Murat BELGE
Çocukluk yıllarımdan beri ateistim. Ellili yıllarda çok rastlanan bir tavır değildi bu. Dinlerin hiçbirine yakınlık duymadım, ama “din tarihi” “düşünce tarihi’nin çok önemli bir kısmını oluşturduğu için her zaman ilgilendim; okudum ve öğrendim. Bir ateist olarak dini ve metafizik inançları siyasete sokmaya her zaman karşıydım; ama insanların inançlarına saygılı olma ilkesini de her zaman benimsedim ve uyguladım. Varlıkla ilgili benim de düşüncemi, merakımı kurcalayan sorulara kendim nihai bir cevap veremiyorum ve verilebileceğini de düşünmüyorum. Bildiğim dinlerin verdiği cevapları da inandırıcı bulmuyorum. Ama bu, insanların dini cevaplara niçin ihtiyaç duyduklarını anlamama engel değil.
Bu saydığım nedenlerle Türkiye’de “İslami siyaset” yapanlara böyle yapma hakkını tanıdım. Bu konuyu biraz inceleyen herkes İslam’ın seküler bir yöne çekilmesinin imkansız değilse de bir hayli zor olduğunu bilir ve anlar. Aslında bu yalnız İslam için verilecek bir yargı da değildir.
İnsan havsalasının aldığı en yüce kavram “Tanrı”. Öyleyse, Tanrı’nın dediğini yerine getirdiğine inanan kişi, onun üzerine herhangi bir irade kabul etmek istemeyecektir. Hıristiyanlık, İsa “Sezar’ın hakkı Sezar’a” dediği için seküler bir düzene geçmedi. Tarihi gelişme öyle getirdiği için, yani Kilise ile seküler krallıklar bir türlü birbirini alt edemediği için oldu bu. Bunun benzeri ise İslam tarihinde görülmüş bir şey değil.
Dolayısıyla Türkiye’de “Siyasi İslam” görüşünü benimseyenler için ilk adım, laikliğin egemen olmaktan çıkarılmasıdır. Bu, başka türlü olamazdı.
Ancak, “Türkiye’de laiklik” diye bir şeyden söz etmek de aslında mümkün değil, çünkü böyle bir şey olmadı. Cumhuriyet’in getirdiği düzen (Diyanet İşleri gibi bir kurum yoluyla) dini devlet otoritesi altına almaktı. Sonuç verdi mi? Uzun süre bu işlevi yerine getirdi ama bugün vardığımız nokta aslında başarılı olmadığını gösteriyor. AKP’yi yalnız din motifiyle açıklayamayız şüphesiz, ama “AKP ideolojisi” denecek bir şey varsa, onun içinde dinin önemli bir yer tuttuğunu yoksayamayız.
Bu işler zorla, yasaklamakla v.b. olmuyor. Nitekim olmadı. Elli yıl kadar “Ben İslamcı’yım” diyen bir siyasi partinin kurulması bir şekilde engellendi. Erbakan’ın başlattığı partileşme hareketi kaç “kapatma” harekatından geçti ve şimdi AKP 2002’den beri iktidarda.
2002’de seçimi kazanan ve tek başına hükümet kurmayı başaran AKP bunu izleyen yıllarda oyunu yükseltti. Bunu, bütün o bayrak mitingleri, muhtıralar, kapatma davaları ortamında yaptı. Bu sürecin bu toplumda herkese bir şeyler göstermiş olması gerekir ama gerçekten gösterdi mi ya da yeterince gösterdi mi, çok belli değil. AKP seçim kazanıp iktidar olurken Türkiye’de onun dışında, iktidar mücadelesini de partileşmeye bağlamamış bir İslamcı siyaset daha vardı: Gülenci hareket. Milli Görüş’ün büyük ölçüde Nakşibendi kökenden gelen kadrolarıyla Nurcu hareket daha önce bir araya gelmemiş, birbirlerine de pek dostane bakmamışlardı. Ama 2002’den sonra bu iki hareket arasında bir yakınlaşma, adı konmamış bir “ittifak” oluştu. Aşağı yukarı on yıl devam etti de.
Sonra hep birlikte izlediğimiz, gözlediğimiz gibi ittifak parçalandı ve iki hareket arasında, toplumdaki bütün karşıtlık ve düşmanlıkları sollayan bir husumet doğdu. Bu husumet, iktidarda olan AKP’nin her türlü imkanını seferber ederek Gülenci hareketi ezmesi biçimini aldı.
***
Siyaset ortamına bugün baktığımızda, AKP’nin, 2000’lerin başında gösterdiği güçlü görünümden uzaklaştığını görüyoruz. Yerel seçim bu bakımdan anlamlı sinyaller verdi.
Vurgulamak istediğim bir iki nokta var: birincisi, Cumhuriyet ideolojisi ve pratiğinin egemen olduğu yıllarda İslam’a bağlılığını sürdüren kesimin ve varolan düzenin yaşattığı hayattan mutlu olmayanların beklentileriyle ilgili. 1960 sonrası serbest seçim ortamına geçişle birlikte bir “darbeler” dönemine de girilen ülkede, “dini bütün” bir iktidarın, topluma mutluluk getireceği umudu yeşermişti. İslam iktidara gelemediği için bu umudun ne derece gerçekçi olduğunu ölçmenin de bir imkanı yoktu.
Şimdi var. Yerel seçimin verdiğini söylediğim “anlamlı sinyaller” de zaten bununla ilgili. Bu, öncelikle iktidarda olan partinin tavır ve uygulamalarıyla ilgili. Ama “ilgili”, onunla “sınırlı” değil. İki hareket arasındaki çatışmanın ilk “çarpıcı” şimşeği, ünlü yolsuzluk belirtileri, ayakkabı kutuları, yazarkasalar v.b. yoluyla çakmıştı. Gülen hareketi, bir yerlerde tuhaf işler döndüğünü “ihbar” ediyordu. İyi de, kendisi bunları yeni mi “haber” almıştı? Yoksa ittifak devam ederken böyle konuları gündeme getirmenin uygunsuz olacağını mı düşünmüştü? Cevap bu ikincisiyse, bu hareketin etik sorumluluk duygusuna ne kadar güven duyabilirdik?
Bu zamana kadar görülmekte olan darbe girişimi davaları burada belirleyici olan Gülenci savcılar v.b. elinde yürümüştü. Onların bu işleri yürütmelerinde her türlü “evrak tahrifatı” yapıldığı söyleniyor. Bunların doğruluk derecesini bilmeme imkan olmadığı halde, sürecin bir aşamasından sonra işin içine başka etkenlerin karıştığı izlenimini edinmiş ve ilgimi kaybetmiştim. Bir yandan da Kürt sorununa barışçı bir çözüm bulma çabasını Gülenci kadroların engellemeye çalıştığı söylentileri vardı. Bunların üstüne de “darbe girişimi” geldi.
Yani, sonuç olarak, gözümüzün önünde “asıl aktör” AKP ve Tayyip Erdoğan olmakla birlikte,
bu kavgada “mazlum” rolünü oynamak durumunda kalan tarafın da pek masum olmadığını görebiliyoruz.
Ama “asıl aktör”ün performans düzeyine yetişmeye imkan yok. Bunları zaten her gün yazıyoruz, tekrara gerek yok. Ama, gene “yerel seçim” diyeceğim, toplum da bu “performans” karşısındaki tepkilerini göstermeye başladı. Toplum da “İslamcı siyasetin bu üslubu”ndan çıkarılması gereken dersleri çıkarıyor olmalı.
Burada bir parantez açayım: konumuz “Siyasi İslam”; ancak bugünün koşullarında “Siyasi İslam” dediğimizde aslında “Tayyip Erdoğan” demiş oluyoruz. Kurduğu “tek adam” rejiminde başka türlüsünü beklemek gerçekçi değil. Bunu söyleyince, seyretmekte olduğumuz bu temsilin “Siyasi İslam’ın zorunlu mecrası” olup olmadığını sormak gerekiyor. “Siyasi İslam”, daha daraltarak söylersek AKP, Tayyip Erdoğan’da cisimleşen anlayışa uymak zorunda mıydı?
Elle tutulur gerçeklik bu olduğuna göre, bu anlayışın bu hareket içinde sağlam temelleri olduğunu teslim etmek gerekir. Ama Erdoğan’ın bu noktaya epey adam harcayarak geldiğini de gördük. Hatta sonunda partinin tamamını büyük ölçüde fuzuli hale getirdiğini de söyleyebiliriz. Yalnız Türkiye içinde değil, Müslüman olan ve olmayan dünyada da büyük hayal kırıklığı yaratan bir tavır benimsedi ve dönüşü olmayan bir yola girdi. Ancak bunlar, “Siyasi İslam”ın sadece ve sadece Tayyip Erdoğan yolundan yürümesi gerektiğini göstermiyor. Hatta belki Tayyip Erdoğan fenomeni bu ihtiyacın daha keskin biçimde duyulmasına katkıda bulunabilir.
Bunları düşünmeye ve tartışmaya devam edeceğiz. Sonuç olarak, yıllarca sürmüş “Dini denetim altında tutalım” siyasetinin üretemediği sonuçları Tayyip Erdoğan iktidarının ürettiğini düşünüyorum. İnananların gözünde bir büyüsü olan “Müslümanlar iktidarda olsa” düşüncesinin cevabını kısmen yaşamış durumdayız. Müslümanlar iktidarda oldu. Hukuk, adalet, demokrasi konularında göreceğimizi gördük. Ekonomik alanda olanları seyrettik.
Bugünlerde belirli kesimlerde kaygılar dile getiriliyor: “Deizm yayılıyor… Namaz kılanların, oruç tutanların sayısı azalıyor” v.b. Muhtemelen böyle. Ve böyleyse, Tayyip Erdoğan’ın temsil etmekte olduğu “Siyasi İslam” deneyiminin bunda ciddi bir payı olmalı.
birikim
Yazarlar
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları






















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
8.12.2025
1.12.2025
24.11.2025
25.08.2025
6.08.2025
1.08.2025
28.07.2025
22.07.2025
30.06.2025
16.06.2025