Metin Gürcan
Yeni yıl gecesi gene terörle şok olduk. Hepimiz çok üzüldük ancak her terör eyleminden sonra olduğu gibi sosyal medyada gene karpuz misali ‘Bu işin arkasında BATI var’ cılar ile ‘AKP bu canavarı yarattı’ cılar şeklinde ikiye bölündük. Aslında her iki tez de çok stratejik bir hata yapıyor çünkü ikisi de saldırıyı yapan irade olan ‘Saldırgana’ ARAÇSAL rol biçiyor, onu önemsizleştiriyor. Ama bu ‘terörist’ kendi beyni, ideolojisi, eylem stratejisi, amaçları, geliştirdiği yol/yöntemler olan bir ‘askerileşmiş’ bir sivil. Yazım tam da bunla ilgili.
Yazımın temel tezi şu: Ne yazık ki yanıbaşımızdaki Suriye iç savaşı nedeniyle aynı anda boğuştuğumuz iki silahlı devlet dışı aktör olan PKK ve IŞID, yani aslında ‘etnik motivasyonlu terör’ ile ‘dini motivasyonlu terör’ giderek ASKERİLEŞİYOR ve KENTLERE KAYIYOR. Aslında terörü iyi bilen bir devletiz ama ‘sivilin sivile uyguladığı şiddetin hem askerileşmesi hem de kentlere kayması’henüz alışamadığımız yeni bir olgu. Ben iki senedir gücüm yettiğince bunun aslında yeni bir ‘terör dalgası’ olduğunu, tam da bu nedenle yeni parametrelerle tanımlanması gerektiğini ve belki de eski ‘askeri’ yöntemlerle mücadele edilmemesi gerektiğini anlatmaya çalışıyorum.
Şimdi Reina saldırısına neden olan eylem mekanizmasını bileşenlerine ayıralım:
a. O gece Reina’nın kendisi (Zaman-Mekan): O gece Reina gibi sembolik önemi olan tanınmış bir mekanda Yılbaşı Partisi için toplananlar aslında ‘kesin sonuç yeri ve zamanındaki mağdur kitle’yi oluşturuyor. Dikkat edin ‘mağdur kitle’ dedim. Çünkü terör bir iletişim dilidir. Alıcısı ve vericisi vardır. Saldırganın ‘hedef kitlesi’ ise biz seyredenleriz, yani HEPİMİZİZ. Terörde amaç hedef kitleyi belli tepkiler vermeye zorlamaktır. Şimdi hepimizin sorması gereken soru: ‘Acaba bu saldırıdan sonra tam da saldırganın istediği tepkiyi mi veriyorum?’
b. Aşırıcı Selefi (yani dini) Motivasyon:Şayet saldırganın bir deli veya psikolojik sorunlu bir birey olmadığını düşünüyorsanız, saldırgan ‘kamu yararına şiddet’ uygulayan bir asker ya da polis de olmadığına göre o zaman kafasının içinde onu bu eyleme yönelten bir temel motivasyon vardır. Bu motivasyonun da çeken faktörleri (onu ölüme götüren bir ideoloji ve bu işi yapmasını sağlayan propaganda) ve iten faktörleri(kimliksizleşme, sosyo-ekonomik sorunlar, kişisel intikam hissi, grup kimliğinin aşağılanması vb.) var. Şimdi kritik bir nokta: Belki Türkiye’de ‘Yılbaşı gecesi içki içen, eğlenen insanlara zarar/ceza vermeyi düşünen ‘dini motivasyonu’ yüksek binlerce insan yaşıyor. Hatta belki de bunlardan yüzlercesi bu düşünceyi eyleme çevirebileceğini çevresindeki/yakınındaki insanlarla paylaşacak, yani konuşacak kadar fikirde radikalleşmişolabilir. Ama bakın dikkat bunu 31 Aralık gecesindeki bu tekil eylem Türkiye’de sadece bir kişinin düşündüklerini yapabilecek kadar eylemde radikalleştiğini gösteriyor. Peki ona düşündüklerini yapabilecek ‘muktediryat’ı yani öz güveni/iradeyi veren şey ne? Aslında o şeyin İslam’la, Selefilikle veya medyada ‘uzmanlarımızın’ tartıştığı konular ile alakası yok. Saldırgana radikal düşüncesini eyleme dökebilecek gücü/özgüveni veren şeytam da aşağıdaki madde ile ilgili.
c. Askeri Uzmanlık: İşte bu bileşen yazımın asıl konusu ve hala anlayamadığımız o şey. Biz bu ‘kolay ölebilen gençlere’ hala onun bunun APARATI rolü biçerek onları anlamaya çalışmaktan kaçıyoruz. Şimdi Reina’daki bu saldırgan öncelikle geleneksel modern bilgi paradigmasını alt üst eden bir ‘post-modern canavar.’ Onun işletim sistemi bizim alışık olduğumuz geleneksel bilgi hiyerarşisine göre çalışmıyor. Bizim geleneksel modern paradigmamızda bizden daha çok bilen makamca, yaşça, rütbece, kıdemce bizden daha yukarıda olanken o bu piramitte aşağıya bakıyor çünkü onun için ‘en çok bilen HENÜZ DOĞMAYAN.’ İşte bu bakış PKK’nın (etnik motivasyon) ve IŞID’ın (dini motivasyon) vurduğu bu yeni nesil terör dalgasında onu İNOVATİF ve çabuk adapte olabilen bir canavara dönüştürüyor. Denenmemişi, yapılmamışı ustalıkla yapıyor, öncü oluyor ve arkasından yürüyenlere ‘Rol Model’ haline geliyor. Şimdi yaklaşım ışığında Reina’daki bu saldırganı bir analiz edelim:
Gece, şehirde ve tek başına, çok tanınmış bir mekana elinde AK-47 Kalaşnikof ile biz askerlerin ‘Kalçadan Atış Tekniği’ dediğimiz özel bir bina operasyonu tekniği ile ateş ederek, mekanın girişindeki polisimizi ve güvenlik görevlilerini tepki veremeden şehit ederek ‘dinamik girişle’ Reina’nın kapısından içeriye giriyor. İçeride ise gözünü kırpmadan soğuk kanlı bir şekilde toplam 6 şarjörü yani 180 mermiyi bağrışlar, panik, zayıf görüş şartları gibi dışsal stres faktörlerinden etkilenmeden 6 dakikada soğukkanlı şekilde, tereddütsüz ve otomatik bir refleksle mağdur kitlenin üzerine boşaltıyor. Sonuç: 39 kişi hayatını kaybediyor ve 65 de yaralı. Yani 104 kişi o mermi yağmurundan etkilenmiş. Ve saldırgan bir şey olmamış gibi o şok anında kaçarak kayıplara karışıyor. Bu ilginç. Çünkü 2016’da Türkiye’deki 8 IŞID saldırısının aksine bu saldırgan kaçmayı düşünerek yani bir ‘Çıkış Stratejisi’ ile mekana gelmiş ve de ne yazık ki bunu kolaylıkla başarmış. Dikkat: Saldırgan inovatif bir eylem planladı, bunu icra etti ve ortama çok iyi adapte olup çıkan panikten istifade ederek Reina’dan kaçmayı da başardı. Şu yazıyı kaleme aldığım 2 Ocak 2017 saat 15.00 itibarı ile de hala aranıyor. Demek ki bu işte yalnız değil, bir ekiple karşı karşıyayız. Aslında o gece saldırgan bize benzerini ancak filmlerde görebileceğimiz bir İLKİ yaşattı. Ama sadece bize değil arkasından gelenlere de yapılabileceğini gösterdi.
İlginçtir PKK’nın ilk eylemi olan 1984 Şemdinli baskınına katılan bir PKK’lıyı daha sonra yakalayıp sorgulayan bir asker büyüğümden dinlemiştim ve beni çok etkilemişti. Şöyle diyormuş o PKK’lı:
‘Aslında saldırıdan önce çok karasız ve heyecanlıydık. Korkuyorduk da. Çünkü ilk kez saldıracaktık. Şemdinli’ye saldırdıktan hemen ilçeyi terk ettik çünkü askerin bizi takip edip öldüreceğini düşünüyorduk. Ama ilçeden takip eden olmadı. Sonra Irak’a dönmeye çalışırken gene korkuyorduk. Diğer ilçelerden takviye askerler gelir diye korktuk. Ama gelen olmadı. Irak sınırına yakın yerde mola verdik Bu sefer uçaklar gelir bombalar diye düşündük. Uçaklar da gelmedi. Sonra Irak’taki kampa geçtik. O gece yattığımda hala T.C. devletinin askeri polisi gelir bizi bulur ve öldürür diye korkuyordum. Ama ertesi gün sabah daha önce yapılmamışı yapmış, özgüveni tam bir savaşçı olarak uyandık. İlk kez yapmıştık ve devlet tepki verememişti. O zaman anladık ki aslında devlet bize anlatılan kadar da güçlü değilmiş.’
Bakın yukarıdaki ifadelerde daha önce hiç yapılmayanı ilk kez yapma, ilk önce bir süre başarılı olduğuna inanamama, bir süre sonra da başarılı olduğu gerçeğini giderek içselleştirme durumu var. O nedenle bu yeni terör dalgasında devletimizin, güvenlik birimlerinin ilham kaynağı olması kesin ‘ilk kez yapılabilen’saldırılar konusunda çok dikkatli olması gerekiyor. Konu terör olunca bir eylemin hiç yapılmaması ile ilk kez yapılması arasındaki mesafe kilometreler iken, ilk kez yapılan bir eylemle ikinci aynı tip eylem arasındaki mesafe santimetrelerdir.
Şimdi Reina’daki şoka dönelim. Saldırganın mekana giriş görüntülerini izledim. Her davranışından eğitimli, profesyonel, soğukkanlı, şehirde özel operasyon teknikleri uygulayabilecek kadar mahir, hatta doğru dürüst nişan almadan kalçadan isabetli atışlar yapabilecek kadar tüfeği “kollarının kas hafızasına” yedirmiş aslında özel operasyon uzmanlığı olan bir ‘asker tipi’ seyrettim. Belli ki bu “uzmanlığa” ulaşabilmek için yüzlerce mermi yaktı, belki günlerce askeri teknik ve taktik eğitim aldı. Belki sadece eğitimle kalmadı daha önce defalarca gerçek çatışma ortamlarında bir insanı hedef bilip ateş etti. Reina’da gördüğümüz tablo hem uygulanan teknikler hem de kullanılan silah, araç gereç açısından “kriminal” olanın çok daha ötesinde bir maharet gerektiren “askeri” olana yakın şeyler. Ama ilginç olan bu “askeri” olanı yapanlar asker değil, siviller. Daha da acısı yaptıkları kişiler de asker değil, siviller. Olan sivilin sivile yaptığı şiddetin askerileşmesi.
Suriye ne yazık ki gerek etnik gerekse dini motivasyonlu genç sivillerin bu saldırıdaki gibi çok sofistike askeri yetenekler kazanmasını sağlayan bir bataklığa dönüştü. Şimdi genç sivillerin kazandığı bu yetenekleri büyük şehirlerimizde terör eylemleri olarak yaşıyoruz. Başta Amerikalılar olmak üzere Suriye’de görev yapan Özel Kuvvet mensuplarının gözlemlerini paylaştığı blog sitelerini incelediğimde bir şey dikkatimi çekiyor. ‘Öl ya da öldür’ oyununun acımasızca oynandığı Suriye’de çatışmalara aktif katılan bir genç 7-10 ay gibi kısa bir sürede atış, tahrip ve patlayıcı maddeler, El Yapımı Patlayıcı (EYP) hazırlama, şehirlerde muharebe ve küçük birlik harekatı gibi belli konularda belki de bir Özel Kuvvetçinin 5-6 senede kazanacağı askeri uzmanlığı kazanabiliyor. En güçlünün ve en çabuk adapte olanın hayatta kaldığı bu ölüm oyununda da belki de mahallenin en pısırık çocuğu 1-2 sene içinde askeri düzeyde şiddet uygulayabilecek bir ‘ölüm makinası’ haline gelebiliyor.
d. Silah, patlayıcı, EYP ve diğer malzemeler: Bu saldırı bir bıçakla veya bir tabanca ile gerçekleşse bu kadar ölümcül olmazdı. Ölümcül olması tam otomatik bir AK-47 ile gerçekleşmiş olması. Unutmayın: Suriye’de tank kullanan, roket imal edip atan, top atışı yapabilen ve tüm bu askeri sistemleri etkin şekilde kullanabilen binlerce etnik veya dini motivasyonu yüksek ‘sivil’ bir biri ile savaşıyor. Acaba bu siviller ileride ne olacak? Düzenli bir orduya mı dönüşecekler yoksa silahlarını bırakıp teskere mi alacaklar? Acaba artık en iyi bildikleri şey ‘askeri şiddet’ olan bu binlerce sivil silahlarını bıraktıktan sonra ne iş yapacak? Topluma nasıl yeniden entegre edilecekler? Bunlar çok ciddi sorular.
e. İçeriye rahat Giriş: Saldırganın yaklaşık 700 sivilin bulunduğu bir eğlence mekanına rahatlıkla girebilmesi de bizi bu kötü sonuçlu nedensel mekanizmaya götüren bir diğer bileşen. Saldırgan saldırı anından çok önce belki İstanbul’a saldırı için geldiğinde, veya hemen önce yani Reina’ya girmeden hemen önce durdurulabilse bu saldırı gene olur ama kayıp çok olmazdı. İşte burada hep tartıştığımız güvenlik ve istihbarat zafiyeti konusu devreye giriyor. Ama dikkat edin bu zafiyetler zinciri yukarıdaki 4 bileşenden sadece biri.
Şimdi soru belli: Acaba kesin sonuç yeri olan Reina’da, kesin sonuç zamanı olan yılbaşı gecesinde, dini motivasyonlu ve uyguladığı şiddet ‘askerileşmiş’ bu sivil bireyin kullandığı AK-47 Kalaşnikof’tan çıkan mermilerle insanların ölmemesi için ne yapmalıydık? Aslında cevap basit: Yukarıdaki 4 bileşenden biri eksik olsa bu saldırı gerçekleşmezdi. Hemen aklınıza gelen soruyu duyar gibiyim ‘PEKİ NASIL?’
Ne yazık ki sizi üzmek istemem ama bu soru hepimizin hep beraber sadece 2017’de değil, belki de yıllarca cevabını arayacağımız soru olacak. En azından bu soruyu en erken soranlardan biri olma ayrıcalığı ile herkesi ‘Nasıl?’ sorusuna kafa yormaya devam ediyorum. Çünkü hep tekrarladığım gibi bu sadece güvenlik sağlayan askerin veya polisin, istihbaratı veren istihbaratçının değil, devleti ile, milleti ile, muhafazakarı ile laik bireyi ile, iktidarı ile muhalefeti ile, Şu’cusuyla ve Bu’cusuyla geminin içindeki HEPİMİZİN yani Türkiye’nin kafa yorması gereken bir soru.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları


































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
23.09.2021
9.09.2021
11.08.2021
5.04.2021
2.01.2021
16.03.2020
23.11.2019
31.08.2017
12.08.2017