Ümit KIVANÇ
Önce haber kuruluşları ardarda duyurmaya başladılar:
“Kilis’e yine roketler düştü”
“Kilis’e üç roket düştü”
“Kilis’e düşen dört roket korku yarattı”
Sonra yerel kaynaklardan ayrıntılar gelmeye başladı:
“Roketler düştü, üç yaralı var”
“Düşen roketler sonucu yaralananların sayısı on iki”
Aldı beni bir düşünce: Nereden düşüyordu bu roketler? Nereden nereye giderken tam Kilis’in üzerinde birden düşecekleri tutuyordu? “Düştüklerine” göre, oraya “atılmış” olamazlardı.
Âdetâ utangaçça biryerlere sıkıştırılan “Suriye’den atılan” ibaresi gözünüzden kaçarsa, roketlerin öyle birden gökyüzünde belirdiğini, kimbilir nereye gitmekte olduklarını, sonra da, hay aksi şeytan!, yine Kilis’e düştüklerini hayal edebilirsiniz. ABD’li başsavcının Gezi isyanında parmağının olduğuna inanmaya hazır bir toplum üç-beş roketten gönlünce takılma hakkını mı esirgeyecek?
Nisan ayı roket bakımından bereketli. 7 Nisan’da iki Katyuşa roketi üç kişiyi yaraladıktan sonra 11 Nisan akşamı aynı cinsten beş roket on iki kişiyi, 12 Nisan sabahı da iki roket, ikisi ağır sekiz kişiyi yaraladı; bunlardan biri hastanede hayatını kaybetti. Böylece Kilis’te roketlerin öldürdüğü insan sayısı beşe çıktı. Çünkü bunlar Kilis’e düşen ilk roketler değil.
8 Mart günü 14:00 sularında sekiz Katyuşa roketi Kilis’e “düştü”. İkisi Ekrem Çetin Mahallesi’ne, Vali Konağı yakınına, üçü Kazım Karabekir Mahallesi’ne, biri Turgut Özal Mahallesi’ne, ikisi de Tibilevler Mahallesi’ne “düşen” ve 54 yaşındaki Sıdıka Mavzer ile dört yaşındaki Mert Özkan’ı öldüren roketlere dair resmî görüş (valinin açıklaması) şöyleydi:
“Suriye’den geldiği tahmin edilen 4 roket mermisi Kilis şehir merkezinin muhtelif yerlerine düşmüştür.” Nisan roketlerinden sonra da valilik aynı güçlü ve pek anlamlı tahminini yineledi: “Suriye’den atıldığı tahmin edilen…”
Tayland’dan mı, Kanada’dan mı, diye düşünüyor, yok yok, Suriye’dendir, diye bilmiş bilmiş kafa sallıyor olmalılar. 12 Nisan roketlerinden sonra belediye, “Suriye tarafına bakan pencerelerin önünde durmayın!” anonsları yaptı. Onlar daha emin olmalı.
Nitekim 8 Mart roketinden sonra belediye başkanı, benden daha önce şu meşum kelimeye takılmış olmalıydı ki, şöyle konuşmuştu:
“Kilis’e roket düşmedi, Kilis'e roket atıldı!”
Başkan Hasan Kara, televizyonda, roketlerin hastane civarına atıldığına da dikkat çekerek, Kilis’in “IŞİD tarafından hedef alındığını” söylemişti.
Yalnız da değildi. AKP –evet!?— Kilis Milletvekili Hilmi Dülger, “Belediye Başkanının dediği doğrudur,” diye lafa girmiş, devamında şunları ekleyivermişti: “Karşımızda (…) IŞİD denilen, dünyanın başına bela olmuş bir terör örgütü vardır.”
Görünüşe bakılırsa, yerel düzeyde herkes her şeyi biliyor, yalnız vali bilmiyordu.
Olabilir mi? Olmaz haliyle. Bunlar Kilis’e “düşen” kaçıncı Katyuşa roketleriydi! 18 ve 23 Ocak günlerinde de roketler bir okulla bir mahalleye isabet etmiş, iki kişi ölmüş, iki kişi de yaralanmıştı.
Vali, “Bunları atan IŞİD’dir!” dememesi gerektiğini biliyordu. Madalyonun bir yüzü bu; resmî yüz.
Ve fakat neden bu roketlerin İD tarafından atıldığı bilinmesine rağmen bu mevzu, sırf vali değil herkes tarafından geçiştiriliveriyor?
Sorduğum, iktidar borazan ve megafonlarının niye Kilis’e roket düşünce öbür tarafa çevrildiğinden ibaret değil. Hiç de hükümet yanlısı sayamayacağımız haber siteleri, “roket düştü” muhabbetine cânı gönülden katılıyor. Keskin muhalif görünen kimseler “roket düşmüş” derken pek o kadar sıkıntı çekmiyorlar. Olan biten her şeye karşı kampa laf sokmak, kapak yapmak, bilvesile puan koparmak için yaklaşan en hırslı insanlar, “yaa, düşmüş” havasına giriveriyorlar. Ya da, genellikle -nihayet bu rezilliğe dayanamayan Kilis halkının 12 Nisan günü valilik önüne toplanıp protestoya başlamasını saymazsak- konu geçiştiriliveriyor.
Nedendir?
Cevabı bilmiyorum, millî değerlerimizle ilgili olduğunu hissediyorum. Tahminim, Kilis’e “düşen” roketlerin kimin tarafından neden atıldığıyla kimsenin ilgilenmemesinin gerisinde güzel olduğu kadar küstah sebeplerin gizlendiği. Siyasî olduğu kadar psikolojik. Kurnazca olduğu kadar hıyarca. Yerli ve millî değerler manzumesi manasında patolojik.
Şuradan başlayalım: Bu roketleri “İslâm Devleti” örgütü atıyor. Yani herkesin, meşrebine göre, eski adıyla “seslenmeyi” münasip bulduğu şu caniler-tecavüzcüler örgütü; IŞİD, DAİŞ veya DAEŞ.
Yaşanan olay şu: İD, Türkiye’ye roket atıyor. Atılması gereken başlık şu: “İD –veya DAİŞ-IŞİD, hangisini beğenirseniz— Kilis’e roket attı”.
Fakat biz böyle demiyoruz, “düştü” diyoruz. Niye?
Muktedirler açısından: Niye?
Halihazırda TC devleti “İslâm Devleti” örgütüyle tuhaf bir ilişki içinde. İD’in elindeki sınırboyu kendisinin yönlendirebildiği örgütlerin denetimine geçsin istiyor. Bu yüzden, çoğu yine Selefî-Cihad’çı vs. olan bu örgütlerin İD ile savaşını destekliyor. Irak’ta da arzuladığı fiilî etkinliği sağlayabilmek için İD ile savaşması gerekecek. Ufak tefek çatışıldı da. Fakat Ankara hem Suriye’de hem içeride Kürtlere ve —gerekirse her türlü muhalefete karşı— İD’den yararlanmak da istiyor. İD, Ankara veya başka birilerinin iplerini tutabileceği, kuklalığa müsait bir yapı değil. Kendi programı olan, bağımsız bir örgüt. TC ile ilişkisi, kalleşçe işbirliği, kalleşçe savaş.
İşin bir de ideolojik boyutu var. Bütün referansları İslâm olan, halifelik ilân etmiş, “İslâm Devleti” adını almış bir örgüt ile savaş halinde olunması, genel olarak İslâmcı hegemonyaya zarar verebilir. Nasıl çocukların tecavüze uğradığının ortaya çıkması, Ensar Vakfı üzerinden siyasî riziko yarattıysa, Amerikalı savcının Rıza Zarrab’a soracağı iki-üç kıl soru bile yüce Türk devlet İslâmı’na zarar verebilirse, İD’in Kilis’e roket atıyor olması da dönüp dolaşıp muktedir İslâmcıları vurabilir. Bu yüzden, mümkünse görmezden duymazdan gelmek, “biz de DAEŞ mevzilerini vurduk” teraneleriyle yasak savmak en iyisi. 12 Nisan roketlerinden sonra Başbakan Ahmet Davutoğlu yine böyle dedi, ama hiçbirinde, neresi vuruldu, ne kadar vuruldu, zayiat var mı, öğrenemedik.
Muhalifler açısından: Niye?
Muhalifler niçin açıkça, “İD Kilis’e roket attı” dememeyi tercih ediyor, buna gelelim. İşin daha çok sinir bozucu yanı bu, bana kalırsa.
Türkiye’deki ortalama laik-seküler muhalif, anlayabildiğim kadarıyla şunu istiyor:
Suudi kralı Salman, El-Kaide lideri Eymen el-Zevahiri, şubesi El-Nusra, Ahrar el-Şam, Suriye’deki kırk çeşit örgüt, Mısır Müslüman Kardeşlerinin lideri Mursi, market soyguncusundan bozma Belçikalı cihatçı, Ensar Vakfı, “İslâm Devleti” örgütü, AKP… hepsi hep birlikte hareket ediyor olsun, biri bir halt yediğinde hepsi yapmış sayılsın, hepsinden aynı anda puan indirilsin.
Çatışmaları bu sunumu bozuyor.
Maalesef ne Türkiye ne Ortadoğu siyaseti ne de genel olarak hayat “paket” tarzıyla yürümüyor. Evet, AKP İD ile işbirliği yaptı, yapıyor, yine yapar. Öbür yandan İD’in elindeki sınır boyu topraklarını, köylerini, kasabalarını alsınlar diye başka silahlı muhalif örgütleri besliyor. Sultan Murat Tugayları gibi bazı örgütlerin komutasının doğrudan Ankara’da olduğu ileri sürülüyor. Rusya daha iki gün önce Türkiye’yi –bir defa daha— El-Nusra’ya (yani El-Kaide’ye) “silah ve eleman” temin etmekle suçladı. Ahrar –ki yine Şeriat düzeni kurmak isteyen Selefî Suriyeli örgütlerin en güçlüsü— uzun zamandır Türkiye’nin ilişkide olduğu bir grup. Musul Başkonsolosluğu rehine değiştokuşunda belirleyici rol oynayan Tevhid Tugayı Ankara’nın nesi oluyor, belli değil. Türkiye’deki bir “operasyon odası”ndan Suriye’deki bir dizi askerî harekâta kumanda edildi, ediliyor. Bu harekâtlar birden fazla örgütü kapsıyor. İdlib’i ele geçiren Cihad’çı ağırlıklı koalisyonun (Fetih Ordusu), sadece silahlanması ve donatılmasında ve hareketlerine yardımcı olunmasında değil, kuruluşunda dahi Ankara’nın rolü olduğu biliniyor.
Ve Ankara ile ilişkileri seviyeli arkadaşlığın çok ötesindeki bu örgütler birçok yerde İD ile savaşıyor.
Roketler ne zamanlar düşüyor?
8 Mart’taki “roket düşmesi” hadisesinde, ABD’nin havadan Türkiye’nin toplarla karadan desteklediği “muhalif” silahlı gruplar, İD’in elindeki bazı köyleri ele geçirmişti. Kilis’e atılan roketler buna karşılıktı, saldırının çapına bakılırsa, herhalde daha çok mesajdı.
Kilis’ten 10 kilometre ötede, Azez’de, Özgür Suriye Ordusu’nun Türkiye desteğindeki kuvvetleri vardı. 10 kilometre kadar doğuda (Kilis’in de yaklaşık 15 kilometre güneydoğusunda) İD’in bölgesi başlıyordu. İD’in tuttuğu bölge ile Türkiye sınırı arasına ÖSO uzanmaya çalışıyordu ve birçok köyü ele geçirmişti.
Birkaç gün önce de benzer bir gelişme görüldü. Hattâ daha fazlası. Türkiye desteğindeki ÖSO sınır boyunca ilerledi, yine birçok köy ve kasabayı aldı. Dolayısıyla, hep beraber söylüyoruz, ne oldu: Kilis’e yine roketler “düştü”!
Ancak bu defa “düşme” hadisesinin anlamı mesajın ötesine geçti. Zira İD aynı zamanda son birkaç günde kaybettiğinin neredeyse hepsini geri aldı. İD’den kurtulmuşken yeniden el değiştiren yerlere dair şu listeyi toparlayabildim (Arapça yer isimlerinin Türkçe yazılışlarındaki yanlışlarım için peşinen özür dilerim): El-Rey, Til Sefir, Kentere, Karagöz, Kesecik, Tet Hamas, Şeyh Rih, el-Bal, Tet Hims, Kerdiş, Til Battal, Kızıl Mezra, Til el-Hüseyin.
Buraları geri alırken de İD birkaç Katyuşa matyuşa sallayıvermiş. Münasebetsiz roketler tam Kilis üstündeyken koyvermişler kendilerini.
Hakikatle yerli ve millî ilişkimiz çarpık. Bu keşke âleminde akla yer bulunmayan muktedirlere özgü olsaydı…
Bu yazı P24 Bağımsız Gazetecilik Platformu'nda yayımlanmıştır.
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Vatandaş olamama yangını
31.01.2025 - Öcalan’ın mesajı ve 'bişey çıkmaz' tavrı
30.12.2024 - Faşist enternasyonal yolunda Elon Musk...
24.12.2024 - El Kaide, DAİŞ, Nusra, HTŞ… /2
15.12.2024 - Yine mi “82 Halep” meselesi?
1.12.2024 - ABD seçiminden siyaset tüyoları
15.11.2024 - Sinvar’ın sopası, faşistlerin kibiri
21.10.2024 - Be hey melunlar!
7.10.2024 - Kirli işler dünyasına açılan ufak pencere
22.09.2024 - …ortaya atılan iddialar hk.
5.07.2024
Yazarlar
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları




















































































































Hrac Madooglu
Azinlik vatandaslari ayni tornadan cikmis gibi genellemeler yaparak elestirmek entelektuel bir yaklasim degil. Bu arada Mahcupyanin elestiriye tahammulu olmadigini da gorduk. Hem genellemeler yaparak bir grup insani elestireceksin, hem de karsi elestiri oldugu zaman "palyacolar" diye hakaret edeceksin. Hem Aksam gazetesi gibi bir propaganda organinda kose yazarligi yapacaksin, hem de insanlari Sozcu gazetesi okuyorlar diye asagilayacaksin. Mahcupyan yetenekleri olan bir insan elbette ama kusurlari da giderek goze batmaya basladi son zamanlarda. Ozellikle kibir konusunda herkese fark attigini da gorduk.