Hikmet MUTİ
((( Süleyman Komsomolağıdı ))) -
A.Ümit ' in yeni romanını okudun mu ?
((( Nazif Politbürokararı ))) -
okumam mı ,.okudum ,.. Şehsuvar Sami ile Selanik Yahudisi Ester aşkı üzerinden İttihatçı katillere serenat yapmış A.Ümit ,...yazık çok yazık ,..''Tv dizisi için Soykırımcı parlatılır romanı'' olmuş ,...yapay - kopya sahneler ,...sıradan tv dizisi diyalogları ,..bilhassa tv dizisi için yazılmış bir roman ,...A.Ümit ilk çıktığı vakitler TKP ' nin o büyülü efsanesinden fayda devşirmek için Rusya ' ya gittiğini orada Politeknik ( Parti Okulu ) de okuduğunu üfürüyordu sık sık medyaya ,..şimdi son kitabında ise 80 ' li yılların sonunda yasal bir öğrenimden bahsediyor ,..artık TKP ' nin büyüsü falan yerle yeksan olunca ,.ihtiyaç da kalmıyor demek ki.... Salih Zeki ZOR ' dan Ahmet Ümit'e içimizdeki İttihat Terakki demek gerekiyor herhalde ,.Ahmet Ümit ' in romanını iki günde okudum,..İttihat Terakki kuruluşu ve Selanikli çömez ( sonradan namlı tetikçi ) Şehsuvar Sami üzerinden İ - T güzellemesi ,....500 sayfalık romanda İ - T' in bütün dünya tarafından lannetlenen en büyük suçu ,insanlık suçu , Ermeni Soykırımı sadece 1-2 sayfaya o da tesadüfen ve istemeden yaşanılmış bir olağan durum olarak mecburen ( zira roman hepten havada kalacak ) sıkıştırılmış yansıtılmış ...bu A.Ümit için içler acısı bir durum ,.... İttihatçı - katliamcı Salih Zeki Zor ( TKP MK üyesi ) dan 100 yıl sonra yine TKP büyüsü - efsunu - makyajıyla parlayan yazarımız Ahmet Ümit ' in bu İttihatçı güzellemesi Soykırım'ın 100. yılında özel bir mana - anlam taşısa gerek uzun yıllar roman okurum,.iyi bir okuyucuyum,...tv ' lerde gösterilen klasik Osmanlı DİZİLERİ sahneleri ile süslü ,..kopya ve yapay sahneler - durumlar ,..hiçbir özelliği olmayan bir RESMİ TARİH romanı ,.sanırım politik olarak intiharın yanısıra edebi olarak da bir intihar romanı olmuş A.Ümit için...... ( not : aşağıda iki yazıdan iki alıntı paylaşacağım ,.okunmasını çok isterim ....saygılarımla --- ) ************************************************************************************************************************************************************************1. ALINTI --'' .................................Hemcinsinin, ot, leş, kendi evladını yediğini görmekten, işitmekten insanlık ne hisseder? Bu duyguyu ve tesiri hangi kelimelerle izah eder! Benim gibi âdem evlatlarının, mecalsiz adımlarla yürümeye çalışarak, hayvanlar gibi ot yediklerini, bir eşek leşini yırtıcı hayvanlar gibi, birbiriyle kavga ederek parçaladıklarını, bağırsaklarını paylaşmak için birbirinin boğazına sarıldıklarını gördüm. Bu leşin paylaşımı için benim dilimde konuştuklarını işittim. İnsanın bütün havası dönüyor, gözleri gördüğüne, kulakları işittiğine inanmak istemiyor... Fotoğraf makinesi ile yanlarına yaklaştığım zaman ehemmiyyet bile vermediler. İçlerinden biri bile dönüp bakmamıştı. İnsanların en yüksek gayelerine, en yüksek heyecanlarına lanet ederek buradan uzaklaştım............''((( http://www.agos.com.tr/tr/yazi/966/...)))************************************************************************************************************************************************************************( NOT : Değerli büyüğüm Selçuk UZUN'un yazısını kısaltmaya çalıştıysam da ,bunu hiç ama hiç yapmak istemedim aslında ,.her satırı çok ama çok önemli bu yazının tamamını aşağıdaki linkten okumanızı çok isterim.....saygılarımla --- )*********************************************************2. ALINTI --'' .........................................Der Zor´un Ermeniler için ne anlama geldiği konusuna değinmeyeceğim.Sadece iki Ermeni ağıtından alıntı yapacağım: “Der Zor dedikleri büyük kasaba /Kesilen Ermeni gelmez hesaba /Osmanlı efratı dönmüş kasapa.” Diğer ağıtta şöyle:“Der Zor çölünde şaşırdım kaldım /Yitirdim anamı, yitirdim babamı /Oy anam, oy anam, halimiz yaman! /Der Zor çölünde kaldığım zaman.“Der Zor,kesilen Ermeni´nin hesabının bilinmediği,tüm Osmanlı´nın „kasap“ olduğuveDer Zor,orada kalanın halinin yaman olduğu bir yer.Eğer Der Zor´da 1916 yılında olup bitenleri bilirseniz, bu ağıtların çok "hafif” kaldığını anlarsınız..........................................................23 Ekim 1916´da Konsolos Rössler, 1 yıldır Der Zor’da bulunan Antepli Hosep Sarkisyan’ın anlattıklarını şöyle aktarır: Zeki Bey’in gelmesi ile yeni sürgünler başladı. Temmuz ve Ağustos aylarında Sabka, Der Zor, Meyadin, Ana ve diğer yerlerdeki 15.000’den fazla sürgünü Marrat köyüne götürme oradan da 2-4 bin kişilik karavanlarla tekrar sürgüne gönderme emri verdi. Hosep’in kafilesi 1.700 kişiden oluşuyordu. Habur nehri kıyısındaki Şedadiye’de Çerkezler tarafından baskına uğrarlar. Tüm kafile elbiselerine kadar soyulur. Elbiseler Araplara dağıtılır. 3 saat sonra Karadağ mevkiinde Çerkesler tarafından ikinci kez baskına uğrarlar. Ve kafile katliama uğrar. Hossep bir arabaya binmiş mutasarrıf Zeki Beyi görür. Katliam yapan Çerkesleri „bravo“ haykırışları ile cesaretlendirmektedir. Çerkeslerin birçok kere baskınına ve katliamına maruz kalan kafileden 31 kişi sağ kalır.........................Beatrice Rohner’in raporunda da şunlar yazılıdır: 20 Nisan’da Meskene’ye vardığımda 3500 sürgün Ermeni ve 100 yetim çocuk buldum. Meskene geçici bir durak olmasına rağmen bazıları arabacı, fırıncı gibi işlerinde çalışıyor. Geriye kalanlar dileniyorlar. Hastalar çadırsız ve örtünecek birşey olmadan yakıcı sıcakta duruyorlar. Hükümet ne ekmek ne de çadır veriyor. Meskene’de iken Bab’tan bir kafile geldi. Anlatılamaz bir durumdaydılar.“ Rohner ayrıca hergün büyük kafileler halinde Ermenilerin Musul istikametine gönderildiğini yazar.......................5 Eylül 1916´da Aleppo’dan Alman diplomat Hoffmann, İstanbul’daki Büyükelçiliğe şu raporu gönderir. Fırat kıyısından Der Zor’a kadar herbirinde 1-2 bin kişinin bulunduğu küçük kamplar var. Son seyahatimde gördüğüm 20-30 bin Ermeni insani düşünen mutasarrıf yönetiminde biraz nefes alabilmişlerdi. Ancak birkaç ay önce yeni atanan şimdiki acımasız mutasarrıf Çerkes Zeki Bey, birkaç zanaatkarın dışındaki herkesi ve 1.200 çocuğu tekrar sürgüne gönderdi. Duyduğuma göre Habur nehri civarlarında genel kanıya göre katledildiler veya herhangi bir şekilde öldüler. El-Hammam yakınlarında aileleri olmayan 6-700 Ermeni hükümete çalışıyorlar. Kış soğuğu gönderilenleri kesinlikle ortadan kaldıracaktır. Der Zor’dan resmi olarak Musul’a gönderilenlerin akibeti konusunda, son aylarda kaç kişinin oraya geldiğini Musul Konsolosundan sordum. Bana verilen bilgiye göre, 15 Nisan’da 19.000 kişilik 4 kafile iki ayrı yoldan Der Zor’dan çıktılar. Habur nehri kıyısındaki bir kampta birleştiler. 22 Mayıs’ta, yani 5 hafta sonra bu kafileden yaklaşık 2.500 kişi, aralarında birkaç yüz erkek Musul’a vardılar. Kadınların ve kızların bir kısmı yolda Bedevilere satıldı. Geri kalanlar açlık ve susuzluktan yolda öldüler. 3.5 aydan beri Musul’a yeni kafile gelmedi. Gerçek, Der Zor’daki halkın düşüncesine ve bunu kanıtlayan gerçek bilgilere göre yeni Çerkes mutasarrıfın hükümdarlığı altında, Der Zor’dan gönderilenlere Fırat-Habur üçgeninde kısa süren bir muamele yapıldığıdır. Ölenlerin çocukları için kurulan yetimhaneler henüz dağıtılmadı. Buradaki sürgün komiserinin yardımcısı yönetici hemşire resmi olarak, bu yetimlerin Konya’daki büyük ulusal yetimhaneye gönderileceklerini, Türk ismi alacaklarını ve Türk gibi (yani müslüman) yetiştirileceklerini açıkladı......................... Der Zor´da 1916 yılının sonuna kadar olup bitenleri konsoloslar böyle aktarıyorlar. 1915 yılının Ekim/Kasım ayında Ras Ül Ain ve Halep´e binlerce Ermeni kafilesi gelir. Bu aylarda Doğu Anadolu´da tehcir genelde sona ermiştir. 1916 yılının Ocak ayında Aleppo kuzeyindeki kamplar kapatılır ve burada kalanlar Der Zor´a gönderilmeye başlanır. Hergün sadece açlık ve hastalıktan 150-200 kişinin can verdiği Der Zor´a akın akın Ermeni kafileleri gelmeye başlar. 1916 yılının ortalarına kadar genellikle açlık ve hastalık nedeniyle ölümlerin hüküm sürdüğü toplama kamplarında, Anadolu´nun dört bir yanından gelen Ermeni kafileleri nedeniyle kapasitenin üzerinde bir yığılma olur. Bu durumdan kurtulmak için Ermeni kafileler Musul´a gönderilmeye başlanır. Çölün ortasına sürülen kafilelerin çoğu açlıktan ölürken, bir kısmı da yöredeki Çerkes, Çeçen ve Arap çeteleri tarafından katledilirler. Eldeki bilgilere göre 1916 Temmuz ayına kadar Der Zor Mutasarrıflığı yapan Ali Suad Bey, eldeki olanaklar ölçüsünde Ermenilere iyi davranır. Onlara iş imkanı sağlar, daha iyi yaşam koşulları için civardaki köylere dağıtır, elinde ne varsa adeta seferber eder. Talat Bey´in müslümanların % 10´u kadar Ermeni bulundurulması emrini bir çeşit görmezlikten gelir, genellikle uygulamaz, Ermenileri çeşitli yerlere dağıtır. Ancak Talat Bey´e „Ermenilere iyi davranıyor“ diye şikayet edilir. Talat Paşa, Halep ve Der Zor´a 1916 ortasında iki atama yapar. Halep`e Abdulahat Nuri, Der Zor´a Salih Zeki.....................Daha sonra „Zor“ soyadını kullanan Salih Zeki´nin 1913 yılında Alaşehir (Manisa) kaymakamlığı yaptığı ve bölgedeki Rum tehcirinde aktif rol aldığına ilişkin bilgiler bulunmaktadır. Der Zor´a atanmadan önce ise Kayseri Everek (bugünkü Develi) kaymakamı idi. Ayhan Aktar´ın „Yüzbaşı Torosyan’ın hikayesi“ başlıklı yazısında, 1915 yazından itibaren Everek´ten Ermenilerin İttihatçı Zeki tarafından sürüldüğünü, şehrin biraz dışında kafilelerin çeteler tarafından önce soyulup sonra da öldürüldükleri anlatılır. Torosyan ailesi, oğulları subay olduğu için hemen tehcir edilmez. Sonra Kaymakam Zeki, oğullarının savaşta öldüğünü söyler ve Torosyan ailesini de çöle sürer. Sarkis Torosyan´ın ailesi İslahiye´de katliama uğrar yalnız kızkardeşi Bayzar kurtulur ve Suriye´ye ulaşır. Torosyan´ın daha sonraki hayatı kısaca bu yazıda anlatılmaktadır........................................ Aslen Çerkes olan Salih Zeki´nin Der Zor´a atanmasıyla, burada Ermeniler için başka bir dönem başlar. Der Zor´daki toplama kampları yağma edilmeye başlanır. Çerkes, Çeçen ve Arap Bedevi çeteleri bizzat Salih Zeki´nin emirleri sonucu resmen katliama başlarlar. Katliamdan önce tutuklama, işkence, idamlar, soygun, gasp, tecavüz, salgın hastalık, açlık Ermenileri kırıp geçirir. Der Zor´daki Ermenilerin sayısı Talat Paşa´nın emrine göre müslüman nüfusun % 10´unundan fazladır. Salih Zeki 1916 sonuna kadar nüfus azaltma işini layıkıyla becerir. Yaklaşık 200 bine yakın Ermeni´nin katledildiği tahmin edilmektedir. Bölgede bulunan konsolosluklar, diğer yabancılar, Alman ve Ermeni tanıklar, Salih Zeki´nin özellikle gaddarlığını anlatırlar. Salih Zeki katliamlara özel arabasıyla eşlik eder, ortalık yerde Ermeniler kesilirken „bravo“ haykırışları ile onları teşvik eder. Der Zor Ermeniler için yok olmanın, inanılmaz acıların bir sembolü. Der Zor´da Salih Zeki, gaddarlığın, vahşetin, insan oğlunun varabileceği en uç barbarlığın bir sembolü olarak bilinir. Der Zor Mutasarrıfı Salih Zeki, Çeçen infazcılara „Rüşvete niye ihtiyacınız var? Şayet istediğiniz paraysa, evvela onları öldürün, sonra paralarını alın… Imparatora hizmet ediyorsunuz, bu sebepten, işiniz meşru.“ diye akıl verirken, Tasviri Efkar muhabiri Agah Bey´in „ Senin için 10.000 Ermeni imha etti diyorlar“ demesine karşılık verdiği yanıt ta „meşhurdur“: “Benim namusum var. On bine tenezzül etmem. Daha çık bakalım.” Der Zor´da olup bitenleri Kevorkian , „soykırımın ikinci aşaması“ olarak nitelendirir ve Salih Zeki de “katliamın celladı” olarak anılır. Alman Ludvig Schraudenbach Muharebe adlı kitabında Salih Zeki´den „Avrupai şık giyimli vali bizi çok iyi karşıladı“ diye yazar ve „Ermeni çocukların kütüklere bağlanıp ateşe atılması“ dahil şoke edici mezalimlerin bu bölgede gerçekleştirildiğini anlatır..................... Mutasarrıfı Salih Zeki, Kasım 1916’da İstanbul’a çağrıldığında, beraberinde Ermeni kurbanlarından rüşvet aldığı on binlerce altınla dolu sandıklar bulunduğu söylenir..............................Divan-ı Harb-i Örfi mahkemelerinde ikinci bir „Deyr-i Zor Tehciri“ davası, Salih Zeki hakkında açılır. Sanık firardadır. Dava kısa sürer ve 28 Nisan 1920´de Salih Zeki idam cezasına çarptırılır. Davanın karar sureti şöyledir: „Zor Sancağı´na tehcir edilen Ermenileri katl ve imha ve mallarını gasb ve yağma eylediği iddiasıyla sanık olup, halen firarda bulunan eski Zor Mutasarrıfı Zeki Bey hakkında icra kılına muhakeme neticesinde, adı geçenin Osmanlı memleketlerinin muhtelif memleketlerinden Zor Sancağı´na tehcir ve iskan edilmiş olan birçok Ermenileri çetecilerden tertib ve teşkil eylediği atlı ve yaya çeteler marifetiyle ve tekrar tehcir bahanesiyle diğer bölgelere sevk ederek yolda giderlerken kendisinin de hazır bulunduğu halde mağdurlara alenan topluca hücum ve üzerlerinde bulunan nakitlerini ve mallarını yağmalamak ve birçoğunu da Habur Havtasının mecra yerlerinde feci surette katl ve imha ettirdiği ve gayri müslim birçok şahitlerin yemin ederek ve sırasıyla vaki olan şahitlikleri ve tahkikat evrağı içeriği ve kendisinin firarda bulunması gibi deliller ve kanuni ipuçlarından oluşan vicdani kanaat ile gerçeklik derecesine ulaştığından adı geçen Zeki Bey´in o yüzden gasb ve yağma ve insanları katletme alçaklığı gerektiren işin faili olmak üzere cezalandırılmasına ve (...) maddelerine uyarak idamına ve haczedilmiş mallarının usul dairesince idare ettirilmesi ve sözü geçen cinayetlerde dahl ve iştirakleri soruşturma evrakında açıklanan Zor eski Mebusu Nuri Efendi ve adı geçen Zeki Bey´in mutasarrıflığı zamanında Jandarma ve Nizamiye Kumandanlıklarında ve Polis komiserliğinde bulunmıuş olanlar ve zikredilen eylemler gözü önünde cereyan ettiği halde yasal girişimlerde bulunduğu anlaşılamayan mahalli savcısı haklarında yasal takibat yazılmasına gıyaben ve oybirliğiyle karar verilmiştir.“ (Tehcir ve Taktil, Divan-ı Harb-i Zabıtları, Vakahn N. Dadrian, Taner Akçam, Istanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, Aralık 2008)........................................... Salih Zeki yargılanması sırasında firardadır. 1918/19 yılında Bakü´de karşımıza çıkar. Kasım 1916`dan Bakü´de ortaya çıkışına kadar geçen sürede Salih Zeki hakkında bilgilere ulaşamadım. Büyük bir ihtimalle arandığını, tutuklanacağını ve yargılanacağını anladığı için, Mondros mütarekesinden sonra bir kısım Ittihatçıların yaptığı gibi Bakü`ye gittiği söylenebilir.................................Bu tarihten itibaren Salih Zeki´yi bambaşka bir yerde bambaşka bir ilişkiler içinde görüyoruz. Özellikle Salih Zeki merkezli bilgileri şöyle derlemek mümkün.................................................1918/19 ve sonraki yıllarında Bakü adeta İttihatçı kaynamaktadır. Halil (Kut) Paşa, Küçük Talat, Bahaeddin Şakir, Nuri (Kıllıgil) Paşa başta olmak üzere birçok İttihatçı bu bölgeye sığınmışlar hem de bu bölgede faaliyet göstermektedirler. 1920 yılının özellikle Mayıs ayından sonra Ittihatçılarla Türkiye Komünist Teşkilatı (TKT) nın yolları şu veya bu şekilde kesişmiştir. 1920 baharında Bakü´de „Türkiye Komünist Fırkası/Gruppası“ adını verdikleri İttihatçıların kurduğu oluşumun Azerbaycan´a Kızıl Ordu´nun girmesinden sonra Mustafa Suphi tarafından dağıtılması ve birçok İttihatçıyı uzaklaştırması ve Yeni Yol Gazetesini kapatması sonucunu doğurmuştur.................................................. Daha sonra İttihatçılarla TKF arasındaki ilişkiler gergin bir durum almıştır. Ancak kendi ifadesiyle „Türkiye teşkilatının telif ve tercüme şubesini idare“ eden başta Küçük Talat olmak üzere İttihatçıların bir kısmı hala TKF´dedirler. Küçük Talat, Cemal Paşa´ya gönderdiği 8 Eylül 1920 tarihli mektubunda „Mustafa Suphi ile kısmen eski aşinalık, kısmen bazı yoldaşların bana hürmet ve itimadı böyle bir faaliyette bulunmak imkanını veriyor.“ şeklinde yazmıştır. ( Emel Akal, „Dr. Şefik Hüsnü´nün bir konuşmasında ve İttihat ve Terakki Erkanının yazışmalarından Mustafa Suphi“ başlıklı yazı.)..................................................... Salih Zeki ile ilgili doğrudan bir bilgi de Cemal Paşa´nın 5 Temmuz 1920 tarihli ve Talat Paşa´ya yazdığı mektupta bulunmaktadır: „ Bizim Türklerden bir takım gençler komünist namıyla ortaya atılmış. Bir vakit ki İfham muhariri Mustafa Suphi Bey de bunların başına geçmiş. Bunlara ahiren bizim Küçük Talat ile Zor mutasarrıfı Salih Zeki Bey ve Darülfünun muallimlerinden oldukları haber verilen Ahmet Cevat ve Halim Sabit Beyler de iltihak etmişlerdir. Bu grup elyevm Bakü´de icrai faaliyet ediyor.“ (age)......................... Tüstav Yayınları tarafından yayınlanan Süleyman Nuri´ nin „Uyanan Esirler“ adlı anı kitabında da Salih Zeki hakkında bilgiler vardır. Süleyman Nuri, Kızıl Ordu´nun Azerbaycan´a girmesinden önce ve daha sonra Türk komünistlerinin faaliyetlerinden bahsetmektedir. 1920 yılının Nisan/Mayıs ayları Azerbaycan´ın Kızıl Ordu´nun kontrolüne girdiği aylardır ve Mustafa Suphi henüz Bakü´ye gelmemiştir. Süleyman Nuri anılarında bu faaliyetlerde Doktor Fuat Sabit, Yakub ve diğer kömünist arkadaşlardan bahsetmektedir. Ancak Salih Zeki´nin adı geçmemesine rağmen büyük bir ihtimalle onun da bu grup içersinde yer aldığı söylenebilir. Çünkü Bakü ve Azerbaycan´da propaganda ve teşkilat işlerine hız verildiğini anlatan Süleyman Nuri, Azerbaycan Komünist Partisi yayın organı „Komünist“ gazetesinin 3 Mayıs 1920 tarihli nüshasında „Azerbaycan ve Bakü´de mevcut Osmanlı Türklerinden Komünist Partisi´ne yazılmak isteyenlerin Türk şair Feyzullah Sacid´e“ müracaatları hakkında bir ilan yayınlandığını anlatır. Aynı gazetenin 14 Mayıs 1920 tarihli nüshasında da“Umum Türkiyeli asker ve zabitana“ başlıklı bir bildiri yayınlanmıştır. Bu bildiride Türk Komünist askeri kıtası kurulacağı belirtilmiş ve programı da eklenmiştir. Bu bildirinin altında da Salih Zeki, Yakub, Abid Alimof ve Süleyman Nuri imzaları bulunmaktadır...............................Salih Zeki aynı zamanda Doğu Halkları Kurultayı delegesidir. Yine Süleyman Nuri´nin „Uyanan Esirler“ adlı anılarını anlattığı kitaptan devam edelim. „Türkiye Komünist Partisi Teşkilat Bürosunun Yeniden Teşkili ve Üçüncü Enternasyonal“ başlıklı bölümdeyiz. Süleyman Nuri anlatıyor: „Tiflis´te Orjonikidze´den aldığım talimat üzerine Bakü´ye geldim. Bakü´de mevcut Türk komünistleri arasında Azerbaycan Komünist Partisi merkez komitesinin birinci katibi Kirof´un yardım ve gösterisiyle Salih Zeki, Abid Alimof, İsmail Kadir ve İsmail Hakkı´nın (Kayserili) iştirakiyle benim de dahil olduğum beş üyeden ibaret bir Türkiye Komünist Partisi teşkilat bürosu teşekkül etti ve derhal faaliyete başladı. M.Suphi ve arkadaşlarının feci surette öldürülmelerinden sonra bunlardan boş kalan yerleri doldurmaya çalışmak ve Türkiye´deki mevcut teşkilatlarla bir an evvel rabıta kurmak lazımdı. Ilk iş olarak da M. Suphi ve arkadaşlarının feci akıbetlerinin intaç eden topluca Türkiye seyahatinden dersi ibret alınarak Türkiye Komünist Partisi teşkilat bürosu Saliyef Adil´i, Tairof Hayderi ve Müftüzade Salahiddin´i Balkanlara ve henüz işgal altında bulunan Istanbul´a ve bu yolla Türkiye´nin diğer yerlerine gönderdiler. Katibi olarak hizmetinde bulunduğum teşkilat bürosu Salih Zeki´yi ve beni Moskova´da toplanacak olan Komünist Enternasyonalinin Üçüncü Kongresi´ne delege olarak seçtiler ve 1921 Haziran ayı sonlarında emrimize verilen bir yük vagonu içinde 19-20 gün gayet ağır şartlar altında yolculuk ettikten sonra Moskova´ya geldik ve her ikimizi Gorki „Tverskoy“ caddesindeki lüks otelin beşinci katında iki yataklı odalardan birine yerleştirdiler. Daha henüz kongre açılmamıştı. Otel lokantasında kahvaltı ediyor, öğle ve akşam yemeklerimizi yiyor, boş vakitlerimizi de otelin kıraathanesinde mütalaa ile meşgul oluyorduk. Moskova´yı hiç bilmediğimiz için biz yalnızca dışarı çıkamıyor ve ancak topluca ekskursiyon gezintilerine katılıyorduk. Bir gün otel salonlarından birinde tanımadığım, Salih Zeki´nin tanıdığı bir adama rastladık; Salih Zeki´nin daha Türkiye´den tanıdığı bu adam kendisiyle biraz hoşbeş ettikten sonra Ankara Resmi Hükümet Partisinin Kominternin Üçüncü Kongresi´ne gönderdiği delegesi Tevfik Rüştü Aras olduğu anlaşıldı. M. Suphi ve arkadaşlarının daha henüz kanları kurumadan ve Ankara Halk Iştirakiyyun Partisi´nin bütün üyeleri cezaevlerinde ağır cezalar altında inlerken, Tevfik Rüştü Aras´ın Ankara Resmi Komünist Partisi´nin mümessili olarakMoskova´ya Komünist Enternasyonali Üçüncü Kongresi´ne delege olarak gelmesi bizim hemen dikkat nazarımızı çekti. Sonra arkadaşım Salih Zeki, Tevfik Rüştü Aras´ı ve onun aralarında bulunduğu Türkiye ve Ankara´daki çevreleri gayet iyi bildiği için de Tevfik Rüştü Aras hakkında müsbet herhangi bir fikir edinmemize imkan yoktu.“..................................................1921 yılının Ekim ayında Moskova ve Kars anlaşmalarının imzalanmasından sonra Bakü´de bulunan TKP teşkilat bürosu kendini fesh eder.............................................. Ve büroda çalışanlar çeşitli alanlara çalışmaya gönderilmiştir. Süleyman Nuri´nin anılarında Salih Zeki´nin adı bir daha geçmez. Salih Zeki faslını burada bitirmeden biraz geriye Mustafa Suphi ve arkadaşlarının Türkiye´ye gelmesinden önceki döneme dönelim....................1920 yılının Temmuz ayında, Türkiye Komünist Teşkilatı Merkez Komitesi üyesi (Kayıt ve Tevzi Şubesi Müdürü olan ve Nahçıvan’da teşkilatın şubesini açmakla görevlendirilen) Salih Zeki´nin , TBMM Hükümeti ile işbirliğini sağlamak ve çalışmalar yapmak üzere Türkiye´ye gönderildiğini biliyoruz. Süleyman Sami de Ankara´ya doğru yola çıkmıştır. Salih Zeki ve arkadaşları Ağustos ayında Kazım Karabekir Paşa ile Erzurum'da görüşür. Salih Zeki, Bolşevik idare tarzının kabul edilmesi gerektiğini, bu amaçla 1 Eylül'de Bakü'de yapılacak olan Türk Komünistlerinin toplantısına Anadolu'dan sekiz-on delegenin gönderilmesini ve kendisine Erzurum'da teşkilat yapması için müsaade edilmesini ister. Kazım Karabekir bu konuda gizli olarak Albayrak Heyeti ile görüşmesini salık verir. Daha sonra Kazım Karabekir, Salih Zeki ile yaptığı görüşmeyi Mustafa Kemal´e aktarır. 3 Ağustos tarihli telgrafta Salih Zeki´nin söylediklerini şöyle özetler: „Varlığımızı korumak ancak Bolşevik sistemini kabul ile mümkündür. Anadolu’nun bazı yerlerinde komünist teşkilatına girmiş kimseler varmış. Erzurum’da açık veya gizli teşkilat yapması için kendisine müsaade etmeliymişim..." Kazım Karabekir "Mustafa Suphi ve arkadaşlarının, emniyetle memleketimize gelmek için, Salih Zeki'nin ne tarzda karşılanacağını beklediklerini sanıyorum" diye de ekler. Kazım Karabekir, Salih Zeki´ye, Ankara’ya giderek hükümetle görüşmesini tavsiye eder. Erzurum ve civarında temaslarda bulunan Salih Zeki, daha sonra Ankara´ya gitmek üzere Trabzon´a hareket eder. Ancak Ankara´ya gitmez ve tekrar Bakü´ye döner.................................. TKP`nin kuruluşunda ve sonraki yıllarda İttihatçıların varlığı bir gerçek. 1918/21 yılları arasında Bakü´de „Türkiye Komünist Fırkası/Gruppası (TKF) adlı bir örgütlenmenin varlığı malum. Ve bu İttihatçıların kurduğu örgütün Mustafa Suphi tarafından dağıtıldığı, yerine Türkiye Komünist Teşkilatı (TKT) kurduğu da biliniyor. Ancak bu yeni teşkilatlanmada İttihatçıların hepsinin tasfiye edilmediği de ortada. En azından Küçük Talat´ın hala yeni teşkilatta varlığını sürdürebildiği de kendi ifadesinden anlaşılmakta. Eski Der Zor Mutasarrıfı Salih Zeki´nin de „kurucu“ üye, „Merkez Komitesi“ üyesi olduğu da tartışma götürmez bir durum. Öte yandan Salih Zeki´nin TKP adına Türkiye´ye gönderildiği, Kazım Karabekir olmak üzere birçok kişi ile görüştüğü de hem TKP açısından hem de “Milli Mücadele” cephesi tarafından bilinen bir durum. Yine öte yandan o yıllarda TKP adına hareket eden Süleyman Sami ve Mehmet Emin´in de durumları tam olarak aydınlığa kavuşmuş değil. Bu son iki kişi hakkında „ajan“, „İttihatçı ajan“, „Milli Mücadele´nin ajanı“ gibi sıfatlarla birçok suçlama da bilinmekte. Ayrıca bu iki kişinin Mustafa Suphi ve arkadaşlarının katledilmesi olayından kurtuldukları da biliniyor. Öte yandan Mustafa Suphi´nin yanında Trabzon´a kadar götürdüğü içinde 8.000 altın olduğu iddia edilen bir bavuldan da söz edilmektedir. Hatta kimi yazarlar bu bavul nedeniyle öldürüldüğünü bile iddia edebilmektedirler..............................................Aslında benim bu yazıyı yazmamın çıkış nedeni, 3-4 yıl önce başladığım Ermeni tehcirindeki sivil ve askeri yöneticilerin daha doğru bir deyimle tehcirde önemli görevler üstlenmiş olan İttihatçıların biyografileriyle ilgili idi. Salih Zeki adı beni 1916‘dan 1918/21 yıllarındaki TKP´ne götürdü. Esas amacım TKP tarihine ilişkin birşeyler yazmak değil. Son günlerde yeni TKP kurulması girişimlerini duyunca ve „Suphi´den Bilen´e Gelenek Yaşıyor“ pankartını da görünce, herşeyden önce „Dante´nin Cehennemi“nden TKP`ne giden yolda „TKP Merkez Komitesi üyesi“ Salih Zeki´yi hatırladım. “Der Zor dedikleri büyük kasaba / Kesilen Ermeni gelmez hesaba / Osmanlı efratı dönmüş kasapa.” Gerçek tam boyutuyla ve biraz da „tarihin acı bir cilvesi“ olarak karşımda durunca, sadece hatırladım ve eğer gerçeği söylemem gerekirse „içim burkuldu“............................................... Belki biraz da duygusal nedenlerden dolayı. Sanırım sorun bir geleneğe ve/veya siyasi bir geçmişe sahip çıkarken, „kötüleri“ veya „işimize gelmeyenleri“ ayıklayıp, sadece „iyiye“ sahip çıkmaktaki „beceride“ yatmakta. Ancak tarihte olup bitenleri de yok saymak „siyasi bir etik“ olarak ne kadar doğru acaba? Bir dönem bu partinin saflarında yer alanlar olarak sırtımızda oldukça fazla bir yükün olduğu tartışma götürmez. Bu yükü nasıl sırtlayacağımız ve/veya bu yükün altından nasıl kalkacağımız ise meçhul. ((( http://www.marmarayerelhaber.com/Se...)))
Yazarlar
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları








































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
23.11.2025
13.05.2025
23.01.2025
22.12.2024
30.07.2024
6.04.2024
26.03.2024
26.02.2024
27.01.2024
25.11.2023