Hasan CEMAL
Ege’nin maviliklerinde seyir halindeyiz.
Tatil vakti.
Bu kadar güzellik olur mu diyorum kendi kendime...
Bir çın sesi!
Telefona düşen mesaj uzaklardan bir ölüm haberini getiriyor:
Fehman Hüseyin Suriye’de yanındaki yedi kişiyle birlikte öldürülmüş...
Haber doğru mu?
Yoksa dezenformasyon mu?
Bahoz Erdal kod isimli Fehman Hüseyin’le üç yıl önce, dağda iki gün geçirmiştim.
Bizim meslek biraz da böyledir.
Devlete silah çekmiş, yıllardır dağda yaşayan bir gerilla lideriyle bir gün konuşursun, sonra yine bir gün cennet gibi maviliklerde onun ölüm haberine yakalanırsın.
Hayat acımasızdır, adaletsizdir.
Gazeteci olarak bu acımasızlığı, bu adaletsizliği şu yaşadığımız anababa günlerinde daha derinden hissediyorum.
Kan ve gözyaşı durmuyor.
Her gün asker polis ölümleri...
Her gün gerilla ölümleri...
Her gün ağlayan analar...
Öylesine büyük acılar ki.
Gidip bizim Gazze’leri gezmek istiyorum.
Tankla, topla, helikopterle yerle bir edilmiş yerleri kendi gözümle görmek istiyorum.
Cizre’de, Sur’da, Nusaybin’de, Yüksekova’da, Şırnak’ta, Lice’de acılara kendi yüreğimle dokunmak istiyorum.
Cennet gibi yerlerde tatil yapmak içimden gelmiyor, çünkü cehennem gibi yerler aklımdan çıkmıyor, gözümün önünden gitmiyor.
Vicdanım kanıyor.
Acılar dallanıp budaklanırken, memleket kanlı bir dipsiz kuyuya çekilirken, maviliklerde tatil yapmak bazen vicdan azabı olabiliyor.
Bir gazeteci olarak son yıllarda bu duyguya sık sık kapılıyorum.
Evet öyle, hayat acımasız, adaletsiz.
Kimileri bu hoyratlıkla ömür boyu yaşayıp gidiyor.
Bu hoyratlıkla kimi elde silah, kimi elde kalem mücadele ediyor.
Ama ‘filmin sonu’ nu görmek mümkün olabiliyor mu?
Sanmıyorum.
Ama iz bırakmak mümkün.
İyi ya da kötü örnek de olabilirsin.
Ege’nin maviliklerinde seyir halindeyken, Fehman Hüseyin habericep telefonuma düştüğünde bir film şeridi gibi bir dolu şey gözümün önünden geçti gitti.
Hem mesleğimi düşündüm, hem de Fehman Hüseyin’le dağda geçirdiğim o iki gün aklıma takıldı.
PKK’nin, kısa adı HPG olan askeri gücünün en önde gelen komutanı, Bahoz Erdal kod adlı Suriyeli Kürt Fehman Hüseyin.
2013’ün mayıs ayıydı.
PKK askeri gücünün Türkiye sorumlusu ya da Kürtlerin deyişiyleKuzey Kürdistan komutanı olan Bahoz Erdal ile ilk görüşmem, bir gece vakti dağların öbür yüzünde Çukurca olan Metina’daki bir köy evinde olmuştu.
Kürtçede kasırga, fırtına anlamına gelen Bahoz, 23 yıldır dağdaydı ve 45 yaşındaydı. Şam Üniversitesi’nde tıp okumuş, Beşşar Esad’la aynı dönemde... Murat Karayılan’dan sonra PKK silahlı güçlerinin, yani HPG’nin ‘Genelkurmay Başkanlığı’nı yapmıştı.
O geceyi anımsıyorum, ilk sorum:

“PKK’ya katılmak nereden aklınıza geldi?”
Gülüyor:
“Bizi kandırdılar!”
Şöyle devam ediyor:
“Eskiden Osmanlı döneminde sınır yoktu ki bu topraklarda. Yazın, kışın kuzeyle güney arasında gidip gelirdi Kürtler. Sınırlar sonra çizildi. Suriye, Irak, Türkiye gibi… Biz de o zaman hiçbir devletin vatandaşı olmadık. Suriye’nin bize verdiği kâğıtta ‘Türkiye’den gelen yabancılar’ dendi. Bu kâğıtla Suriye’nin içinde yabancı olarak dolaşabilirdin. Ankara da bana ‘Suriye uyruklu terörist’ diyor…”
Fehman Hüseyin, Dicle Nehri’nin Suriye tarafında, Rojava’nın Derik kasabasında doğmuş.
Kendisiyle çekilme konusunu konuşmuştum. 2013 mart ayında çözüm süreci başlamış, Öcalan’ın artık silah değil müzakeredediği dönemde sıra, PKK’nin silahlı unsurlarının Türkiye dışına çekilmesine gelmişti.
Bahoz Erdal, bu süreci PKK olarak çok ciddiye aldıklarını söylemekle birlikte bazı kaygılarını belirtmişti:

“Devlet tarafından imzalanmış bir kâğıt yok, anlaşma yok, TBMM kararı yok. İki silahlı güç 29 yıl savaşmış. Şimdi çekilme süreci başlarken, bu iki silahlı gücün unsurları arasında çatışma riski büyüktür. Devlet ateşkes dememiş… Biz PKK olarak hem cihaz (telsiz) yoluyla, hem de yazılı olarak kendi kadrolarımıza söyledik, ‘Geri çekilme sürecinde planlı, örgütlü, hedefli tek bir kurşun atılmayacak’ dedik. Şimdilik çatışma yok. Ama gerilla çok özen gösteriyor. Çatışma olmasın diye dağda bir saatlik yolu 3-4 saate çıkarıyoruz.”
Heyecanlı heyecanlı konuşan bir insan. Jestler, mimikler hiç eksik olmuyor. Gözlerini büyük büyük açıyor konuşurken.
Şu sözler de onun:
“Biz üstümüze düşeni yapıyoruz. Her gün telsizle konuşuyorum. Türk askeri de gergindir. Bir tilki geçer, bir hışırtı çıkar, kıyamet kopar. Onun için çok dikkatli olmamız lazım!”
Fehman Hüseyin’in bu konuda Türk tarafına yönelik bazı eleştirileri vardı. Bu eleştirilerini dört noktada topluyordu:
(1) Dağların tepelerinde keşif uçağı Heron’ların dolaşması… (2)Sayıları artırılan korucular… (3) Hızlandırılan yeni karakol inşaatları… (4) Bölgede askeri sevkiyatın ve faaliyetin gözle görülür şekilde artmış olması…
Fehman Hüseyin, bu dört noktanın kendi taraflarında sinirlilikyarattığını belirtmiş, şöyle devam etmişti:
“Ateşkes öncesi, savaş döneminde bu kadar keşif olmuyordu. Bu kadar Heron olmuyordu. Diyarbakır’da 48, Dersim’de 22 karakol çalışması başladı. Bütün bu noktalar bizi provoke etme potansiyeli taşıyor. Ateşkes var. Niye bu kadar karakol? Niye bu kadar keşif uçuşu? Niye bu kadar yeni korucu?”
Elde silah savaşanların, barışın kıymetini çok iyi bildiklerini belirttikten sonra, Heval Hasan diyerek şunu da eklemişti:
“Şaka yapmıyoruz. Süreci sahipleniyoruz. Savaşa nasıl ciddi yaklaştıysak, barışa da çok ciddi yaklaşıyoruz. Yoksa savaştan yorulmuş değiliz. Hem bizim durumumuz, hem de bölgesel koşullar bizim mücadelemizi çok daha ileriye götürmeye uygundur. Önderliğimiz siyasal hamleye karar verdi. Mektuplar geldi gitti, tartıştık ve Önderliğimizin arkasında durmaya karar verdik.”
“Süreçten umutlu musunuz” diye sorunca yanıtı şu olmuştu:
“Barıştan umutluyuz. Ama devlete güvendiğimizden değil, Önderliğimizin öngörüsüne, süreci okumasına ve kendi öz gücümüze güvendiğimiz için umutluyuz barıştan…”
Fehman Hüeseyin, Türkiye’de Kürtlerin 90 yıldır kandırılmış olduğunu belirtmiş, şunları söylemişti:
“Kürt toplumu bu topraklarda devlete güvensizdir. 90 yıl boyunca kandırılmış, asimile edilmiş, yani Türkleştirilmek istenmiş, katliama uğramıştır. Şimdi bize soruyorlar, ‘PKK’ye nasıl güvenelim’ diyorlar. Oysa tam tersi geçerli. Bu ülkede Kürtlerin dili yasaklandı, kimliği inkâr edildi, Dersim’de, Zilan’da katliama Kürtler uğradı. Bütün bunlar yaşandıktan sonra kim, kime güvenecek bu memlekette? 4 bin köy yakıldı, yıkıldı. Binlerce faili meçhul yaşandı. Şimdi biz bütün bunlara maruz kaldık, asıl biz sormak zorundayız: Böyle bir devlete nasıl güvenelim?”
“Biliyor musunuz Kürtlerde en alerji yaratan söz nedir?” dedikten sonra şöyle devam etmişti:
“Türklerle Kürtler kardeştir, biz etle tırnak gibiyiz!”
Sözü bir ara asimilasyon konusuna getiren Fehman Hüseyin şöyle demişti:
“Bu Türkleştirme siyaseti ta Osmanlı dönemine, İttihat ve Terakki’ye gidiyor. Bu hâlâ bitmedi. Tayyip Erdoğan Almanya’ya gidiyor. Türkçe eğitim olmadığı için insanlık suçu eleştirisini dile getiriyor. Ama bizim ülkemizde hâlâ ana dilde Kürtçe inkâr ediliyor. Bülent Arınç, ‘Kürtçe medeniyet dili değildir’ diyor. Şunu iyi bilmek lazım: Ana dilde eğitim ve öğretim olmadığı müddetçe asimilasyon devam ediyor demektir.”
Ve şu soruyu sormuştu:
“Kürtçe eğitim Türkiye’yi bölüyor da, bölecek de; Kürtlerin asimilasyonu, inkârı birleştiriyor mu, birleştirecek mi?”
Ben de ona sormuştum:
“Ankara, AK Parti hükümeti eğer demokratikleşme konusunda barışın altını doldurma konusunda ipe un sererse, bunları yapmazsa o zaman silah, silahlı mücadele mi alternatif olacak?”
Fehman Hüseyin, bu soruma “1, 2, 3” diye tane tane cevap vermişti:
1- Önderlik, bu sürece stratejik yaklaşıyor ve çok ciddidir. Devlet de böyle ciddi yaklaşmak zorunda.
2- Bu sürece her iki taraf da ne yenilgi, ne de zafer diye bakmalı. Bundan kaçınmak lazım. Her iki taraf için de kazançlı olan bir durumdur söz konusu olan çözüm süreci.
3- Çok abartılı iyimserlik de, abartılı karamsarlık da yanlıştır. Hem Türk tarafında, hem Kürt tarafında bu var. Bundan kaçınmak lazım.
4- Bizim için, PKK için, “1999’daki gibi çekilip gittiler” denmesin bu sefer. O zaman dört yıl heba oldu. Hiçbir şey yapılmadı. Bu bir daha tekrarlanmamalı. Devlet, yine 1999’daki gibi “Ben PKK’yi bölerim, etkisizleştiririm” derse, o zaman bize, Kürtlere söylenecek bir şey kalmaz. Bu bir tehdit değildir, objektif bir tespittir.
5- Bu süreçte zorlanan taraf biziz. Kadrolarımızı ikna etmekte zorlandık, zorlanıyoruz biraz. Kuzey’deki (Türkiye’deki) güçlerimizi çekilmeye ikna etmek kolay olmadı. Keşke telsizin başında olsaydınız, dinleseydiniz. Arkadaşlar bize en çok şu soruyu sordular: “Önderliğin durumu ne olacak?” Gerillanın en hassas, en duyarlı olduğu konu budur. Yani Önderliğimizin hapishane koşullarından, ev hapsinden özgürlüğe açılan yolu…
6- Ateşkes ilan ettik. Dediler ki ‘Yetmez çekilin!’ Şimdi de çekiliyoruz. Yarın ‘Bu da yetmez, silah bırakın’ derler. Bu olursa, bu tam bir dayatma olur. Teslimiyet dayatmasıdır bu. En zor koşullarda bile teslimiyeti kabullenmek PKK için mümkün değildir. Bu konuda Murat Karayılan’ın 25 Nisan’daki basın açıklamasında söylediği altı nokta çok önemlidir.
7- Bakın, Kürt sorunu çözülmezse, PKK bu davayı yarın bıraksa bile PKK’den 10 kat daha radikal, fanatik örgütler çıkar ortaya. En temel insan hakkı olan ana dilde eğitim tanınmadan Kürt sorunu nasıl çözülecek?.. Eğer yarın Kürtlerde derin bir hayal kırıklığı uyanırsa o zaman ne olacak?.. Mesele silahı bırakıp bırakmamak değildir. Kürt sorununu çözmektir. Dağa çıkmanın nedenlerini ortadan kaldırmaktır.
“Yani bir Atakürt söz konusu değil mi, diyorsunuz” sorusuna gülmekle yetinmişti.
Fehman Hüseyin, Öcalan ile aralarındaki ilişkinin diyalog, tartışma ve eleştiri üzerinden yürüdüğünü ve bu ilişkinin bir müritlik, tapınma ilişkisi olmadığını belirtmişti.
“Yarın sıra silahların bırakılmasına mı geliyor” sorumu, elindeki Kaleşnikof’u ileriye, duvar dibine koyar gibi yaparak şöyle yanıtlamıştı:
“Biz şimdi bugün silahı bir kenara koyuyoruz. (Gülüyor) Bu silahı bırakma anlamında değildir.”
Türk milliyetçiliği konusunda da Fehman Hüseyin’in ciddi eleştirileri vardı:
“Bu ülkede en az 20 milyon Kürt var. Ne yapacaksınız ki? Bu Kürtleri asimile edemediniz. Tamam, Türk milliyetçiliğine bir şey demiyorum. Ama maalesef bu Türk milliyetçiliği, Kürt düşmanlığı üzerinden geliştirildi. 80 yıldır devlet öyle bir dili geliştirdi, resmi tarih bunu yazdı ve resmi milliyetçilik anlayışı Kürt düşmanlığı üzerine oturtuldu. Tamam, Türklüğünü seveceksin ama Kürtlükten nefret etmene gerek yok. Bunun da değişmesi lazım.”

O günü çok iyi hatırlıyorum.
Dağ tepelerine sis inmiş durumda, yağış bekleniyor, kötü haber bu. Çünkü gün batarken dağa tırmanmaya başlayacağız, Van bölgesinden sınır dışına çekilmekte olan ‘ilk gerilla grubu’nu karşılamak için...
Kara bulutları gösteriyor Fehman Hüseyin.
“Bu hava Kuzey’de (Türkiye Kürdistanı) fırtına demektir. Dağda kar, vadide yağmur demektir. Bu da çekilmeyi zorlayan bir durumdur. Bu yıl bahar bitmek bilmedi” diyor.
Bulutlar iyice alçalırken, yağmur çiselemeye başlıyor. Ben geceyi düşünüyorum.
Dağa nasıl tırmanacağım?
Belli etmiyorum, ama heyecanlıyım.
Fehman Hüseyin yangına körükle gidiyor. Anlaşılan o ki, beni caydırmak istiyor. Gece dağda yürümenin bin bir güçlüğünden söz ediyor. Islak ota, taşa, kayaya nasıl basılacağını anlatıyor. Gerilla eğitiminde dağda yürüyüşün de öğretildiğini söylüyor.
Bu yolculuk için İstanbul’da yeni satın aldığım lastik ayakkabıları inceliyor, altına bakıyor, “İyi güzel de, bunlar ıslak kayada, otta kayabilir. En iyisi bizim gerillanın Mekap’larıdır, kaymazlar” diye ekliyor.
Güneş iyice alçalırken kamptan ayrılıyoruz. Fehman Hüseyin elime bir baston, bir de şemsiye tutuşturuyor, “Bu yağış kötü tesadüf” derken...
Baston, Gopal denilen bir Şırnak bastonu. Ucu sipsivri, mızrak gibi. Bahoz, “Yılana karşı da işe yarar” deyince biraz irkiliyorum.
Gülüyor:
“Bu mevsimde değil, yazın olur yılan... Ama baston dağda üçüncü bacaktır” diye ekliyor.

Gerçekten de gece vakti dağa tırmanırken çok işime yarıyor Gopal...
Şemsiyeye gelince...
Bu dağlarda yalnız yağmura karşı değil, bir de insansız keşif uçağı Heron’lara karşı da etkili oluyormuş. Bahoz, “Bu 5 dolarlık şemsiyeyle 5 milyon dolarlık Heron’ları etkisiz kılabiliyoruz” diyor bizi uğurlarken...
Eklemeyi unutmuyor:
“Akşam en geç saat yedi ya da yediyi on geçe yola koyulacaksınız, Kuzey’den gelen ilk grupla sınırda buluşmak üzere... Zor bir yürüyüş olacak.”
Bu arada, benim 1990’ların başından beri gazetecilik seferlerinde sırtımdan eksik etmediğim pamuklu safari ceketime ve ince rüzgâr geçirmeze gözü takılıyor:
“Bunlarla donarsın. Şu su geçirmez gerilla parkasını alın lütfen. Anlaşılan bu gece sizi biraz gerilla yapacağız.”
Aynur’un sesi, Toyota kamyonetin içinde çınlıyor yanık yanık. Dersim’in klasik aşk şarkısıymış:
“Şeytan beni kışkırtı!”
İşte böyle tanıdım Fehman Hüseyin’i üç yıl önce.
Gazetecilik işte böyle bişey...
Ege’nin maviliklerinde seyir halindeyken de, Fehman Hüseyin haberi geldi.
Öldü mü?
Gerçek mi, dezenformasyon mu?
Bu satırları yazarken, ikinci ihtimal ağır basıyordu.
PKK kaynakları ise kesin olarak yalanlıyordu ölüm haberini...
Bilemiyorum.
Ama savaş zamanlarında ilk kaybın da gerçeğin ta kendisi olduğunu iyi bilirim.
Yazarlar
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT15 yıldır değişmeyen zihniyet, karartılan meclis 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları













































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.04.2025
3.03.2025
28.02.2025
20.02.2025
13.02.2025
28.11.2024
12.11.2024
24.10.2024
27.08.2024
20.04.2024