Sezin ÖNEY
"Lice Davası" İzmir'de görülmeye devam edildi
Belli aralıklarla, akıp giden haberlerin arasında, bu haber de yakamoz gibi parlayıp kayboluyor.
30 Aralık 2018 günü, İzmir'de 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde, "Lice Davası" görülmeye devam edildi.
Aslında "görülmemeye devam edildi" desek daha doğru. Çünkü, artık bu davanın haberleri, çok kısıtlı bir çevre dışında gündem dahi olamıyor.
Bu davada ne oluyor; neden bugünümüz için bu kadar önemli bu dava?
"Lice Davası," 1990'larda "devlet" nüfuzu kullanılarak işlenen suçlara yönelik adalet arayışlarından bir tanesi. Eğer ki, bu gibi davalar sonuca kavuşsaydı, bugünkü "Olağanüstü Hâl buhranını" yaşıyor olur muyduk? "Kürt Sorunu", tekrar tekrar "kullanışlı bir siyaset aracı" olmaya âlet edilir miydi?
Elbette ki, hayır.
Bugün de, çok ağır hak ihlalleri yaşanırken, yargı hiç olmadığı kadar siyasallaşmışken, Lice Davası'nın kendisi bir "kayıp vaka" olarak görülebilir. "Evet; 1990'larda kötü şeyler olmuş olabilir ama bugün de öyle yeni korkunç vakalar yaşanıyor ki, giderek uzaklaşan bir geçmişin parçası olan bu dava ile neden ilgilenelim? Enerjimizi, zaten sürüncemede kalan bir davaya verelim" denebilir.
Ancak, geçmişte çözülmeyen sorunlar, çözümler ertelendikçe sürekli nüksediyor. Bir meselenin kökenine inmedikçe de, meselelerin ısrarla üzerine gidip onlarla yüzleşmedikçe de, tekrar tekrar ve büyüyerek üzerimize geliyorlar; hattâ üzerimize yıkılıyorlar.
Lice Davası, (meğerse "demokratik" olduğumuz günlerde), 21 Ekim 2013'te, dönemin Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı Osman Coşkun’un hazırladığı iddianamenin Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmesiyle başlamıştı.
Davaya konu olan vakayı çoğu kişi unutmuş gitmiştir. Dün olanı hatırlamakta zorlandığımız bir ortamda, 1993'te olan biteni hafızada tutabilmek gerçekten, ancak o dönemi bizzat yaşayanların ve insan hakları ya da Kürt Meselesi'ne kişisel ilgisi olanlar için mümkün olan bir durum. Tabii, yeni nesiller bir yana, Türkiye genelinde Lice'de 1993'te yaşananları bilmeyen çoktur.
Zaten, insan bilmediğini unutamaz da...
Lice Katliamı, Ekim 1993'te gerçekleşti. Türkiye'nin de insan hakları tarihinde gerçekten bir kara leke, büyük de bir insani trajedi.
22 Ekim 1993 günü, Lice için kapkaranlık bir gün oldu. Jandarma Alay Komutanı emekli Albay Eşref Hatipoğlu'nun yönettiği askerî operasyon sonucu Jandarma Bölge Komutanı Tuğgenaral Bahtiyar Aydın, Jandarma Uzman Çavuş Yüksel Bayar ile 14 vatandaş yaşamını yitirdi. Kimi kayıtlarda, yaşanan can kaybı 16 değil, 30'a yakın olarak gösteriliyor. 60'a yakın kişinin de yaralandığı ifade ediliyor. Tam bir savaş ortamının yaşandığı o gün itibariyle, 242 iş yeri ve 401 konut yakılıp yıkıldı; yüzlerce kişi de göçe zorlandı.
Veysi Polat'ın 29 Mart 2015 tarihli, T24'te yayınlanan "Lice katliamında üç çocuğum öldü, biri kör oldu, 22 yıldır şarapnel parçalarıyla yaşıyorum!" başlıklı Lice'nin trajedisini bizzat yaşayan Zerife Cantürk'ün tanıklıklarını aktaran makaleden takip edelim.
"Davaya katılacaklardan biri de 51 yaşındaki Zerife Cantürk. İki ayrı tanktan atılan bombaların evine isabet etmesi sonucu Suna (5), Hüseyin (13) ve Dilbirin (2) isimli çocukları öldü, bir kızı kör oldu, kendisi de ağır yaralandı.
T24’e konuşan Zerife Cantürk, şunları söyledi:
‘22 Ekim 1993 günü sabah saatleriydi… Her yerden silah sesleri geliyordu. Ben, eşim, çocuklarım Suna ve Dilbirin ile komşumuz Ali Canpolat ve ailesi bizim eve sığınmıştı. Çünkü diğer evler prefabrikti, bizimkisi ise tek betonarme evdi. Daha güvenli olduğu için bizim eve sığınmışlardı. Tepemizde 6 helikopter geziyordu ve evimize ateş açıyordu. Biz de yere uzanır vaziyetteydik. İki tankın Kelvan Camisi’nin köşesinden evi hedef alıp ateş açtığını gördüm. Sonrasını hatırlamıyorum. Çocuklarımın öldüğünü bile 4 ay sonra bana söylediler.
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde 20 gün komada kalmışım. Vücudumdaki şarapnel parçaları nedeniyle yıllardır acı çekiyorum. Her geçen gün daha kötüleşiyorum. Doktorlar şarapnel parçalarının ameliyatla alınması durumunda felç geçirme riskinin yüksek olduğunu söylediler. Ben de katliamın delili olan parçalarla 22 yıldır yaşıyorum. Şikâyetçiyim, bu olaya sebebiyet her kimse hesap vermelidir.'"
Zerife Cantürk olmak nasıl bir hâl?
Zaten, yokluklar içinde bir hayatla mücadele etmek... Dört çocuğunun üçünü bir anda kaybetmek ve bir tanesinin de kör kalması; bir günde hem bir anne için çok sarsıcı kayıpları yaşamak ve aynı zamanda en kendi sağlığını da kalıcı biçimde yitirmek. Üzerine de, adaletin yerini bulamaması, sorumluluların cezasız kalması.
Adaletin yerini bulamaması dedik: Lice dosyası, 1994'te, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin önüne gitti. Başvurudan dört gün sonra dava, 15 Mayıs 1994'te "kabul edilebilir" bulunarak AİHM önündeki hukukî süreç başlatıldı.
2004'te Mahkeme, etkin soruşturma yapılmadığı ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ihlal edildiği gerekçesiyle, Türkiye'nin başvuruculara maddî ve manevî tazminatla birlikte, yargılama gideri olarak 225 bin Euro ödemesini kararlaştırdı. Zerife Cantürk, başvuruculardan biri değildi.
İşin iç hukuk boyutuna, şu an İzmir'de "görülmemekte" olan davaya geri dönelim:
Lice Davası'nın yargıdaki dosyası, 20 yıllık zamanaşımı süresinin dolmasına bir gün kala, 21 Ekim 2013'de açıldı demiştik. Ancak, açıldıktan sonra da bir türlü başlayamadı.
Diyarbakır'da, sadece bir tek duruşma yapılabildi: o da, dava açıldıktan yaklaşık beş ay sonra, 16 Ocak 2014'te.
Ağırlaştırılmış müebbetle yargılanan iki emekli asker sanık, Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı Emekli Albay Eşref Hatipoğlu ile Üsteğmen Tünay Yanardağ, duruşmaya katılmadılar.
Avukatların tutuklama talebi de, “suç şüphesi olguları yetersiz” gerekçesiyle reddedildi. Ve de, sanık avukatları davanın güvenlik gerekçesiyle naklini istediler. Savcının talebin reddi yönünde görüş bildirmesine rağmen, Diyarbakır Valiliği'nin bildirdiği, "güvenlik zaafiyeti vardır" görüşü dikkate alındı. Dava dosyası da inceleme talebiyle Yargıtay 5. Ceza Dairesi'ne gönderildi.
Önüne gelen dosyayı, 28 Ocak 2014’te değerlendiren Yargıtay 5. Ceza Dairesi, Lice Davası'nın Eskişehir’de devam etmesine (daha doğrusu başlamasına) karar verdi; dosyayı da, Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdi.
Burada çok da trajik bir nokta var: Dava avukatlarından, Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi, Eskişehir’de davanın nakledilmeye çalışıldığı Eskişehir'de davayı hukuken görebilecek türde mahkeme olmadığı için "davanın taşınmasının kanunsuz ve hukuksuz olduğunu" belirtmişti.
Çok da trajik diyorum; çünkü Tahir Elçi, bu itirazı yaptıktan 669 gün sonra öldürülecekti.
Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, 11 Şubat 2014'te, kentte, tam da Tahir Elçi'nin belirttiği gibi, "Özel Yetkili Mahkeme olmadığı için yargılamanın yapılamayacağını belirterek, görevsizlik kararı verdi. Dosya, bu kez de, Diyarbakır 8.Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdi.
Yargıtay, gene konuya müdahil oldu ve Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 24 Şubat 2014’te davanın İzmir’de ilgili ağır ceza mahkemesine gönderilmesine karar verdi.
Özetle, yaklaşık üç aylık bir top çevirme sonucunda Diyarbakır’da başlaması beklenen dava, önce Eskişehir’e nakledildi; ardından Eskişehir’de, o dönemde özel yetkili mahkeme bulunmadığından, bu kez de İzmir’e "sürgün edildi."
Ancak, İzmir'de de dava bir türlü başlayamadı: 13 Haziran 2014'te, taraf avukatlarının taleplerini dinleyen mahkeme heyeti, sanık konumundaki 1993'te Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı olan emekli Albay Eşref Hatipoğlu ile o dönem üsteğmen olan Tünay Yanardağ’ın, "en üst dereceli kolluk âmirleri" olmaları nedeniyle Adalet Bakanlığı’ndan kovuşturma izni istemek üzere yargılamayı durdurdu.
Bu durdurma kararına karşılık, Zerife Cantürk’ün avukatı Yunus Muratakan, itiraz dilekçesi verdi. Muratakan dilekçesinde, şuna dikkat çekti: Daha önce, JİTEM davası, Musa Çitil davası gibi en üst dereceli kolluk âmiri sıfatındaki kişinin yargılandığı dava dosyalarında, Adalet Bakanlığı'ndan izin istenmemişti.
Ancak İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi, avukat Muratakan'ın itirazını değerlendirip, soruşturma iznine ihtiyaç olmadığını kabul etse de, bu sefer de, "sanık sayısının iki olduğunu ve örgütten söz edilmesi için en az üç kişi gerektiğini" öne sürerek itirazı reddetti. Gene bir ironi:
mahkeme heyetinden, tek bir kişi aksi yönde karar verdi-üye hâkim Vijdan Eren-adı "vicdan" olan biri yani.
Bu sefer de dava dosyası, gene Ankara'nın yolunu tuttu: HSYK 3. Dairesi davanın durdurulma kararını bozdu. Aslında, durdurulma kararı tam da "bozuldu" denemez: O dönemin HSYK 3. Dairesi, bir tür "bizi karıştırmayın" kararı verdi[1].
Ve sonunda, 1 Nisan 2015'te dava başladı.
Gazeteci Pınar Öğünç ise, daha önce İzmir'deki bu ilk duruşmaya yönelik, 2 Nisan 2015 tarihli "Adalet bir arpa boyu ilerlemedi" başlığıyla Cumhuriyet'te yayınlanan yazısında, şu izlenimleri aktarmıştı:
"O şarapneller aslında salonda... Kimlerle aynı salondayım? O gün kömürlüğe gizlenmiş öğrencilerden biri içeride, kendisi gibi öğretmen olan kocası yanında vurulup ölüsünü ancak ertesi gün alabilen bir kadın, onun o sırada 16 aylık olan kızıyla geçirdiği o gece bu salonda. Helikopterle ilçe merkezinin tarandığını, eldivenli askerler tarafından avuç avuç beyaz bir toz atılan evlerin nasıl tutuştuğunu görenler burada. Kürt bir askerin ‘Kaçın, ilçeyi yakacaklar, canınızı kurtarın’ dediğini duyanlar, ‘Ay baba ayağım’ diyen çocuğunu dibinde kan kaybından kaybeden babalar, mavi ilkokul önlüğüyle ölenlerin o günden beri en fazla yaşar gibi olan anneleri, korkudan yakınlarının cenazesine dahi gidemeyenler zar zor İzmir'e gelmişler duruşma için.
Zerife Cantürk gibi hâlâ bacağında, belinde o günün şarapnelleriyle yaşayanlar, gözleri en son o gün görenler, onların akrabaları, komşuları burada. Binlerce kilometreden gelemeyen varsa da buradalar.
Evinin içine roket, tank mermisi girenler, duvarlarında soba borusu kadar delikler açılanlar, panzerden taranan yedi koyunu ziyan olmasın diye keserken, tutuşan barakasını söndürmeye çalışırken ateş altında kalıp öleyazanlar, hepsinin o günkü korkusu, öfkesi burada.
Dosyada iddiayı kanıtlayacak delil, tanık bulunmamasına rağmen tüm bunların sorumlusunun PKK olduğunu söyleyen iki sanık peki? Tünay Yanardağ gribal enfeksiyon ve zatürre, Eşref Hatipoğlu da böbrek sorunu nedeniyle salonda değil."
Salonda olanlardan biri de, İzmir'de 2007 yılında polisin açtığı ateş sonucu hayatını kaybeden Baran Tursun'un babası Mehmet Tursun idi. Tursun, olay sırasında Lice'deki evi yakıldığı için davaya müşteki olarak katılma talebinde bulunundu.
İşte, Lice Davası'nın başlayabilmesinin dahi hikâyesi bu kadar uzun, bu kadar karmaşık ve güç. Başka bir yazıda da, bu davanın duruşmalarında olan biteni ve davanın bugününü yazacağım.
Lice'de çeyrek asır önce yaşananlar, beş yıl önce açılabilen dava dosyası; bütün bunlar uzak geçmişimiz değil. İçimizde yaşayan ve bugünümüzü de boğan virüslerin yaptığıı tahribatın örnekleri aslında. Türkiye'nin bağışlıklık sistemi, bu (belki de hiç üstesinden gelemeyeceği) virüse karşı güçlü olabilse, güçlendirilseydi; bugünü de yaşamazdık.
Bugün, bu virüs tüm Türkiye'yi hasta edecek kadar güçlenmese, Türk Tabipler Birliği'nin Merkez Konseyi üyeleri olan doktorlar, gözaltında olmazlardı.
Eski Türk Tabipleri Birliği Başkanı Prof. Gençay Gürsoy'un da deyişiyle:
"Türk Tabipleri Birliği kurulduğundan beri dünyadaki benzer örgütlere paralel olarak yaşamı, barışı, demokrasiyi, insan haklarını savunan bir meslek örgütüdür. Bu son gözaltı kararıyla ilgili açıklama ise neredeyse 200 senelik uluslararası metindir. Bu meslekle ilgili Dünya Tabipler Birliği’nin de ajandasında olan, onun da metinlerinden biridir. İfade ettiği tek şey, savaşın bir halk sağlığı sorunu olduğu meselesidir."[2]
Evet; Türkiye'de 15 Temmuz 2016 tarihinde, 21. yüzyılın ilk çeyreğini bitirmeye ilerlerken bile bir askerî darbe girişimi olmasından, son iki yıldır yaşadıklarımıza kadar, bu virüsü yenemediğimiz için "bu hâldeyiz". Biz, Türkiye olarak, Lice'de 1993'te yaşananlara yönelik yargı yönünde adaleti sağlayamadığımız için, bugünü yaşıyoruz. Ve sağlayamadıkça da, o virüs bizi; ayrımsız tüm Türkiye'yi, ama yavaş yavaş ama hızlı, yok edecek.
[1] Hafıza Merkezi'nin sitesinden doğrudan aktarırsak:"Daire, 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 19. Maddesi ile Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. Maddesi ile görevli ve yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinin kaldırılmasına atıfta bulundu: “Kanunun 1. Maddesinin son fıkrasına göre, 'Bu kanunla yürürlükten kaldırılan Terörle Mücadele Kanunu'nun 10. Maddesi kapsamına giren suçlarla ilgili olarak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle açılmış davalarda sanığın taşıdığı kamu görevlisi sıfatı dolayısıyla, hakkında soruşturma yapılabilmesi için izin veya karar alınması gerektiğinden bahisle durma veya düşme kararı verilemez' hükmü uyarınca ilgililer hakkında kurulumuz tarafından yapılacak usuli bir işlemin bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır".
[2] TTB'nin yayınladığı metin şöyleydi: "Biz hekimler uyarıyoruz: Savaş, doğada ve insanda tahribat yapan, toplumsal yaşamı tehdit eden, insan eliyle yaratılan bir halk sağlığı sorunudur. Her çatışma, her savaş; fiziksel, ruhsal, sosyal ve çevresel sağlık açısından onarılmaz sorunlara yol açarak büyük bir insani dramı da beraberinde getirir. Yaşatmaya ant içmiş bir mesleğin mensupları olarak, yaşamı savunmanın, barış iklimine sahip çıkmanın birincil görevimiz olduğunu aklımızdan çıkarmıyoruz. Savaşla baş etmenin yolu, adil, demokratik, eşitlikçi, özgür ve barışçıl bir yaşam kurmak ve bunu sürekli kılmaktır. Savaşa hayır, barış hemen şimdi!"
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları









































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.10.2025
28.09.2025
25.04.2025
3.02.2025
29.01.2025
17.01.2025
7.11.2024
6.11.2024
24.10.2024
27.06.2024