Aydın Selcen
İktidarda tek adam var. Tek adam makul çoğunluğun cisimleşmiş hali değil. Çıkış yolunda uzlaşı belirdi: Yüzüncü yılında cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandırmak. Demokrasi denilenin doğası gereği mükemmel olamayacağı açık. Sürekli mükemmelleştirilmesi gerekli.
İşte, örnekse, bizde “Ulusa Sesleniş” denilenin ABD’de “Birliğin Durumu” yahut “birliğimizin içinde bulunduğu aşama” diye adlandırılması bundan. Adeta bir check-up raporu gibi. Diyet mi yapacağız, ilaç mı alacağız, vitamin mi kullanacağız, spora mı başlayacağız, ameliyat mı olacağız, uç hallerde yoksa hepsi bir arada mı?
Bu bağlamda demokrasinin laiklik olmadan olamayacağı, yerkürede (yazılı anayasal kural olsun olmasın hatta Britanya, Norveç gibi yazılı kural aksi yönde de olsa görenek başka türlü yerleştiği için) laik olmayan demokrasi yok. Laiklik bir lüks, azgın azınlığın geleneğe, toplumsal gerçeklere, tarihin akışına aykırı bir dayatması, bir şımarıklığı, bir meydan okuması, bir lüks değil. Bu konuları Murat Sevinç defalarca işledi, son olarak yine yazdı.
Aynı yaklaşım “Kürt Sorunu” denilen için de geçerli. Bu ülkede, bizim ülkemizde ve dünyanın her yerinde, tek bir yurttaş “ben mutsuzum, ben ayrımcılığa uğruyorum, kendimi eşit ve güvende hissetmiyorum” demeyinceye dek o sorun, o her neyse sürecektir ve vardır. Toplumun en kırılgan kesimleri bu “birliğin durumuna” tanı koymak için doğru göstergedir. Kürtler, Aleviler, kadınlar, LGBTI-Q bireyler vb. bu bağlamda akla ilk gelecek örneklerdir.
Bunun için özetle, aciz bendeniz her yıl zaten ancak Tünel’den Galatasaray’a yapılabilen ve ona da artık izin verilmeyen LGBTI-Q yürüyüşüne her destek açıklamamda, ilk gelen tepki hep “ibne misin?” olur. Yanıtım da o denli basit ve basmakalıptır: “Velev ki ibneyim”. Yüreğim olsa daha çarpıcı yanıt “evet, hem de sancak tutanıyım” demek olurdu ama yerimiz dar, üçüncü dünyanın kavruk aydınımsısıyız, bu kadar oynayabiliyoruz.
Çünkü LGBTI-Q bireyler kendilerini rahat hissettiklerinde, eşit anayasal yurttaş muamelesi gördüklerinde, hepimizin mutlu olabilme olanağı kendiliğinden hatta katlanarak artar. Üstelik LGBTI-Q yurttaşlar demokratik laik cumhuriyet idealine bir tehdit de oluşturmazlar. Oysa “makul çoğunluk” kısvesi altına bürünmüş islâmcılar oluştururlar. LGBTI-Q yurttaşların bir “ibneler cumhuriyeti” kurmak ideali yoktur. İslâmcılarınsa, “islâm devleti” kurmak ülküsü hep oradadır.
İslâmcıların, dünyevi yasayla uhrevi kitap çeliştiğinde ikincisini uygulama eğilimi hatta inançları gereği zorunluluğu vardır. Dolayısıyla, eğer en hunharı IŞİD veya Taliban, en şirini Müslüman Kardeşler veya Ennahda ise, varılacak yer bakımından aralarında bir fark yoktur. Cilt kanseriyle, beyin kanseri farklı olabilir ama kanser kanserdir. Örnekse, devlette yozlaşma, kleptokrasi ve nepotizm de böyledir. Bir başka deyişle, islâmcılık bizatihi demokrasinin kendi içinden yozlaştırılması projesidir.
Gelelim Kürt meselesine. Kürt Sorunu, cumhuriyet tarihindeki Kürt ayaklanmalarının bastırılması ve günümüzde PKK’nin yok edilmesi değildir. Bunlar sorunun ancak dışavurumları, semptomlarıdır. PKK’nin veya benzeri herhangi bir silâhlı örgütün var olamayacağı da açıktır. Kaldı ki terörle mücadele, terörizmle mücadele ve isyan bastırma teknik açıdan birbirlerinden çok farklı etkinliklerdir. PKK’nin üzerinden silindir gibi geçilse dahi, dökeceğiniz asfaltı çatlatacak ayrıkotları mutlaka belirecektir. Devlet asfalt dökme şirketi konumunda değildir. Devlet çevreyi, ortamı, düzlemi yurttaşı için en yaşanılır kılmakla yükümlüdür.
Anadilde eğitim, yerinden yönetim gibi taleplerin dile getirilmesi teröre destek değildir. Bu ve benzeri talepler kabul edilir, edilmez ayrı konu. Ancak bunların toplumda tartışılması, TBMM’de görüşülmesi “önce PKK silâh bıraksın” yahut “önce terör bitsin” gibi ön koşullara bağlanamaz. Bana göre uygundur ve yararlıdır, size göre değildir. Olabilir. Cumhuriyet, yönetim dönüşecekse, böyle dönüşür.
Muhatap kim? HDP, İmralı, Kandil? Şöyle soralım: Nüfusun kabaca yarısını oluşturan kadınların bu ülkede sorunları ve talepleri var mı? Var. Öyleyse “Kadın Sorunu’nda” muhatap kim? Muhatap biziz, hepimiziz. İşe de herhalde kadınlar ne diyor, ne istiyor, onu sormakla başlanır. Kürtler de Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşları. Hatta küresel Kürt nüfusunun yarısı cumhuriyetimizin yurttaşı. HDP, Halkların Demokratik Partisi; Kürtlerin demokratik partisi değil. HDP, PKK’nin Sinn Fein’i hiç değil.
“İmralı” diye imlenen olası “muhatap”, Abdullah Öcalan. Hukuksal anlamda, İmralı Türkiye’nin Guantanamo’su mu? Yani o adada kurallar yok mu, ya da farklı mı? Demek ki tüm mahkûmlar için geçerli kurallar neyse Öcalan için de geçerli. “Bebek katili” de deseniz, yine geçerli. Eğer Öcalan’ın siyasal kişiliğinden yararlanmak isteniyorsa, buyurun Öcalan ile de bir görüşme kanalı açın. Bu bir siyasal karar.
Pekiyi ya “Kandil”? Orası da yasadışı terör örgütü PKK’nin Irak sınırları içinde, o komşu ülkenin federe Kürdistan Bölgesi içinde bulunan merkezi. Kandil’le konuşacaksa, MİT kurar bağlantıyı, tek telefona bakar. Bu da bir başka siyasal karar. MİT yaptığı görüşmelerden silsile içinde seçilmiş yöneticileri bilgilendirir. Öyle uzlaşılırsa TBMM de bilgilendirilir. Güncel yapıda “başkan”, o “süreci” tek başına yürütecekse, öyle de yürütebilir. Bunun bedeli siyasal olur, hukuksal değil. O da kendi takdiridir.
Buna karşılık, (burası kişisel değerlendirmemdir) HDP’ye yine arabuluculuk, (küçümseyerek, dalga geçerek söylemiyorum) “posta güvercinliği” işi verilirse, önceki “süreç” deneyimlerinden yola çıkarak bunu bu defa kesinlikle reddetmelidir. Elini taşın altına koymak, sorumluluktan kaçmamaksa önceliği HDP’nin, toplumu bilgilendirmeli, TBMM’nin tamamını işin içine çekmeli, devlet aygıtını kendi işini layıkıyla yapmaya yönlendirmeli, davet etmelidir.
Bence HDP’nin siyaseti, tek boyutlu, tek hatlı biçimde, Kürt Sorunu’nun çözümüne odaklı değil, gelecek seçimin başat gündem maddesi olan cumhuriyetin dönüşümü hedefli olmalıdır. “Kürt Sorunu çözülürse mi cumhuriyet demokratikleşir”, yoksa “cumhuriyet dönüşecekse zaten Kürt Sorunu kendiliğinden çözülmez mi” soruları, tavuk-yumurta, yumurta-tavuk meselesidir. Tıpkı laiklik gibi, Kürt bireylerin mutlu yurttaşlar olması, olmazsa olmazdır.
Bugüne dek bize “çözüm süreci” diye anlatılansa, (yine küçümsemeden, dalga geçmeden söylüyorum) kendi kuyruğunu ısıran kedinin olduğu yerde dönenmesini andırmaktadır. Ne PKK, ne HDP, ne Öcalan Kürtlerin ve ama bizim için özellikle Türkiye’nin Kürt yurttaşlarının tamamının sözcüsü olduğunu iddia edemez. Millet iradesinin yegâne tecelligâhı TBMM’dir. Medya, sivil toplum, akademi, TBMM oturup her Allah’ın günü “Kürt Sorunu” konuşsak yine az gelir. Oturup insan gibi, karşılıklı konuşamayacaksak, biri daha ağzını açtığında diğeri gözlerini belertip onu boğacak kadar kendinden geçecekse, dükkânı kapatıp gidelim.
Terörizmle TSK, EGM, MİT mücadele eder, etmelidir. O bürokratların yasal görevleri budur. Verilen görevi yeri geldiğinde canlarını pahasına cumhuriyeti korumak için yerine getirirler. Mücadele ederken yasalara uyacaklardır, yakınsalar da uymak zorundadırlar. Burada da bir siyasal hedef olmalı, terörizmle mücadele, devlete değil, siyasete hizmet etmelidir. Örnekse, “ne olursa, hangi ortam, koşullar oluştuğunda, sınırötesi askeri harekâtlar sona erecektir” diye kendimi yırtmam ve muhalefeti bu konuda kıpırdanmaya, düşünmeye davet etmem de bundandır.
Öyleyse, istirham ederim birbirimizi artık kandırmayalım. “Mış gibi” yapmayalım. Neredeyse yüz yıl geçti. Karnımızdan yahut geviş getirir gibi “gev gev” konuşmayalım. “Muasır medeniyet seviyesine” erişmekle, “cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmak” birdir. Demokrasi, laiklik olmadan, “canım laiklik sert yorumlanmasın, azıcık da aşınıversin, ha başı örtülü subay, ha DİB dualı Yargıtay açılışı” demekle olmayacağı gibi, “Kürt sorunu da hemen yarın çözülmeyiversin, onlar da fazla şey etmesin, sıralarını beklesin” demekle de olmaz.
Kimse kimsenin kardeşi değil. Hiç birimiz yekdiğerinin hoşgörüsüne de muhtaç değiliz. Birbirimizi sevmek zorunda hiç değiliz. Birlik denilince onun yorumu en tepedeki BİR’de (o bir kere seçilince) hepimizin iradesinin cisimleşmesi değil. Ben her gün, her an o BİR’den hakaret, aşağılama işitiyorsam, dışlanıyorsam, o BİR de biraz eleştiriye, biraz değil en sertinden hatta hakarete varan eleştiriye de tahammül edecek. Kurallar, ayağımızı bastığımız zemin O’nun ve benim için aynı olacak.
Senin inancın, geleneğin, göreneğin beni ilgilendirmez. Benim etnik kimliğim, kendimi tanımlama biçimim, cinsel yönelimim, yaşama tarzım da seni. Ben sana tepeden bakamam, sen de bana tepeden bakmayacaksın. Bu ülke benim babamın malı değil, senin de çiftliğin değil. Benim senden alacak yurtseverlik dersim yok, senin de benden. Ayrıca yurdunu sevmek diye bir zorunluluk da yok, ama anayasa ve yasalara uymak zorunlu.
Havanda su dövmekle, akarsu kenarına kurulu değirmenin dönmesi aynı edim değildir. Birincisinde boşvermişlik ve adamsendecilik, ikincisinde tasarım ve uygulama vardır. Cumhuriyetimizi yüzüncü yılında demokrasiyle taçlandırmak demek, kökten dönüşüm, katılım, eşit anayasal yurttaşlık, laiklik, yerinden yönetim, hukuk devleti, çoğulculuk demektir. Bir başka deyişle, yurttaş ile devlet ilişkisinin yeniden tanımlanmasıdır. Nasıldı o özlü söz: “Politikacılar gelecek seçimi, devlet adamları/kadınları gelecek nesli düşünür”.
Pakistan orada, Fransa bu yanda. Ha, seyrin sonunda varılacak liman Fransa değil Britanya, ABD, Hollanda vs. ise o da ayrı tartışma. Daha palamar çözmedik. Yürümeden koşamayız. “Haydi koşalım” derken yüzükoyun kapaklanabiliriz de. Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşelidir. Buna karşılık atalet önermiyorum tabiatıyla. Aksine akılcı, ılımlı ve uzlaşmacı siyaset, korkarım çehremize daimi bir tebessüm kondurup, her soru soranı “bütün bunlar hep olur, biz burdayızzz” diyerek yatıştırmakla olmuyor.
Biraz Aziz Yıldırım’ın şu ünlü “her gecenin bir sabahı olmaz bunu böyle bilin, beni daha fazla kızdırmayın” çıkışlarını andıran bir yazı oldu galiba, kusuruma bakmayınız. Biraz gına gelmiş olabilir. Madem öyle, ölümsüz Müzeyyen’e bağlanalım da, konu da öylece tatlıya bağlanmış olsun: “Gezdiğim dikenli aşk yollarında / Elimden bir kırık saz geldi geçti / Kara talihimden yine bu yıl da / Baharı görmeden yaz geldi geçti”. Bilmem zikredebildim mi, yoksa oyuna mı geldim?
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları












































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
6.04.2025
23.02.2025
27.01.2025
9.12.2024
19.11.2024
11.11.2024
2.11.2024
1.08.2024
14.06.2024
14.04.2024