Yıldıray OĞUR
Almanya seçimini yaptı.
Ama sandıklar açılmadan bile ortada net bir sonuç vardı:
Bundan sonra hem dünya hem de Alman siyasetinde Merkel diye bir nirengi, referans noktası var artık.
Merkel’in Alman siyasetinde bıraktığı etkiyi seçim sonuçlarında bile görmek mümkün.
Belki burun farkıyla ikinci gelen CDU, muhtemelen 16 yıllık uzun iktidarının sonuna geldi ama kazanan SPD’nin üzerinde bile Merkel’in gölgesi var.
Seçimi birinci bitiren SPD, bundan iki ay önceki anketlerde üçüncü sıraya düşmüş, eriyen bir partiydi.
Partiyi ayağa kaldıran Başbakan adayı Olaf Scholz oldu.
Halbuki Scholz, bundan iki yıl önce yapılan SPD kongresindeki liderlik yarışını kendisini fazla “ılımlı”, “merkezci” bulan partinin sol kanadına karşı kaybetmiş bir siyasetçiydi.
Koalisyon hükümetinde Merkel’in Finans Bakanı olan Scholz’u seçimlerde partisinden daha fazla desteğe ulaştıran tam da bu “ılımlılık” ve “merkezcilik” oldu.
Scholz, CDU’nun Başbakan adayından daha fazla Merkel’in veliahtı göründü.
Alman siyasetinin iki ucundaki partiler sosyalist Die Linke ve aşırı milliyetçi AfD de seçimlerde oy kaybettiler, Yeşiller ve Liberaller ise güçlendi, kilit konuma geldi.
Buraya da Merkel’in eli değmiş olabilir.
Çünkü 16 yıl boyunca şansölye koltuğunda oturan Merkel, Alman siyasetinde merkezi restore ederek, radikal siyasetin iki ucunun da güç kaybetmesine neden oldu.
Siyasetin merkezinin restorasyonu, Merkel’in siyaseten mirasının belki de en önemli kısmı.
Bizi de yakından ilgilendiriyor.
Merkel, Alman siyasetini değiştirdi ama en çok da partisi Hristiyan Demokratları değiştirdi.
Kısa adı CDU olan Hristiyan Demokrat Birlik Partisi, (Bavyera eyaletindeki kardeş partisi Hristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) ile birlikte) 72 yıllık Federal Almanya tarihinin 57 yılında iktidarda kalmış bir parti.
Avrupa’da artık çok az ülkede adında Hristiyanlık geçen ve iktidar namzedi olan partiler var.
Almanya, diğer Avrupa ülkelerinden daha dindar bir ülke değil.
Ülke nüfusunun sadece yüzde 62’si kendisini Hristiyan olarak tanımlıyor. Bunun yarısı Protestan, yarısı Katolik.
Peki neden Hıristiyan Demokratlar 2021 yılında hala Almanya’da başat bir aktör?
Aslında hikaye bize çok tanıdık.
Avrupa’daki muhafazakar ve Hristiyan Demokrat partiler, Fransız usulü devrimcilik ve radikal sekülerleşme anlayışları karşısında ortaya çıkmış reaksiyoner siyasi hareketler.
Almanya’daki hikayenin başlangıcında da otoriter bir modernleşme ve sekülerleşme projesine tepki var.
19. yüzyılın sonunda Prusya’nın otoriter şansölyesi Otto von Bismarck, aydınlanmış bir monark olarak Katolik Kilisesi’ne savaş açmıştı.
1872-1878 yılları arasında süren ve Kulturkampf (kültür savaşı) denen bu dönemde Protestan Bismarck, Prusya’dan çok Vatikan’a sadık olduklarını düşündüğü Katolik Kilisesi’nin etkisini kırmak için sert önlemler aldı.
Din ve devlet işleri ayrıldı, kilisenin maddi varlıkları elinden alındı, Katolik eğitim kurumları kısıtlandı, kilise nikahı yerine medeni nikah getirildi, Katolik “hurafelere” savaş açıldı.
Bu baskı döneminde Alman Katolikleri kendilerini korumak için politikleştiler. Hristiyan Demokratların köklerinde yer alan “Merkez Parti” (Zentrum) bu dönemde kuruldu.
Kulturkampf yıllarında doğan ve Merkez Parti’de siyaset yapan isimlerden biri de, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra
CDU’yu kuracak Konrad Adenauer’di.
Konrad Adenauer, yatağının başında büyük bir haç asılı, inanmış bir Katolik, trenle Berlin’e giderken “Asya’ya gidiyoruz “diyen ve Berlin’in başkent olmasına bile karşı çıkmış bir Katolik Rheinland bölgesi milliyetçisi ve Kulturkampf’in kötü hatıraları yüzünden Prusya’dan ve Bismarck tarzı otoriter liderlikten nefret eden bir demokrattı.
Bütün bu fikirleriyle Nazi iktidarı yıllarında partisi kapatıldı, hapse atıldı, mal varlığına el kondu.
Adenauer savaştan sonra bu mağduriyetinin verdiği krediyle, Almanya’nın yarısını işgal altında tutan Amerikan ve İngiliz güçlerinin desteğiyle Katolik ve Protestan partilerini birleştirerek Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi’ni kurdu ve uzun yıllar şansölye koltuğunda oturdu.
Anti- komünist, Batı ittifakı yanlısı, anti-merkeziyetçi, anti-otoriter fikirlerinin yanında parti sosyal konularda tutucuydu, Alman milliyetçisiydi, Hristiyan değerlerini savunuyordu.
Özellikle aile, kürtaj, mülteciler gibi hassas konularda partinin Hristiyan kimliği ortaya çıkıyordu.
1960’larda Almanya’ya davet edilen Türk işçiler bu yüzden Hıristiyan Demokrat iktidarlar tarafından uzun yıllar bir gün evlerine dönecek “misafir işçiler” olarak görüldüler.
Geriye dönüş siyaseti yüzünden Almanya uzun yıllar entegrasyonu reddetti, bir göç politikası geliştirmedi.
1982 yılında Hıristiyan Demokrat Birlik Partisinin lideri Helmut Kohl, Başbakan olarak yaptığı ilk hükümet açıklamasında, hedeflerinden birinin ülkedeki yabancıların sayısını sınırlamak olduğunu söylemişti:
“Memleketlerine geri dönmek isteyen yabancıların dönüşlerinin kolaylaştırılması gerekiyor. Ama yabancıların da şuna karar vermesi gerekiyor: Memleketlerine dönmek mi yoksa burada kalıp uyum sağlamak mı istiyorlar?”
Kohl iktidarı işe bir Geriye Dönüşü Teşvik Yasası çıkararak başlamış ama istenen sonuç alınamamıştı.
Hristiyan Demokratların bu konudaki tavrı o kadar katıydı ki 1993 yılından Solingen kentinde beş Türk'ün hayatını kaybettiği ırkçıların çıkardığı yangından sonra Başbakan Kohl, Solingen’e gitmeyi reddetmiş, sözcüsü aracılığıyla yaptığı açıklamada “bu korkunç olay bizim taziye turizmi yapmamızla daha iyi bir hale gelmeyecek" diyebilmişti.
1989’da duvarın yıkılıp iki Almanya’nın birleşmesinden sonra Hıristiyan Demokratlar daha milliyetçi bir çizgiye kaydılar.
İşte 2005 yılında Merkel’in teslim aldığı CDU böyle bir partiydi.
Parti, “Andenpakt “denen bir beyaz, Katolik, muhafazakar erkeklerden oluşan bir grubun kontrolündeydi.
Doğu Almanyalı bir pastörün kızı olan protestan Merkel, bu beyaz Katolik muhafazakar erkekler kulübü olan partiyi 16 yılda radikal biçimde değiştirdi.
Prusya ordusundan gelen ve CDU’da güçlü olan asker-millet fikrini karşısına alma pahasına 2011 yılında zorunlu askerliği kaldırdı.
Ama bunu sivilleşme, anti-militarizm bayrağını sallayarak yapmadı, daha küçük ama etkin bir orduyu savunarak, Anayasa’daki zorunlu askerlik hükmünü, “ileride ne olacağı bilinmez” diyerek muhafaza ederek yaptı.
Şehirlerde ve gençler arasında yükselen ve ana akım bir siyasi fikre dönüşen ekolojik duyarlılığı erkenden fark ederek 2011 yılında yine CDU’nun geleneksel kalkınmacı pozisyonuna rağmen nükleer santrallerin kademeli olarak 2021 yılına kadar kapatılacağını açıkladı.
2015 yılında milyonlarca Müslüman göçmen Avrupa sınırlarını zorlarken, “Wir schaffen das” “Bunu yapabiliriz” dedi ve Almanya’nın kapılarını 1 milyon mülteciye açtı. Yine partisi içinden çok eleştiri aldı.
Evinin önünde bile protesto gösterileri oldu. Ona tepki olarak Pegida hareketi doğdu, iki yıl önce kurulmuş aşırı milliyetçi AfD (Almanya İçin Alternatif) büyümeye başladı, CDU kan kaybetti. Ama bir kaç sene sonra Almanya’nın alınan mültecileri absorbe edebildiği görüldü.
2018 yılında 25 yıl önce parti büyüğü, selefi Kohl’un cenaze törenine bile gitmediği Solingen Katliamı’nın 25. yıldönümündeki anmalara katılıp Alman devleti adına özür diledi. Yine 8’i Türk, 10 kişi öldüren neo-Nazi NSU’nün cinayetlerinin kurbanları için düzenlenen anma törenlerine katıldı.
Kardeş parti CSU’dan İçişleri Bakanı Horst Seehofer’in “İslam Almanya’ya ait değildir” açıklamasına karşı çıkıp “İslam Almanya’ya aittir” dedi. Bunu adı Hristiyan olan bir partinin başkanı olarak yaptı.
2017 yılında Yeşiller, SPD ve CDU’lu parlamenterler tarafından Bundestag’a getirilen eşcinsel evliliklere izin veren kanun teklifi oylamasında bunun “kişisel ve vicdani bir karar” olduğunu söyleyerek parti olarak grup kararı almayacaklarını açıkladı. Kendisi oylamada "Benim için evlilik anayasada kadın ve erkek arasındadır” diyerek “hayır” oyu verdi ama kanunun geçmesinin önünü açmış oldu.
Bütün bunları yaparken partisi tarafından CDU’nun adındaki “C” harfini unutmakla, “Zeitgeist’in (Zamanın ruhu) arkasına takılmakla” suçlandı, özellikle mültecilere karşı savunduğu “Willkommenskultur” (Hoşgeldin kültürü) yerden yere vuruldu ama seçim sonuçları gösterdi ki CDU bu yüzden oylarını AfD’ye kaptırmadı, hala eski usül, geleneksel göründüğü için SPD’ye ve Yeşiller’e oy kaybetti. Özellikle de yeni neslin oylarını...
Ama günün sonunda CDU, 16 yıllık uzun ve krizlerle dolu bir iktidarın sonunda bile SPD’yle sandıkta başa baş çıkabilen bir parti haline geldi.
Merkel, büyük ölçüde yeni nesilde popülaritesini kaybeden Hıristiyan Demokratları yeniledi, yeni çağa hazır hale getirdi.
Merkel’in dönüştürdüğü CDU da partinin liderliğine başörtüsünü 14 yaş altı çocuklara yasaklamak isteyen, mülteci karşıtı muhafazakar adayları değil, “Türk Armin” adı takılmış mülteci dostu, liberal Katolik Armin Laschet’i seçti.
Aslında Merkel, böyle bir dönüşümü yapabilecek ne karizmaya ne de entelektüel birikime sahipti.
Ama Doğu Almanyalı bir pastörün kimyacı kızı olarak düşük profilli bir bakan olarak başladığı kariyerini 16 yılın sonunda Alman siyasetini değiştirmiş bir model lider olarak tamamladı.
Bunu da ahlaki standartları olan, çözüme odaklanmış bir pragmatizm, düşük profilli kalmayı göze alan bir ılımlılık ve her koşulda rasyonel yolu seçerek yaptı.
Popülist, irrasyonel, hamasi liderlerin devrinde yıldızı parladı. Trump döneminde “Hür dünyanın lideri” rolünü üstlendi. Covidle mücadelede izlediği bu rasyonel yönetim bütün dünyadaki popülaritesini artırdı. Sosyal konularda liberal davranırken, dış politikada Almanya’nın çıkarlarını savundu, ABD’nin kızmasına aldırmadan Rusya ile doğalgaz hattı kurdu, AB ülkelerinin tepkilerine rağmen Türkiye ile ipleri atmamaya çalıştı. Dış politikada da rasyonel ve pragmatikti.
Merkel’in ve CDU’nun hikayesi, 2001’de kurulurken kendisine “Müslüman Demokrat” dememek için “Muhafazakar Demokrat” diyen AK Parti’nin hikayesine çok benziyor.
Türk tipi bir Kulturkampf’a karşı ortaya çıkmış İslami bir hareketten gelen Erdoğan ve AK Parti de uzun yıllar muhafazakarlığın değişiminin öncüsü oldu.
Muhafazakarların klasik Batı karşıtlığına karşı Avrupa Birliği’ni savunan, geleneksel milliyetçiliğe karşı Kürt sorununda çözüm süreci gibi adımlar atabilen, 2011 yılında İstanbul Sözleşmesi gibi bir metne öncülük edebilen bir partiydi AK Parti.
Bu restorasyonun öncüsü olarak da oylarını yüzde 50 bandına çıkarmayı başarmıştı.
Eğer bu restorasyonu sonuna kadar götürmeyi başarsaydı, bu Erdoğan’ın hem dünyada hem Türkiye’deki en büyük siyasi mirası olacaktı.
Ama Merkel 16 yılını doldurup, çocukluk hayallerini gerçekleştirmek için evine dönerken geriye değişmiş bir CDU bıraktı, AK Parti ise iktidarının 19. yılında artık devletçi, milliyetçi, dünyaya kapalı, muhafazakar bir parti haline geldi.
Hikayenin son karesinin benzeyip benzemeyeceğini ise 2023 seçimleri gösterecek.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları










































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.02.2026
2.02.2026
29.01.2026
25.01.2026
22.01.2026
19.01.2026
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026