Ümit KIVANÇ
Bu yazıyı, “siyasetsiz siyaset” bahsine giriş mahiyetinde yazıyorum. Maalesef bu saçma olguyla uğraşmamız gerekecek. Siyaset diye bir alan yakın zamanda iktidardakilerden başka herkes yasaklı hale gelirse konu da tartışma da ortadan kalkacak. Ancak bugünkü doludizgin faşizme koşuya engel olabilmeyi umuyorsak, acilen akılları başlara toplamak gerekiyor. “Muhalefet” denen parçalı alanın bugünkü görünümü, sağlam engelden çok, koşarken herkesin çarpıp etrafa saçacağı, gelişigüzel yığılmış eski eşyayı andırıyor.
Türkiye, modern tarihin gördüğü en acayip siyasî mücadelelerden birine sahne oluyor. Ulaşılamazlıkları bir yana, giderek tarif de edilemez hale gelmiş, anlaşılır, elle tutulur bir siyasete ait olup olmadıkları belirsiz hedeflere sahip bulunduğunu ileri süren iktidar koalisyonu karşımızda. Beri tarafta, yanyana gelmedikçe başarıya ulaşamayacakları kesin olan irili ufaklı parti ve hareketler, ne tek tek ne topluca herhangi bir tanımlanabilir siyasî hedefi olan muhalefet topluluğu. “Cephesi” bile diyemiyoruz -üstelik iktidar için pekâlâ bu kavramı kullanabilecekken.
İktidar koalisyonunu meydana getiren güçlerin bâriz tek hedefi iktidarda kalmak. Muhalif saydıklarımız için böyle tek hedef tarif edemiyoruz. Normal olarak bunun iktidarı devirmek ve onun yerine geçmek olduğu varsayılır, ama muhalefeti oluşturan siyasî gruplar bunun için de öngörülmüş herhangi bir politikaya, kararlaştırılmış hamlelere, somut ara hedeflere sahip değiller. İktidarın peşpeşe yanlışlar yaparak puan kaybetmesini, bunun sonucunda uzaydan veya daha mâkûl bir yerden yetkililerin gelip onu oradan indirmesini bekliyor olmalılar.
Üstüste seçimler kazandıktan sonra bizzat lideri tarafından siyasî tasfiyeye uğratılmış, bunun sonucu olarak kaçınılmaz hale gelen örgütsel tasfiyeden kendini ancak kaybedilecek çıkarların büyüklüğü ve rövanş korkusu ile şimdilik koruyabilen AKP, gerçi hâlâ iktidara toplum desteğinin gövdesini oluşturuyor, ancak buna rağmen artık mevcut iktidarın sürdürülebilmesinin güvencesi konumunda değil. Tek başına iktidarı çoktan yitirdi, öbürlerininkinden kat kat büyük toplumsal desteğine rağmen iktidar koalisyonuna yön verebilecek kapasitesi de kalmadı. Zaten lideri onu ezdi, sözü kimse tarafından ciddîye alınmayacak hale getirdi. İktidar koalisyonunun öbür unsurlarının -yani doğrudan ve dolaylı devlet güçlerinin- konumları, yalnız siyasî ölçütlerle ele alınamaz ve başka mevzulara da dalmayı gerektirir, bu yüzden, esas olarak muhalefet üzerinde durmayı hedeflediğim bu yazıda bunlara girmeyeceğim. Yalnız MHP’ye dair tek hatırlatmayla yetineyim: Bu parti devletin toplum içerisindeki eli kolu konumunda bulunduğundan, çekirdek devlet güçleriyle aralarında önemli fark var; MHP, kendini siyasetten bütünüyle âzâde tutamaz. O zaman ona gerek kalmaz. Buna karşılık, yalnız siyasî yapı olarak da görülemez. Bu niteliğiyle, çekirdek devlet güçleriyle onlara meydanı açacak siyasî parti arasında ideal bağlantı parçasıdır.
Devlet serüveni
Üçünün birarada sürdürebileceği yegâne yolculuğun bir topyekûn devlet serüveni olduğu ortada. Dışarıya yönelik hamleler ve sınır ötesiyle de yetinilmeyip uzak diyarlardan temin edilmesi umulan zafer ve efsaneler, sadece varolan iktidar koalisyonunun unsurlarını birarada tutmaya yaramayacak şüphesiz. Muhalefet olarak tasnif ettiğimiz parçalı yapının bazı katlarını da iktidara tahsis etmeyi sağlıyor.
İkinci olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana değişmeyen bir varlık şartı, bugünün devlet çekirdeği etrafında toplaşmış iktidar koalisyonunca da ihmal edilmeksizin, siyasî alanın ortayerine yerleştiriliyor: Güçlü iç düşmansız devlet yönetilemez. Bu ihtiyacın uzun zamandır silahlı Kürtler üzerinden giderildiği mâlûm. (“Allah’ın lutfu FETÖ” iş görmesine gördü, ama kullanım süresi yetersiz.) Ancak 7 Haziran 2015’ten itibaren buna başka boyut eklendi ve bu boyutun ortadan kaldırılması uğruna, seçimli parlamentolu rejim ve hukuk adına yeşertilebilmiş ne varsa imha edildi.
Sözkonusu boyut, Kürtlerin hak mücadelesini memleketin genel demokrasi ihtiyacı ve arayışıyla birleştirmek üzere HDP aracılığıyla yapılan hamle ve bunun ülke batısında bulduğu karşılıktı. Daha önemlisi, böyle bir yoldan gidilirse memleketin en büyük meselesinin çözümüne doğru adımlar atılmış olacağı yolunda uyanmaya ve yayılmaya başlayan izlenimdi. Bu elbette, inisiyatifin devletten topluma kayabileceği bir demokrasi yolunun açılması demekti. “Silahsız” gidilebilen yollar açıldığında, sorgusuz sualsiz hükmetmeye alışmış Teşkilat-ı Mahsusa çekirdeği, öne sürerek kendisine ayrıcalıklar bahşedilmesini sağladığı başlıca iç düşmandan yoksun kalacağı gibi, sağ siyasetin koşulsuz hegemonyası konusunda büyük pürüz çıkacaktı. Elbette sadece konum kaybetme kaygısı değildi sözkonusu olan. Irkçılık da elvermiyordu, demokrasinin, eşitliğin, hakların ve adalet çemberinin genişlemesine. Nitekim hâlâ elvermiyor. Devlet serüveni derken, mânevî yanı ihmal etmiyoruz.
Soru abes, hesap da abes
Muhalefet üzerine konuşulacaksa tartışmasız ilk maddeye yerleştirilecek konuya buradan geçebiliyoruz: HDP’siz muhalefet nasıl kazanacak? Bu abes sorunun, bırakın telaffuz edilebilmesini, hiçbir acayiplik yokmuşçasına ortaya sürülebilmesi, gerçekte Türkiye’deki siyasî durumun -toplumsal psikolojinin de- tahlili için yeterli bile sayılabilir. Fakat biliyoruz ki, bizim şartlarımızda bu hiç acayip değil.
Bazı özel hallerde Selvi Hanım ve Dilek Hanım’ın Başak Demirtaş’la birlikte görünmeyi göze almış olmalarını hariç tutarsak, muhalefetin -o da pek sınırlı bir kısmının- HDP’ye ilişkin tavrı, “aman, bi gören olur!” diye tarif edilebilir. Dolayısıyla, herhangi bir siyasî temas, ortak politika belirleme, koordinasyon, ittifak falan gibi şeyleri kaşla gözle imâ dahi edemiyoruz. Oysa denklem basit: HDP de katılırsa muhalefet çoğunluk oluyor, HDP olmazsa olamıyor. Yaklaşık yüzde on oydan bahsediyoruz.
Muhalefetin buna rağmen HDP’ye ilişkin dışlayıcı tutumundan vazgeçmeyişinin siyasî içeriği -ki burada yapılabilecek ferahlama hamlesi Türkiye’nin o berbat yükünden kurtulup bambaşka ufuklara yelken açması anlamına da gelecektir- şu güncel durumda ikincil kalıyor. Çünkü, işte, HDP seçmeninin oyu olmaksızın iktidar koalisyonuna üstün gelmek mümkün değil.
HDP’yi dışlayan muhalefet partileri muhtemelen şu hesabı güdüyor: Ne yapacak, HDP’ye oy veren o beş-altı milyon kişi? Gidip MHP’ye, AKP’ye mi oy atacak? Mevcut iktidarın sürmesini göze alıp sandığa mı gitmeyecek?
(Herhangi birimizin sandığa gidip gidemeyeceğini, öyle bir sandığı bir daha görüp görmeyeceğimizi bilmeden bunları konuşmak da hoş, ama ne yapalım…)
Kimin çoğunluk olduğuna dair hayatî sorunun cevabını belirleyecek HDP oylarına çantada keklik muamelesi yapmak, milyonlarca seçmenin haysiyetini, psikolojisini hiçe saymak şüphesiz, yakışıksızlığı, nezaketsizliği, düşüncesizliği, kabalığı… haydi daha artırmayayım, bir yana, her şeyden önce apolitiklik. Muhalefetsen ve iktidara geçmek istiyorsan, bunu garantileyecek siyasî adımlar atarsın. Evet, İYİP ile, Davutoğlu partisi ile HDP’yi aynı “cephe”de biraraya getirmek pek olacak iş değil. Fakat bütün bu unsurların hukuk-adalet-seçim-parlamento vs. zemininde birbirleriyle mücadele için anlaştığı fikrini vazgeçilmez ilke olarak insanlara anlatamazsanız neyin yerini ne olarak alacaksınız? Burada doğrudan doğruya siyasetten vazgeçiş var. (Böyle bir demokrasi-hukuk-adalet zeminini oluşturabilmek için HDP’ye düşenlere burada haliyle girmiyoruz.)
Ve muhalefetin siyasetsizliği bununla sınırlı değil. Muhalefetle ilgili asal siyasî soruna varabildik.
İçinden halay çekmek
Muhalefet deyince gözler haliyle önce CHP’ye çevriliyor. Seçmenlerin yaklaşık dörtte birinin oyunu alan bu parti, aynı zamanda muhalefeti oluşturanlar arasında en tecrübeli, en yerleşik, en yaygın örgüt. Devlet partisiyken, bizim buraya özgü süreçler sonucunda, -“ister istemez” de diyebiliriz- ülkedeki iki ana akımdan birinin odağı haline gelmiş; kendisine birtakım toplumsal muhalefet -estağfurullah- mecburiyetleri, yüklenmiş. Kökensel karakteri, çoğu zaman siyasetsiz kalmasına yolaçıyor. Hem “kurumsal” yönetici ekipleri hem de her işi sessiz ve derinden halletmeye meyyal bu tıkız politika bürokratlarına göre çok daha dinamik, girişken, gürültücü, militan destekçi kesimleri kendilerini devletle özdeşleştirmeye alışkın olduklarından, parti bir türlü parti gibi davranamıyor. Sahiden ülkeyi yönetmeye de talip toplumsal muhalefet partisi gibi davranmasını sağlamaya çalışan siyasetçiler -bugünkü gibi- zaman zaman ortaya çıktığında, sessiz-derin bürokrasi hemen geri çekilip ışıkları kapatıyor, atılımcı-değişimci siyasetçiler vitrinde teşhir ürünü gibi bırakılıyorlar. Bu bir çeşit kapı önü. Kollarını sağdan soldan toplumun içerisine uzatmış devlet rejiminin parçası olan partiyi bu konumundan uzaklaştırmaları tehlikesi barındıran ayrıksı parçalar buraya bırakılıyor, hasımlar gelip taş atabiliyor, eskiden askerî kamyonlar geçerken toplayabiliyorlardı da.
CHP’nin karakteristik özelliği, siyasetsizlik. Bugünlere damgasını vuran “oyuna gelmeme” hattı, partinin ezcümle kravatlı-ceketli bürokrat tayfasının üzerine dizilip çılgınca halay çekebileceği çizgi. İçinden. Hayalinde. Kıpraşmadan. Orada rahat ediyorlar. Çünkü başını hiçbir yöne çevirmeden kıpırtısız durduğunda başına gelebilecek tek şey, yılların seni yaşlandırması ki, CHP’nin yerleşik eliti galiba bundan bile muaf. (Oy pusulası torbalarının üzerinde sabahlayan azimli, mücadeleci partililerin çoğalması ve şu meşhur “mıh gibi”lik lanetini ortadan kaldırması mümkün mü, henüz bilemiyoruz.)
Fakat herhangi bir değiştirici-dönüştürücü siyasî içeriğin ulaşabileceğiniz herkese anlatılması ve buna destek toplanıp o desteğe dayanılarak yönetme gücü edinilmesi değilse, nedir -düz, sığ, basit anlamıyla- siyaset? CHP’nin tartıştığı, kararlaştırdığı, ifade ettiği ve bizi kazanmak istediği, desteklersek yerine getireceğini bildirdiği, vaat ettiği siyasî hedef nedir? Yandaşı veya hasmı, herhangi bir insan grubunun topluca “şudur” diyebileceği hedefleri nelerdir?
Panzehir ihtiyacı
Muhalefetin bünyesindeki en büyük uzuvda eser miktarda siyasete zar zor rastlanırken, öbür unsurları işin içine kattığımızda gedik daha büyüyor. İyi Parti’nin siyaseti nedir? Hedefleri nelerdir? Davutoğlu’nunkiler? Saadet Partisi? Muhalefet saflarından yalnız Ali Babacan’ın partisinden siyasî sayılabilecek vaatler ve hedefler duyulabiliyor, onlar da aşırı derecede genel, neredeyse hedeften çok idealler sınıfından ifadeler. Tabiî esas soru, bu kifayetsiz siyaset gruplarının hepsinin birarada değiştirici enerji oluşturup oluşturamayacağı. Var mı bu yönde belirti gören?
HDP’nin yok sayılması tam da aksi yönde işarettir. Bir muhalefet koalisyonu tasavvur edin ki, bugüne kadar kendilerini de memleketi de kanlı çıkmazlara sürüklemekten ve birilerine iktidar imkânları sağlamaktan başka işe yaramamış ezberlerini ve takıntılarını terk edemedikleri için; farklı yollar düşünecek kapasiteye sahip olmadıkları, buna karşılık, ırkçılığın binbir çeşit zehriyle iğdiş edilmiş kolektif zihinlere sahip oldukları için; birçok konuda, basitçe “farklı düşünemedikleri” için; birçok konuda da, daha basitçe, zaten düşünemedikleri için, kendi taraflarına çoğunluk garantisi getirecek partiyi yok sayıyor. Öte yandan, aralarından bazılarının neden şu sırada iktidar koalisyonunun parçası olmadıkları, neden muhalefette oldukları belirsiz. Çünkü birçok konuda iktidardakilerle aralarındaki siyasî farklar nedir, anlaşılamıyor. Çünkü siyaset yapmıyor, siyaset konuşmuyorlar.
Muhalif siyasî partilerin HDP’ye ilişkin tavrı, özel, somut bir konudaki siyasî tavır sayılmaz. Burada Türkiye için münasip görülen bir “siyaset” tarifi -sınırları!- var aynı zamanda. Bizzat siyaset denen şeyi yok eden bir tarif. Bu dışlama tutumunu siyaset sayacaksak, muhalefetin öngördüğünün de beş-altı milyon seçmeni kafadan dışlayabilen bir siyasî rejim olduğunu düşünmemiz gerekecek. Bu durumda talip oldukları, mevcut iktidar koalisyonunun öbür unsurlarını koruyup, yalnız AKP’nin yerini almak mıdır? Muhalefete şunu sormamız gayet meşru: Libya’nın fethine komuta edecek general midir değişecek olan, siz gelince?
Yazarlar
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları



























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024