Cemil KOÇAK
Savaş, ona katılanlar açısından adeta kutsaldı. Kutsandı da. Militarizmin, şovenizmin kaynayan bir kazan içinde eridiğine tanık olundu. Kısa zamanda büyük zaferler kazanılacağına ilişkin beklentiler, bütün başkentlerde geniş yığınlara vaat edilen en önemli şeydi. Savaşa güle oynaya katılanlar, eğer sağ kalabildilerse, ruhlarını kaybederek geri döndüler.

Daha savaştan yıllar önce Alman genelkurmayı bir savaş plânı hazırlamıştı bile. Bu plânın birkaç temel ilkesi vardı. İlk ilke, Alman ordusunun asla iki cephede birden aynı anda savaşmaması gereğiydi. Somut olarak yazarsam; Almanya, hem Fransa sınırında batıda, hem de aynı zamanda doğuda, Rus sınırında savaşmayacaktı. Bunu tek tek ve sırasıyla yapacaktı; önce Fransa’ya saldıracak, onu altı hafta içinde yenecek, Paris’i alacaktı. Neden altı hafta diye soracak olursanız; çünkü Berlin, Rusya’nın ordusunu en erken altı hafta içinde seferber hale sokup, onu Alman ve Avusturya-Macaristan sınırına kadar getirebileceğini hesaplamıştı. Almanya’nın aksine Rusya’nın ulaşım alt yapısı gelişmemişti çünkü. Rus ordusu sınıra varıncaya kadar batı cephesinde işini bitiren Alman ordusunun, gelişmiş Alman demiryolu sistemiyle doğuya kaydırılması gerekiyordu. İkinci altı haftada da Rusya dize getirilecekti. Almanya’nın savaşı kazanması, yıldırım hızına bağlıydı.
Almanya için kötü senaryo
Eğer bu plân tutmazsa, Alman kurmaylarına göre, Almanya’nın savaşı kaybetmesi sadece zamana kalırdı. Çünkü, İngiltere ile Fransa, geniş sömürgelerinden bitmez tükenmez kaynak bulabilirdi. Hammadde ve gıda kaynaklarına erişimi çok yüksekti. Oralardan asker de devşirebilirdi. Oysa Almanya’nın böylesine bir imkânı bulunmuyordu. Berlin, elindeki stoklarla idare etmek zorundaydı. Dışarıdan lojistik destek sağlaması adeta imkânsızdı. İngiliz ve Fransız donanmaları, gerek Kuzey Buz denizinde, gerekse Akdeniz’de Alman lojistik ulaşımını rahatça engelleyebilirdi. Dahası, Almanya ile Avusturya-Macaristan’ı aç bırakabilirdi. Onların donanma gücü, hatta denizaltıları bile, bu ambargoyu delmeye yetmezdi. Bu bakımdan savaşın uzaması Almanya açısından ölümcüldü.
Almanya zarını atıyor
Suikasttan hemen sonra kendisine uzatılan ültimatomun bir maddesini reddettiği için Avusturya-Macaristan, derhal Sırbistan’a saldırdı; Rusya, söz verdiği küçük Sırbistan’ın yardımına koşmak için seferberlik ilân etti. Berlin açısından kum saati akmaya başlamıştı; işte tam o anda... Rusya’nın bu kararını geri alması için epey çaba harcandı, fakat Moskova kararlıydı. Berlin, seferberlikle birlikte Rusya’ya savaş ilân etti. Elini çabuk tutmalıydı çünkü. Sonra birer gün arayla da İngiltere ile Fransa’ya. Alman ordusu, bütün gücüyle Fransa’ya yüklendi. Belçika ve Lüksemburg üzerinden de Fransa’ya girdi. Paris’e bayağı da yaklaştı; fakat Marne’da durduruldu. Sonra burayı da geçmek için çok gayret etti, ama başaramadı. Verdün ve Somme önlerinde de aynı şey başına gelecektir.
Batı cephesinde yeni bir şey yok
Birçoğumuz Erick Maria Remarque’ın ünlü ‘Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok’ romanını herhalde hatırlayacaktır. Filmi de çekildi. Alman gençlerinin, okullarından ayrılarak, nasıl büyük bir heves, kahramanlık, onur ve erkeklik duygusuyla, kendilerine yönelik savaş propagandasından etkilenerek, kolay bir zafer için ülkeleri, vatanları uğruna cepheye gönüllü olarak gittiklerini ve cephede yaşadıklarını, tek tek nasıl öldüklerini anlatan bu romanın son satırlarında kahramanımız ‘sükûnet’ içindeki cephede vurularak öldüğünde, resmî tebliğin bu soğuk satırlarını, romanına isim olarak almıştı.
Alman ordusu büyük bir telâşla doğuya dönmek zorunda kaldı. Çünkü, Ruslar, onları şaşırtarak, seferberliklerini çok daha kısa sürede tamamlayabilmişler ve saldırıya geçmişlerdi bile. Önce Avusturya-Macaristan’a saldırdılar ve onları geriletmeye başladılar; ardından Viyana Berlin’i yardıma çağırdı. Alman ordusunun en az yarısı, ordu batı cephesinde daha işini bitirmeden, bitiremeden, ne zaman bitirebileceği de belli olmadan, dahası bitirip bitiremeyeceği de belirsiz iken, doğu cephesine gönderildi. Yine de bütün gücüyle saldırdı ve Rusları geriletti. Ama onlar da sonunda Almanları durdurmayı başardılar. Alman ordusu iki cephede birden çıkmaza girmişti artık. Noel gelmiş, geçiyordu. Muhteşem ve hızlı zafer fikri, siperlerde erimişti denilebilir.
Ölümü açlıktan öldüren siper
Uzun yıllar sonra Nâzım Hikmet, harbi umumînin siperlerini, şiirinde işte böyle tasvir edecektir. Orduların karşılıklı olarak eskisi gibi ayakta durmasına imkân tanımayan yüksek ateş gücü, askerlerin siper kazmasana ve içlerine girmesine neden olmuştu. Bu, savaş tarihinin yepyeni bir gelişmesiydi. Her iki tarafın orduları da kilometrelerce uzayan, adam boyunu çok aşan, içinde bir atın geçmesine imkân sağlayacak kadar geniş tutulan çukurların, siperlerin içine yerleştiler. Siperler tek bir hattan ibaret de değildi. Asla. Bir siperin gerisinde yeni bir siper daha vardı. Ardından biri daha… Siperlerin araları da küçük patikalarla birbirine bağlanmıştı. İstihbarat toplamak amacıyla uçmaya başlayan uçaklar, yukarıdan baktıklarında ya da fotoğraf çektiklerinde, aralarında iki kilometreye kadar uzaklık olan, ama pek çok yerde çok daha yakın olan, karşılıklı siperleri görebiliyordu. Bunlar daha çok bir labirenti andırıyordu. Askerlerin yollarını kaybetmeleri için, yol tabelaları bile vardı. Olmak zorundaydı.
Siperler, askerleri yoğun ve ölümcül ateşten bir ölçüde koruyordu. Topçu ateşinin yarattığı tahribattan korunmak için siperler içinde toprak altına açılan mağaralarda saklanmak gerekiyordu. Bu yerlerin üstü, dayanıklı kalın kalaslar ve toprak yığınıyla kaplanmıştı. Ağır topçu ateşinde bile dayanıklıydı. Daha doğrusu öyle olması umuluyordu.
Saldırı ve sonrası…
Pek çok cephede gençler kendilerinden beklenen cesareti ve fedakârlığı göstermekte hiç tereddüt etmediler. Saldırı anından önce başlayan ağır topçu ateşinin karşı siperlerde yeterli tahribatı yarattığını ümit ederek beklediler. Saatler süren cehennemî ateşin karşı hatları yumuşattığına kanaat getirildiği anda, siperlerin içinden doğruldular ve subaylardan gelen düdük sesleriyle ve emirlerle birlikte, merdivenlere tırmanarak siperden çıkmaya başladılar. Siperlerin birbirine yakın olduğu yerlerde daha o sırada vurulmaya başlamışlardı bile. Sonra on binlerce genç, karşı sipere doğru koşmaya başlıyordu. Bu koşu sırasında en azından bir noktaya kadar kendi topçu ateşinin koruması altındaydı; ama sonra, dost ateşinden korunmak için, kendi topçusu ateşi kesiyordu. Artık düz arazide yalnız kalıyorlardı. Bu sırada karşı siperlerde toprak altındaki sığınaklarından çıkan ve yeniden allak bullak olmuş siper hattına giren askerlerin ateşinden önce, karşı ordunun topçu ateşi ile karşılaşıyorlardı.
Bütün araziyi hiçbir boş yer kalmayacak şekilde ateş altında tutacak yönde önceden ayarlanmış topçu ateşi altında ilerlemeye devam ediyorlardı. Düşenler düşüyor, kalanlar koşmaya devam ediyordu. En sonunda karşı siperin önüne yaklaşıldığında, bu kez de siperde konuşlanmış olan makinalı tüfekler ve sık piyade ateşine, el bombaları eşlik ediyordu. Siperin önündeki kum torbalarının gerisine gizlenmiş makinalı tüfek yuvalarından her saniye çıkan binlerce mermi, ayakta, saldıran ve korunma imkânı bulunmayan gençleri biçiyordu. Arkadan gelenler, önden gidip de biçilmiş olan arkadaşlarının cesetlerinin ya da yaralı vücutlarının üzerinden ilerlemek zorundaydılar. İlk hat siperlerine varabilenler, ki pek azdılar, genellikle siper önünde ya da içinde boğaz boğaza bir vuruşmanın ardından ölüyorlardı. İlk hat siperinin ele geçirilmesi bile yeterli değildi; arkadan gelen takviyeler, neredeyse erimiş taarruz birliklerini kolayca bertaraf edebiliyorlardı. Yarım saat ya da biraz daha fazla süren saldırının ardından âkıbet genellikle geriye çekilmek oluyordu. Emir gelmeden geriye dönen askerleri bekleyen âkıbet ise, kendi subayları tarafından vurulmaktı! Önde de olsanız, arkada da olsanız, ölüm pek yakındı.
Siper hayatı
Siperler arasındaki alan cesetlerle ve yaralılarla dolu olurdu. Eğer kısa bir süre savaşa mola verilip de, karşılıklı olarak cesetler ve yaralılar toplanmazsa, hiç kimsenin yaralılarla ilgilenmesine imkân olmazdı. Yaralıların inlemeleri ve yardım sesleri, saatlerce, hatta günlerce duyulabilirdi. Belki de bir askerin ailesine yazdığı gibi, ilk ölenler en şanslı olanlardı!
Siperde yaşam korkunçtu. Cesetlere üşüşen farelerle ve sineklerle geçen yıllar. Uzun kışın soğuğundan kurtulurken, yazın kahredici güneşin altında kalmak. Mümkün olan her anda yorgunluktan uyumaya çalışmak; şansı olanların sıcak bir yemek bulabilmesi; biraz önce sohbet ettiği arkadaşının parçalanmış cesedinin üzerinde oturarak konservesini bitirmeye çalışması; hastalıktan ölme ihtimalinin kurşun ya da şarapnelle ölme ihtimalinden fazla oluşu; sağlıklı yeni gelen askerin bile sadece birkaç hafta içinde iskelete dönmeye başlaması; işte bütün bunlar, karşılıklı siperlerde dört yıl boyunca birbirlerini ezmeye çalışan gençlerin yaşadıklarıydı. Siperden sağ çıkabilenler de, hayatlarının geri kalan kısmında ruhlarını yitirmiş olarak ayakta kalabileceklerdi.

Birinci Dünya Savaşı sırasında, savaşa katılmak adeta bir kahramanlık destanı yazmakla eşdeğer görüldü. Ancak savaşın acımasız yüzü,hayatta kalabilenler için büyük travmaların da başlangıcı olacaktı.
Yazarlar
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları






































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.02.2016
3.02.2016
26.03.2016
19.03.2016
13.03.2016
5.02.2016
28.02.2016
20.02.2016
13.02.2016
7.02.2016