Yıldıray OĞUR
Son durumumu güncelleyerek başlayayım: Cemaatçilere göre Taraf’taki MİT’çiyim. Cemaatçilerin Ergenekoncu ilan edip hapse attığı Ahmet Şık’a göre ise “cemaat kontenjanından Taraf’a yerleştirilmiş” çete üyesi.
Ayrıca tutuklanmış bir gazeteci olarak gazetecilikten tutuklanmamı istiyor. Galiba Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu üyeleri de onunla aynı fikirde. Haberin altında imzası olan Yasemin Çongar ve Ahmet Altan’ın değil ama. Onlara anti-Erdoğan cephesindeki iyi halleri yüzünden af çıkarmışlar.
300 yılda bir olacak bir denk geliş bana nasip olmuş, cemaat de onlarla aynı fikirde. Ahmet Şık’ı tutuklatan cemaat benim tutuklanmamı istiyor. New York Times’in medya özgürlüğü konusunda çok hassas liberal yazarı Fethullah Gülen’i çok kızdıracak bir aşkla hem de. Hatta benim tutuklanabilmem için Baransu’yu bile gözden çıkarmışlar
Ama daha yeni başladık.
Balyoz haberi için tutuklanmamı isteyen tutuklanmış gazeteci Ahmet Şık’ın gazetesi Cumhuriyet’te, Balyoz haberini yapan Taraf’ın eski Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan Balyoz darbesini ve haberi savunan bir yazı yazdı. Bu arada Cumhuriyet, başından beri Balyoz davasının sahte olduğunu savunan bir gazeteydi. Ama ekleyelim; Cumhuriyet’in son Genel Yayın Yönetmeni Balyoz’da tutuklama isteyen savcının son operasyonunun ateşli bir savunucusu. Onunla günlerce röportaj yapıp, biyografisini “Balyoz’da tutukluluğa karşı çıktı” diye düzeltecek kadar hem de.
İşte tüm bu karmaşa içinde Ahmet Altan en iyi yaptığı işi yaptı yine; meydan okudu: “Ben buradayım, benimle konuşun!”
“Peki neredesin? Hatta “Neden kurucusu olduğun gazetede değil de Balyoz davasına karşı çıkan Cumhuriyet’tesin” sorusu dün gün boyu soruldu.
Benim bir cevabım var. İki yıl önce bıraktığım yerde Ahmet Bey. Son iki yılı hiç yaşamamış. Saatler onun için durmuş. Eski Taraf’ın Genel Yayın Yönetmeni olarak Yeni Taraf’ta. Bu 40 yıldır aynı yerde durmakla övünen onun kuşağı için iltifatların en büyüğü…
Ama talihin bir cilvesi. İki yıl önce ipleri koparan son polemiğimizin nihai olarak bittiği yerde yeniden karşılaştık. İki yıl önce çözüm sürecinin ilk sinyalleri geldiğinde “Işığı görüyorum, buradan barış çıkabilir” temalı yazıları yazdığımda kendisinden epey hakaret, aşağılanma işitmiş, bunun üzerine gazete yazı işlerinden ayrılmıştım. Bebeğimiz yeni doğmuştu…
Bebek ve barış ışığı büyüdü. Büyürken Ahmet Altan’dan büyük katkıları olan o barış için coşkulu bir yazı yazmasını bekledim hep. Ama o Gezi’de vasat bir No Pasaran yazısıyla geri döndü.
Öcalan’ın örgütüne silah bırakma kararı açıklandığı günlerde ise her tarafı dökülmüş bir davanın, deşifre olmuş bir çetenin ateşli bir savunucusu olarak…
Bir tek şey hiç değişmemiş. Ahmet Bey meydan okumayı seviyor ama uğruna meydan okuduğu belgeleri/haberleri hâlâ okumuyor.
“Bana sorarsanız gazetecilik yüzde doksan dokuzu alçaklık ve korkaklık, yüzde biri ise dürüstlük ve cesaret olan bir meslektir” demişti bir konuşmasında. Ama galiba onun için bu oran 99’u kibir, yüzde biri ise dürüstlük ve cesaret.
Bir gazeteci için yedi büyük günahın en büyüğü alçaklık, çoluk çocukluk, aptallık değil kibir olmalı. Kibir şüpheyi öldürür çünkü. Ahmet Bey, hâlâ ve yanlış argümanlarla Balyoz davası ve haberini sadece kibrinden dolayı savunmuyor. O aslında Türkiye’de hâlâ devam eden bir gazetecilik kuşağının da mensubu. Onun için Balyoz bir haber değil, savunulması gereken bir dava. Gazetecilikle-dava adamlığı, gazetecilikle- politik aktörlüğün birbirine karıştığı anlardan biri daha bu… Ve tabii o ne kadar Atakürt yazısının yazarı olsa da İlhan Selçuk’un, Yaşar Kemal’in arkasından ağabey yazıları yazacak kadar Birinci Cumhuriyet kuşağının bir mensubu. Günün sonunda Cumhuriyet gazetesine dönmesi o yüzden şaşırtıcı değil.
O yüzden gazeteci olarak durması gereken yerde değil, politik olarak durması gereken yerde mevzileniyor. Ahlak üzerinden açtığı tartışmada, bizi hedef alarak arkasındaki kalabalığı çoğaltmaya çalışıyor. O yüzden ortaya yeni çıkan bilgi ve belgeleri değerlendirip eski bir haber için yıllar sonra bile olsa yanılmış olduğunu söylemek, o haber için okurlardan özür dilemek utanç verici bir itirafçılık. Hatayı türlü sahtekârlıklar savunmaya devam etmek ise tutarlı, cesur ve korkusuz olmak…
O yüzden meydan okumak, belge okumaktan daha haysiyetli bir iş onun için.
Ama maalesef Ahmet Bey yine sadece meydan okumuş, belge/haber okumamış.
Hemen ilk cümlelerden anlamaya başlıyorsunuz bunu:
“Bizim Mehmet Baransu’nun evini basmışlar, on saat aramışlar, gözaltına almışlar, sonra da mahkemeye sevk edip tutuklamışlar. 'Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, devletin güvenliğine ilişkin belgeleri yok etmek, devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etmek, devletin gizli kalması gereken bilgilerini açıklamak.' Örgüt kurmuş ama şimdilik 'örgütün diğer üyelerini' saptayamamışlar.”
Ahmet Bey, Mahkeme Baransu’nun, “örgüt kurmak ve devletin gizli kalması gereken belgeleri açıklamak” suçundan tutuklama isteğini reddetti. Bunlardan tutuklanmadı yani. Bir kere de şöyle ifade edeyim: Yani Balyoz haberini yapmaktan tutuklanmadı.
Hemen ikinci paragraftan devam:
“Bir bavul dolusu belgeyi savcılığa teslim ettiği halde 'devletin güvenliğine ilişkin belgeleri' yok ettiğini söylüyorlar, ne kadar belge vardı ki Baransu yok etti? En çok da Balyoz darbe planından 'devletin güvenliğine ilişkin bilgi' ve 'devletin gizli kalması gereken bilgileri' diye söz etmelerine bayıldım.”
Kararda, “Balyoz darbe planından” da hiç bahsedilmiyor Ahmet Bey. “Egemen Hareket Planı”ndan bahsediliyor. Yani bayıldığınız şey de doğru değil. Ayılabilirsiniz. Ayrıca Baransu, teslim ettiği değil, teslim etmediği ve yok ettiği söylenen Egemen Harekat Planı için suçlanıyor.
Bu suçlama doğru mu yanlış mı? İnşallah doğru değildir. Son tweetlerine kadar “Askerî casusluk, örgüt suçundan dava açılırsa Yıldo kesin müebbet alır” diye gülücüklü tweetler atmış Baransu için bile bunu söyleyebilirim.
Yani bir gazeteci böyle bir şeyle suçlanır mı soruları haklı sorular. Ama önce meydan okuduğunuz şeyi bir okumak lazım değil mi?
Hadi bu kısımlar internetten kulaktan duyma. “Birkaç kuruş için oda hizmetçiliği yapan zavallı çocuklar” da yok ki etrafınızda hatalarınızı düzeltsin, size doğru haberin çıktısını getirsin…
Ama bari Balyoz davasını, meydan okumadan bir daha okusaydınız. Hem de şöyle laflar etmeden önce:
“O haberi basan, o haberi basmaya karar veren, Balyoz’un bir darbe hazırlığı olduğundan bir an bile kuşku duymayan adam benim. Hadi gelin bir konuşalım bakalım, Balyoz planları 'devletin gizli kalması gereken' bilgisi miymiş?”
Bir an için kuşku duymamak bir gazeteci için büyük bir erdem sayılmaz tabii. Hele de ortaya bu kadar aleyhte delil döküldükten sonra. Yine de kabul, haydi geldik konuşalım. Keşke bu konuşmayı yıllar önce gazetedeyken yapabilseydik:
“Bana gelirken uğramanız gereken bir yer var. Genelkurmay Başkanlığı. Yayınladığımız belgeler, Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Dairesi Başkanlığı’ndan çıktı. Birebir aynı belgeler. Şimdi o belgelerin 'sahte' olduğunu söyleyen hiç kimse gidip de Genelkurmay Başkanlığı’na, 'O belgeler sizin Donanma istihbaratın merkezinden nasıl çıktı' diye sormuyor. Resmi bir kuruluşta bulunan, resmi belgeler onlar. O belgelerin sahte olduğunu mu söylüyorsunuz? O zaman, o 'sahte' belgeler Donanma’nın istihbarat merkezinde ne arıyordu diye soracaksınız. Bütün subayların sicil numaralarını, görev yerlerini gösteren bavul dolusu belgeyi Donanma İstihbarat Merkezi’ne kim yerleştirdi?''
Ve sonunda bir gazetecinin sorması gereken sorulara geldik. Ama önce bilgileri “güncellememiz” gerek. Önce Gölcük Donanma İstihbaratı’nın zemininden bir bavul dolusu Balyoz belgesi çıkmadı.
“122 tane kitap/kitapçık, 199 VHS, kamere kasedi, 72 dergi, 128 foto, 17 CD, 5 hard disk. Gölcük seçmen listeleri, kablolar, adaptörler…” çıktı. Bunlardan sadece iki CD, bir hard disk ve 3 sayfalık bir belge Balyoz’la ilgiliydi. Bir kısmı da ortalıktaki diğer davalarla ilgili belgeler. Bir taşla, kuş katliamı. O aramayla ilgili epey şüpheli durum var. Şüphe hissini kaybetmiş biri için sorun yok tabii hâlâ.
Haklı soru “o belgeler sahteyse Donanma İstihbaratı’nın zemininde ne arıyordu?” Bu sorunun cevabını herkes aramalı. Başta savcılar. Ahmet Bey son bir yıldır Türkiye’nin bu sorularının cevabını aradığını duymuştur muhakkak.
Ama belgeler sahteyse herhalde Balyoz haberini yapan gazetenin Genel Yayın Yönetmeni’nin sorması gereken ilk soru bu değil. Mesela Gölcük’ten de çıkan 5 Numaralı Hard Disk’le ilgili bir ay önde TÜBİTAK’ın verdiği “tarih ve saatiyle oynanmış” raporu. TÜBİTAK “hırsızların TÜBİTAK’ıysa” Arsenal Consulting’in raporu da aynı… Balyoz haberinin de içinden çıktığı hard diskmiş bu…
Yani bir an için bile olsa insanı şüpheye düşürecek çok karine var etrafta. Yeter ki şüphe içinize düşsün, mahalle baskısından kurutulup, kibrinizi bastırıp, yüzleşmeye, hesap vermeye hazır olun. Ahmet Bey’in yazısında bu yolda sinyaller de var. Mesela şurası:
“Şimdi gelelim şu Balyoz Darbe Planları’na. Bir kere şunu söyleyeyim, başka hiçbir belge olmasaydı bile sadece oradaki generallerin 'resmi' konuşma bantlarını dinleseydim, gene onları 'darbe' hazırlığı olarak yayınlardım. Herkese soruyorum, bizzat darbe komutanının emriyle kayda alınan o konuşmaları dinlediniz mi?”
Keşke biz de haberi oradan verseydik. Ama Fatih Camii’nin bombalanma planı daha cazip gelmişti. Ama yazıyı okuyunca insan şu soruyu sormadan edemiyor: “Peki o konuşmaları siz dinlediniz mi Ahmet Bey?”
Eğer dinlemiş olsaydınız, bence de darbe hazırlığı, yargılanması gereken bir suç olan o Plan Semineri konuşmalarından bahsetmeden önce “gelelim şu Balyoz Darbe Planları’na” demezdiniz. Çünkü, gerçek isimlerin geçtiği, milli mutabakat hükümetinden, İstanbul’a çökmekten, İsrail gibi davranmaktan, stadyumlarda tutuklama merkezlerinden bahsedilen o seminerin kayıtlarında bir kere bile “Balyoz” adı geçmiyor. Cami bombalanması için yapılan planlar, uçak düşürmek de yok… Çarşaf, suga, oraj da…
Balyoz darbesi belgeleriyle plan semineri kayıtları iki farklı şeydi. Çok anlattım. Ama zavallı çocukları dinlemediniz. Yani eğer “bütün belgeler sahte olsa da, ses kayıtları var” diyorsanız artık Balyoz’dan değil, başka bir suçtan bahsediyorsunuz demektir. O ses kayıtlarını dinleyip, onlara uygun belgeler uydurarak köpürtürken, yargılanması engellenen bir suçtan…
Yalçın Akdoğan’ı bilmem ama şu paragraftan anlıyoruz ki galiba o ses kayıtlarını bile dinlememişsiniz Ahmet Bey:
“Korgeneral Engin Alan’ın o seminerdeki konuşmasını dinlediniz mi ya da okudunuz mu? Ben size o konuşmanın bir bölümünü hatırlatayım: 'Birlikler tamam. İstanbul üzerine çöküyoruz. Yönetime el koyuyoruz. Belediye başkanları, kamu kurumunda çalışanlar değiştirilecek. Tutuklanacaklar. Sert müdahale olacak. Acıma bilmem ne yapmak yok, tepeleme var. İsrail örneğinde olduğu gibi sert müdahale olacak. Rejim aleyhtarı dernek, gazeteler, yurtlar, kuruluşların listesi dosyada ve perdede.' Şimdi söyleyin bakalım, 'sahte' olmayan listedeki 'rejim aleyhtarları' kimler?”
Bu konuşmalar Engin Alan’ın değil Ahmet Bey. Çetin Doğan’la, Şükrü Sarıışık’ın konuşmalarından bir seçki bu.
Keşke böyle bir yazı yazmadan önce, yazdığı yazıda iyi bir gazeteci olarak Balyoz haberine mesafe koyduğunu anladığım Yasemin Hanım’ın yazısını okusaydınız. Keşke kibre biraz ara verip “Araya sahte belgeler karıştı mı karışmadı mı, o sorunun cevabını verecek bir yazılım uzmanlığına sahip değilim” diyerek devam ettirseydiniz pozisyonunuzu. Bol vaktiniz var, Newsroom’un ilk sezonunun son bölümlerini, yeni sezonun ilk bölümlerini izleyip, bizim durumumuza düşmüş bir haber merkezinin yapması gerekenler bahsini oradan açsaydınız.
Ama şu tuhaf savunmanızdan yanlış şeyler okuduğunuz anlaşılıyor: “Ama Namık Çınar’ın defalarca sorduğu bir soruyu, 'belgeler sahte' diyenlere bir daha sormak istiyorum. O belgeler 'sahte' ise 'gerçekleri' nerede? Nerede gerçek belgeler?”
O yüzden emin olun size, bana itirafçı dediğiniz için kızmadım, buna hiç üzülmedim. Son iki yılda çıktığım birkaç kanalda Ahmet Altan aleyhine sorulan sorulara cevap vermemek için stüdyoyu terk ettiğim, canlı yayında kavga çıkardığım dahi oldu. İtiraflarıma, öz eleştirilerime kimseyi karıştırmadım.
Bana kullanışlı aptal dediğiniz için de kızmadım. Bizzat kendim için söylediğim bir söz çünkü o. Hesap vermenin, öz eleştirinin bütün suçları çeken itibarsız bir iş olduğu bir ülkede bilerek, isteyerek kendimi cezalandırmak için yaptım bunu. Bedelini ödemeye de hazırım. Eski Ahmet Altan bundan ne kadar da güzel “Biz de günah çıkarma yok” diye başlayan mazur görülecek derecede oryantalist bir yazı çıkarırdı, kim bilir.
Beş yıl birkaç kuruş için gece nöbetçisi bile olmayan, havalandırması çalışmayan gazetede bütün zorluklara, davalara, itibarsızlaştırmalara karşı sizinle çalışmış, hiçbir şeye tamah etmemiş, işe gelecek parası bile yokken para için bir kere bile problem çıkarmamış bize “O zavallı çocuklar, birkaç kuruş için bir hırsız çetesinin oda hizmetçiliğine soyundular” dediğiniz için de üzülmedim.
Bebeğim doğduğunda haberim olmadan gazetede sigortamın kesilmesi, işten çıkarılmam, hâlâ 2009’dan ödenmemiş maaşlarım kalması, tazminat alamamak… Hiçbiri için değil…
Ama şunun için gerçekten çok üzgünüm ve kızgınım.
Türkiye’nin demokratikleşmesine, barışa bu kadar katkı yapmış kıymetli bir adamın zihni ölümünü izlediğim için, kibirden düştüğü hali gördüğüm için, çok kızgın ve üzgünüm…
“Daha yaşları kırka varmadan, alçaklıklarını itiraf etmemek için aptal olduklarını söylemek zorunda kaldılar” derken haklısınız. Alçaklık yerine aptallığı seçiyorum. Keşke 70 yaşını geçmiş bir insan olarak siz de öyle yapsaydınız.
Bir cemaatin yalanlarına inanmış bir aptal olarak uyanıp, herkesi uyandırsaydınız. Bir gün hükümetle cemaat çekiştiğinde hükümeti tutma sözünüze sadık kalsaydınız. Siyaseti savunurken hükümeti eleştirme pozisyonunu siz inşa etseydiniz. Barış için, Kürtlerin hakları için çok bedel ödemiş bir adam olarak, hükümet düşmanlığı için savaş kışkırtıcılığı yapan dostlarınızı uyaran yazılar yazsaydınız.
Taraf okulundan yetişen onlarca gazetecinin Ahmet Bey’i olarak kalsaydınız. Onları paraya, güce tamah ettiklerinde uyarsaydınız. Ama kariyerinizi Kemalist Cumhuriyet gazetesinde yeni derin devlet olan bir çetenin yalanlarını savunurken tamamlıyorsunuz.
İşte bu yüzden çok üzgünüm ve size çok kızgınım Ahmet Bey…
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları







































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.02.2026
2.02.2026
29.01.2026
25.01.2026
22.01.2026
19.01.2026
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026