Oya BAYDAR
Van depreminin enkazından söz etmiyorum; hayır... Yüzlerce insanımıza mezar olan, birlerce insanımızı bu kış kıyamette damsız, odsuz, ocaksız, işsiz, aşsız bırakan, bu ülkede hâlâ insan kalabilmiş olanları acı ve ıstıraba boğan felaketin yarattığı enkaz bir süre sonra kaldırılır; yıkılan binaların yerine yenileri yükselir, ölülerin yerini yeni doğanlar alır; geride kayıplardan, acılardan süzülmüş ince derin bir keder kalır. Sonra zaman denilen unutma canavarı acıları soğutur, kederi kemirir; hayat eskisi gibi akar gider.
Sadece deprem felaketine uğrayan bölgenin, sadece Van çevresindeki insanlarımızın değil bütün Türkiye’nin, 74 milyonun, senin, benim, hepimizin altında ezildiğimiz onarılamaz, temizlenemez, kaldırılamaz bir enkazdan söz ediyorum: İnsanlığın ta “on emir”den, kadim çağlardan beri korumaya, ulaşmaya çalıştığı en temel değerlerinin, ahlakın, vicdanın, canlıya saygının, yaşamayı ve yaşatmayı görev bilmenin, siyasetin, dinin, inancın, iyiliğin, sevginin, yüreklerin ve akılların, üç kağıtçı katil müteahhitlerin inşaatları gibi un ufak olup çökmesinin ardından bu ülkeyi bütünüyle kaplayan enkazdır altında kaldığımız.
Acıtıcı Gerçeği Görelim
Felaket haberi telefonlara, ekranlara, rotatiflere yansıdığı andan itibaren pişirilip kotarılmış bir hayal aleminde, bir kendini kandırma denizinin içinde bulduk kendimizi. Siyasilerin, sorumluların, görevlilerin, devlet yetkililerinin, yerel yöneticilerin durumu kendi işlerine yarayacak biçimde görüp göstermelerine, kendilerinin de inandıkları veya inanmak istedikleri siyasi yalanlara alışığız. Vahim olan: içimizi serinletmek, kimi zaman kendi suçumuzu günahımızı, kimi zaman mensup olduğumuz siyasetin, inancın, cemaatin suçunu günahını ört bas etmek için ürettiğimiz veya inandığımız beyaz yalanlardı. Vahim olan: o acıtıcı çıplak gerçeği görmezden gelmemizdi. Üstelik bunu bütün safiyetimiz, bütün iyi niyetimizle yapıyorduk. Bir değil birden fazla ve her biri 9 şiddetinde afetler üretebilecek toplumsal fay hatlarıyla bölünmüş ülkemizin, Van depremiyle büyük bir kardeşlik ve birlik havasına girdiğine inandırılmak isteniyorduk. Böyle olmasını istediğimiz için de inanmaya yatkındık. Medya, Van depremzedelerine yardım için çırpınanların fedakârlıklarını anlata anlata bitiremedi. Patrondan işçiye, öğretmenden öğrenciye, yoksuldan zengine, anlı şanlı TV’lerden rock’cılara, sanatçılara, bizler Batı’nın beyaz Türkleri, bir televizyon sunucusunun deyimiyle “Deprem her ne kadar Van’da da olmuş olsa” “oradaki” ötekilerin yardımına koşmak için birbirimizle yarıştık. Siyasiler bölgeye üşüşüp devletin kurumları seferber olurken, ekranlarının karşısında kendimizden ve devletimizden pek memnun kaldık. Eh işte alicenaplık bu kadar olurdu. PKK’nin destekçisi “oradakiler” hak etmiyorlarsa da, işte necip Türk milleti yüceliğini dosta düşmana göstermişti!
Sakın yanlış anlaşılmasın; sivil toplumun vicdani uyanışını ve insani dayanışmasını asla küçümsemiyorum. Olsa olsa bu vicdan kurtaracak bizi diyorum. Ama bildiğimiz halde dile getirilmesinden hoşlanmadığımız acı bir gerçeği de hatırlatmak istiyorum. Ekranlarda seyrettiğimiz, içlerinden olduğumuz için yakından bildiğimiz o sivil toplum, kimi zaman gözyaşlarıyla izlediğimiz o vicdan hareketi, o insanlar, hepimiz, 74 milyonun içinde azınlığız. Bunu söylediğimde itiraz eden, kötümserliğimi yenmeme yardımcı olup beni hizaya getiren arkadaşlarıma sormak istiyorum: Çoğumuz kolilerimizi yardım malzemesiyle doldurup paketlerimizi gönderdikten sonra bu ülkede sürmekte olan savaş konusunda, Kürt sorunu konusunda neler konuştuk, hangi duygulara kapıldık? Hadi açık sözlü olalım: “Ah, yardım ettim ama içim rahat değil, o yardımlar PKK’ye gidecek diye korkuyorum”, ya da “Kürtler de bu yardımları görüp artık düşmanlıktan vazgeçsinler”, ya da “İşte biz kardeşliğimizi gösterdik, artık onlar da nankörlük etmesinler” benzeri cümleleri ben çok duydum, okudum, siz duymadınız mı hiç?
“Derem Allahın Kürtlere cezası”, “Devletin polisine taş, askerine mermi atarsanız taşın altında kalırsınız işte”, “Tek kuruş yardım yok, her kuruş teröristlere mermi olarak gidecek” türünden binlercesi, onbinlercesi sokakta, dolmuşta, otobüste ve de sosyal medya denilen kirletilmiş ortamda dolaşıp duran “yüksek fikirler”i söz konusu bile etmiyorum. TV programcısı bir kadıncağızı, milyonların havasını ekrana yansıttığı için günah keçisi yapıldı. O hedef alınarak vicdanlar aklandı, günahlar yıkandı. Sonra ne oldu? O TV figürünün programı, bilmem kaç kanalın ortak yayınla yardım topladığı saatlerde reytingte hepsini geçti. Sonra ne oldu? Hemen ertesi gün, bu ülkenin Başbakanı, bu türden söylemleri kınarmış gibi yaparken, kelimesi kelimesine TV programcısı kadının sözlerini tekrarladı. Kürt siyasi hareketini, BDP’li yerel yönetimi tamamen aynı mantık ve aynı sözlerle yerdi: Polise taş atanlar bugün neredeler, diye gürledi. Neredeler diye sordukları ya enkazın altında, ya mezardaydılar, ya da yardımları PKK’lilere aktarırlar kaygısıyla, güvensizlik duygusuyla koordinasyon birimlerinden uzak tutuluyor, işin içine katılmıyorlardı. Onlar da bu güvensizliğin farkında olduklarından hevesli değillerdi ortak çalışmaya. Bu konudaki fay hattı öylesine derindi ki, depremzede bir köylü “Türkiye’den gelen yardımlardan” söz ediyordu. Bir başkası “Biz Kürdüz diye çadır verilmedi” diyordu. Belki gerçek bu değildi ama toplumun damarlarına işlemiş ötekilik duygusu böyle hissetmesine neden oluyordu.
Bu Enkazı Nasıl Kaldıracağız?
Sözü uzatmadan, söylemek istediğim şu: Türkiye’nin önünü tıkayan ve sürekli toplumsal deprem üreten Kürt sorunu sürüp giden savaşla her an biraz daha vahim ve çözülmez aşamaya geliyor. Deprem felaketi kardeşliğimizi hatırlattı gibi tesellilerle oyalanmak kendi kendini kandırmaktan ibaret kalıyor. Yıllardır, on yıllardır muktedirler bu topraklar üzerindeki toplumsal fay hatlarını kendi ideolojik-siyasal iktidarlarını pekiştirmek için bilinçli, planlı şekilde derinleştirdiler. Halkımızın çok büyük çoğunluğu, ötekileştirici ve tahripkâr nefret söyleminin kurbanı oldu. Beni kötümserlikle suçlamadan önce yakın çevrenize bir kulak verin, nefret söyleminin çeşitli tonlarda ne kadar yaygın olduğunu, hiç ummadığınız kişilerden bile kaynaklanabileceğini göreceksiniz. Böyle olmasaydı; milliyetçi, ırkçı, şoven ayrımcılık, din ve mezhep ayrımcılığı, cinsiyet ve de cinsel tercih ayrımcılığı siyasal ideolojik kamplaşmalarla böylesine derinleştirilmeseydi bugün ülkemiz ve halkımız çok farklı yerlerde olurdu.
Depremlerin enkazından çok daha ağır bir enkazın altındayız. Sürüp giden savaş ortamı, altında kaldığımız enkazı her gün, her an biraz daha büyütüyor, ağırlaştırıyor. Depremin ilk günü bile operasyonları durdurmayan, Başbakanın ve en yetkili hükümet üyelerinin ağzından ayrımcılığı sürdüren Türk devleti bir yandan, artık “savunma” kılıfına sokulamayacak, sivillere uzanan şuursuz ve hedefsiz saldırılarla her gün can almaya devam eden, ölmeyi öldürmeyi mücadele yöntemi sanan Kürt silahlı hareketi öte yandan, depremden çok daha büyük ve onarılmaz bir enkazı birlikte yığıyorlar üstümüze. Artık nefes alamaz, sağlıklı düşünemez ve yaşayamaz hale geliyoruz. Otuz yıldır her iki tarafa da ölümden, acıdan, kandan başka hiçbir şey sağlamamış ve sağlamayacak olan bu savaşı durdurmanın, hiç değilse enkazın daha fazla yığılmasını engellemenin bir yolu var oysa: İktidar hırsından, kof gururdan, intikam duygusundan, zafer tutkusundan kurtulma cesaretini gösterip barışın mimarı olmak... Öyle kolay ki aslında. Ey savaş ve intikam nutukları atan muktedirler! Ey her ağızlarını açtıklarında birbirlerine saldırmaktan başka söz, yapıcı bir diyalog, uzlaşmacı bir cümle bilmeyen siyasiler! Ey Türk ve Kürt asker/sivil komutanlar! Ve ey halkın oylarının yüzde ellisiyle iktidar olup da gururdan çatlamasına ramak kalmış Başbakan!...Bir sözünüz yeter. Basit bir söz, ilk adımda teferruata gerek duymayan yalın bir söz: “Savaşı durduruyoruz.” Hele bu söz bir söylensin, hele biri bu söze cesaret etsin, sonrası gelir, ardı doldurulur.
Bu sözü ilk söyleyen tarihin gerçek kahramanı olacaktır, çünkü 21. yüzyılda kahramanlık payesi artık ölmek ve öldürmekle değil yaşamı ve insanı sakınmakla kazanılıyor. Bunu bir kavrasanız, barışa cesaret edebilseniz yüreklerine, kafalarına düşmanlık tohumları ektiğiniz insanlar da bu kötü tohumlardan kurtulacak. Türkü ile, Kürdü ile barış istiyor bu ülke. Savaşın bitmesini, Kürt ya da Türk, çocuklarının ölmemesini, birbirlerini öldürmemesini istiyor. Bu isteği daha yüksek sesle ve daha kitlesel dile getiremiyorlarsa, deprem felaketinde bile birbirlerini ötekileştirip nefret söylemi geliştirebiliyorlarsa, bunda kendi payınızı, kendi sorumluluğunuzu bir düşünün.
Yoksa....Yoksa 9 şiddetinde toplumsal deprem çok yaklaştı. Yaşamakta olduklarımız sadece öncü sarsıntılar. Bir süre sonra enkazın altında hepimiz boğulacağız. Her biri birer gerçek kahraman olan kurtarma ekipleri de artık işe yaramayacak. Savaşı bitirmeye cesaret edin, barışa cesaret edin. Barış dudaklarınızın, parmaklarınızın ucunda. Sorumluluğunuzun farkında değil misiniz yoksa?
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları







































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.05.2024
14.05.2024
3.05.2024
3.05.2024
22.04.2024
16.04.2024
3.04.2024
29.03.2024
22.03.2024
7.03.2024