Akın ÖZÇER

El País gazetesinin “Politika” bölümünün cumartesi günkü manşeti “PP’nin kara haftası” başlığını taşıyordu. Bu başlık altında İspanya iktidar partisine, mensupları ya da yakınlarına yönelik yolsuzluk davalarında son bir hafta içindeki gelişmeler özetleniyordu. Bu davalardan ikisi daha önce Türkiye’de bazı gazetelerde yer bulabilmişti: Bárcenas ve “Gürtel” davaları. Haberde ayrıca Madrid Özerk Yönetimi Başkanı Ignacio González’in eşi Lourdes Cavero’nun kara para aklama ve eski Başbakan José María Aznar’ın oğlunun da “nüfuz ticareti” yapmakla suçlandığı davalardaki son gelişmelere ve PP merkezinde önceki gün yetkili yargıcın emriyle yapılan aramaya yer veriliyordu.
Bu konu üzerinde durmamın nedeni, Cemaat’e yakın gazetelerde PP merkezinde yapılan aramanın “İspanya’da iktidar partisine yolsuzluk operasyonu” gibi oldukça abartılı bir başlık altında verilmesi. Bir kere, özel yetkili mahkeme Audiencia Nacional’de görülen “Bárcenas” davası bağlamında yetkili yargıç Pablo Ruz’un emriyle yapılan aramayı “polis operasyonu” olarak ve “baskın” sözcüğüyle takdim etmekte bir art niyet seziliyor: 17 Aralık operasyonunun benzerlerine gelişmiş demokratik ülkelerde de rastlanıldığı algısı yaratmak. Nitekim ertesi gün İspanyol muhalefetinin PP’ye yönelik eleştirileri, bu arada ana muhalefet lideri Alfred Perez Rubalcaba’nın hükümetin istifasına yönelik talebi aktarılarak bu algının daha da güçlendirilmek istendiği izlenimi ediniliyor.
Kabul etmek gerekir ki bu etik bir yaklaşım değil, her ne kadar iki ülkenin iktidar partileri mensupları ve yakınlarına yönelik iddialarda bazı benzerlikler olsa da. Çünkü PP’ye yönelik yolsuzluk iddialarının kamuoyumuza bu tür haberlerle takdimi, İspanya ve Türkiye’nin başta demokrasi düzeyleri olmak üzere mevcut farklılıklarını göz ardı ediyor. Oysa bu farklılıklar Türkiye’deki son operasyonla ilgili sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için önem taşıyor. Bu söylediklerimi biraz daha somutlaştırmakta yarar var kuşkusuz.
İki ülke siyaset arenasındaki ve yolsuzluk iddialarındaki benzerlikler
İspanya ve Türkiye’de iktidar partileri yasama organında tek başlarına salt çoğunluğa sahip bulunuyor. Gerek AK Parti, gerek PP kendilerini muhafazakâr olarak tanımlayan partiler. PP adı üzerinde olduğu gibi Avrupa Parlamentosu’nda Hıristiyan-demokrat (PPE) grubu mensup bir parti. “Açılımcı Frankist” olarak bilinen Manuel Fraga İribarne’nin kurduğu Halkçı İttifak AP’nin (Alianza Popular) devamı niteliğindeki PP, ilk Genel Başkanı José María Aznar’ın merkeze açılım politikası sayesinde ilk defa 1996’da iktidar oldu. Parti seçmeni içinde liberal ve konformist merkez sağın yanı sıra, azınlıkta kalmakla birlikte, hem aşırı milliyetçi, hem de aşırı Katolik eski Frankistler de var. Bu açıdan bakıldığında AK Parti ile bazı benzerlikleri olduğunu söylemek mümkün.
Kasım 2011’de yapılan erken seçimlerde yüzde 44 oyla iktidara gelen PP kucağında bulduğu ekonomik krizin üstesinden gelebilmek için aldığı kemer sıkma önlemleriyle hükümet olduğu tarihten beri sürekli kamuoyu desteğini kaybediyor. Buna karşın anketlerde yüzde 30 oyla yine birinci parti görünüyor. Ana muhalefetteki Sosyalist İşçi Partisi PSOE, ekonomik kriz nedeniyle kaybettiği seçimlerden bu yana toparlanabilmiş ve anketlerde iktidar alternatifi olacak oya ulaşabilmiş değil. Bu açıdan değerlendirildiğinde, siyasi durumun ekonomik kriz yaşamamış olan Türkiye’deki ile birebir örtüşmediği, iktidar partisinin burada daha büyük bir siyasi desteğe sahip olduğu görülmekle birlikte, gerek Rajoy, gerek Erdoğan hükümetlerini 2015 genel seçimlerine kadar gensoru ile düşürmek mümkün görünmüyor.
Yolsuzluk davalarına gelince, Bárcenas davasıyla ilgili olarak, PP’nin Sayıştay’a bildirdiği resmi hesapları dışında yasa dışı bir B kasası olduğu, bazı harcamaların buradan yapıldığı, hatta partinin üst yönetiminde görev alan kişilere zarflar içinde para dağıtıldığı iddiaları var. Bu iddialar aslında partinin eski hesap sorumlusu Luis Bárcenas adına İsviçre bankalarında kayıtlı olan hesapların ve bu hesaplardaki para hareketlerinin ortaya çıkmasından sonra ortaya atılmıştı. Bárcenas tutuklu yargılanıyor ve kendisinin arkasında durmadıklarını düşündüğü parti yöneticilerini verdiği ifadelerle zor duruma düşürüyor. Başta Genel Başkan ve Başbakan Mariano Rajoy olmak üzere, parti yöneticileri ise bu iddiaları reddediyor.
Geçen hafta bu davayla ilgili olarak PP’nin Madrid’deki Genel Merkezi binasında onarım çalışmalarını yürütmüş olan mimar Gonzalo Urquijo ifadeye çağrılmıştı. Yargıç Pablo Ruz kendisine bu çalışmalar karşılığında açıktan (faturasız) para alıp almadığını sormuş, o da bu tür kayıtsız bir ödeme almadığını söylemişti. Yargıç Ruz hemen akabinde bir arama emri çıkartarak, PP Genel Merkezi binasında söz konusu onarımla ilgili belge aratmıştı.
Ünlü yargıç Baltasar Garzón’un 2009 yılında başlattığı ve üç yıl sonra savunma hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle Yüksek Mahkeme tarafından 11 yıl meslekten men edilmesine yol açan Gürtel davası ise Francisco Correa isimli iş adamının kurduğu yolsuzluk şebekesiyle ilgili. PP’li bazı yerel siyasetçilerin görev yaptığı belediyelerle iş tutarak kamu şirketlerinin fonlarından beslenen Correa’nın, karşılığında rüşvet ödemekle kalmayıp şirketleri aracılığıyla PP’nin birtakım masraflarını da üstlendiği iddiaları var.
PP ve mensuplarının yakınlarıyla ilgili başta bu ikisi olmak üzere açılan davalarla 17 Aralık operasyonu arasındaki benzerlik, Türkiye’de iddianame hakkında bilgi sahibi olmadığımız bu aşamada her iki partinin de iktidarda olması ve yolsuzluk iddialarına maruz kalmasıyla sınırlı. Şimdi sormamız gereken soru şu: İktidar partilerine yönelik yolsuzluk soruşturmaları yapılabilmesi, hatta dava açılabilmesi belirli bir demokrasi düzeyine ulaşıldığının göstergesi olabilir kuşkusuz ama bu tek başına Türkiye’nin İspanya gibi gelişmiş bir demokrasi olduğunu gösterir mi?
Türkiye’nin İspanya’dan temel farklılığı: Demokrasi açığı
Bu sorunun yanıtı olumsuz, çünkü Türkiye en başta İspanya gibi demokratik bir anayasaya sahip değil. TBMM iki yılı aşkın bir süredir sivil bir demokratik anayasa yapamadı. Siyasi partiler evrensel demokrasi ilkeleri etrafında bir araya gelemediler; hem de halktan bu yönde bir vekâlet aldıkları halde. Ama siyasi partiler yeni anayasa konusunda sınıfta kaldıkları ve Türkiye demokratik bir anayasaya sahip olmamaya devam ettiği için yargı yolsuzluk iddialarının üzerine gitmemeli mi?
Tabii ki gitmeli. Yeni anayasadan yana olan her demokratın da, yolsuzluk iddialarında sonuna kadar gidilmesine desteği tamdır. Çünkü “şeffaflık”, “hesap verilebilirlik” savunduğu ilkeler arasında önemli yer tutar. Ama aynı şekilde yolsuzluk iddialarını soruşturulmasından yana olan herkesin de demokratik anayasa hedefini gönülden desteklemesi gerekir. Türkiye’de yeni anayasa hedefini desteklemek demek ayrıca Kürt sorununun çözümüne, dolayısıyla çözüm sürecine destek vermek anlamına gelir.Özellikle yolsuzluk iddialarında Türkiye ile İspanya arasında benzerlik kuranların İspanya’nın 1978 anayasasının ve ETA’ya silah bıraktırma sürecinin de altını çizmesi gerekmez mi?
İspanya, Franco diktatörlüğünden çıkarken, diktatörlük içinden gelenler ve diktatörlüğe karşı olanlarla birlikte, örnek bir demokratik anayasayı referandum süreci dâhil 17 ay içinde yapabilmiş bir ülke. Bu anayasa ile çevresel milliyetler sorununu ana dilde eğitim dâhil tüm bireysel hakları tanıyarak büyük ölçüde çözebilmiş bir ülke. Hem de bunu Bask Ülkesi’nin bağımsızlığını silahla dayatmaya çalışan ETA’nın artan terör eylemlerine ve bu eşsiz demokratikleşmeye baş kaldıran ve darbe girişiminde bulunan orduya karşın yapabilmiş bir ülke.
İspanya aynı zamanda iktidarı ve muhalefetiyle ETA ile masaya oturabilmiş, çözümü bulamayınca “silah bırakma karşılığında siyaset hakkı” tanıyan bir paktla örgütü silah bırakmaya zorlamış ve bunu uzun yıllar sonra da olsa başarabilmiş bir ülke. İktidardaPSOE ya da PP olsun bu stratejinin ana hatlarından ödün vermemiş bir ülke.
Bütün bunları anımsatmamın nedeni, Türkiye’de “siyaset mühendisliği” yapıldığı yönündeki iddialar. Aslında yolsuzluk soruşturmaları olsun, olmasın, çözüm süreci tamamlanmadığı ve yeni anayasa yapılmadığı sürece bu iddiaların her zaman inandırıcı bir zemini olacak. Çünkü Meclis’te temsil edilen iki muhalefet partisi, İspanya’da bundan 35 yıl öncekinden çok farklı olarak, yeni anayasada yer alması gereken evrensel demokrasi ilkelerini benimsemediği gibi, çözüm sürecine de karşı çıkıyor. Hal böyle olunca AK Parti yıpratılmak suretiyle bu iki temel konunun gündemden düşürülmek istendiği sonucuna varmak zor değil.
AK Parti ve Başbakan Erdoğan, yargı dâhil devletin içinde kendilerine karşı bir çeteleşme olduğunu öne sürüyor. Siyasete bürokratik müdahalelerin bazı örneklerini yakın geçmişte yaşadığımız için bu iddiaların da araştırılmasında yarar var elbette.
Demokratlar için Türkiye’de hangi partinin iktidarda olacağından çok Türkiye’yi demokratik bir hukuk devletine dönüştürecek yeni bir anayasanın yapılması ve yanı sıra Kürt sorununun şiddet boyutu dâhil bir çözüme ulaştırılması önemli. Bu tür çeteleşmeler varsa eğer, korkarım ki AK Parti ya da Erdoğan’ı iktidardan etmekten çok başından beri altını çizdiğim gibi Türkiye’nin bu iki yaşamsal sürecini engellemeyi hedef alıyordur.
Yolsuzlukların soruşturulmasına, üzerine gidilmesine elbette “evet” ama siyaset arenasında bugünkü yani değişim geçirmemekte direnen CHP’nin ve -aynı zamanda MHP’nin- elini güçlendirmeye yönelik her türlü siyaset mühendisliğine ise “hayır” demek gerekir. Zaten Türkiye değişmedikçe, demokratik bir hukuk devletine dönüşmedikçe, yolsuzlukların önünü almak da hiçbir zaman mümkün olamayacak ne yazık ki.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları



































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
2.02.2026
26.01.2026
15.01.2026
12.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
21.12.2025
13.12.2025
6.12.2025
1.12.2025