almış, o yıllarda nüfusa bu adda çocuk kaydı yapılmamıştı.
Yasak kelimeler listesi
Lise yıllarında bellediğimiz gibi “burun”, “tepe” ve “Yıldız” kelimelerinin yasaklı olmadığını söyleyen kaynaklar varsa da Hüseyin Cahit (Yalçın) Pierre Loti’den çevirdiği İzlanda Balıkçısı’nda coğrafi bir tanım olan “burun” yerine “karaların denizlere doğru ilerlediği yer” dediğini anlatır. Öte yandan Ali Seydi Bey ve arkadaşlarınca 1908-1914 arasında üç cilt halinde yayımlanan Resimli Kamus-u Osmanî’nin sonundaki bir listeye ve başka kaynaklara göre adalet, arsenik, aksülmen (bir çeşit zehir), avam, büzürgvar (değerli, yüce), cemiyet, cumhuriyet, Darvinizm, disiplin, demokrat, diktatör, dinamik, Ermenistan, hafiye, hal’ (tahttan indirmek), humbara (bomba), hürriyet, ihtilal, infilak, inkiraz (yıkılma), irtica, irtiyab (kuşku), ispirtizm (ruh çağırma), istibdat, isyan, klik (hizip), mabad (arka), ma’bas (baldır), memorandum, müfteris (parçalayan), müsavat (eşitlik), nihilist (yıkıcı), obstrüksiyon (engelleme), oportünist (fırsatçı), oligarşi, psikolocya (psikoloji), radikal, randevu, sansür, siyanür, siyemma (özellikle), Şura-yı Devlet, tahtakurusu, teevün (ah etmek), vatan, veto, zehir, zulüm kelimeleri de aforoz edilmişti.
Kısacası Abdülhamid Dönemi, sansür tarihimizin nadide bir parçasıydı. Ancak unutmamak gerekir ki, Abdülhamid’in 30 yıllık otoriter dönemine (ilk iki yılı ile son yılı görece demokratikti) son veren II. Meşrutiyet’ten sonra Şair Eşref şöyle demişti: “Vakt-i istibdatta söz söylemek memnu (yasak) idi/ Ağlatırdı ağzını açsan hükümet mananı/ Devr-i hürriyetteyiz şimdi, değişti kaide/ Söyletirler evvela, sonra s...r ananı.”
Eşref’in dediği gibi de olacaktı. Aslında 23 Temmuz 1908’de İttihatçılar II. Abdülhamid’e Meşrutiyet’i ikinci kez ilan ettirdikleri gün gazeteciler ile İttihatçılar yazıların sansür heyetine gönderilmemesi ve matbaalara zaptiye girmemesi konusunda anlaşmışlardı. Böylece ilk “özgür yayıncılık” 25 Temmuz 1908 günü başlamıştı. Bir ay içinde 200’ü aşkın gazete ve dergi yayın hayatına başlamıştı. 31 Mart Olayı’nın yaşandığı 1909’a kadar bu sayı 350’ye ulaşacak, Babıali Yokuşu’ndaki kitapçıların sayısı artacak, matbaalar sabahlara kadar gazete, dergi, kitap, risale, afiş basacaklardı.
31 Mart Olayı’nın kıvılcımını çakan 6 Nisan 1909’u 7 Nisan’a bağlayan gece, Serbesti gazetesinin başyazarı Hasan Fehmi Bey’in Galata Köprüsü üzerinde üç kurşunla öldürülmesiydi. Cinayetin arkasında, o sıralar ülkeyi perde arkasından yönetmeye çalışan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin (İTC) olduğu söylendi. 25 Nisan 1909’da sıkıyönetim ilan edildi ve bu durum 15 temmuza kadar sürdü. 27 Nisan 1909’da Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden sonra iktidara ağırlıklarını koymaya başlayan İTC, aynen Abdülhamid’in yolunu izleyerek bir dizi yasaklayıcı kanun çıkardılar. Bunlardan biri olan 31 Temmuz 1909 tarihli Matbuat Kanunu’na göre devletin güvenliğini bozacak, ayaklanmaya kışkırtacak yayınlar yapan gazeteler, açılacak dava sonuçlanıncaya kadar hükümet tarafından kapatılabilecekti. İş bununla bitmedi. 9 Haziran 1910’da Sada-yı Millet yazarı Ahmet Samim Bey, 10 Temmuz 1911’deŞehran gazetesi başyazarı Zeki Bey’in öldürüldü. Bu olayların da arkasında basına gözdağı vermek isteyen İTC’nin olduğu iddia edildi. Trablusgarp Savaşı (1911)ve Balkan Savaşları (1912-1913) sırasında basına baskı arttırıldı. Ancak savaşlar yüzünden halkın alım gücü düşmüş, keyfi kaçmış, dolayısıyla gazetelere ve kitaplara ilgisi de sönmüştü. Nitekim 1909’daki 350 gazeteden, 1910 yılında 130’u kalmıştı. 1911’de sayı 124’e, 1912’de 45’e düştü. 1913’te sayı 92’ye çıkarken, 1914’te sadece 75 gazete ve dergi yayımlanıyordu. Savaş yıllarında sadece İttihatçıların yandaşı gazeteler yayına devam etti. Sansür, Birinci Dünya Savaşı’nı Osmanlı İmparatorluğu için bitiren 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi ile kaldırıldı. Bugün bazı çevrelerin “Mütareke Basını” diye küçümsediği dönemin basını kısa süren bir özgürlük döneminden sonra 1919 şubatından itibaren bir yandan Sultan Vahdettin, bir taraftan İtilaf Güçleri tarafından tekrar sansüre tabi tutuldular.
Bundan sonrasını 17 Şubat 2008 tarihli Taraf’ta yayımlanan “İktidar basının uysalını sever” başlıklı yazımdan okuyabilirsiniz. Onu bitirdikten sonra lütfen dönün ve baştaki bölümü okuyun. Sonra hep birlikte düşünelim: Neden 130 yıldır aynı yerde çakılıp kaldık?
***
“Jacobin: Hind’in bir nev’i kuşu”
Dönemin önemli aydınlarından Şemseddin Sami Fraşeri’nin Kamus-i Fransevi adlı Fransızca-Türkçe sözlüğünün 1905 yılında yapılan 4. basımı Abdülhamid sansürcülüğünün niteliğini anlamak için eşsiz bir kaynaktır. Fransız Türkolog Louis Bazin’in incelemesine göre sözlükten özellikle 1789 Fransız İhtilali’nin ortaya çıkardığı kavramların birçoğu çıkarılmıştı. Örneğin “anarşi” (anarchie), “anarşizm”, (anarchisme), “anarşist” (anarchiste) sözcükleri sözlükte yer almıyordu. Aynı şekilde “komünist” (communist) ve “komünizm” (communisme) sözcükleri de yoktu. Bu karşılık “sosyalist” (sosyaliste) ve “sosyalizm” (socialisme) kelimeleri vardı. Ancak bu sözcüklerin tercümesi pek garipti. Örneğin sosyalizm karşılığında “silk-i sekim-i iştirakiyyun” yani “sosyalistlerin sapık yolu” deyimi kullanılmıştı. “Révolution” (devrim) kelimesi geometri ve astronomideki anlamlarıyla yer alırken, “révolutionner” fiili “telaşa düşürmek, tahrik, igzab etmek” haline dönüşmüş, “révolutionnaire” (devrimci) kelimesi ise ortadan kaldırılmıştı.
Kamus’ta “libelarism” kelimesi de yoktu ancak “libre” kökünden türemiş kelimeler siyasi çağrışım yapmayacak şekilde, örneğin “liberté” için “serbestlik, ihtiyari” veya “liberal”, “gönül yüceliği”; “liberalité” için “cömert, sehî, kerîm” açıklamaları tercih edilmişti. “Halk” (demos) kökeninden gelme kelimelerden sadece “ihtiyar meclisi azası” anlamına gelen “demogretontie” ile “demographie” (nüfus) sözcüğü muhafaza edilmişti. “Demos”tan korkulduğu gibi “etnos”tan da korkulmuştu. Dolayısıyla ne “etnik” (ethnique) ne de “etni” (ethnie) kelimeleri sözlükte bulunmuyordu.
Monarşi var cumhuriyet yok
Bir de hangi kritere göre sözlüğe dahil edildiği ya da edilmediği anlaşılamayan kavramlar vardı. Örneğin “nation” (millet, kavim), “national” (milli), “nationalité” (milliyet) gibi kavramlar sözlükte yer alırken, “nationalisme” (milliyetçilik) ve “nationalisté” (milliyetçi) kelimeleri yoktu. Buna karşılık “İslamique” (İslami), “İslamisme” (İslamcılık) ve “İslamiste” (İslamcı) kelimeleri vardı.
İmparatorluk rejiminde yayımlanan bir sözlükte “Republique” (cumhuriyet) kelimesinin olmamasına şaşmamak gerek herhalde. Halbuki bu kelime sözlüğün 1900 tarihli baskısında vardı. Anlaşılan o sırada gözden kaçmıştı. Buna karşılık Abdülhamid’in hoşuna gidecek kavramlar “monrachie” (monarşi) ve türevleri; “ablolutisme” ve türevleri; “theocratie” (teokrasi) ve türevleri sözlükte kendilerine bol bol yer bulmuşlardı. “Tyran” (tiran) karşılığı olarak ise “gaddar”, “şedit” gibi açıklamalar yapılmakla birlikte hemen arkasından yapılan “Amerika’ya mahsus incir kuşu” ve “Amerika’ya mahsus iskete kuşu” açıklamalarıyla dikkatler saptırılmıştı. O yıllarda yeni yeni telaffuz edilmeye başlamış olan bir terim olan “imperialiste” (emperyalist) ise “imparatorluk taraftarı” olarak çevrilmişti. Bunun gibi “detroner” (tahttan indirmek), “regicide” (hükümdarı öldürmek) kelimeleri de yoktu.
Bugün tepeden inme Kemalist devrimleri anlatmak için kullanılması moda olan “Jacobin” kelimesinin karşılığı olarak “a) Sen Dominik tarikatına mensup rahip ve rahibe; b) Hind’in bir nev’i kuşu” tanımları vardı. Fransız İhtilali’nin önemli kavramlarından biri olan “Sans-culotte” terimi de kelimesi kelimesine tercüme edilmişti: “Donsuz (Fransa’da birtakım serserilere verilen isimdir)” deniyordu. Amacın ne olduğunu tahmin etmek zor değildi.
Özet Kaynakça: Ahmet İhsan, Matbuat Hatıralarım, Fatmagül Demirel, II. Abdülhamid Dönemi’nde Sansür, Bağlam Yayınları, 2007; Hüseyin Cahit Yalçın, Edebiyat Anıları, Yayına Hazırlayan: Rauf Mutluay, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1975; Cevdet Kudret Aksal, Abdülhamid Dönemi’nde Sansür-1, http://www.belgeler.com/blg/2cyl/cevdet-kudret-abdulhamit-doneminde-sansur-1; Louis Bazin, “Osmanlı Sansürü ve Sözlük Yazarlığı: Sâmî Bey’in Kamus-i Fransevî’si” (Çeviren: Server Tanilli), Tarih ve Toplum, S. 19, Temmuz 1985, s. 10-12.
[email protected]
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Okurlara açıklama metni
20.05.2012 - Ermeni Soykırımı’nda Alman rolü
22.04.2012 - 1909 Adana İğtişaşı/ Faciası/ Katliamı
15.04.2012 - Osmanlı’nın sevgilisi lalenin sergüzeşti
8.04.2012 - Ali Şükrü Bey ve Topal Osman
1.04.2012 - ‘Milli’ aşk ve nefret hikâyeleri
25.03.2012 - Geleneğin icadı: Newroz ve Nevruz
18.03.2012 - Dr. Tulp’un Anatomi Dersi’ni izlediniz mi
11.03.2012 - Milli Görüş Hareketi ve Erbakan
4.03.2012 - Vagon-Li Olayı ve ‘öz dil’ zorbalığı
26.02.2012
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları






























































































































Ad Soyad Giriniz...
sn yazar böyle yazıları sevmem nedense ilgimi çekti çünkü geçen çanakkalede de böyle bir hikaye anlatan oldu. Uyduruk vapurlar aslında modern bir am-erika bandırasıyla Abdülhamit izniyle gidilen yol. Abdülmecit mi idi yoksa. Aklım karıştı sonra bayır mayır aslında ingiliz ismi de sırf şerefsiz İngilizlere şirinlik olsuna isim verilmiş. Bir de bayırda saat hikayesi uydurulmuş ama alman generali böyle hikayenin olmadığını araştırmış ve uyduruk olduğunu kanıtlamış yani tbmm de basınçla sıfat onayı
Ad Soyad Giriniz...
sayincemil kocak cok guzel anlatmissiniz iste gordugunuz gibi koca bir halki boylle uydurma yalan yanlis hikayelerle yuz yila yakindir uyutmuslar ve haladaha uyutmaya devam etmek istiyorlar gencecik cocuklara fasizmin ugruna boyle sacmasapan kahramanlik hikayeleri ile doldurup karsidakini dusman gosterip herkes dusman herkes icten distan turkiyeyi bolmeye calisiyor paranoyasi ile gencleri potansiyel katiller yetistirip karsidakine dusman yetistirerek asil kendilerinin ulkeyi boldugunden haber
Ad Soyad Giriniz...
sn yazar böyle yazıları sevmem nedense ilgimi çekti çünkü geçen çanakkalede de böyle bir hikaye anlatan oldu. Uyduruk vapurlar aslında modern bir am-erika bandırasıyla Abdülhamit izniyle gidilen yol. Abdülmecit mi idi yoksa. Aklım karıştı sonra bayır mayır aslında ingiliz ismi de sırf şerefsiz İngilizlere şirinlik olsuna isim verilmiş. Bir de bayırda saat hikayesi uydurulmuş ama alman generali böyle hikayenin olmadığını araştırmış ve uyduruk olduğunu kanıtlamış yani tbmm de basınçla sıfat onayı
Ad Soyad Giriniz...
sayincemil kocak cok guzel anlatmissiniz iste gordugunuz gibi koca bir halki boylle uydurma yalan yanlis hikayelerle yuz yila yakindir uyutmuslar ve haladaha uyutmaya devam etmek istiyorlar gencecik cocuklara fasizmin ugruna boyle sacmasapan kahramanlik hikayeleri ile doldurup karsidakini dusman gosterip herkes dusman herkes icten distan turkiyeyi bolmeye calisiyor paranoyasi ile gencleri potansiyel katiller yetistirip karsidakine dusman yetistirerek asil kendilerinin ulkeyi boldugunden haber