Akın ÖZÇER
Latince “benim hatam” anlamına gelen bu sözcüğü, 16 Nisan 2017’de halkoyuna sunulan anayasa değişikliği paketine, Siyasi Partiler Kanunu’nda ilk seçimlere kadar bazı önemli değişiklikler yapılması kaydıyla destek vermiş olduğum için kullanıyorum. 13 Aralık 2016’da Serbestiyet’te yayımlanan “Anayasa değişikliği ne ifade ediyor?" başlıklı yazımda, “Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu tüm demokrasi sorunlarını gideren bir Yeni Anayasa’nın yerini tutmadığı aşikâr. (…) Bununla birlikte, anayasa değişikliği paketinde, demokratikleşme adına desteklenecek başta asker-sivil ilişkileri bağlamında olmak üzere bazı önemli reformların yer aldığını kabul etmek gerekir. Nitekim pakette 15 Temmuz kalkışmasından sonra CHP’nin de katıldığı uzlaşma uyarınca Anayasa’nın 156 ve 157. maddeleriyle kuruluş ve işlevi düzenlenmiş olan Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek Mahkemesi’nin kaldırılması da yer alıyor” cümleleri var. Bu değişikliklere bugün de desteğim tam.
Brezilya’daki darbe ve 15 Temmuz
Ne var ki 15 Temmuz darbe girişiminin ardından “demokrasilerde kurucu iradenin herhangi bir vesayet odağı değil halk olduğunu ortaya koyması ve bürokratik vesayet odaklarını ortadan kaldırabileceği” gerekçesiyle pakete olumlu bakmış olduğumu kabul etmeliyim. Bu desteğimde siyasi gelişmelerini yakından izlediğim Brezilya’da Devlet Başkanı Dilma Rousseff’e, seçilmesinden sadece 15 ay sonra ABD desteğiyle önce Temsilciler Meclisi’nde (17 Nisan 2016) ardından Senato’da (31 Ağustos 2016) yapılan yasama darbesinin rolü vardı. Serbestiyet’te 19 Nisan 2016’da yayımlanan “Darbe kazandı, Brezilya kaybetti” başlıklı yazımda ayrıntıyla anlattığım gibi, Rousseff’e karşı ABD Anayasası'nda (Madde 4) olduğu gibi, Brezilya Anayasası'nda da mevcut olan “impeachment” prosedürü işletilmişti.
Bunun için her iki meclisin üçte iki çoğunluğu gerekiyordu. Kendi yardımcısı Michel Temer’in partisiyle birlikte söz konusu nitelikli çoğunluğun başkanlık döneminin daha başlarında bulunması doğal değildi. Üstelik Latin Amerika ülkelerinin anayasalarında da yer alan bu prosedür daha önce 2009’da Honduras’ta, 2012’de Paraguay’da da uygulanmış, bu ülkelerin devlet başkanları benzer Meclis darbeleriyle görevden alınmıştı.
The New York Times’ın “Esat yanlısı” olarak tanımladığı Suriye asıllı Amerikalı iş adamı Jamal Daniel’in Al Monitor isimli dijital gazetesi 26 Nisan 2016 tarihinde “Bazı Türklerin hemen Brezilya’da darbe diye bağırmasının gerçek nedeni” (The real reasons some Turks are so quick to cry ‘coup’ in Brazil) başlıklı bir yazı yayımlamış, en azından benim gibi bağımsız demokratları da kapsayan bir ifadeyle “Recep Tayip Erdoğan destekçilerinin Bayan Rousseff’in impeachment prosedürünün darbe olduğunu tutkuyla benimsediklerini” öne sürmüştü. Atıfta bulunduğum Brezilya ile ilgili yazımda “AK Parti’nin hazırlamakta olduğu başkanlık sistemine dayanacağı söylenen anayasada bu tür Meclis darbelerini engelleyecek bir hükmün yer almasının şart olduğuna” dikkat çekmiştim. Çünkü başkanlık sistemleri de Latin Amerika’da görüldüğü gibi darbelere karşı dayanıklı değildi. Kim bilirdi ki üç ay sonra Türkiye’de klasik askeri yöntemle bir darbe girişimi olacaktı.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi modeli
Anayasa paketinin temelini oluşturan ve “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi" modeli olarak adlandırılan bu sistemle ilgili olarak bir olumlu, bir de olumsuz notum vardı. Olumlu gördüğüm husus, yeniden düzenlenen 116. Madde'de hükme bağlanan karşılıklı fesihti. Bu hükme göre, TBMM üye tam sayısının beşte üç çoğunluğuyla seçimlerin yenilenmesi kararı alma hakkına sahip. Bu durumda, genel seçimlerle birlikte cumhurbaşkanlığı seçimleri de yenileniyor. Başka bir deyişle parlamenter sistemlerde olageldiği gibi Cumhurbaşkanı görevinde kalmıyor. Arzu ediyorsa yeniden seçime girme hakkına sahip. Yasamaya tanınan bu yetkiye karşılık, Cumhurbaşkanı’nın da Meclis’i feshetme yetkisi var. Ama Fransız yarı-başkanlık sisteminde olduğu gibi, Cumhurbaşkanı’nın görevde kalarak Meclis’i feshetmeyetkisi bulunmuyor.
“Mea culpa” dediğim husus, maddenin 3. fıkrasını, somut olarak, “Cumhurbaşkanı’nın ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde istisnai olarak bir defa daha aday olabilmesini” olumlu görmüş olmam. Bir demokrat olarak, kişiliklerinden veya politikalarından bağımsız olarak hiç kimsenin iki dönemden ve on yıldan fazla Cumhurbaşkanı olmasını yeğlemem. Fransa’da 2000 referandumuna kadar Cumhurbaşkanlarının görev süresi 7 yıldı. Oldukça başarılı olan Mitterrand’ın 14 yıllık dönemi halkta bıkkınlık yaratacak ölçüde uzundu. Venezuela’da Chávez’in anayasada üçüncü dönem başkanlık yapmakiçin değişiklik yapmasına da olumlu bakmamıştım. Oysa Alman sosyolog Heinz Dieterich’in “21. Yüzyıl Sosyalizmi” tezini savunan Latin Amerikalı liderlerden biri olan Hugo Chávez, yoksullukla mücadelede büyük başarıkaydetmişti.
116. Madde'deki karşılıklı fesih fıkrası nedeniyle bu sistemi desteklemiş olmamın nedeni 15 Temmuz travmasından ötürü aklımda hep Brezilya darbesinin olmasıydı. Yaşamına iki askeri darbe, bir darbe girişimi sığdırmış olan demokratların Brezilya’dakine benzer bir darbenin Türkiye’de olmasından, o dönemde Atlantik ötesinden gelen açıklamalar nedeniyle kaygı duyması doğaldı. Meclis çoğunluğu Brezilya’daki gibi el değiştirir de seçilmiş Cumhurbaşkanı’nı görevden almaya kalkarsa, başka bir deyişle bir Meclis darbesi olursa, karşılıklı fesih fıkrası halka iki taraf arasında seçim imkânı tanıyordu. Bu durumda, halk bir Meclis darbesi kanaatindeyse ikinci dönemini tamamlaması için Cumhurbaşkanı’na destek olurdu. Dolayısıyla 116. Madde'nin 3. fıkrası, Latin Amerika usulü Meclis darbelerine karşı bir emniyet supabı işlevi görürdü. Ama bugün gördüğüm kadarıyla bu madde Meclis çoğunluğuna sahip Cumhurbaşkanlarına üçüncü dönem adaylık imkânı da sağlıyor. Bana göre, bu fıkra bu olasılığı ortadan kaldıracak şekilde yazılmalıydı.
Bu sistemde baştan beri olumsuz gördüğüm husus, seçilmiş Cumhurbaşkanı’nın aynı zamanda parti Başkanı olmasıydı. 17 Şubat 2017’de Serbestiyet’te yayımlanan “Siyasi partiler mevzuatı neden acilen değişmeli?” başlıklı yazımda da belirtmiş olduğum gibi, Partisinin Başkanı bir Cumhurbaşkanı’nın milletvekili listelerini hazırlaması ya da onaylıyor olması başkanlık sisteminin olmazsa olmazı yasama ile yürütme arasındaki keskin erkekler ayrılığınıortadan kaldırıyor. Bu durumda Cumhurbaşkanı yürütmenin başı olarak bakanlarını olduğu gibi partili milletvekillerini de kendisine bağlamış oluyor ki salt çoğunluğa sahipse Meclis’i fiilen devre dışı bırakabiliyor.
Bu yazımda ayrıca şu hususun altını kalın çizgilerle çizmiştim. “Türkiye’nin siyasi partiler mevzuatını öncelikle kurucu üyesi olduğu Avrupa Konseyi’nin (AK) ölçütlerine ve yargı yetkisini tanıdığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) içtihatlarına uyumlu hale getirmesi şart. Konunun hukuki ayrıntılarında boğulmamak için AK tarafından bu konuda görevlendirilmiş olan ve kamuoyumuzda Venedik Komisyonu olarak bilinen Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu’nun 1999 tarihli raporunda yer alan ölçütlerini esas almakta yarar var.”
Bugünkü tablo
Bugün geldiğimiz noktada sistemin sağlıklı işlemediği ve muhalefetin o dönemde yapmış olduğu eleştirilerin pek çoğunda haklı çıktığı görülüyor. Sadece yürütme ile yasama arasında iktidarın meclis çoğunluğu nedeniyle parlamenter rejimlerde de görülebileceği gibi Profesör Duverger’nin altını çizdiği bir güçler birleşmesi yok. Ayrıca uzun süren iktidarı ve kaldırılması bir türlü kabul görmeyen Adalet Bakanlarının HSK başkanlığı nedeniyle AK Parti’nin yargı üzerindeki ağırlığı da gözleniyor. Bu sistemle doğrudan ilintili olmadığı halde ana muhalefet partisi veya mensupları aleyhine alınan bazı yargı kararları Anayasa'nın 138. Maddesi'nde kayıtlı yargı bağımsızlığının zedelendiği izlenimi veriyor. Örneğin bir Asliye Hukuk Mahkemesi'nin inatla YSK’nın görev alanına giren bir konuda karar alması veya bazı muhalif siyasetçilerin Anayasa’nın 19. Maddesi'ne aykırı olarak makul süre içinde yargılanmaması, tutukluluk hallerinindevam etmesi ve 38. maddeye aykırı olarak suçluluğu hükmen sabit olmadığı halde suçlu ilan edilmeleri gibi. Bu yanlış uygulamalar sistemin “Tek Adam Rejimi ”ne evrildiği görüntüsü veriyor. Bu görüntü Türkiye’nin bugün demokratik hukuk devletinden çok uzak olduğunu ortaya koyuyor. Anayasada demokratik hakların yer alması yeterli değil, uygulanması da şart elbette.
Yeni Arayış’taki birçok yazımda dile getirdiğim gibi, temel hak ve özgürlüklerle ilgili birçok anayasa maddesinin uygulanmıyor olmasına, Kopenhag siyasi kriterlerine uyum sürecinde bürokraside, ardından sivil toplumda anayasal ve yasal reformlar konusunda emek harcamış bir demokrat olarak üzülmemek elde değil. Örneğin RTÜK Başkanı’nın görevinden ayrılmadan bir süre önce kamuoyuna duyurmuş olduğu tweeti. “Eleştirinin demokrasinin vazgeçilmez unsuru” olduğu gerçeğini kabul etmekle birlikte, sokak röportajlarını “halkı karamsarlığa sürükleyen (…) halkın umut duygusunu zedeleyen yayınlar” olarak nitelemekle kalmayıp bu yayınları “medya etiğine, ifade özgürlüğünün sınırlarına ve kamu yararına aykırı” bulan bu tweet anayasanın 25. maddesineaykırı. Bu madde, anımsatmak gerekirse, “herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz” diyor.
Halkta karamsarlık varsa, hükümetin izlediği başta ekonomik olmak üzere çeşitli politikalardan duyulan rahatsızlıktankaynaklanıyordur. Hiç kimsenin yurttaşların bu hakkını kullanmaktan alıkoyması ve anılan tweette belirtildiği gibi bu hakkın kullanılmasına “müsamaha edip etmemesi” söz konusu olamaz, anayasada olmayan bir yetki kullanılamaz.
Aslında bugünkü bu trajik tablo doğrudan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nden kaynaklanmıyor. Sistem anayasada mevcut hak ve özgürlükleri askıya almış değil çünkü. Düşünüyorum ve başta ifade özgürlüğü olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin Kopenhag siyasi kriterlerinin de gerisine gitmesini bu sisteme bağlayamıyorum.
Peki neden bu konuda gereken titizlik gösterilmiyor? Amaç, AK Parti aleyhine düşünce ve kanaatlerin baskılanmasıyla seçimi garantileyecek bir sonuca ulaşılmasını sağlamak mıdır acaba bilmiyorum. Ama böyleyse bu yolun arzu edilen sonucu vermesi mümkün değil. Seçim kazanmak için öncelikle halkın temel hak ve özgürlüklerini ve özellikle refahını sağlamak gerekir çünkü.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları



































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
2.02.2026
26.01.2026
15.01.2026
12.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
21.12.2025
13.12.2025
6.12.2025
1.12.2025