Cemil KOÇAK
Geçen hafta başlayan dizi yazımız sürüyor. CHP’de reformcular, parti ilkelerinin sıkılaştırılmasını önermişlerdi. Onlara göre; parti, ilkelerini ciddîye almadığından başına bunlar gelmişti! Altı ok, eskisi gibi yeniden formüle edilmeliydi.
Partinin sekizinci kurultayına sunulan reform önerisi, partinin başına gelenleri anlamaya çalışıyor ve bir anlamda özeleştiri yaparken, geleceğe ilişkin bir perspektif de belirlemeye gayret ediyordu. Altı oktan vazgeçilemezdi. İdealist bir parti olarak CHP, bir noktada yanılmış ve “prensipleri anlayış tarzı, onlara bağlılık derecesi düşünülmeksizin, siyasetle uğraşmak isteyen her inanıştaki vatandaşları kendi içinde toplamakla yolunu tutmuş ve buna göre de bir gelenek yaratmıştı.” Fakat bunun sonucunda; parti, “zihniyet ve inanış farkları gözetmeksizin türlü düşüncede vatandaşları bağrında toplamış olduğu için” ilkeleri bakımından sarsılmıştı.
Parti içinde farklı görüşler ve anlayışlar ortaya çıkmıştı. Sözün kısası, partinin ilkeleri herkese göre değişebilir nitelik kazanmıştı. Bir ideolojik kesinlik sağlanamamıştı. Bu sorun şöyle anlatılıyordu: “Partinin prensipleri, bütün safvetiyle benimsenip temsil edilemez ve gerçekleştirilemez bir hale gelmişti.” Böylece aslında güçlü olan ilkeler, anlamını yitirmiş ve zayıflamıştı. Toparlanmanın zamanıydı.
Parti, ilkelerine uymuyor ki…
Reformculara göre, ilkelerin uygulanmasında “gevşeklikler”; hatta daha da vahimi, “asıldan inhiraflar [dönmeler] ve birbirine zıt tatbikat hareketleri” bile görülmüştü. Sonuçta, CHP’nin ilkeleri, “vuzuhsuz [belirsiz] ve anlaşılmaz” hale gelmişti. “Parti adeta faaliyetleri prensiplerine uymayan ve prensiplerine aykırı tatbikata tahammül eden bir siyasî” kuruluş haline düşürülmüştü. Ve sonunda parti, “millet”in “inancını ve güvenini” kaybetmişti. O kadar ki, -şöyle deniyordu- “korkmadan itiraf etmek icab eder ki” “şimdiki durum”, CHP’ye “bir idealist ve prensipler partisi dedirtmeyecek bir durum”du. CHP’nin başına gelenler de, işte ana ilkelerinden ayrıldığı içindi. Şimdi asla rücû etme zamanı gelmiş de, hatta geçmişti bile.
Fakat bu o kadar da kolay değildi; çünkü şartlar da değişmişti. Bu durumda da parti “yeni şartların ışığında” ilkelerini yeniden formüle etmek zorundaydı. Bu kez “tevil, tefsir, inhiraf” [sözü çevirerek; yorumlayarak; değiştirerek ya da bozarak] olmaksızın ama. İşte bu noktada reformcular, altı oku yeniden gözden geçiriyorlar ve onlara kat’î bir hat çizmeye çalışıyorlardı. Nasıl mı? Onu da görelim peki…
“Soğuk bir klişe” Milliyetçilik
Parti, son zamanlarda milliyetçiliğe karşı “adeta lakaydi” davranan bir gevşeklik içine girmişti. Bu nedenle de “bir kısım samimi milliyetçi vatan evlâtlarının sevgisini” yitirmişti. Muhtemelen bu cümleyle 1944 Irkçılık-Turancılık davasına atıfta bulunuluyordu. Türk devriminin “müsbet dünya görüşü”, maalesef “bayağı bir materyalizm” şekline bürünmüştü. “İnsanlık düşüncesi” ise, “yanlış anlaşılmış bir hümanizma cereyanı ile” karıştırılmıştı. Bunun neticesinde; Türk toplumunu “adeta kozmopolitleştirmek isteyenlerle” hiçbir mücadele yapılmamıştı.
Partinin sosyal adalet anlayışı da, “sınıf mücadelesinin işareti” şeklinde anlaşılmış ve buna karşı da parti “hareketsiz kalmış”tı. Hepsi bu kadar da değil; diğer yandan, milliyetçiliği “dışımızda esen havalara göre zaafa uğratmak gayretlerini güdenler ve ırkçılar ve faşistlik gibi” ithamlarla partiyi yıldırmak isteyenler de olmuştu ve bu ithamlar yanıtsız bırakılmıştı. CHP, bu ülkede yaşayan herkesin, “müttehit, mütecanis, [birleşmiş; homojen] tek millet olması dava”sından vazgeçemezdi. Milliyetçiliğin tanımına gelince, reformcular, her zamanki usûle başvurmuşlar ve “bizim milliyetçiliğimiz dışarıdan içimize sokulmuş bir milliyetçilik değil; bizim kendi şe’niyetimizden [gerçeğimizden] doğan bir milliyetçilik”tir deyip, işin içinden (güya) çıkmışlardı.
Devletçilik sağa sola çekildi
Partinin ikinci esaslı ilkesi devletçilik idi. Fakat bu ilkenin de “iyi bir izahı” yapılamamıştı. Ve bunun neticesinde bu ilke de “sağa sola, ileriye geriye” çekilmişti. Tutulamamıştı. Parti devletçilikten ne anladığını sadece açıklayamamış, fakat bir yandan da onun mahiyetine ters düşen açıklamalar karşısında da “hareketsiz kalmış”tı. O kadar ki, “sosyalist devletçilik”ten, “Marksist devletçilik”ten, materyalist yorumlardan söz edenlere karşı tepki oluşmamıştı.
Hele uygulamada iş, “devlet için devletçilik”e varmıştı. Bir başka akıl almaz gelişme de, “son zamanlarda devletçiliğin adeta inkâr edilerek, birdenbire anlaşılmaz bir liberalizme sapma cereyanlarına karşı partinin hareketsiz kalması”ydı. Bu cümleyle de herhalde 1946 sonrasında CHP içinde görülen yeni eğilime işaret edilmişti. Devletçilik, “karma karışık, tatbikat yönünden türlü tezatlarla hırpalanmış” bir haldeydi. Yeniden formüle edilirken, kat’îlik esas olmalıydı artık.
Kesinlik deyince, reformcular şöyle bir öneride bulunmuşlardı: Elbette devletçilik, sosyalist ya da Marksist yorumlardan tamamen uzak olacaktı. Devletçiliğin “moda”ya uyularak bir kenara atılması da; liberalizme yelken açılması da tabiî kabul edilemezdi. Devletçiliğimiz, dışarıdan ithal edilmemişti, yabancı arzularına göre düzenlenmeyecekti. Kısacası, her şey halk için olacaktı. Millî ekonomi kurulacaktı. Köylüler de millî ekonominin temelini oluşturacaktı. Reformcular, yine kaçamak davranmışlardı. Belki de geleneksel usûlden ayrılmak istemiyorlardı. Devletçiliğin ne olmadığını tanımlamak daha kolaylarına ve işlerine geliyordu. En olumlu tarifi şöyle yapmışlardı: Devletçiliğimiz, “kurucu, koruyucu ve düzenleyici” olacaktı. Ne formül ama değil mi!
Tek particilik ve diktatörlük
Bazıları cumhuriyetçiliğin artık bir dava olmaktan çıktığını düşünebilirlerdi; fakat reformcular öyle düşünmüyorlardı; aksine, bu ilke de canlı tutulmalıydı. Hele yeni dönemde (yani DP iktidarında) “başımızdan diktatörlük tehlikesinin ebediyen uzaklaştığını kimse iddia edemez”di.
Tuhaf olan nokta şurasıydı ki; bu satırlar, DP’nin seçimi kazanmasının ve hükûmet kurmasının üzerinden sadece birkaç hafta geçtikten sonra yazılabilmişti! 27 Mayıs öncesinin meşhur “diktatörlük” iddiası, 1950 yılının yaz aylarında tohum halinde toprağa atılıyordu anlaşılan. Cumhuriyet, bir bakıma diktatörlüğün panzeri sayılmıştı; bu yoruma göre. Fakat sadece beş yıl öncesine kadar geçen yirmi yıllık cumhuriyet idaresinin nedense tek partili bir yönetime sahip olduğu unutuluvermişti aniden! Bu bakımdan formül, daha en başından sakat görünüyordu. Cumhuriyet, diktatörlüğe mani değildi aslında. Fakat diktatörlük, cumhuriyette de mümkün olabiliyordu. Bu gerçeği görmek için 1950 yılına kadar beklemeye, hele muhalefete düşmeye bilmem ki gerek var mıydı?
Halkçılık, demokrasi demektir
Parti, halk(çılık)tan da uzak düşmüştü. Hatta onu “elinden kaptırmak tehlikesi” ile karşı karşıyaydı. Birden bire halkçılık demokrasiye dönüşünce; formülasyonda da farklı bir değerlendirme ağırlık kazanıvermişti: CHP, “halk idaresi”ni ilk önce benimsemiş olduğu halde, bunu hayata geçirememişti. Partinin halkçılıktan anladığı, “zayıf vatandaşların ezilmesine” karşı çıkmaktı. Ama gerçek hayatta bu ilke sadece bir “isim” olarak kalmıştı.
Kayırmacılığa son verilmeli
Hatta CHP zaman zaman kişisel çıkarlar için devlet otoritesinin âlet edilmiş olduğu ithamlarına bile karşı çıkmakta zorlanmıştı.
Artık “devlet kuvvetlerinin halk üzerinde baskı vasıtası haline getirilmesine karşı mücadele” açılmalıydı. CHP bunu yapmıştı işte. Bu sanırım reformcular açısından önemli bir öneriydi; çünkü, bu ifadeyi de bold olarak yazmışlardı! Elbette hepsi bu kadar değildi; parti, eski alışkanlıklarını da değiştirmeli ve kayırmacılığa artık son vermeliydi. Artık “bir millî tesanüt [dayanışma] ahlâkı ve ruhu” dönemi başlamalıydı.
Nasıl bir halkçılık?
Görüldüğü gibi; burada halkçılık, artık klasik boyutuyla, yani sadece imtiyazsız bir kitle yaratmak gibisinden bir perspektifle değil; sınıflar arasında dengeli bir dağılım sağlanmasına yönelik bir sosyal adalet anlayışına dayandırılıyordu. Bu bakımdan dikkat çekiciydi.
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Sovyetler boğazlarda imtiyaz talep etmişti
9.02.2016 - Sovyetler Montrö Antlaşmasını değiştirmek istedi
3.02.2016 - Türk sovyet anlaşması 1945 yılında feshedilmişti
26.03.2016 - Sadece donanmayla mı? Çok zor...
19.03.2016 - Sıkıyönetim bildirilerini hatırlarken
13.03.2016 - Sosyalistlerin hatırlamak istemediği tarih
5.02.2016 - Başarısız bir ‘ihtilal’ daha var
28.02.2016 - Bitmeyen Halkevleri meselesi
20.02.2016 - İttihat ve Terakki Cemiyeti CHP’ye sesleniyor
13.02.2016 - CHP ‘propaganda bürosu’nun önemini keşfediyor!
7.02.2016
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları


































































































































Mourat
Ellerinize saglik Hocam! Cok yararlandim yazilarinizdan!