Murat Sevinç
Beşinci yazı…
İlk dört yazıda, parlamenter, başkanlık ve yarı başkanlık sistemlerinin nasıl ortaya çıktığını; bu sistemlerin mucidi olana İngiltere, ABD ve Fransa tarihleri üzerinden kısaca anlatmaya çalıştım. Devlet biçimleri (monarşi ya da cumhuriyet) ve devletlerin egemenlik yetkilerini sınırları içinde nasıl kullandıkları (üniter, bölgeli ya da federal) konularına girmedim. Yalnızca ‘hükümet sistemi’ üzerinde durdum.
Aslında ‘hükümet sistemleri’ konusu bitti! ‘Üç ana sistem’ ve o sistemleri benimseyip onların en saf haline yakınlaşan ya da uzaklaşan ülkeler söz konusu. Batı demokrasilerinde ‘parlamenter sistem’ daha büyük iltifat görmüş durumda. Başkanlık ise yalnızca ABD’de demokratik sonuçlar verdi. Latin Amerika ülkelerinin durumu malum. Bir kez daha yineliyorum: Şu ana dek parlamenter ‘sistemin’ temel kurallarının doğumunu anlattım, sıra henüz parlamenter ‘demokrasinin’ inşasına gelmedi.
Bir ülkenin hükümet sistemi parlamenter, siyasal sistemi anti demokratik olabilir. Her hükümet biçimi için geçerli bu. Demokratik siyasal sistemin inşası için, belli bir hükümet biçimini tercih etmek yanında başkaca şeylerin yapılmasına/varlığına gereksinim var. Hem mevzuatta hem toplumsal düzeyde.
Örneğin ırkçılığın çok güçlü olduğu bir memlekette hangi hükümet şeklini kabul ederseniz edin, ‘demokrasinin’ inşası güçleşir, o ırkçı nitelik öne çıkabilir. Hükümet sisteminin teknik bakımdan iyi işlemesi diğer sorunların kolaylıkla çözülebileceği anlamına gelmez.
Başkanlık sisteminin ve başkaca pek çok demokratik kurumun mucidi olan ABD, hâlâ dünyada ırkçı nefretin en yoğun yaşandığı yerlerden biri; iyi işleyen hükümet sisteminin ve asgari demokratik ilkelerinin yerleşmiş olması, bu feci sorunu çözebilmiş değil. Bir yanda güçlü ve özenilecek ifade özgürlüğü, diğer yanda özellikle siyahlara yönelik pervasız devlet şiddeti. Buna mukabil tarihlerinde ilk kez bir siyahı başkan seçtiler. Sonra da Trump’ı! Hepsi aynı ülkede mümkün. Örneği ABD’den veriyorum, çünkü Türkiye’de ırkçılık yok.
Peki, bu yazı dizisinde şu ana dek başlıca üç hükümet sisteminin doğumu anlatıldıysa, neden Almanya’nın sistemine de değinme ihtiyacı duyuldu? Zira Almanya parlamenter sistemle yönetiliyor, bu bakımdan çok özgün bir tarafı yok.
Birkaç gerekçeyle: Almanya, yalnızca siyasi değil, tarihsel ve insani gerekçelerle de Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor. Ayrıca dünyayı cehenneme çeviren Nazi deneyimi ardından, özel koşullarda kurulmuş ve devam ettirilebilmiş bir demokrasiye sahipler. Anayasaların, kendilerinden önceki dönemlerin açmazlarını çözmeyi amaçlayan niteliğine dair ilginç, anılması gereken bir örnek. Hem, parlamenter sistemin ‘güçlendirilmiş’ yanına ilişkin bazı örnekler bulmak da mümkün.
Almanya neden parlamenter sistemi tercih etti?
Hayli zahmetli tarihi olan ülkelerden biri Almanya. Dinmeyen bir ‘birlik’ özlemiyle geçmiş asırlar. 1871’dekinin ardından, 1990’da ikinci kez kurulabilmiş birlik ile ulaşılan mutlu son.
Martin Luther’in 1517’de bir kilisenin kapısına astığı ’95 tezi’ ile doğan Reform hareketi sonrasında başlayan köylü devrimi, prenslerin daha da güçlenmelerine neden olmuştu. 1555’te her prense kendi dinini belirleme hakkı verilince (Augsburg Din Barışı) büyük kavga koptu ve 30 yıl süren savaşların ardından nüfusun neredeyse üçte biri kaybedildi. Sonuç: 1648 Vestfalya. Bu dönemde Almanya 300’ün üzerinde prensliğe bölündü.
Sonrası, bitip tükenmeyen bir ‘birleşme’ çabasının tarihi. 20 yüzyılda dünyayı kan revan içinde bırakacak Alman milliyetçiliğinin köklerinde yer alan Prusya Krallığı’nın nüvesi, 18. Yüzyıl’da Brandenburg prensliğinde yeşerdi. 19. Yüzyıl başında Napolyon’un ortalığı altüst edişiyle Alman Konfederasyonu kuruldu (1815). (‘Konfederasyon’ bir devlet biçimi değildir. Devletlerin bir araya geldiği ‘gevşek’ bir yapıdır.) Almanların talihini değiştiren, 1861’de (Osmanlı’da Abdülaziz saltanatının başladığı tarih) Prusya tahtına oturan I. Wilhelm ve başbakan olarak atadığı Bismarc oldu. Bu yönetim önce Avusturya’yı, 1870’te ise Fransa’yı yenerek Alman rüyası olan ve 25 eyaletten oluşan birliği Ocak 1871’de kurabildi. I. Wilhelm Versay’da (Versailles) Alman İmparatoru ilan edildi.
1888’de tahta çıkan ve II. Abdülhamit’e yakınlığıyla, iki kez gerçekleştirdiği İstanbul ziyaretleriyle (ve tabii Sultanahmet’teki meşhur çeşmesiyle), Osmanlı’nın başını derde sokuşuyla, savaşı kaybedince Hollanda’ya kaçışıyla bilinen II. Wilhelm, Bismarck’ın denge gözeten yönetim tarzıyla uyuşmuyordu ve ‘Demir Şansölye’ Bismarck 1890’da görevi bıraktı. Alman birliğinin mimarı olan Bismarck’a duyulan saygıdan, başbakanlar bugün de ‘şansölye’ sıfatını kullanıyor.
İlk savaşın ardından sosyal demokratların devrimci olmayan kanadı (devrimci kanadı öldürerek!) Weimar Cumhuriyeti’ni kurdu ve anayasa, dönemin en ‘liberal’ metinlerinden biri olarak kabul edildi. Gerisi malum… Büyük ekonomik ve toplumsal krizler, bir ‘öndere’ duyulan ihtiyaç, o önderin (ki bir ruh hastası) ortaya çıkışı, engellenemeyişi, milliyetçilik yarışında Hitler ile aşık atmaya kalkan muhalefetin basiretsizliğiyle göz göre göre ve ‘seçimlerle’ iktidar oluşu, milyonlarca insanın kaybıyla sonuçlanan ikinci savaş ve 1871’de kurulan birliğin 1945’te Yalta ve Postdam’da alınan kararlarca bir kez daha bozulması…
Almanya savaş sonrasında galiplerce bölüşüldü. SSCB doğu bölgesine yerleşirken; Fransa, İngiltere ve ABD geri kalanına hakim oldu. Berlin dörde bölündü. Fakat Soğuk Savaş artık neredeyse tarihten silinmek üzere olan Almanya’nın çok işine yaradı; burada anlatılması gereksiz gelişmelerin ardından, 1949 sonbaharında Batılıların işgali altındaki bölgede 11 eyaletten oluşan FAC (Federal Alman Cumhuriyeti) kuruldu. İki yıl sonra batılı üç devlet savaş durumunun sona erdiğini (1955’te SSCB açıkladı) duyurdu, FAC 1955’te NATO üyesi oldu ve özellikle Marshall yardımının katkısıyla büyük bir ekonomik gelişme sağladı. Almanya’nın üçte ikisi FAC, üçte biri DAC (Demokratik Alman Cumhuriyeti) hâkimiyetinde kaldı.
1961 yazında Berlin Duvarı’nın inşası, 1973’te FAC ve DAC’ın ayrı ayrı BM üyesi oluşları, 1980’lerin sonlarına doğru Doğu Bloku’nun dağılmaya başlaması, Kasım 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılışı ve yeniden ‘birleşme’ olasılığı… Dört ülkenin onayı gerekiyordu, görüşmeler başladı. Doğu yakasında komünistler güç kaybederken seçimleri Batı ile birleşme yanlıları kazandı. Birliğin önündeki iç ve dış engeller de teker teker kalkınca Ağustos 1990’da birlik anlaşması imzalandı, Ekim’de işgalci devletler hak ve yetkilerinden vazgeçti ve 3 Ekim günü Almanlar tarihlerinde ikinci kez ‘birlik’ sağladı.
İşte o birliğin sağlandığı gün, FAC’nin anayasası olan Temel Yasa, yeni devletin anayasası oluverdi.
Ne zaman yapılmıştı bu Temel Yasa?
1948’de üç işgal gücü, kendi bölgelerinin eyalet başkanlarını bir anayasa hazırlamakla görevlendirmiş, kurulan ‘konsey’ Mayıs 1949’da anayasayı kabul etmişti.
Bunca gevezeliğin nedenine geldi sıra:
1949 tarihli TY, Almanya’nın o güne dek yaşadığı krizlerin tekrar etmemesi için ’emniyet sübabı’ niteliğinde çok sayıda düzenlemeye yer verdi. Bir gün birleşme umudunu canlı tutmak için bazı kapılar aralık bırakıldı. Adının ‘anayasa’ yerine, ‘temel yasa’ olmasının nedeni bu. Ayrıca anayasa kendisinin ‘geçici’ olduğuna dair başkaca ifadelere de yer verdi. Fakat şimdi konumuz bunlar değil, anayasanın kurduğu hükümet sistemi…
‘Parlamenter’ olan hükümet biçimine geçmeden önce çok kısaca:
Son derece demokratik ve sütten ağzı yananın yoğurdu üfleyerek yediği ‘temel haklar’ rejimini şimdilik geçelim, sonraki yazılarda bazı maddelerine değineceğim.
Almanya ‘federal’ bir devlet. Bu tercih, tarihi boyunca peşinde koştuğu siyasal birlik özleminin hep eyaletler sistemi biçiminde düşünülmüş olmasının bir sonucu aslında. Federasyon kavramını duyunca aklına yalnızca ‘bölünme’ gelen ahali için hayli yadırgatıcı bir durum olmalı. Acep bizi kıskanmalarının nedenlerinden biri, son derece demokratik üniter idari yapımız olabilir mi? Kim bilir…
Bugün 16 eyalet ve üç şehir devlet (Berlin, Bremen, Hamburg) var Almanya’da. Tabii merkezi devletin özellikle yasama alanında çok yetkili olduğunu ve eyaletlerin yürütme organlarıyla birer güçlü uygulayıcı olduğunun altı çizilmeli. Federalizm (ve eyaletlerdeki yerel yönetimler) o kadar önemli ki, anayasanın ‘değiştirilmesi yasak olan’ hükümlerinin bir kısmı bu düzenlemelere ilişkin.
Parlamento, her federal devlette olduğu gibi iki kanatlı: Bundestag (halkın temsili) ve Bundesrat (eyaletlerin temsili). Yargının en önemli organı Federal Anayasa Mahkemesi. 16 üyesi olan bu son derece prestijli ve Türkiye ahalisine çok ilginç gelecek şekilde ‘kararlarına uyulan’ mahkemenin yapısına, daha sonra yeri gelince değineceğim.
Peki nasıl bir parlamenter sistem var Almanya’da? Almanlar neden Almanyayı ‘her manada şaha kaldırma noktasında’ bir ‘Alman tipi başkanlık’ sistemini benimsemedi?
Bir önceki yazıda, ülkelerin hükümet sistemlerinin niteliğini tahmin edebilmek için ‘isim hatırlama’ testi önermiştim. Alman cumhurbaşkanının adını hatırlayan var mı? Sanmıyorum. Oysa şansölye Merkel’i hepimiz biliyoruz. Willy Brandt’ı, Helmut Kohl’u, Gerhard Schröder’i ve diğer başbakanlarını bildiğimiz gibi. Çünkü Almanlar, klasik sayılabilecek (yani ‘güçlendirilmiş’!) parlamenter hükümet sistemine sahip. Hükümet sistemine ilişkin düzenlemeler Madde 62’den itibaren: Sembolik yetkilerle donatılmış cumhurbaşkanı ve son derece güçlü bir başbakan. Onun sorumlu olduğu güçlü bir meclis. Parlamenter sistem bakımından ilginç bir durum, bakanların meclise değil başbakana sorumlu olmaları!
Sembolik cumhurbaşkanı beş yıllığına, en çok iki kez seçilebiliyor. Seçimi yapan, Bundestag ve eyalet meclislerinden (landtag) gelen üyelerin oluşturduğu ‘federal devlet kurultayı.’ Cumhurbaşkanı hükümet ye da meclis üyeliği yapamıyor.
Ezcümle, Weimar döneminin güçlü cumhurbaşkanının ceremesini (anayasal yetkilerini anti demokratik yönde kullanan Hindenburg ve Hitler) fazlasıyla çeken Almanya’da tüm siyasal sorumluluk başbakanda. Yine ilginç bir düzenleme, başbakanın hükümetin hazırladığı İçtüzüğe göre çalışıyor oluşu.
Burada değinilmesi gereken özgün bir kurum ‘yapıcı güvensizlik‘ olabilir. Anayasa’nın 67. maddesine göre bir başbakanın meclis tarafından ‘güvensizlik’ oyu ile düşürülmesi, ancak o güvensizlik önergesinde ‘yeni adayın’ adının yer alması koşuluna bağlı. Böylece hükümet istikrarsızlıkları önlenmek istenmiş. Dedim ya, yoğurdu üfleyerek yiyorlar; Nazilerin iktidara geldiği süreç, aynı zamanda bitip tükenmez seçimler süreciydi. 1924-1932 arasında meclis altı kez yenilenmek zorunda kalmıştı. Bu gelişmelerde (ve anayasanın askıya alınması macerasında), öngörüsüz milliyetçi Hindenburg’un az buz katkısı yok.
Gördüğünüz gibi Almanya, güçlü demokrasisini, ‘saf parlamenter’ hükümet sistemini benimseyerek kurdu. Ve bininci kez: Yalnızca hükümet sistemi değil; diğer anayasal, yasal, siyasal, toplumsal tercihlerin bütünü, Almanya’yı Almanya yaptı.
Belki bir örneği hatırlatmak daha açıklayıcı olur: Yıllar önce (Şubat 2012) Alman Cumhurbaşkanı Christian Wulff istifa etti. Tövbeler olsun! Neden? Hannover Savcılığı parlamentoya, cumhurbaşkanı hakkında soruşturma açılması için başvurdu. Efendim, iddia odur ki Wulff, Aşağı Saksonya Eyaleti’nde başbakanlık yaptığı dönemde ‘bir işadamının eşinden faizi düşük kredi almış’ ve birtakım iş insanlarının villalarında tatil yapmış vs. E ne var bunda? Allah aşkına insan bu yüzden istifa eder mi? Wulff istifa konuşmasında, ‘kendisine olan güvenin zedelendiğini,’ söyledi. Hiçbir şey anlamadığınızı tahmin ediyorum muhterem okur, boşverin…
Yazarlar
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları

































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025
30.10.2025
26.10.2025