Murat BELGE
Bir süredir Taraf’ta yazmıyorum, T-24’e geçtim. Yani, “online” oldum! “Computer”la “tanışmamış gibi yapma”yı epey sürdürdüm ama sonunda ben de kadere uydum. Şu günlerde “Türkiye Siyasetinde İslâm ve Sol” gibi bir başlık altında toplayabileceğim yazılar yazıyorum. Bunların bir kısmının (orada haftada iki kere yazdığıma göre daha çoğunun) T-24’te yayımlandığını belirtmek için söylüyorum bunları.
Bugünlerde, malûm, medyada “AKP’ye destek vermiş liberaller” diye özetlenebilecek bir konu var: Kendimi “liberal” olarak tanımlamam, ama AKP’li olmadan AKP’yi destekleyenlerden biriydim ve o tartışmada (“tartışma” ise) kastedilenlerden biri de benim. Böyle olduğu için de “pişman” falan değilim. Bu benim Türkiye yakın tarihine bakışımın ve buradaki siyasi akımları, çatışmaları anlamlandırmam ve değerlendirmemin doğal sonucuydu ve bugün de aynı teorik pozisyonda yer alıyorum. Bugün AKP’de temsil olunan “İslâmcı siyaset”in (Türkiye’deki somut biçimleriyle) Tayyip Erdoğan’ın dile getirdiği, formüllediği yöne dönmüş, o yolda ilerliyor olması da bu teorik pozisyonumu değiştirmiyor. Şunu hemen söyleyeyim: beni ilgilendiren AKP’nin tepesinde olanlardan çok tabanında olanlar. Bu bakımdan, Tayyip Erdoğan’ın adım adım ilerletmekte olduğu bu “yeni” çizgi, benim o pozisyonu terk etmemi değil, daha da şiddetle savunmamı gerektiriyor. Çünkü bu toplumun tarihinde birkaç yüzyıllık bir süre içinde biçimlenmiş bir koca akımdan söz ediyoruz. Onun bugün başında olan somut kişinin ne yaptığı elbette önemli, ama her şey ondan ibaret değil. Ondan öncesi vardı; ondan sonrası da olacak.
Erdoğan’ın yaptığı U-dönüşüyle, “kandırılma” durumuna düşmeyi çok önemli bulmuyorum. Burada şu açıklamayı yapmamda yarar var. Siyasi iktidarın “Fethullah” öfkesiyle Bugün ve başka bazı yayınlara el koymaya hazırlandığı günlerde o gazeteden bir genç arkadaşla mülâkat yaptık. Bu arkadaş çalıştığı yerin ilkelerini benimsemiş, Tayyip Erdoğan’ın yeni çizgisinden son derece rahatsız biriydi. Belli ki onu en çok rahatsız eden şey, bu dönüşümdü. Bir noktada, “Yani, hocam, kandırıldınız mı?” diye bir soru sordu. Şimdi, bugün karşımızda gördüğümüz Tayyip Erdoğan’ı diyelim 2008’de, 2009’da, 2010’da görmüş kimse var mı? “Bunlar böyledir” diyen ve başka bir şey demeyenleri kastetmiyorum. Bunu görmüş, analizini yapmış kimse var mı? Bırakalım Türkiye’yi, Obama ve ABD (CIA’si ve State Department’ı ve Pentagon’uyla), bütün Avrupa gördü mü? Bu “yeni Tayyip Erdoğan’ı” bekliyorlar mıydı? “Evet, kandırıldık, diyebiliriz de” dedim. Bu, aslında, benim açımdan her şeye rağmen ikincil bir etken. Ama o arkadaş, buna ihtiyaç duyduğu için, bu tek sözü aldı, başlık yaptı, mülâkatın temeli sanki buymuş gibi bir kılığa soktu. Oysa bu olaya “kandırma/kandırılma” çerçevesinde bakacaksak, ben 2002’de değil, 1966’da kandırılmıştım. 2002’de AKP karşısında takındığım tavrın teorik temellerini 1960’larda tamamlamıştım. Şöyle bir ilginç durum: 2010’da gördüğüm Tayyip Erdoğan’ın beş yıl sonra bugün Tayyip Erdoğan olacağını görmemiştim; ama şimdi görmek benim için şaşırtıcı değil. Bugünkü Erdoğan 2002’de de aynı olabilirdi. Zaten sorun bu: “İslâmcı siyaset” denen akım, Tayyip Erdoğan gibi bir önderin komutasında, bilinen deyimle, “İslâmofaşist” olma potansiyelini taşır. Sorun bunun nasıl önleneceğinde.
Şimdi bu uzun dipnotu da toparlayarak bu “kandırma/kandırılma” sorunsalına “takiye” kavramından yaklaşayım. Bugünkü yazımın “ana fikri” bu.
2010’daki Erdoğan’a bakınca 2015’teki Erdoğan’ı gören olmadı, deyince, “Biz gördük” diyenler çıkıyor. Ama onlar aslında Erdoğan’ı görmüş değiller. İslâmcı ideolojiyle ilgili bir görüşleri (tevarüs edilmiş) var. Bu, son derece olumsuz bir görüş: “oradan hayırlı bir şey çıkmaz” şeklinde özetlenebilir (bunun “essentialism”ini v.b. başka bağlamlarda tartışırız). Dolayısıyla, şu somut konuşma, bu somut olgu onları ilgilendirmiyor. Sözgelişi, “Yahu, bak, adamlar Nâzım Hikmet’in vatandaşlığını iade etti” diyorsun; “takiye” diyorlar. “Ermeni konusunda tabuları biraz gevşettiler” diyorsun; “takiye” diyorlar. Yani bu “düşman”lar, “iyi” denecek ne yaparlarsa, “takiye” oluyor.
Peki, diyelim ki, “takiye” yapıyorlar. Gerçekten de, “yapmıyorlar” diye iddia edemem. Etmedim de. Benim buradaki çizgim veya tavrım, işin içinde “takiye”nin olabileceğini baştan kabul eden bir çizgi ya da tavır.
1960’ların başlarında bir “Marksist”ten başka bir şey olamayacağımı kabul ettim ve bu düşünsel temel üstünden politize oldum. Yani, “Komünist” oldum.
O zamandan beri, Türkiye Cumhuriyeti siyasi yapısı içinde, Komünizm’e herhangi bir demokratik hak tanınamayacağı söyleminin egemen olduğu bir iklimde yaşadım. Şimdi, Komünizm ciddi bir alternatif olmaktan çıkmış kabul edildiği için bu konuları tartışan kalmadı. Ama, diyelim 1989’a kadar, burada egemen görüş buydu. O zaman, “laiklik düşmanı” bir siyasi hareketin iktidar olacağı ihtimali pek güçlü değildi. Tersine, o “düşman”ları da safımıza alarak Komünizm’i gördüğümüz yerde ezmemiz gerekiyordu. Bu, çoğunluğun uzun boylu itiraz etmediği bir anlayıştı ve sonuna kadar uygulandı. TİP gibi legaliteden kararlı biçimde yana bir parti bile yaşatılmadı. 141-142 demokrasisi…
Neydi argüman? Komünistler demokrasi düşmanıdır. Ama taktik gereği (Komünistler sözkonusu olunca daha çok “taktik”; Müslümanlar olunca “takiye” – her durumda bir “tak deme” var) bunu söylemez, demokrasiden yanaymış gibi konuşurlar. Ellerine fırsat geçtiği anda demokrasiyi boğar, yok ederler. Dolayısıyla Komünistler’e “demokratik hak” tanınamaz.
Komünizm’le “liberal” bir (“birden” çok) mücadele yöntemi de olabilir. Bütün Batı ülkelerinde Komünist Partiler kurulmuş. Aralarında seçim kazanıp iktidar olan –ve böylece “demokrasi”yi yok eden– görülmüyor.
Hayır, burası Türkiye! Biz işimizi Türk usulü yaparız. Demokrasi düşmanlarına demokratik davranamayız. İsterlerse bize faşist desinler (Değil mi? “Biz yolumuza gidiyoruz, sen de yoluna git”); vız gelir, tırıs gider.
Yıllarımız bununla geçti. Evren’le Demirel’in bazı konularda görüşleri uyuşmayabilirdi ama burada bir anlaşmazlıkları yoktu: “Komünistler’in bizi kandırmasına izin vermeyiz.”
Peki bu büsbütün yanlış mı? Bence değil. Komünistler arasında her türlü “burjuva demokratik” kuralı ortadan kaldırmak isteyenler var, belki hattâ çoğunluktalar. Ben kendi hesabıma “özel mülkiyet”in olmadığı bir dünyanın, olduğu dünyadan daha iyi bir dünya olduğunu düşünürüm. “Türk usulü demokrasi”ye inananlara göre benim legal düzeyde konuşmamı engellemek için yeterli neden.
Ama bilirim ki insanlar, büyük çoğunluk, özel mülkiyetin toplum için ciddi zararları olduğunu, aslında “tarihî” bir biçim olduğunu, dolayısıyla aşılabileceğini, yerine daha eşitlikçi ve daha özgürlükçü biçimler getirilebileceğini benimsememiş, bu düşünceleri ve bunlara tekabül eden siyaseti anlamamışsa, bu iş zorla olmaz. Onun için, insanları “taktik” yaparak kandırdıktan sonra hoppadak iktidar olup “özel mülkiyeti lağvetme”yi ben kendim defterden silerim.
“Ben Komünist’im” diyen herkes siler mi? Hayır, silmez. Kendini orada bir bulsa, sabahı beklemeden akşamına lağvedecek çoktur.
Buna rağmen, sistemin demokrasiyi yasaklamasını ya da kısıtlamasını kabul etmiyorum. Sonunda siyaset toplum içinde yapılır ve nihaî hakem toplumdur. Toplum yanılabilir. Yanılmayacağının hiçbir garantisi yoktur. Ama, son analizde, yanılan toplumdur ve önemli olan da, senin benim değil, toplumun yanlışı anlamasıdır. Sen ben, bir an önce anlaması için orada olabiliriz, olmalıyız. Ama buna bir katkımız olacaksa, toplumla konuşabilmeli, bir alışveriş ortamı kurabilmeli, bir diyalog dili oluşturabilmeliyiz.
Neyse bu da ayrı bir yazı konusu olmak üzere uzar gider; ben gene “takiye”ye döneyim.
Komünizm’in böyle yöntemlerle baskılandığı bir toplumda (Komünizm yeniden bir ciddiyet arz etsin, aynı argümanlar anında piyasaya sürülür), bana karşı düzenin kullandığı akıl yürütmeyi ben (o aynı düzenle suç ortaklığı içinde) bir başkasına karşı, örneğin bir rakibime karşı kullanamam, kullanmam. Tutarlılık bunu gerektirir.
O argümana karşı “taktik kullanmadığımı” nasıl kanıtlayacağım? Ben ne desem, karşımdaki, “İşte, bakın, nasıl taktik kullanıyor” diyor. Şimdi ben bunu İslâmcı siyasete karşı kullanacağım, öyle mi?
Hayır, çünkü “tutarlılık” diye bir şey var.
Bir “ilke” yalnızca “ahlâki” olduğu için değil, hangi durum olursa olsun, ona “doğru” cevabı verdiği için “ilke” haline gelir. “İlke”nin, “işine gelmek”le ilgisi yoktur. Zaten çok zaman işine gelmez, onun için de bu kadar sık çiğnenir. Ama “ilke”, uzun vadede, toplumun, dahası insanlığın işine de gelir. Bu anı, ilke sahibi görmeyebilir, çok zaman görmez. John Brown’un bedeni mezarında çürür; ama Amerika’da siyahlar özgür olmuştur.
Biz Türkiye’de ilkeler konusunda hiç tutarlı değilizdir. Ancak bu da, “ilkesiz” davranmanın mazereti, bahanesi olamaz. “Tayyip Erdoğan şöyle şöyle yapıyor. Biz de ona Ermeni’dir diyelim” falan. Ya da, “Tayyip Erdoğan demokrasiyi yok etti. Biz de ona karşı darbeyi destekleyelim.” Böyle şeyler olamaz; böyle şeyler olduğunda, biz, kendini demokrasinin yanında diye tanımlayanların, muarızlarımızdan bir farkımız kalmaz.
İlkesizliğin kol gezdiği bir toplumda, bu toplumda, siyasetle ilkenin bir bütün olduğunu sözüyle olduğu kadar davranışıyla da göstermek, “sol”a düşer. Biri yerinde doğru durmalı ki ötekinin eğri gittiği daha iyi görünsün. Bir toplumun kendini bulabileceği en kötü ve en acıklı durum, “Burada doğru hiçbir şey yok ki” demek zorunda kaldığı durumdur. Türkiye’de biz buraya gelmedikse de çok yaklaştık.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları






























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
8.12.2025
1.12.2025
24.11.2025
25.08.2025
6.08.2025
1.08.2025
28.07.2025
22.07.2025
30.06.2025
16.06.2025