Ümit KIVANÇ
Birkaç gün önce sosyal medyada üstüme çullanıldı. Linççi hakaret-iftira grubu bu defa, hayvan haklarını savunduğunu ileri sürenlerden oluşuyordu. Kendimden bahsetmek değil niyetim. Hadise bireysel ve toplumsal birçok çarpıklığımızın vücut bulup sahne alması gibiydi. Anlatılan bizim hikâyemizdi yani yine.
Tepkiye yolaçan eylemim şuydu: Kaldırılan faytonların yerine konacakları söylenen minibüsleri çirkin ve Adalar ortamıyla uyumsuz gördüm, “şuna güzel çözüm bulmak çok mu zor?” yollu bir-iki tweet attım, gerek Adalar Belediyesi’nin gerekse İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, zevk ve beceri sahibi onlarca tasarımcının gönüllü desteğinden yararlanabilecek konumda olduğunu hatırlattım. Bununla, eziyet gören atların kurtarıldığı, faytonların kaldırıldığı sürecin devamı için olumlu çaba gösterdiğimi sandım.
Çünkü -bakın burası önemli!- atların hali, militan hayvan hakları savunucuları kadar, bendeniz misâli, o ulvî mertebeye erişememiş sıradan insanların da yüreğini parçalıyordu, dolayısıyla o gayreti desteklemiştim. Niye önemli? Çünkü “minibüsler çirkin” dememle birlikte üstüme saldıran ve bir kısmı sahiden pek fena hakaretler eden zevat, aktarmakta olduğum tavrı, atlı faytonun kaldırılmasını başından itibaren desteklemiş birine alıyordu! Haksızlık oluşuna ilaveten mantık dışı. Yani hem vicdan hem akıl yoksunluğu. Bizi biz yapan her şey birarada!
İlk tepkiler geldiğinde anlam veremeyişim tam da bu yüzden. Atların eziyetten kurtulmasını desteklemiş, şimdi de bulunacak çözümün güzel olmasını talep etmiştim. Bunda, hayvan hakları savunucularını rencide edecek ne olabilirdi? Ön saflarda saldıran, taarruz silahlarıyla donanmış piyadeler ısrarla, “Atlara işkence edilmesini mi istiyorsun!” diye haykırıyorlardı.
Yahu nereden çıktı?!
Çıkmıştı işte bir kere. Ve anlayabildiğim kadarıyla, günün önemli hadiselerinden biri haline gelmişti. “Koşun, burada birisi minibüslere çirkin dedi, demek atları geri getirsinler istiyor, vurun!” filan diye çağrılar mı yapılıyordu, neydi… Bir yazarın minibüsleri beğenmemesi en fazla ne önemde bir olay sayılabilirdi? Ama hayır! Mazallah, bu adamın açtığı minibüsü beğenmeme yolundan faytonlar geri getirilebilir, atlara zulüm yeniden başlayabilirdi.
Tasnif edelim
Birkaç farklı şey söyleniyordu. İlki, işte şu aktardığımdı: Atlar geri mi gelsin? Bazıları yere düşmüş can çekişen veya ölmüş at fotoğrafı da iliştiriyorlardı, kalpsiz, zalim gazetecinin ağzının payını verdikleri mesajlarına. “Bu mu istediğin, ha, bu mu!”
İkinci grupta, “çirkin mirkin, konsun minibüsler, bu iş bitsin” mealindeki, tipik Şark-işi söylemler yeralıyordu. “Adalar” gibi bir ortamın minibüslerle ne hale geleceği diye bir konu yoktu, bu gruba göre. Maç galibiyetle bitmişti, gerisi önemsizdi. Yine bu gruba sokulabilecek bir söylem, “işlevciler”inkiydi. Minibüslerin bazı iyi özelliklerini sıralıyorlar, bunların belirleyici olduğunu, “dış görünüş”e o kadar da takılmamak gerektiğini söylüyorlardı. Belli ki, bitkisi, sahili, sokağı, ölçüleri, oranları, “havası” ile Adalar diye bir ortam bütünlüğü bu gruptakiler için de mevzu değildi. Amaç hâsıl olmuştu, tamamdı. Minibüsün çirkinliğini de görmeyiverecektik. Görmeyivermemiz gerekenler âleminde yaşamıyor muyduk nasıl olsa? Hayvanlara eziyetin de aynı mantığın uzantıları sebebiyle böylesine normalleşebildiğini bu kimselere anlatmak mümkün müdür? Göründüğü kadarıyla şimdilik değil, umarım günün birinde mümkün olur.
Üçüncü grup, “hayır işte, güzel o minibüsler!” diyenlerdi. Bunu daha çok “sensin çirkin!” gibi nazik ifadelerle dile getirdiler. “Zevkler ve renkler tartışılmaz”dı, dolayısıyla ben kim oluyordum da o minibüsleri çirkin buluyordum! Burada anlaşılmaz olan, konu üzerinde herhangi bir yetkiye sahip bulunmayan, belediyelerin de herkesi bırakıp kendisine kulak vermesi, hele onun dediğini yapması için en ufak sebep bulunmayan bir gazeteci, belgeselci vs. her neysem o, birilerinin güzel bulduğu minibüsü çirkin buldu diye öfkeyle ayağa fırlayıp ortalığı yıkmaları. “Hıyar, güzelim araca çirkin demiş, pöh!” deyip geçebilirlerdi; neden bu telaş, bu feryat? Muhtemelen birçoğunun minibüslerin güzel falan olmadığının farkında oluşundan. Tek istedikleri, konunun bir an önce kapanması, galibiyetle bitirdikleri maçın tescilinde problem çıkmaması. Yoksa, ne önemi olabilir benim minibüsleri güzel veya çirkin bulmamın? Ayrıca burada bir başka kompleks de devreye giriyor: Minibüslere çirkin demekle herkese kendi zevkimi dayatıyormuşum! Nasıl, hangi araçla dayatabilirim?
Söylenenleri biraraya getireyim: Minibüsü beğenmiyorsan atlara zulmedilmesini istiyorsundur. Atlar kurtuldu, sorun bitti, ne uzatıyorsun? Minibüsler güzel, sen halt etmişsin! Tabiî bunların söyleniş üslûbu, sanal âlemde değil fiziken birarada olsak iyi ihtimalle hastanelik edileceğim ihtimalini gösteriyor. Belki beni de hayvan sayıp vurmazlardı, bilemiyorum. İkircikliyim, çünkü hayvan haklarına sahip çıkarken böylesine insan nefretiyle dolu olmayı bir yere kadar elbette anlıyorum da, dünyaya az buçuk aklı erdiğinden beri avcılığın cinayet-katliam olduğunu savunmuş, fayton atları dahil hayvanların eziyetten kurtarılması için girişilen gayretleri elinden geldiğince desteklemiş biri minibüsleri beğenmedi diye ona rahatça böyle davranabilenlerin herhangi bir canlıyı sahiden dert edebileceğine inanmak kolay değil.
Hak ararken hak çiğneme
Ortadaki hastalıklı durumu en bariz gösteren, bence bugüne kadar sosyal medyada işittiğim en acayip ve acımasız laflar arasında tartışmasız zirveye oynayansa şuydu: “LGBTİ renkleri var diye mi istemiyorsun o minibüsleri!” (Minibüsleri şirin kılmak için rengârenk şeritlerle bezemişler ya üstlerini.) Mantıksızlıkta bir kademe daha. Neden böyle olsun? Bugüne kadarki hayatım gizli saklı işaretler mi barındırıyor homofobi veya nefrete dayalı benzer tavırlar konusunda? Yoo. E, hayvan hakları konusunda da böyle bir şey yok. Ee? Her iki alanda da yeterince hassas değilsin, bu alanlardaki mücadelelere destek vermede yetersiz kalıyorsun, denebilir. İtiraz edemem, eminim öyledir. Ama biliyoruz ki, hak mücadelesi veriyor olmayı kendine yakıştıran kimselerin birilerinin hayatını hiçe sayabilmesi için bu yeterli değil.
Hayatın boyunca birşeyleri korumaya, birşeyleri savunmaya, birşeyleri asla yapmamaya özen göstermiş olman, dünyayı kendi etrafında döndüren birilerinin seni hiçe saymasını, başkalarına da hiçe sayma çağrısı yapmasını önleyemiyor. Bir hak-adalet mücadelesindeki ilkesizliğin, benmerkezciliğin, o mücadeleyi mutlaka başka bir hak-adalet mücadelesinin zararına çalışan mekanizma haline getirdiğini kavrama aşamasına henüz ulaşamadık. Hak ararken hak çiğnemenin meşru sayılabileceği yegâne durum, haksızlığa yolaçanın hak saydığı ayrıcalığının ilgasıdır, oysa. Benmerkezcilik öylesine baş döndürüyor ki, insan şuursuzluk yolundan kolayca ırkçılığa, zalimliğe yuvarlanabiliyor.
Öbür şuursuzluk halleri
Minibüsleri beğenmeme yüzünden kopan hakaret-iftira yaygarası arasında bir de baktık ki, bu defa ellerinde “Atlı hayat” gibi pankartlar taşıyan birileri ortaya çıkmış, faytonları geri ister görünüyor. Sonra bazıları dediler ki, ille atlı faytonları istemiyoruz, faytonlar kalksın, ama atlar Adalar’da kalsın. Neredeyse atlarla ilgili bütün o rezalet yaşanmamış, en ufak boşlukta yeniden başlaması imkânsızmış gibi. O arada bazı Ada sâkinleri ileri sürdüler ki, atlar, faytonlar, elektrikli araçlar, minibüsler diye herkes birbirini yerken, belediye Adalar’da yaşayanların etraflıca görüşünü falan almamış! Nâçizâne ben de fark ettim ki, bu olaya dair sesi en gür çıkan pek çok insan Adalar’da yaşamıyor ve orada yaşayanların ne istediğiyle zerrece ilgilenmiyor. Yahu, bu nasıl olur, falan derken, bir başka dehşet verici şuursuzlukla karşılaştık: Birileri, “Adalar’ı bitirdiniz” muhabbeti yapmaya koyuldu. Hangi vakit ve aşama itibarıyla bu tesbiti yaptıklarını anlayamadık, ama -allahtan- sağduyulu ve vicdan sahibi birileri ayağa kalkıp, “Yahu, oraların aslî sâkinleri Rumları, Ermenileri, Yahudileri kovdunuz, Adalar o zaman bitti, ne konuşuyorsunuz!” yollu çıkışınca, her yerin tarihini kendilerinin oraya adım atışıyla başlatanların izansızlığı -muhtemelen şimdilik- son buldu.
Bu sefer de başka izansızlık geldi sahneye. Hayır, “Fransa’da yaşıyorum, ama bence atlı faytonlar kalmalı” diye lafa karışan şahsınki değil. Efendim, Ada zaten ne kadarcık yermiş, bir başından öbürüne beş kilometre bile varmış yokmuş, neden araç lazımmış ki? “Yürüsünler!”miş.. Kafası mâkûl ölçüde çalışan herkes için bunun anlamı açık: Yürüyemeyen Adalar’a gelmesin, orada yaşamayı zaten hiç aklından geçirmesin. Yaşlılık, hastalık, engellilik sebepleriyle yürüyemeyen, kolay yürüyemeyen, yürürse başka sorunlarla karşılaşan, ufak çocuğunu taşımak zorunda olan, vs. kimse buraları görmesin. Birkaç kilometreyi rahat rahat yürüyemiyor, yokuşları çıkamıyorsak, zaten, hattâ, bırakın Ada’yı madayı, toplum içinde ne işimiz var?
Bu vicdansızlık bana öyle koydu ki, çirkin minibüsler yüzünden karşılaştığım muameleyi attım kenara, gitti. Muhtemelen bugüne kadar yaptığımı ettiğimi bilen, izan sahibi birkaç kişi, “Nedir bu işin aslı, ne dediniz ki siz?” diye sordular, bu teselli olmuştu zaten. Olmasaydı da fark etmeyecekti, çünkü bütün bunlarda kişisel olanı derhal kenara itmeyi gerektiren, genel olarak umut kırıcı bir yan var. Ne kadar savuşturursanız savuşturun, geriye şu acı dersler kalıyor: Hayatınız boyunca savunmaya, korumaya çalıştığınız değerler uğruna verdiğiniz uğraşın mânâsı, gerçekte her tepesi atanın üzerine pisleyebileceği, basıp geçebileceği halde, ortada öylece duruyor. Ölçüsüzlükten anlıyorsunuz ki, üstelik, bu her an herkesin başına gelebilir. Herkesin varlığının şu hayattaki mânâsı üzerine pisleyebilirler. Boktan durum yani…
Yazarlar
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları






















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024