Ümit KIVANÇ
Memleketimizin muhalif kesimlerinde pek tutulan bir oyun var: Başta mevcut iktidarın lideri Tayyip Erdoğan, AKP’liler, Devlet Bahçeli, MHP’liler, iktidarı temsilen kim söylüyor ve eyliyorsa onları, laflarını yutmakla, tükürdüklerini yalamakla, dün doğru dediğine bugün eğri demekle vesaire suçlamak. Sanırım bundan özel keyif alınıyor; öyle olmasa bunca insan bu işin büyüsüne kapılmaz.
Peki bu oyun ne amaçla oynanıyor? İktidarın ve özellikle liderinin fena huylarını teşhir ederek onları gözden düşürmek için olsa gerek. Kimin gözünden düşürülecekler? “Kuruluş felsefesi”, yerli-millî gelenek-görenek ve cebir ile şiddetin örttüğü muazzam itinayla oluşturulmuş ideoloji ve onun yuttuğu kültür yetmezse diye Millî Eğitim aracılığıyla özel olarak geliştirilen birörnek kafa yapımız ve ahlâkımızın tanımadığı, bilmediği “tutarlılık” kavramına büyük önem verdiği varsayılan kitlelerin. Üstelik bunlar şu ana kadar Erdoğan’a, Bahçeli’ye, bilumum karanlık işlerle meşgûl devlet birimlerine hayranlıkla karışık bağlılık besleyen kitleler. Bu kalabalıklar, dün katil denen Sisi’yle muhabbete dönüldü diye AKP’den yüz çevirecek, dün demediğini bırakmadığı AKP’nin etrafına bir sağ kitle partisinin asla üretemeyeceği sertlikte savunma duvarı çeken Bahçeli’den soğuyacaklar, tapındıkları devlet birimlerinin “dört adam yollayıp sekiz füze attırma” dümenlerine kalkıştığını öğrenince hayal kırıklığına uğrayıp tövbe ederek dürüstlük yoluna dönecekler, filan… Felan demek çok içimden geldi, diyebilir miyim? Felan…
Medyascope’un “Adını Koyalım” programında, Erdoğan’a yönelik “tutarsızlık” eleştirileri hakkında söylenenler aslında bu yazıyı yazmamı gereksiz kıldı. Fakat niyetlenmiştim bir defa. Programın bu bölümünü izlemenizi, özellikle Ayşe Çavdar ve Kemal Can’ın sözlerine kulak vermenizi öneririm. Meslektaşlarımı dinlemek düşünebildiklerime daha bir güvenmemi sağladı.
Bahçeli’yi, Teşkilatı Mahsusa’yı kenara koyalım. Erdoğan gibi kitlesel etki ve siyasî hegemonya kurma kapasitesine sahip lider olmaksızın bu sonuncusunun öngördüğü iç ve dış devlet politikalarına toplumsal rıza sağlama imkânı yok. Bu ülkenin düzeni böyle. Mustafa Kemal ve Silah Arkadaşları varken tek elden sorunsuz yürütülebilen, Millî Şef zamanında dingildese de sürdürülebilen “Millî Güç” (ülkenin bütün kaynaklarının ve faaliyet alanlarının devlete ait sayılması, hepsinin ‘devlet’ denetiminde toplanması, tek merkezden şekillendirilmesi) düzeni, çok-partili hayata geçişle birlikte böyle bir “demokratik” özellik kazandı: Seçimle gelen, siyaset-dışı bırakılacağı hususunda önceden anlaşılmış alanlar hariç, paraydı, puldu, ihaleydi vs. konularında gönlünce at oynatabilir, beri tarafın işi sayılan mevzularda önceden çizilmiş sınırları ihlal edemez, ancak resmî tavrın topluma belletilmesi, benimsetilmesi hususunda bu işlere karışırdı. Çekirdek iktidar odağının kuytuya çekilmesi, ancak kuytuya çekilmiş bir odağa göre yine de fazla, aşırı sayılacak ölçüde, her fırsatta -cinayetler, katliamlar, pogromlar, darbeler ve kanlı-kansız bin türlü tertiple- oradan başını -ve kılıcını- uzatması, bazen sırf kimin esas söz sahibi olduğunu hatırlatmak için siyasetçileri hırpalaması, gerçeğimizdir, eyvallah. Ancak neyi seçip neyi seçemeyeceği öğretilmiş olsa da seçime alıştırılmış bir toplumla uğraşsın diye kürsüye getirilecek popüler politikacıya duyulan ihtiyaç da onlarca yıldır böyle. O da gerçeğimiz.
Bahçeli ve MHP’ye gelince. Devletin toplum içindeki kolu ve gereğinde harekete geçirilecek paramiliter gücün “barış zamanındaki” barınma mekânı sayabileceğimiz bu müessese esasen sözcülük yapar, verilen görevleri yerine getirir. Toplumun bir kısmının sahiden faşist olması ve bu partiye sahiden teveccüh göstermesi durumu değiştirmiyor. Görüyoruz ki, en sakilinden üç-beş ırkçı motifle ortaya atlayan birileri şıp diye “varsayılan” siyasetçilerden biri haline gelebiliyor.
Türkiye’deki devlet-toplum ilişkisi, devlet açısından bakıldığında -başka açıdan bakabilir miyiz ki zaten?- hep güçlü sivil siyasetçi lidere ihtiyaç duyar. Ve demokrasi tramvayından inmiş, kendisine oy vermesini asla beklemediği nüfus kesimini gözden çıkarmış Tayyip Erdoğan, kırk yıl arasalar bulamayacakları kadar ideal biri, bu konum için. O konuma gelen her siyasetçinin ortama kendi rengini vermesi de durumu değiştirmiyor.
Arzuladıkları güncel varoluş tarzı ve ortam Erdoğan’ın liderliğiyle kaim bulunan odakların gözünde “tutarsızlık” gibi bir eleştiri motifinin delik market poşeti kadar dahi kıymetinin olamayacağı sanırım âşikâr. O halde “tutarsızlık” eleştirilerinin iktidar yapısı içerisinde en ufak sorun yaratmayacağını rahatça ileri sürebiliriz. Net’çe itibarıyla biz hür fikirden, hür vicdandan söz edip gururlanan, fikir ve vicdanların hoşumuza gitmeyen hürriyet girişimleri karşısında ise elimize baltayı bıçağı, tabancayı tüfeği alıp girişen, bu nevi hürriyetin zerresinden bîhaber insanlarız. Üniversitemiz bile böyleyken devletin dehlizlerinde iş tutanlarımız başka türlü mü olacaktı?
Yani liderin “tutarsızlığı” sergilendiğinde devlet katında bundan rahatsızlık duyacak kimse yok.
Ya kitleler? Lidere devlet katındaki vazgeçilmezliğini sağlayan kalabalıklar? Onlar liderlerinin dün başka bugün başka türlü davrandığını, söylediklerini inkâr ettiğini, başka liderlere, devlet başkanlarına yönelik suçlamalarının yerine dostluk mesajları ve övgüleri koyduğunu gördüklerinde nasıl tepki gösterirler?
Cevabı burada biz vermeyelim, muhalefet siyasetçilerinin ve sevilen tâbirle “kanaat önderleri”nin -allahım, neyin kanaati, neyin önderliğidir bu!..- verdiği cevabı öğrenmeye, yani tutarsızlık eleştirilerinden ne umduklarını anlamaya çalışalım. Birisinin tutarsızlığını, eğer işin içine ahlâkın, onurun, mertliğin-nâmertliğin vs. karıştırıldığı hadiselerden sözediyorsak hattâ, ilkesizliğini göstermekteki amaç nedir? Onun güvenilmezliğini, kaypaklığını, dönekliğini vs. teşhir etmek mi? Ve herhalde böylece ona daha önce güvenmiş olanların ondan uzaklaşması, eleştiricilere yaklaşması bekleniyordur.
Peki biz şimdiye kadar ilkesiz, tutarsız davrandı diye bir popüler siyasetçiden kalabalıkların yüz çevirdiğini gördük mü? Görmediysek acaba niye görmedik? Sakın ilkeydi, tutarlılıktı, bunların bizim kültürümüzdeki yerinin yırtık market poşeti kadar oluşundan olmasın? Bizde lider, çevresini besleyen, ona çıkar sağlayan, onu başkalarından üstün kılan, ona ezebileceği birilerini sunan, “ötekiler”e göz açtırmayan, onları bastıran, susturan, ellerindekini bize aktaran vs. biridir. Bütün bir “yönetme” kültürümüz, bütün bunların billurlaştığı bir seferîlik, hak tanımazlık, eşitsizlik, adaletsizlik ve gündelik hayat düzleminde iflah olmaz nalıncı keserliği sûretinde vücut bulur. Nalıncı keserliği hukuk anlayışımızın da merkezî kavramı.
Kalabalıklar, onları “öteki”lere göre nasıl ayrıcalıklı kılacağına, ayrıca bunu sırf vaat düzeyinde bırakıp bırakmayacağına, “öteki”ni tasfiye -değersizleştirme, iktidarsızlaştırma, maddî-manevî yoksunlaştırma- işine gücünün yetip yetmeyeceğine bakarak, otoriter, hukuksuz, faşizan yönetimleri destekler ya da desteklemezler. Her türlü tutarlılık ihtiyacından, baskısından kurtulmaksızın bu tür yönetimleri desteklemek, haysiyeti bütünüyle hurdaya çıkmış istisnalar dışında, hiçbir birey için kolay değil.
Suriye’deki Kürtler yerlerinden sürüldüğünde, eline silah almış olsun olmasın, onca insanın tepesine bomba yağdırıldığında, en ufak tereddüt belirtisi dahi göstermeksizin bütün muhalefetin kamuflaj giysilerine bürünüp tanklara doluşması Türkiye’nin düzeni açısından ölçü vericidir. TC sınırları içinde siyaset denen faaliyetin gerçekte devleti yönetmenin hayli uzağında oynanan oyun olduğunu gösterir. Dolayısıyla muhalif siyasetin neye, nelere muhalif olabildiği, alışık olmadığımız şekilde, açıkça, dürüstçe ortaya konmalı; adalet, hukuk, demokrasi ve, evet, haysiyet gibi şeylere sahiden sahip olmak istiyorsak. Muhalif siyasetin siyaset dışı saydığı alanlar esas siyasetin ta kendisi. Kalk borusuyla esas duruşa geçenlerin yapacağı iş değil. Nitekim tam da bu yüzden, siyaset yapılıyor görüntüsüne duyulan ihtiyaçtan, çakıltaşını bile yerinden oynatamayacağı biline biline tutarsızlık eleştirilerine dört elle sarılıyorlar.
Tutarsızlık eleştirisi oyununun bir özelliği daha var: Mevzunun aslını “dün dündü, bugün bugündür” diye takılan siyasetçinin dönekliğine, şusuna busuna yönelen dikkatlerden kaçırmak. Peki, adam dün şöyle yapıyordu, bugün aksini eyliyor; hangisi iyi? Hangisi doğru? “Dün teröristle masaya oturuyordun, şimdi bomba atıyorsun!” dendiğinde eleştirilen şey nedir? İçerikten bağımsız olarak, dünkünün aksinin yapılması mı? Yoksa dün niye bomba atılmadığı mı sorgulanıyor? Biliyoruz ki böyle. Muhalefetin hemen bütün tutarsızlık eleştirilerinde ortak yön bu: çelişen iki tavır arasında görece iyi, mâkûl, barışçı, demokratik olanın teşhir makinesinde kıyılması. Tesadüf müdür? Yoksa muhalefetin ilk toplan düdüğünde hizaya girivermesiyle mi alâkalıdır?
Tutarsızlık eleştirisi oyunu, kötü bir kandırmaca, böyle olmadığı hallerde aptalca kendini tatmin eğlencesi, her hâlükârda boş iş.
Meselenin siyaset sınırlarından taşan, çok daha geniş boyutlarına işaret etmemiş olmayayım, şu tek cümleyi sona ekleyeyim: Birbirinin gözünü oymaya hazır bulunanlar dahil istisnasız bütün kesimlerin birlikte besleyip büyüttüğü nalıncı keseri zihniyeti ortamımıza egemen olmasaydı tutarsızlık eleştirisinin anlamı olabilirdi.
Yazarlar
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları





















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024