Cemil KOÇAK
Türkiye’yi İkinci Dünya Savaşı’ndan kurtaran formül
Ankara’nın daha Atatürk’ün sağlığında 1930’ların ortalarında başlayan İngiliz politikasına yönelik tercihi giderek belirginleşti. İsmet İnönü, cumhurbaşkanı seçildiğinde büyük bir savaşın yakında çıkabileceğini tahmin ediyordu. Bir savaş anında Türkiye’nin güvenliğinin ancak İtalya ve müttefiki Almanya tarafından tehdit edilebileceği görüşündeydi. Bu tehdidi önlemek için Ankara’nın İngiltere, Fransa ve Sovyetler Birliği grubuna katılması gerektiğini düşünüyordu.
İngiltere ve Fransa ile ittifak
1939’un kış aylarında dış politikada izlenmesi gereken yol çok basit görünüyordu: Mihverin, yani Almanya ve İtalya’nın Avrupa’da ve Balkanlar’da yayılma arzularına karşı, Batılı müttefikler İngiltere ve Fransa ile Sovyetler Birliği’nin görünürde kurmaya çalıştıkları bloka katılma. Ağustos sonlarında Almanya ile Sovyetler Birliği arasında imzalanan saldırmazlık paktı sonucunda Türkiye’nin kurmaya çalıştığı ittifak sistemi tam ortasından ikiye ayrılmıştı: Bir yanda Batılı müttefikler kalmıştı, diğer yanda ise Almanya ile anlaşmış görünen Sovyetler Birliği. İnönü yol ayrımındaydı: Ya şimdiye dek izlediği yönde devam edecek ve Türkiye, Sovyetler Birliği olmaksızın Batılı müttefikler yanında yer alacak; ya Almanya ile olan anlaşmasına aldırmaksızın, Batılı müttefikler grubundan ayrılıp, Mihvere yakın bir konuma geçmek anlamına gelecek şekilde Sovyetler Birliği ile bir ortaklığa girecek; ya da o zamana dek olduğu gibi, herhangi bir askerî ittifaka girmeksizin bağlantısızlığını korumaya devam edecekti. İnönü’nün acilen bir karara varması gerekiyordu. O ilke olarak, Batılı müttefiklerin yanında yer almayı kabul etti; bu yoldan geri dönülmeyecek ve Mihver tehdidine karşı Batılı müttefiklerin askerî desteğinin sağlanmasına çalışılacaktı. Ancak İnönü, Sovyetler Birliği ile ilişkilere de çok önem veriyordu. Müttefiklere katılırken Sovyetler Birliği’ni de tamamen dışarıda bırakmak istemiyor; Moskova ile de bir anlaşma fırsatı yakalamaya çalışıyordu.
Saraçoğlu önce SSCB'ye gitti
Savaş başladıktan hemen sonra Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu, Sovyetler Birliği ile bu güç sorunları çözmek ve aslında Batılı müttefikleri değil de Mihveri hedef alan bir askerî ittifak imzalamak amacıyla Moskova’ya gitti. İnönü, Sovyetler ile anlaşmayı ve Moskova’nın Türkiye’nin de içinde bulunacağı Batı ittifakı içinde yer almasını ümit ediyordu. Fakat Sovyetler, tam aksine, ittifakın Batılı müttefiklere karşı olmasında direnmekteydi. Ankara’nın ümidi suya düşmüştü. Bunun üzerine Sovyetler ile olan ilişkilere azamî itina göstermek kaydıyla Ekim’de Türk-İngiliz-Fransız ittifakı imzalandı.
Türkiye saldırıya uğrarsa....
Antlaşmaya göre; Türkiye’nin bir Avrupa devleti tarafından saldırıya uğraması halinde İngiltere ve Fransa Türkiye’ye yardım edecekti. Eğer İngiltere ve Fransa bir Avrupa devleti tarafından Akdeniz’de savaşa yol açan bir saldırıya uğrarsa, Türkiye bu devletlerin yanında savaşa katılacaktı. Fransa ve İngiltere, Yunanistan ve Romanya’ya verdikleri garantiler nedeni ile savaşa girdikleri takdirde, Türkiye bu iki devlete tüm olanakları ile yardım edecekti. Ancak eğer bu iki devlet, antlaşma hükümleri dışında kalan bir Avrupa devleti tarafından saldırıya uğrarsa, bu kez Türkiye savaşta tarafsız kalacaktı. Antlaşmanın can alıcı önemdeki protokol maddesi, askerî ittifak yükümlülüklerinin Türkiye’yi Sovyetler Birliği ile bir çatışmaya hiçbir biçimde sürüklemeyeceğine ilişkin çekince idi.
Almanya Polonya’yı kısa zamanda yenilgiye uğrattı, ama asıl belirleyici savaş alanı batı cephesindeydi. Kış ayları sakin geçti ve Alman ordusu birdenbire Nisanda Danimarka ve Norveç’i işgal etti. Bununla da kalmadı; Mayısta Hollanda, Belçika ve Lüksemburg’a saldırdı ve bu topraklar üzerinden Fransa’ya girdi. Alman ordusu Paris önlerine geldiğinde bu kez İtalya müttefiklere karşı savaşa girdi. İtalya’nın savaşa girişi Türk dış politikası açısından önemli bir kararı da gündeme getirmekteydi: İttifak antlaşmasına göre, Türkiye’nin müttefiklere askerî bakımdan yardım etmesi ve savaşa girmesi gerekmekteydi. Çünkü savaş Akdeniz’e inmişti.
Hiç beklenmeyen gelişme
Açıkçası Türkiye, hiç de beklemediği bir durumla karşı karşıya kalmıştı: İşin başında yalnızca kendi güvenliğini sağlamak amacıyla müttefiklerin yanında yer almıştı. Bu ittifak Mihverin Türkiye’ye saldırmasına engel olabilirdi; ya da bir saldırı hâlinde Türkiye yalnız kalmayacaktı. Ancak şimdi durum tamamen ve tam aksi biçimde değişmişti: Türkiye, hiç düşünmediği bir şeyi yapmak, askerî açıdan yenilgiye uğrayan müttefikine yardım etmek zorunda kalıyordu. Bu da, savaşa girmek anlamına gelmekteydi. İnönü, şimdi de ülkesinin aslında saldırıya uğramaktan kaçınmak için katıldığı bu anlaşma nedeniyle savaşa girmek zorunda kalmasından kaçınmak istiyordu. İnönü’nün politikasının hedefi, ülkeyi her ne pahasına olursa olsun savaştan uzak tutmaktı.
Ya Sovyetler bize saldırırsa
Hedef bir kez saptandıktan sonra şimdi sıra, bu stratejik hedefi başarılı kılacak taktikler düzenlemekteydi. Savaşın ilk döneminde bu taktik Sovyet çekincesi olarak belirlendi; müttefiklere bu gerekçe resmen iletildi. İnönü, ülkesinin savaştan uzak kalabilmesinin, askerî güç merkezleri arasında denge politikası izlemekten geçtiğini düşünüyordu. Türkiye’nin coğrafi ve stratejik durumu, ona bu güç dengesi oyununu sürdürme fırsatını vermekteydi. Dolayısıyla İnönü, Türkiye’yi kendi yanında savaşa sokabilmek için baskıda bulunan askeri bloka karşı, diğer blokun desteğini almak suretiyle bu olanağı değerlendirmek istedi.
Türkiye, Almanları kışkırtmayarak durdurdu
Almanya, Fransa’dan sonra 1941’in kış ve ilkbahar aylarında Balkanları işgal etti. Türkiye, İngiltere’ye karşı dış politikasını, savaşın bu döneminde bir müttefik olarak görevinin, Mihveri kışkırtıcı davranışlardan ve Almanya ile bir askerî çatışmadan kaçınarak, Alman ordularını kendi sınırında durdurmak ve bu sayede de Orta Doğu yolunu tıkamak olarak savunmaktaydı. Aslında İngiltere Türkiye’nin tamamen Mihver etkisine girebileceği endişesinden dolayı, bunu ehveni şer olarak kabul etmek zorunda kalmıştı. Almanya da müttefiklerden kopup kendisine karşı yumuşak politika izleyen Türkiye’nin bu tutumu ile yetinebilmekteydi.
Birbirine geçen çıkarlar-anlaşmalar
Mart ayında Türk-Alman saldırmazlık paktının imzalanması için bir hayli yol da alınmıştı. Bu antlaşma ile cidden garipsenmesi gereken bir durum ortaya çıkmıştı: Şimdi Türkiye, Almanya ile savaşmakta olan İngiltere ile müttefikti, İngiltere’nin yakında müttefiki olacak olan Sovyetler ile arasında saldırmazlık paktı vardı ve nihayet Almanya ile de bir saldırmazlık ve dostluk paktı imzalamıştı. Bu karmaşık antlaşmalar zinciri içinde hangi antlaşmanın daha önce geldiği ya da gelmesi gerektiği sorusu ise tam anlamıyla siyasal bir sorundu.
Anlaşmadan Moskova da kaygı duyuyordu
Almanya’nın 1941 Haziranında Sovyetler’e saldırısı ile savaşın aldığı şekil temelden değişti. Türkiye de rahatladı: O zamana dek ciddî bir tehdit olarak görülen Alman-Sovyet işbirliği kaygısı kendiliğinden ortadan kalkmış oldu. Ancak bu kez Türkiye’nin üzerindeki müttefik baskısı da arttı. Müttefikler, Türkiye’nin Almanya ile olan yakın ilişkilerini hoş karşılamıyorlardı. Hatta Moskova, Almanya’ya o zamana dek hiç görülmemiş ölçüde yakın olduğu izlenimini veren ve hatta Almanya ile anlaşan bir Türkiye’nin kendisine herhangi bir zamanda saldırabileceğini ya da Alman ordusuna transit geçiş izni dahi verebileceğini düşünerek tedirgin oluyordu.
Kısa zamanda doğu cephesinden ardı ardına gelmeye başlayan Alman askerî başarı haberleri tabiî Türkiye’nin siyasal tutumunu da derinden etkiledi.
Unutulmasın ki, Alman-Sovyet savaşı, bir yönden de Türkiye’nin o zamana dek müttefik baskılarına karşı kullandığı gerekçeyi, yani Sovyet çekincesi gerekçesini ortadan kaldırıyordu. Ama müttefiklerin de artık Türkiye’den savaşa girmesini talep edecek güçleri yoktu. İngiltere ve Sovyetler Birliği ancak kendi topraklarını savunabilecek durumdaydı; hatta bu bile kuşkulu görünüyordu. Onlar için Türkiye’nin Mihvere daha fazla yaklaşmaması şimdilik yeterliydi. O zamana dek Türkiye’nin doğu cephesinde güney sınırını güven altında tutması ile yetinebilen Berlin ise, askerî gücünün ve başarılarının verdiği atılımla artık bununla tatmin olmuyordu. Almanya, Türkiye’nin bundan etkilenerek bir an önce kendi yanında savaşa girmesini ya da en azından kendisine askerî kolaylıklar sağlamasını istiyordu.
...ve Son perde
Alman ordularının gerek doğu ve gerek Kuzey Afrika cephesinde yenilgiye uğraması, aynı zamanda ilk müttefik askerî başarılarının göstergesiydi. Bu kez, doğu cephesinde dönem boyunca geri çekilmek zorunda kalan Almanya, Türkiye’nin müttefik başarılarından ve Mihverin yenilgisinden etkilenerek, müttefikler yanında savaşa girmesini engellemek amacı ile çaba harcayacak ve Türkiye’nin savaşa katılmayıp, doğu cephesinde hâlâ kendi güney sınırını güven altında tutmasını isteyecektir. İngiltere, Sovyetler ve ABD ise, Türkiye’nin savaşın ilk ve ikinci döneminde ortaya koyduğu tezi, o dönemlerde ister istemez kabullenmiş olmakla birlikte, askerî başarılarının verdiği güç ve hakla, Türkiye’nin söz konusu bu pasif rol ile yetinmesini artık kabul etmeyeceklerdir.
Sovyetler Birliği, bu sırada Türkiye’nin müttefik olarak savaşa girmesini istemekte ve İngiltere de buna bir ölçüde katılmaktadır. ABD’nin tavrı ise henüz belirgin değildir ve Türkiye’nin sıkboğaz edilmesini istememektedir; ama o da, diğer müttefiklerinin taleplerine bir ölçüde katılmaktadır.
İnönü, savaşın son döneminde savaşa katılmaktan kaçınmak için müttefiklerin yoğun baskılarına karşı Mihverin saldırı potansiyel ve olasılığını öne sürmekte ve bir müttefik olarak ülkesinin görevinin hâlâ Alman ordusuna Orta Doğu’nun yolunu tıkamak olduğunu belirtmektedir. Ayrıca İnönü’nün bir önemli talebi daha vardı: Müttefiklerin söz verdikleri, fakat askerî güçsüzlükleri nedeni ile o âna değin geniş ölçüde yerine getiremedikleri askerî yardımı sürekli olarak gündemde tutmaktadır.
İnönü, bu kez de müttefikler arasında belirginleşen görüş ayrılıklarını kendi lehine değerlendirmeye çalıştı. İngiltere’nin savaşa bir an önce girilmesi yolundaki talebi, artık ne ABD, ne de Sovyetler Birliği tarafından tam anlamıyla destekleniyordu. Bu karşıtlığı değerlendirmek isteyen İnönü, İngiltere ile ABD’yi karşı karşıya getirdi. Böylece denge politikası, müttefik güçler içindeki ayrılıktan yararlanılarak sürdürüldü. Başarılı da olundu. Türkiye, savaşa girmekten ve muhtemelen işgal tehlikesinden kurtulmuştu.
Yazarlar
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları








































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.02.2016
3.02.2016
26.03.2016
19.03.2016
13.03.2016
5.02.2016
28.02.2016
20.02.2016
13.02.2016
7.02.2016