Cemil KOÇAK
Arşivde tâbiri caizse eşelenmek işte bunun için çok zevkli. Geçmişte gündelik hayattaki çatışmaların neler olduğunu başka türlü öğrenmek imkânı yok çünkü. Acaba polis subaylara saygısız davranırsa, buna karşılık da subaylar polisi döverse ne olurdu?
Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanı Yarbay İsmail Hakkı Tekçe’nin 1936 yılında dövdüğü bir polis memurunun şikâyeti epey yazışmalara neden olacaktır. 9 Nisan’da Atatürk’ün bir ziyareti sırasında nöbet tutmakta olan polis memuru Basri Bey’in tam bu sırada önünden geçip giden muhafız alayından subaylara resmî selâm vermemesi üzerine Tekçe tarafından dövüldüğü haberi, elbette basında yer bulamazdı; fakat iş, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya kadar aksetmişti. Üstelik şikâyet karşılıklıydı. Sonunda şikâyet Başbakan İsmet İnönü’ye de iletilecektir.
Selâm vermemenin bedeli
Görgü tanıklarının ifadelerine göre; polislerin önünden atlı olarak geçen yirmi kadar subaydan bir yüzbaşı, kendilerine selâm verilmemesi üzerine, polis Basri Bey’e hakaret ve küfür etmişti. Bir başka polis memuru, polislerin görev sırasında selâm vermemeleri gerektiğine ilişkin bakanlık genelgesini hatırlatmışsa da, subay yine küfür etmiş ve dayağı hak ettiklerini, fakat kalabalıkta dayak atılamayacağını söylemişti. Diğer bir polis görgü tanığı ise, söz konusu yüzbaşının “koca bir tabur komutanı” geçerken niçin selâm verilmediğini sorduğunu ve ardından bir başka subayın da polis memurunun numarasını aldığını söylemişti. Bir başka tanık, küfreden subayın binbaşı olduğunu hatırlıyordu. Tanıkların hemfikir oldukları nokta, binbaşının olsun, yüzbaşının olsun Basri Bey’e selâm meselesinden dolayı küfür ve hakaret ettikleriydi.
Neden selâm vermemiş?
Elbette ilk sorulması gereken soru, Basri Bey’in subaylara neden selâm vermediğidir. Yanıtını bizzat İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın Tekçe’ye hitâben kaleme aldığı yazıdan öğrenmek mümkündür. Kaya, “polis memurlarının vazife esnasında selâm vermemeleri Atatürk’ün ve Başbakanın tensipleriyle vekâletten emir ve tamim edilmiş ve buna dayanılarak hiç kimseye selâm vermemelerini ben de bütün teşkilâta tamim etmiştim; bu memur da bu emre imtisalen [dayanarak] hareket etmiştir” diyordu. Kaya, Basri Bey’in olay sırasında “hususî surette sivil olarak” görevlendirilmiş olduğunu hatırlatıyor ve ardından Tekçe’nin Basri Bey’in kendisinden özür dilemesi gerektiği yönündeki talebine geliyordu: Eğer Basri Bey’in “tarziye vermesi arzunuz, selâm vermemesinden mütevellit ise, bu hareketin doğru olamayacağını” belirtiyor ve nihayet, böyle bir talebin emniyet teşkilâtını “rencide” edeceğini açıklıyordu. Kaya, hassasiyetle hareket edilmesini diliyordu.
Tekçe’nin özür konusundaki ısrarı
Fakat aynı gün Tekçe, Kaya’dan Basri Bey’i özür dilemesi için makamına göndermesini talep etmişti. Bu aşamada Kaya, Tekçe’ye yazdığı özel bir mektupta, Basri Bey’i özür dilemesi için kendisine göndermesinin yerinde bir davranış olmayacağını vurguladıktan sonra; komutana olan derin saygısından dolayı polis memurunu sivil olarak kendisine yolladığını açıklıyordu. Kaya, yine de Basri Bey’in tutumunu savunuyordu; eğer Basri Bey selâm vermemenin dışında “başkaca bir terbiyesizlik yapmışsa, bunun da şahsî olması lâzım gelir”di. Kaya, durumun özel olarak “bütün bir kadroyu kıracak şekil ve renge sokulmaması”nı rica ediyordu. Bu arada saygıda da kusur etmemeye çalışıyordu.
Tekçe ile Kaya karşı karşıya
Olayın hemen ertesi günü Kaya, Ankara valiliğine bir yazı yazarak gelişmeleri anlatıyor ve Tekçe’nin olayın hemen sonrasında telefonda kendisinden subaylara hakaret edildiği iddiasıyla tabur komutanından özür dilemesi ve elini öpmesi için Basri Bey’i karargâha göndermesini istediğini belirtiyordu. Kaya, her durumda Basri Bey’i savunmakla birlikte, subaylara hakaret iddiasının ilgili yasalar çerçevesinde soruşturulmasının daha yerinde bir hareket olacağını da bildirmişti. Komutandan bu konuda rapor talebinde bulunmuşsa da, Tekçe’nin buna gerek görmeyip, amacının sadece Basri Bey’e tabur komutanının elini öptürmek olduğunu tekrarlaması üzerine, Kaya, telefonda Tekçe’den, “şayet asabiyetinize mağlup olur da, memura şiddetli ihtiratta bulunulursa, bu hareketin çok çirkin ve bütün bir kadroyu rencide edeceği ve bilhassa Atatürk’ün maiyetinde bulunan memurların vazife gayretlerine bile halel getireceğini; bu itibarla keyfiyeti yarın görüşmek üzere şimdilik memurun çağrılmasından sarfı nazar edilmesini” rica etmişti. Anlaşılan Kaya, Tekçe’yi yakından tanıyor ve amacının ne olduğunu öngörebiliyordu. Lâkin Tekçe, telefonda, “Böyle ehemmiyetsiz ve basit bir iş için ben [ne] elimi ve ne de kendimi kirletir miyim? Maksat tabur komutanının elini öptürerek gönlünü almaktır.” diyerek, talebini kabul ettirmişti. Kaya, emniyet birinci şube başkanı Hamdi Bey ile Basri Bey’i Tekçe’nin karargâhına gönderdiğini ve kendisinin de bizzat Tekçe’ye özel bir yazıyla durumu yeniden anlattığını belirtiyordu. Ama sonuç Kaya’nın beklentisine uygun olmayacaktır; deyim yerindeyse krizin bundan sonraki gelişmesini de Kaya yazısında aktarıyordu.
Ve Basri Bey dayağı yiyor
Şükrü Kaya’nın bu özel yazısı elden Hamdi Bey ile Basri Bey tarafından Tekçe’nin bulunduğu muhafız alayı komutanlığına götürülmüştü. Hamdi Bey’in ifadesine göre, Tekçe mektubu okuduktan sonra, onları alıp askeri barakaların içine götürmüş ve orada Basri Bey’e hakaret ve küfür ederek, sandalyeyle kafasına defalarca vurmuştu. Dördüncü vuruşta sandalye kırılmıştı. Odada bulunan diğer subaylar olaya müdahale etmemişlerdi. Çok kan aktığından olacak dayağa son verilmişti. Tekçe’nin emri üzerine Basri Bey, binbaşının elini öpmüştü. Sonra Tekçe, binbaşı ve Hamdi Bey, bir başka odada Tekçe’nin ısmarladığı kahveleri içmişlerdi. Bu sırada Hamdi Bey, Basri Bey’in kusurunun olmadığını belirterek, genelgeyi hatırlatmak ihtiyacını hissetmişti. Fakat Tekçe, bu genelgeyi bildiğini, hatta kendisinin de yayınlanmadan önce onay verdiğini söylemiş ve arkasından Basri Bey’in kusurunun selâm vermemek olmayıp, o sırada elinin cebinde olmaması gerektiğini belirtmişti. Hiç olmazsa elini cebinden çıkararak, ihtiram vaziyeti almamış olmasının Basri Bey’in kabahati olduğunu bildirmişti. Dahası, bu sırada önünden bir komiser geçse herhalde elini cebinden çıkaracaktı. Oysa binbaşı geçerken esas vaziyet almamıştı. Demek ki, Basri Bey, binbaşıya komiser kadar değer vermiyordu. Ayrıca, kendisine hitap edildiğinde eğer Basri Bey hiç ses çıkarmamış olsaydı, Tekçe onu dövmek zorunda kalmayacağını, sadece binbaşının elini öptürmekle yetineceğini de açıklamıştı. Üstelik Tekçe, Hamdi Bey’i kendi otomobiliyle emniyete kadar bizzat geçirmişti. Basri Bey ise dayağı yedikten sonra çoktan kendisine verilen izinle yanlarından ayrılmıştı zaten.
Nihayet Basri Bey konuşuyor
Basri Bey’in ifadesiyse ancak 11 Nisan’da alınmıştı. Kendisi görev yerinin, Atatürk Başbakan İnönü’nün köşküne ziyarete giderken, istasyon civarında olduğunu açıklamıştı. Her ihtimale karşılık eli cebinde, yani tabancasında imiş. Tam bu sırada yanına gelen atlı bir subay tarafından, diğer atlı subay grubunun arasında, elinin cebinde olmasından dolayı ve selâm vermemesi yüzünden kendisine küfür edildiğini ve hakarette bulunulduğunu ileri sürüyordu. Ayrıca subaya yanıt vermesi de yine küfürle karşılanmıştı. Tekçe’nin karşısına çıktığında da bu durumu aktarmaya fırsat bulamadan dayak yediğini söylüyordu; kaçmaya çalışmış, fakat diğer subayların kapıyı tutmaları yüzünden bunu başaramamıştı. Dayaktan sonra kısa bir süre nezarethanede de kalmıştı. Basri Bey şikâyetçiydi ve yasal muamelenin yapılmasını istiyordu. Unutulmasın ki, Basri Bey de, Atatürk’ün korunmasından sorumluydu ve onun maiyetinde görevliydi. Elbette öykünün sonunu merak ettiniz; maalesef ben de bilmiyorum; elimdeki evrak, işin adliyeye intikâl edip etmediğini söylemiyor. Ama en azından o dönemde işlerin nasıl yürüdüğüne dair bir fikir de veriyor. Tekçe’nin de yaman bir kabadayı olduğu anlaşılıyor. Şükrü Kaya bile onunla baş edememiş!
Şükrü Kaya selam genelgesi yayınlattı
“Reisicumhur Atatürk, Başbakan İsmet İnönü, vazife başında polis âmir ve memurlarının vazifelerini daha iyi görebilmeleri için selâm resmi ile meşgul olmamalarını tensip etmişlerdir. Sırf selâm resmi yapmak üzere müfreze halinde çıkarılan polis kıt’ası müstesna olmak üzere, nöbette, noktada, seyri seferde, devriyede ve vazifeye giderken, üniformalı polis âmir ve memurlarının vazifelerini iyi görebilmeleri için selâm ifasıyla mükellef olmadıkları tamimen tebliğ olunur.”
Topal Osman’ı Tekçe öldürmüştü
En azından hatırlatmış olayım; Tekçe, Millî Mücadele döneminde Ankara’da meclisle Çankaya Köşkü'nü ve Atatürk’ü korumakla görevli müfreze komutanı Topal Osman’ı Atatürk’e isyan ettiğinde vurararak öldürmüştü. Ondan önce de Trabzon açıklarında Mustafa Suphi ve arkadaşlarını öldüren Yahya Kaptan’ı öldürmüştü. Sonra yarbay ve albay rütbelerinde 1939 yılına kadar muhafız alayı komutanlığı yaptı. General olarak emekli oldu. Anıları da yayınlanmıştır.
http://haber.stargazete.com/yazar/muhafiz-alayi-komutani-yarbay-ismail-hakki-tekce-polisi-neden-dovdu/yazi-704911
Yazarlar
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları

































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.02.2016
3.02.2016
26.03.2016
19.03.2016
13.03.2016
5.02.2016
28.02.2016
20.02.2016
13.02.2016
7.02.2016