Taha Akyol
Haza Pabuççular, 12 Adalar konusunda uzman. Taha Akyol’un sorularını cevapladı.
Öncelikle “12 Adalar” nedir, diğer Ege’deki diğer adalardan farkı nedir? Ege Denizi kabaca 5 farklı ada grubundan oluşur. Oniki Ada bu ada gruplarından biridir. Tarih boyunca Güney Sporadlar, Menteşe Adaları ve Oniki Ada gibi çeşitli isimlerle anılmıştır. Bizim Boğazönü ve Saruhan Adaları dediğimiz ada gruplarıyla beraber Anadolu’ya coğrafi olarak en yakın olan adalardır. Daha da basitçe açıklamak gerekirse, Anadolu kıyısından bakıldığında Samos’un güneyinden başlayarak Meis’e kadar inen hatta bulunan adaları bu gruba sokuyoruz. Hem Anadolu’ya hem de Mısır ve Suriye’ye yakınlığı sebebiyle tarih boyunca ticari ve stratejik olarak önemli olan bir ada grubu diyebiliriz.
Türkiye 12 Adalar’ı nasıl kaybetti? Uşi anlaşmasında kesin kayıp yok, değil mi?
Son dönemde hem siyasette hem de kamuoyunda çokça tartışılan bir konu bu. Biraz da kayıptan siyasi ve hukuki olarak ne anladığınızla yakından ilişkili. “De facto” yani fiili olarak Oniki Ada’nın kaybı, Trablusgarp Savaşı sırasında, 1912’de gerçekleşmiştir. İtalyanlar, Libya’daki durumu nihayete erdirmek için savaşı Akdeniz’e yaymış ve pek de zorlanmadan Oniki Ada’yı işgal etmiştir. Ben de kitabımı 1912’den başlattım, zira bu kaybı Lozan Antlaşması’na yükleyip konuyu 1923’ten başlattığınız vakit hata yaparsınız. Çünkü mesele 1912’de başlıyor.
Bahsettiğiniz Uşi Antlaşması’nda ise Oniki Ada’nın geleceği, Libya meselesine bağlanıyor. İtalyanlar, Türkler Libya’dan tam olarak çekildikten sonra adalardaki kuvvetlerini çekeceklerini taahhüt ediyorlar. Meselenin buradan sonrası iyi analiz edilmeli. İtalyanlar, Libya’da kalan Osmanlı askerlerini bahane ederek adalardan çekilmeyeceklerini duyuruyorlar. Osmanlı İmparatorluğu’nun da bu duruma büyük bir tepki vermediğini söylemek gerek, çünkü 1912-1913 yılları, biz tarihçilerin “travmatik” olarak nitelendirdiğimiz Balkan Savaşı yıllarıdır. İtalyanlar çekildiği takdirde, Osmanlı İmparatorluğu’nun adaları elinde tutması zor, hatta imkânsız. Büyük ihtimalle Oniki Ada, Balkan Savaşı sırasında Kuzeydoğu Ege Adaları’nı da işgal etmiş olan Yunanistan tarafından işgal edilecek. İtalyanlar, katıldıkları tüm uluslararası toplantılarda bu söylemi kullanıyor: “Biz çekilmiyoruz, çünkü aslında Türkler de bunu istemiyor.” Kısa bir süre sonra da anlaşılıyor ki, İtalyanların adalardan çekilmek gibi bir niyetleri asla yok ve 1913 sonrası diplomatik pazarlıklarını da zaten bu yönde yapacaklar.
Burada özellikle altı çizilmesi gereken birkaç şey var: Birincisi, Balkan Savaşları ile birlikte Kuzey ya da Güney fark etmeksizin tüm Ege Adalarının bir Avrupa meselesi haline dönüşmesidir. Osmanlı İmparatorluğu ve İtalya, Oniki Ada konusunun sadece kendilerini ilgilendirdiğini söyleseler de İtalya’nın o dönemde Almanya ile ittifak halinde olmasından ötürü Fransa ve İngiltere Oniki Ada meselesiyle yakından ilgileniyor. İkincisi ise, Osmanlı İmparatorluğu’nun yumuşak karnını oluşturan adalar, güneydeki Oniki Ada’dan ziyade kuzeyde Çanakkale Boğazı’na yakın olan ve o dönemde Yunan işgali altındaki adalardır. Ve son olarak, Birinci Dünya Savaşı’na gelindiğinde Osmanlı İmparatorluğu’nun fiilen sahip olduğu hiçbir ada yoktu. Buna, 1914’te 6 Büyük Devletin Osmanlı İmparatorluğu ve Yunanistan’a tebliğ ettiği kararda Osmanlı’ya ait olduğu kabul edilen Bozcaada, Gökçeada ve Meis de dahildir.
Misak-ı Milli 12 Adalar’ı kapsıyor mu?
Sınır konusunda Misak-ı Millî’nin belirleyici diyebileceğimiz kıstası; 30 Ekim 1918’de, yani Mondros Mütarekesi imzalandığı vakit, bir yerin Osmanlı askerinin elinde olup olmadığıdır. Eğer Osmanlı askerinin elindeyse Misak-ı Millî’nin içindedir. Bu noktadan hareketle analiz ettiğimizde Oniki Ada, Misak-ı Millî sınırları içinde değildir. Zira önceden kaybedilmiştir.
LOZAN’DA 12 ADALAR
Lozan’da 12 Adalar sorunu nasıl cereyan etti?
Lozan’da Oniki Ada ile ilgili kıyasıya bir mücadele olduğu söylenemez. Lozan konusunda iki aşamalı bir öncelik sırası yapabiliriz. Birincisi, Lozan’daki Türk delegasyonunun genel önceliğinin ne olduğu, ikincisi ise mevzubahis adalar olduğunda delegasyonun neye özellikle önem verdiğidir. Birincisi açısından, bulunduğum her portalda söylediğim şeyi tekrar etmek isterim: Lozan’daki Türk delegasyonu açısından en önemli husus, sınırları ne olursa olsun kapitülatif sistemden arınmış, bağımsız ve tam egemen bir Türkiye’nin kabul ettirilmesidir. Bunun dışındaki her şey ikincil önemde ve tartışılabilir görünmektedir. Zaten İsmet Paşa’ya verilen talimatnamede, gerekirse görüşmeler kesilebilir denen iki madde vardır; biri kapitülasyonlar, diğeri ise Ermeni yurdu meselesidir. Bu talimatta adalarla ilgili duruma göre tavır takınılacağı ve durumun Ankara’dan sorulacağı yazılıdır. Bu noktadan anlıyoruz ki, adalar meselesi Ankara’nın önceliği değildi. İkinci aşamaya geçtiğimizde, yani adaların tartışılması konusunda, delegasyonun eforunu daha çok kuzeydeki, özellikle Boğaz’ın önündeki adalara yönelttiğini görüyoruz. Bu da güvenlik önceliğiyle alakalı bir durum. Oniki Ada konusunda ise kıran kırana bir mücadele yok ama, Meis için durum farklı.
MEİS’İ NEDEN ALAMADIK?
Meis, 12 Adalar’dan ayrı, Meis’i neden / nasıl alamadık?
Lozan Konferansı’nın ikinci döneminin açılmasıyla Türk delegasyonu, Meis’i kendi karasularında olması dolayısıyla istemişti. Meis, konferansın sadece ikinci döneminde müzakere edilmeye başlandıysa da konferansın sonuna kadar çözülemeyen bir konu olarak masada kaldı. Burada Türkiye, Meis konusunda uzun süre diretse de karşısında birleşmiş bir müttefik bloğu buldu. Önemle altını çizmek istiyorum: Millî Mücadele sırasında birbirlerinden giderek uzaklaşan bu devletler, Lozan’da birçok konuda birbirlerini destekledi. Türklerin Meis isteği karşısında Fransızlar, Meriç sınırını tartışmaya açtı; İtalyanlar ise müttefik tazminatları meselesini yeniden masaya getirdi. Meis, kapandığı düşünülen birçok konuyu yeniden açtı ve barış antlaşmasına giden yolda çözülemeyen en önemli problemlerden biri oldu. Sonuç olarak, İsmet Paşa bir açıklama yaparak, Türkiye’nin bu konuda haklı olduğunu ama barışa ulaşmak için bu fedakarlığı yaptığını belirtti. Meis müzakeresi bize, Lozan’ın diplomatik çerçevesi ile ilgili önemli bir şey söyler: Orada herkesin masaya koyacak bir meselesi vardı ve sonunda belirleyici olan şey de gücünüz dahilinde önceliklerinizdi. 1922’de Oniki Ada’nın karşısına konan şey kapitülasyonlar, 1923’te Meis’in karşısına konan şey ise tazminat ve Meriç talvegiydi. Bu nedenle meseleye çok yönlü bakmak gerekir.
VERDİLER, NİYE ALMADIK?
İkinci Dünya Savaşı’nda Türkiye’ye 12 Adalar teklif edildi; kimler teklif etmişti?
Oniki Ada ve Türkiye meselesi 1939’dan 1945’e kadar sıklıkla masada olan bir mesele. İki savaş arası dönemde bu adalar, Türkiye’nin tehdit algısının en önemli unsuruydu. Bu sebeple ülkeler, Türkiye’den istediklerini adalar vasıtasıyla halledebileceklerini düşünüyordu. Almanya, Sovyetler Birliği, İngiltere bazen Türkiye ile, bazen müttefikleriyle, bazen de kendi kurumları ile adaların teklifini ya da geleceğini müzakere ettiler. Örneğin, daha 1939’da, Alman Büyükelçi von Papen’in Türkiye’yi Müttefiklerden uzaklaştırmak için Saraçoğlu ile birkaç adanın geleceğini konuşması, kendi Dışişleri ile arasını bozmuştu. Almanların Oniki Ada’ya dair bazen net, bazen de belli belirsiz teklifleri savaş boyunca da devam etti. 1941 Saldırmazlık Paktı imzalanmadan önce de Almanlar adalardan bir tanesini ve Bulgar sınırında Türkiye lehine değişiklik önermişti. 1943’te ise İtalyanlar ateşkes imzalayınca Almanlar Oniki Ada grubunu Türklere teklif ediyor. 1944’e dair de bu tarz teklifler bulmak mümkün. Ancak tabii ki farklı dönemdeki tekliflerin ya da müzakerelerin farklı hedefleri var.
Türkiye’yi müttefiklerden uzaklaştırmak, Türkiye’den transit geçiş hakkı istemek, Türkiye’yi savaş dışı tutmak ya da aksine Türkiye’yi savaşa sokmak gibi konjonktüre göre değişen farklı mantıkları var bu tekliflerin. Türk dış politikasını yönetenler de her şeyin çok farkında. Örneğin, Stalin’in İngiliz Dışişleri Sekreteri Eden ile yaptığı bir görüşmede Türkiye’nin Oniki Ada’yı alması, Suriye ve Bulgaristan sınırının da Türkiye’nin lehine değiştirilmesi gerektiğini söylemesi, Türkiye’de kesin Boğazlarla ilgili bir istek gelecek şeklinde yorumlandı.
Kısacası bu teklifler belgeleriyle duruyor. Bazen de çok şaşırtıcı bir şeymiş gibi kamuoyuna sunuluyor. Tarihçiliğin tam da burada devreye girdiğini görüyoruz, çünkü belgeye sahip olabilirsiniz ama onu yorumlamak ciddi bir birikim ister. Tabii, meselenin tarihçilikten ziyade siyasetle ilgili olduğunun da farkındayız. İnönü üzerinden erken cumhuriyet Türkiyesi ile hesaplaşılmaya çalışılıyor.
HİTLER’İN TEKLİFİ
Hitler nasıl bir ortamda 12 Adalar’ı teklif etti. Feridun Cemal Erkin’e göre alabilirdik. Siz ne diyorsunuz?
Dışişleri içinde önemli görevler edinmiş ve Türk-Sovyet ilişkileri üzerine kitap yazmış bir kişidir Erkin. Bu sebeple anılarını okurken Türkiye’nin, savaşın sonlarına doğru gelen Alman teklifini reddetmesini bir hata olarak görmesine şaşırmıştım. Çünkü bahsettiği dönem 1944, Türkiye’nin tehdit algısını Boğazlar meselesi sebebiyle Sovyetler Birliği’ne çevirdiği bir dönem. Üstelik bu tehdit karşısında, savaş dışı tutumu sebebiyle yalnız kalmış bir Türkiye var. Hatta savaşın sonlarına doğru Türkiye’nin temel hedefi bu yalnızlığı kırmak oluyor. Böyle bir konjonktürde, Türkiye’nin savaşı kaybedeceği belli olan ve zaten bu sebeple adalardan çekilmek isteyen Almanların teklifini kabul etmesini beklemek iyi bir analiz değil. Çünkü bu analiz Sovyetler dinamiğini içermiyor. Bu dinamiği, “savaş sonrası dönemde Türkiye neden Oniki Ada için daha aktif bir politika izleyemedi?” sorusunu cevaplarken de unutmamak lazım.
Bugün Yunanistan adaları anakara kıta gibi değerlendirip Ege ve hatta kısmen Akdeniz’i Türkiye’yi kapatmak istiyor. Yunan tezi nedir?
Yunanistan ve Türkiye arasındaki ilişkiler, içinde farklı sorunları barındırıyor. Bugün Doğu Akdeniz’deki gergin durum için daha çok tartıştığımız mesele adaların kıta sahanlığı meselesi. Çünkü Yunanistan, 1982 BM Deniz Hukuku Sözleymesi’ne dayanarak adalarının anakaraya benzer bir kıta sahanlığına sahip olduğunu ileri sürüyor. Meis gibi Türkiye’ye Yunan anakarasından çok daha yakın ve coğrafi olarak küçük adalar düşünüldüğünde bu söylem Türkiye için kabul edilemez bir durum ortaya çıkarıyor. Fakat şunu da eklemem gerekiyor ki bugün Doğu Akdeniz sadece bir meseleyi oluşturuyor. Konunun bir de Ege boyutu var. Orada işin içine bir de egemenliği devredilmemiş adacıklar giriyor. Nedense, bu konu gündemde daha az tutuluyor.
EGEMENLİĞİ DEVREDİLMEMİŞ ADALAR
Bir de ‘egemenliği devredilmemiş adalar’ var, bunlar nedir?
Lozan’ın adalarla ilgili çizdiği bir çerçeve var. Bu çerçeveye göre Ege Denizi’nde, Türkiye’nin devrini açıkça kabul ettiği adalar ve onlara bağlı adacık ve kayalıkların dışında bazı ada, adacık ve kayalıklar var. Bu coğrafi formasyonlar ikinci bir ülkeye, yani İtalya veya Yunanistan’a antlaşmalarla açık bir şekilde devredilmemiştir. 1947 devri de farklı bir hüküm getirmemiştir. Ancak Yunanistan, Ege’de egemenliği devredilmemiş coğrafi formasyonların, gri bölgelerin olduğunu kabul etmiyor. Yani, tüm bu ada, adacık ve kayalıkların 1923 ve 1947 itibariyle kendisine devredildiğini iddia ediyor. Bu durum Türkiye ve Yunanistan arasında önemli bir sorun. Bu sorunun kamuoyunca en çok bilinen örneklerinden bir tanesi, Türkiye ve Yunanistan’ı savaşın eşiğine getiren Kardak Kayalıkları’dır. Ancak Kardak sadece bir örnek. Kardak’a benzer statüde bulunan ada ve adacıkların bir kısmının bugün Yunan işgali altında olduğunu basından okuyoruz. Eşek ve Bulamaç Adası bu açıdan sadece iki ama önemli örnek. Yani Yunanistan bu ada ve adacıklarda fiilî bir durum yaratmış halde. Ben Ege’deki bu durumun Doğu Akdeniz kadar önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu durum da, Yunanistan’ın denizlerdeki yaklaşımının bir başka tezahürü; Ege’de yaşadığımız sorunların bir parçasını oluşturuyor. Ve tabii her şeyden önce bir egemenlik meselesi.
TÜRKİYE’NİN HAKKANİYET İLKESİ
Türkiye’nin savunduğu “hakkaniyet” ilkesi Doğu Akdeniz’de (Ege dahil) ne anlama geliyor?
Temel olarak uluslararası deniz hukukunun da gözettiği adilane bir yaklaşımı ifade ediyor bu ilke. Örnek vermek gerekirse, Meis, nüfusu 1000’in altında olan ve kendisinden çok uzaktaki anakaranın egemenliğindeki çok küçük bir ada. Karşısında ise 85 milyonluk bir ülkenin 1500 km’lik bir kıyı şeridi var. Burada hakkaniyet ilkesi, bu adanın Türkiye’nin haklarını orantısız bir biçimde sınırlandıramayacağını söylüyor bize.
Türkiye’nin “hakkaniyet” ilkesini kabul ettirmek için ne yapması lazım?
Bu etapta, bu sorunun kısa vadede çözülebileceğini düşünmüyorum. Zira tek bir meseleden de bahsetmiyoruz. Doğu Akdeniz’den bahsederken meselenin Kıbrıs boyutu var. Ege’de de kıta sahanlığı, egemenliği devredilmemiş adacıklar, adaların silahlandırılması gibi sorunlar var. Kısacası, müzakere edilip hemen kabul ettirilecek ya da kolayca yargıya intikal ettirilecek tek bir sorundan bahsetmiyoruz. Alanda askeri gücünüzle var olmak önemli ancak bu tek dayanak olmamalı. Türkiye’nin bu süreçte diplomatik olarak elini güçlendirmesi gerektiğini, bölge ülkeleri ile ilişkilerini gözden geçirmesi gerektiğini, orta büyüklükte devletler için “değerli yalnızlık” gibi söylemlerin kesinlikle bir opsiyon olmadığını düşünüyorum. Bunun yanında Türkiye, üyesi olduğu tüm uluslararası kurumlarda aktif bir politika izlemeli ve kamuoyuna ulaşma gibi de bir gaye gütmeli. Kamu diplomasisini daha aktif bir şekilde kullanmak gerekiyor.
Yazarlar
-
İsmet BerkanErdoğan’ın hepimize maliyet yaratan inatları 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZMünih Konferansı’nda ABD-AB gerilimi ve Türkiye’nin Kürt eşiği 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTEski Türkiye 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENPasifik’te savaşın ayak sesleri 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolMÜSİAD’ın cibilliyeti? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANÖcalan Komisyonu havlu attı 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUAKP’nin kutuplaştırıcı politikasının bir sonu var mı? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANVietnam Neden Türkiye’den Çok Daha Mutlu? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciDüştük bir kuyuya… 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUSiyasal sorumluluk -1: Kaldırılması 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçaySeçimler yaklaşırken AKP’nin üçlü açmazı 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKÜslup sorundan daha derin 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANAksiyon müfettişliği 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇEREmeklinin gözü Anayasa Mahkemesi’nde 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞEşit yurttaşlık, hukuk üretememe, Tanzimat ve AB 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖcalan’a Özgürlük Komitesi; "Önderliğin Özgürlüğü Olmadan Ortadoğu’da Barış Olmaz"... 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞANKARA NE YAPIYOR? 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRGülme ihtiyacı artıyor, gülme cesareti azalıyor: Toplumsal baskılar mizahın kamusal alanı daralttı m 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları



































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
15.02.2026
14.02.2026
11.02.2026
10.02.2026
8.02.2026
6.02.2026
4.02.2026
3.02.2026
1.02.2026
30.01.2026