Ümit KIVANÇ
Sözkonusu duygunun Türkiye’de bugünkü iktidarın sürebilmesinin kaynaklarından biri oluşu, ruhun bu kadar engin zamana yayılmış bu kadar derin karanlığını besleyebilmesinin yanında neredeyse bir hiç. Ama işte, o da bizim hayatımızı karartmaya yetiyor. İnanan insanların dünyevî varlıklarını zulmedebilmekten alınan şehevî tat uğruna kurban edişlerini nasıl izah edebilecekleri sorusuyla uğraşmıyoruz artık.
Habil ile Kabil’in acılı ve kanlı macerası, herhalde insanlık tarihi boyunca en çok tekrarlanmış, ibret ve feyz alınsın diye en çok uğraşılmış, bir o tarafından bir bu tarafından kurcalanmış, tabaka tabaka ayrıştırıla ayrıştırıla en çok incelenmiş hikâyedir. Başka pek çok ihtimal dururken, sevgisizlik, kıskançlık, acımasızlıkla örülü bu “ilk cinayet” hikâyesinin neden insanlığın “asal” anlatılarından sayıldığı, bu halin niye yadırganmadığı hem bireysel hem toplumsal kavram olarak “insanlık” bakımından ziyadesiyle açıklayıcı olmalı. Haydi bir defa yayıldı, niye reddedilmedi, niye ancak kuytuda fısıldaşarak kulaktan kulağa aktarılan yasak öykü haline gelmedi? Karanlıkta kalması, dile getirilmemesi için neden Engizisyon’un yağlı çarkları dönmedi, paslı demirleri ateşte kızdırılmadı, Arap kılıçları çekilmedi? Aksine, cennetin rengârenk çiçeklerinden bir bahsedildiyse bu cinayet yüz defa konu edildi. Niye?
Nâçizâne, diş, mide, kol, bacak, damar sinirden fazla olarak, kendisini ve etrafını bazen âbâd, çoğu zaman tahrip etmesine imkân veren, kiminin bilinç, kiminin maneviyat diye adlandırmayı tercih edeceği o şeye sahip varlığı, insanı anlama gayretinin hazırlık sınıfına buradan girilebileceğini sanıyorum.
Hikâyenin elbette çeşitli versiyonları var. Şimdilik yalnız İslâmî çeşitlemeleri dikkate alsak bile, ayrıntı zenginliğinden geçilmiyor. Bazı dinî kaynaklar işin bir yanını, bazıları ötekini öne çıkarıyor; bazı ayrıntılar kimisinde var kimisinde yok. Hadiseyi “İslâm[‘ın] ilk günden itibaren her türlü terör ve anarşizme karşı tavır almış” olmasından başlatanları şimdilik izninizle bir kenara koyuyorum. Yapılan yorumlar, çıkarılan hisseler, elbette çeşitli. Lâkin ana hatlarıyla hikâye belli: Çiftçilik yapan ilk çocuk Kabil, çobanlık eden ikinci çocuk Habil’i öldürür. Sebep hırs -hattâ ihtiras- ve kıskançlıktır. “Allah böyle münasip görmüş”ü aklını çalıştırmama bahanesi haline getirmiş zihin tembelleri üzerinde durmasa da, cinayete yol açan güdüler ve -madem dinî anlatı- her şeyden önce ilâhî iradenin niye iki kardeş arasındaki ilişkiyi böyle bir kanlı sonuca vardırdığı ve daha da öncelikli olarak, bizim neden bunu mâkûl bulduğumuz, ulaşılacak yargıları sükûnetle karşılamaya hazır bulunmaya çalışılarak araştırılması gereken çetrefil sorunlar. Diyorum, nâçizâne, burada insanın kendini kavramasını sağlayabilecek hayatî unsurlar var. Ölümcül de diyebiliriz, ikisini aynı yerde kullanabilmenin de ayrıca açıklayıcı oluşu karşısında hayranlık ve hayrete kapılarak.
Düşünün, benimseyip kuşaktan kuşağa aktardığımız anlatıyla, kıskanç katilin soyundan geldiğimiz şüphesini sürekli canlı tutuyoruz.
“Dedeme katil diyemezsin” işini olmadık yerlere vardıran kimileri, bu tatsız meseleyi halledebilmek için “Kabil’in zürriyeti”nin Nuh Tufanı’nda boğulduğu gibi formüller bulmuşlar. Elbette sonradan bulunmuş her formül gibi bunu da “peygamber söylemişti”ye dayandırmayı ihmal etmeden.
Kimileriyse, katilin torunluğundan kurtulayım derken katmerli meselelere yolaçmış: “Kabil’in oğullarından Kabil’e rastlayıp da, onu, taşa tutmayan bir kimse yoktu. Kabil’in âmâ olan oğlu, bir gün, Kabil’in yanına kendi oğlu ile birlikte gelip oğlu: ‘İşte, bu, baban Kabil!’ deyince, âmâ, hemen bir taş atarak babası Kabil’i öldürdü! Âmâ’nın oğlu: ‘Babacığım! Sen, babanı, öldürdün!’ dedi. Âmâ, hemen elini kaldırıp oğluna bir şamar indirdi. O da, öldü! Bunun üzerine, âmâ, ‘Yazıklar olsun bana! Attığım taşla babamı, öldürdüm! İndirdiğim şamarla da, oğlumu, öldürdüm!’ diyerek acındı.”
“Dedemiz katil değildi”ye inanabilmek için bulduğumuz yolların hepsinde karışıklık, tutarsızlık, pek çok şaibeye açık kapılar var. Ya da, görüldüğü gibi, başka cinayetler var. Cinayet bizi rahatsız etmiyor. Evet, kendimize “Şis Aleyhisselam”ın temiz soyunu yakıştırıp ürküntümüzü yatıştırabiliyoruz, ama pamuğu yeni atılmış yastığa gömülür gibi rahat, huzurlu bir arkaya yaslanma değil bu. Kâh Kabil’in soyundan birileri biryerlerde boy gösteriyor, kâh Şis’in sülalesinin erkekleri zina ve fuhuş âleminin cezbesine kapılıp Kabil’in torunlarının arasına karışıyor. Ortam tekin değil.
Nitekim, bizzat Kabil’in soyunun sürmesini insanın zorunlu “imtihanı”nın gereği sayan da var. “Cenabı Allah tercih imkânı vermiş” böyle düşünenlere göre. Yani artık, bunca zaman sonra, Kabil’in soyundan olmayı veya kimseye kötülük etmemeyi… değil, sadece iman etmeyi -çünkü bu devirde artık ikisi, kötülük etmemekle iman etmek, aynı şey sayılmıyor- seçebilirsin.
EŞREFİ MAHLÛKAT: BİLDİĞİN YARATIK
Kabil’e dönelim. Önce bir defa, anasının gözbebeğiyken, sevgiyi rakip gelen küçük kardeşle paylaşma sıkıntısından muzdarip oluyor. Toprağını ekip biçerken içinde eski huzur-sükûn yok, kıskançlığı ve hırsı akan terine karışıyor. Vücudunda dolanan, biriken sıvılar aşırı hararet yaratıyor. Birlikte dünyaya geldiği kızkardeşle evlenmek istiyor, oysa bu yasak. Yasa, aynı batından olmayan kızkardeşle evlenmesini buyuruyor. Üstelik, yine yasa icabı, onun istediği kızla çobanlık eden kardeşi Habil evlenecek. Ve o kız Kabil’e düşen kardeşten daha güzel! Veya bu aynı zamanda aşk ve tutku hikâyesi olarak da bir ilk. Belki eskiden işin bu kısmına dair ayrıntılar daha fazla mevzu ediliyordu; belki Kabil’in gözünü kan bürümesine yolaçan “şeytanî” güdü, tutkuydu; bilmiyorum açıkçası. Kabil geçerli yasayı kabul etmiyor, diretiyor. (Durumu “ailede huzur kalmamıştı” diye tasvir edenler var!) Kuşaktan kuşağa aktarılacak dinî hikâyeye uygun düşen yönteme başvuruluyor: Allah’a kurbanlar adayıp kiminkinin kabul edileceğine bakıyorlar. Kabil bir ekin demeti -çoğu anlatıma göre, niyeyse, entipüften bir demet-, Habil -besili!- bir hayvan koyuyor dağbaşına. Habil’inki kabul ediliyor. Aksi olsa, Kabil gösterişli bir ekin balyası, Habil cılız hayvan koysa ilâhî iradenin tercihiyle vereceği mesajın etkisi artardı, hikâye neden böyle, anlayamıyorum. Lâkin her durumda ilâhî iradenin daha munis, itaatkâr olandan yana tecelli etmesinde tuhaflık yok; kuşaktan kuşağa aktarılacak öğütler böyle imal ediliyor.
Hikâye buradan sonra, yüce irade ile kardeşlerin başka isimlerle karşımıza çıktığı, sonu cinayete değil uzlaşmaya varan Sümer ve Gılgamış Destanı versiyonlarından ayrılıp, kendi kanlı -isterseniz şöyle diyelim: insana yaraşır- yoluna sapıyor. Kabil’in öfkesi kabından taşıyor, hırsı nasıl kendi terine karıştıysa o da Habil’in kanına karışıyor. Çiftçi, çobanı öldürüyor.
Ve uzağa gidiyor. Bugün, dinî anlatıya göre Allah’ın Adem ile Havva’yı yeryüzünde buluşturduğu yerin yakınındaki kutsal şehrin hakimi olanların çoluk çocuk demeden bombaladığı yere. Adem, babası, kovuyor onu. Kardeşini öldüren oğlanın babası tarafından kovulması. Bu arada anne ne yaşıyor? İşte bereketinden yüzyıllardır faydalanılmış bir hikâye kaynağı daha. Şimdilik yanından geçmek zorundayız. Kabil’i kovarken Adem oğluna, artık hep korku içinde yaşayacağını, hiçbir zaman kendini güvende hissedemeyeceğini, esenlik duygusunun ondan ebediyen uzak kalacağını -herhalde bir yandan da beddua eder gibi- söylüyor.
Âdetâ bizi tarif ediyor. Eşrefi mahlukâtım diyerek kendinden zayıf gördüğü herkese her türlü eziyeti yapabileceğini, üstelik bundan keyif imal edebileceğini vehmeden hem zalim hem mazlum, güçlendikçe güvensizleşen, ezdikçe ürken yaratığı.
EKSİK KALAN O DUYGU
Habil-Kabil hikâyesinden bugüne uzanan ve kat ettiğimiz onca yola rağmen aslında yaratık olarak pek de gelişmemiş olduğumuzu gösteren çok şey var. Hikâyenin en önemli eksiğiyse, öldürdüğü, yani üstün geldiği, ezebildiği, yok edebildiği anda Kabil’i bir anlığına tatminin doruklarına ulaştıran duyguyu dışarıda bırakması. Oysa insanlık tarihinin azımsanmayacak kısmının bununla izah edilmesinin mümkün olduğunu, yine nâçizâne, büyük ihtimal sayıyorum. Hükmedebilmekten, ezebilmekten, elindeki güçle başkasının hayatının karartabilmekten duyulan ve böyle tarif edildiğinde kulağa sapıkça gelen, ama aslında insan denen toplumsal yaratığın “normalleri” arasında yeralan duygu, bizzat bütün toplum hayatının temeli olan sınıfsallığın sürebilmesinin kaynaklarından biri bile olabilir. Fakirler gözönünde olmasa zenginler hayattan ne zevk alırdı?
Sözkonusu duygunun Türkiye’de bugünkü iktidarın sürebilmesinin kaynaklarından biri oluşu, ruhun bu kadar engin zamana yayılmış bu kadar derin karanlığını besleyebilmesinin yanında neredeyse bir hiç. Ama işte, o da bizim hayatımızı karartmaya yetiyor. İnanan insanların dünyevî varlıklarını zulmedebilmekten alınan şehevî tat uğruna kurban edişlerini nasıl izah edebilecekleri sorusuyla uğraşmıyoruz artık. Bu kurbanın “kabul edilmeyeceğini” akıl edebilmek için çok şey bilmeye gerek yok. “Bizim adımıza, üstelik bizden olmayan biri, kayıp evlatlarını arayan anaları tartaklatabiliyor, sevmediklerimizi yerlerde sürükletebiliyor, ne müthiş!” diyerek keyifle arkasına yaslananlar, o yastığın içindeki iğnelerin sırtlarına batışını hissetmiyorlar. İğnelerin ucunda uyuşturucu var. Ve buna alışıldı artık.
Ne diyorduk? Kabil’in soyu. Sonunda paçoz olmuşlar işte.
Yazarlar
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları



















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024