Zeki ALPTEKİN
Evet bu deyim, ?anti-emperyalizm? kavramı, seçim nedeniyle tekrar ve baskın olarak, özellikle iktidar partilerinin savunucuları tarafından politik jargona yerleştirildi.
Genel olarak içeriğinden boşaltılmış kaba bir polemik, hatta bazen hakaret niteliğinde kullanılan bu kavram ile ?karşı taraf? değersizleştirilmeye çalışılmakta, ?dış dünya? ile işbirlikçilikle suçlanmaktadır. Günümüzde, post-emperyalist dönemde klasik ?emperyalizm? anlayışı ne anlama geliyor? Bu soruyu cevaplamak, böylesi bir kavramsallaştırmayı, teoriyi, tarihsel perspektifte ele alarak incelemekle mümkün. Teori vs. Pratik Emperyalizm teorilerinin çıkış kaynağı, 1902 yılında yazdığı eseri ile J. A. Hobson?dur.
Olgu, daha sonra W.I. Lenin (1916) ve R. Hilferding (1910) tarafından ele alınıp Karl Marks?ın tarihsel materyalizm anlayışına dayandırılarak açıklanmaya çalışıldı. Peşi sıra R. Luxemburg, K. Kautsky, J. Schumpeter vd. tarafından değişik perspektiflerden ele alınan teorinin en tanınmışı, kapsamlısı ve en çok esinlenilen kaynak olan Emperyalizm adlı eserinde Lenin, sermaye ihracı olgusunu kapitalizmin ana merkezlerinde kâr oranlarının düşmesine karşı sermayenin az gelişmiş ve kolonyal bölgelere sömürü amaçlı kayarak telafi etme çabasına dayandırır. Kaynağını K. Marks?ta bulan bu düşünce, R. Luxemburg tarafından da -gereğinde zorla işgal ya da el koyma yoluyla- benzer şekilde savunulur. Bu noktada göz önünde bulundurulan, ağırlıkla ekonomik olarak az gelişmiş bölgeler ve kolonilerden hammadde ticareti ve pazarlardır.¹ Ancak (tarihe) dikkatle bakıldığında dönemin en büyük sermaye ihracatçısı ve sömürgeci ülkesi İngiltere örneğinde, sermaye ihracının esas olarak ABD gibi bağımsız ülkelere ve Kanada, Avustralya gibi otonom bölgelere aktığını amprik olarak tespit etmek mümkün.
1880?li yıllardan I. Dünya Savaşı?na kadar olan sürede İngiliz sermayesinin ortalama olarak sadece dörtte biri az gelişmiş bölgelere ve kolonilere gitmiş!² Genel olarak bu tabloya eklenecek diğer bir gerçek de, 1914 yılına gelindiğinde o zaman yapılmış olan tüm sermaye ihraçlarının yüzde 90?ının uzun vadeli borç, yani ağırlıklı olarak kredi şeklinde olduğu, bu orantının ancak II. Dünya Savaşı?ndan sonra yüzde 75 doğrudan yatırım şekline dönüştüğüdür.³ Lenin?in Emperyalizm adlı eserinde en çok örneğini verdiği Almanya?nın da 20?nci yüzyıl başları itibarıyla (emperyalizmin ayırt edici bir özelliği olarak) ?dışarıya? sermaye ihracının önemi, meta ihracının yanında oldukça azdı ve o da, hammadde temini için ekonomik olarak geri kalmış bölgelere ve kolonilere gitmek yerine, daha ziyade Avrupa ve ABD?de hareket ediyordu.
Almanya?nın var olan az sayıdaki kolonileri, 1914 yılında yapılan tüm Alman sermaye ihracının sadece yüzde 3?ünü absorbe edebiliyordu.? ABD ve İngiltere?nin tersine, Almanya?nın hammadde alanındaki doğrudan yatırımları Romanya?da petrol, kimi demir-çelik şirketlerinin 20?nci yüzyıl başlarında Brezilya?da madenlerde hammadde edinme çabaları ve 19?uncu yüzyılın sonlarında Avustralya?da çinko madenlerindeki faaliyetleri ile sınırlı idi.? Özetle; geriye doğru yapılabilecek esaslı bir projeksiyon, teoride iddia edilenin her zaman pratikle uyuşmadığını gösteriyor. Bu ise, buna dayanılarak zamanında ve daha sonra üretilen kimi teorik versiyonların temellerini nispeten zayıflatıyor. Lenin?in teorisine dayanarak özellikle II. Dünya Savaşı?ndan sonra oluşturulan, ülkemizde de 60-70?li yıllar itibarıyla, bugün ise dolaylı olarak hâlâ alıcısı bulunan Bağımlılık (Dependence) teorisini özellikle zikretmek gerekiyor.
Bu teoriye göre var olan dünya (ekonomik) sistemi, bu sistemin kurucuları olarak hâkim gelişmiş endüstri ülkeleri, (ekonomik olarak) geri kalmış ülkelerin az gelişmişliği konusunda, ülke grupları arasındaki ?eşitsiz değişim? nedeniyle oluşan ekonomik bağımlılıktan sorumludur. Burada öncelikle sorulması gereken, eşitsiz (az) gelişmenin Bağımlılık teorisyenlerinin iddia ettiği gibi bir dışsal neden olarak, öncelikle ve özellikle meta dolaşımından, yani değişim şartlarından mı, eşitsiz değişimden mi, yoksa üretim koşullarından, üretkenlik faktörlerinden mi ileri geldiğidir. Tabii ki merkez ve periferi arasında eşitsiz değişim her zaman olmuştur. Ancak bu gerçeklik, eşitsiz gelişmeyi açıklama konusunda başvurulacak belki de en son kriterdir. Çünkü eşitsiz değişim fenomeni gelişmiş ülkeler arasında da mevcuttur. Olgunun dayandığı zemin, Bağımlılık teorisyenlerin atladığı, tarihsel olarak birtakım ?tesadüflerin? bir araya gelmesiyle ilk olarak Avrupa?da başlayan, gelişen ve yoğunlaşan üretim, üretim koşulları, yani üretkenlik faktörüdür, kapitalizmin ta kendisidir. Batı?da bilimsel teknolojik devrim ile ivmelenen üretici güçlerin gelişme süreci, olgunlaşan dünya ekonomisinde ilgili Batılı gelişmiş ülkelere üstünlük, geri kalan periferiye ise marjinalleşme getirdi. Bu, önceden planlanmış bir şey değildi.
Böylesine oluşan birinci uluslararası işbölümünde az gelişmiş ülkelere ellerinde var olan mineral ya da tarımsal hammaddelere yoğunlaşmak dışında bir şey kalmadı, kalamadı. Yani, gelişmiş ülkeler ile az gelişmiş ülkeler arasında oluşan birinci uluslararası işbölümünü açıklamak için aslında ?eşitsiz değişim? kavramına ihtiyaç yok; zira eşitsiz gelişme ?eşdeğer (equivalent) değişim? temelinde de cereyan ediyor. Olanları K. Marks?ın terminolojisine dayanarak teorik olarak özetleyecek olursak: Gelişmiş teknolojiler nedeniyle Batılı merkez ülkelerde üretilen artı-değer, periferiden (az gelişmiş çevre ülkelerden) çok daha yüksektir. Zaten böyle olmasaydı, üretim öncelikle buralarda değil başka yerlerde yoğunlaşırdı. Bu gerçek, Marks?ın deyimi ile sermayenin organik bileşiminin daha yüksek olması anlamına gelir. Yani üretim sürecinin makineleşme ile (sermaye yoğun yatırımla) daha fazla rasyonelleşmesi demektir. Sermayenin daha da yüksek organik bileşiminde üretimin kârlı olabilmesi için daha fazla sömürü oranına, yani artı-değere ihtiyaç vardır. Bu oranı yükseltmek, herhangi bir nedenle (mesela ücretlerin artması ile) mümkün olmayınca sermayenin organik bileşiminin yükselmesi, yani üretimde daha fazla rasyonelleşme, kâr oranlarının düşmesini beraberinde getirir. Bunun sonucunda sermaye, kâr oranlarının azaldığı (gelişmiş) bölgelerden, bir yanı ile, sermayenin organik bileşiminin düşük (emek yoğun) ama kâr oranlarının yüksek olduğu bölgelere (periferiye) akar.
İşte bu süreç, II. Dünya Savaşı?ndan sonra oluşan ikinci uluslararası işbölümünün zeminini oluşturur.? Bununla artık sadece üretimin yoğunlaştığı Batılı merkez ülkeler ve hammadde tedarikçisi az gelişmiş ülkeler arasındaki bir işbölümü değil; üretim zincirlerinin, sürecinin belli bölümlerinin periferiye aktarıldığı bir işbölümü süreci başlar. Diğer bir deyişle periferinin marjinalleşme sürecinin yerine entegrasyon başlar; bunlarla birlikte periferide boy veren üretici güçlerin gelişmesi sonucunda gelişen, bir yerde eşitsiz gelişmeyi göreceleştiren intra-endüstriyel değişimin belirginleştirdiği, bugünün dünya ekonomisine damgasını vuran üçüncü uluslararası işbölümü ortaya çıkar. Geçmişten Günümüze Projeksiyon Önce kavramalar ve metodolojiye ilişkin bir-iki belirleme yapalım: Dünya Ticaret Örgütü istatistiklerinde büyük ekonomik bölgeler olarak Avrupa, Asya, Kuzey Amerika, Ortadoğu, eski BDT (Bağımsız Devletler Topluluğu) ve Afrika ayrımını yapıyor. Bu bölgeler arasındaki ticareti bölgelerarası (inter-regional), bir bölge içindekini ise bölgesel ya da bölge içi (intra-regional) olarak adlandırıyor. Aşağıdaki tabloda küresel ticaretin kodları var. Buna göre; 2013 yılında dünyadaki ihracat ekonomisinin yarısından fazlası bölgeler içinde yapılmış (bu rakam 50?li yıllarda yüzde 30, 2005 yılında ise yüzde 60 civarında oluşmuş); ihracatın beşte birinden fazlası dünyanın üç büyük gücü olan Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika (Triade Region) bölgeleri arasında yapılmış. Söz konusu bölgeler ile dünyanın geri kalanı arasındaki bölgelerarası ticaret ise dünya meta ihracatının yaklaşık dörtte birini oluşturmuş. Tek başına Avrupa içi ihracat ekonomisi dünya ihracatının dörtte birini meydana getirmiş.? Tek tek bölgelerin ihracat payları, UNCTAD verilerine göre son zaman dilimlerinde açık bir şekilde değişimler yaşamış: Avrupa?nın dünya ihracatındaki payı yüzde 36,8?den (1950) yüzde 51?e (1972) yükselmiş, bu oran 80-90?lı yıllarda yüzde 44-45 aralığına, 2014 yılında ise yüzde 34,6 seviyesine gelmiş. Kuzey Amerika?nın payları da 1960 yılı itibarıyla yüzde 19,6?dan yüzde 11,1?e (2014) düşmüş; aynı zaman diliminde Asya?nın payı yüzde 11,3?ten yüzde 32,4?e çıkmış. Yine aynı zaman diliminde Yakın ve Ortadoğu?nun payları yüzde 3,3-yüzde 7,7, Orta Amerika ve Karayipler?in payı ise yüzde 2,5 ile yaklaşık aynı kalmış; BDT yüzde 4,7-yüzde 4,0, Güney Amerika yüzde 5,0-yüzde 3,2, Afrika ise yüzde 5,6-yüzde 2,9 şeklinde oluşmuş.? Teori itibarıyla, özellikle Bağımlılık teorisi açısından burada özellikle vurgulanması gereken nokta, genellikle az gelişmişlik mengenesinde sıkışmış bulunan ve Bağımlılık teorilerine konu olan Güney Amerika ve Afrika?daki ülkelerin dünya ticaretindeki konumu, paylarının -geçmişte ve günümüzde ? oldukça düşük olduğudur.
Bu gerçeği, Almanya?nın geçmişteki dış (ekonomik) ilişkilerinde de gözlemlemek mümkün: Almanya hammadde ?fakiri? bir ülke; bu nedenle ekonominin ana damarını oluşturan endüstriyel ürünlere yoğunlaşmak bu bağlamda daha gerçekçi bir tablo sunacaktır: Ülke 80?li yıllar itibarıyla dış ticaretinin neredeyse beşte dördünü gelişmiş ülkelerle, yaklaşık beşte birini gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerle yapmış. Ülkenin ya da bu ülkeden neşet eden şirketlerin küresel doğrudan yatırımları (FDI), yani sermaye ihracı da benzeri tabloyu ortaya koyuyor, bir önceki tablodaki trendi destekler nitelikte: 1980?e gelindiğinde Almanya?dan sermaye ihracı -giderek artan bir şekilde- ağırlıklı olarak (yüzde 82) gelişmiş ülkelere yapılmış; bunların dışında kalan diğer ülkelere yapılan yatırımların payı ise, yatırımların mutlak artışına rağmen sadece yüzde 17 olmuş. 1965?ten 1980?e Almanya?nın gelişmiş ülkelere sermaye ihracı neredeyse 12 katına çıkarken bu sayı az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için beş kat olarak kalmış. Ve buradaki ?aslan? payını, o dönemin gelişmekte olan ülkeleri almış. Adına teoriler geliştirilen az gelişmiş ülkelerin payı ise çok az! Geçmişte uluslararası ekonomik ilişkilerin genellikle gelişmiş ülkeler ve bölgeler arasında vuku bulduğu göz önüne alınırsa, II. Dünya Savaşı sonrasında, küreselleşme aşamasına kadarki zaman diliminde de aynı trendin devam etmesinde aslında şaşılacak bir taraf yok: Kapitalist (ticari) ilişkiler öncelikle ve ağırlıklı olarak bu sistemin girdiği, geliştiği yerlerde boy veriyor. Bu bağlamda az gelişmiş bölge ve ülkelerin bu ilişkilerde geriden gelmesi, ilişkilerin kıyasen az miktarlarda sadece hammadde ve kolonyal metalara dayanması anlaşılır. Almanya?nın (ekonomik) ilişkilerinde bu gerçeğin daha da belirgin olması, onun kapitalizmin sahnesine geç çıkmasından ileri geliyor.
Sonuç olarak; burada -özellikle Bağımlılık teorileri açısından- sorulması gereken, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin (geçmişte) bu derece alt düzeyde bağımlılığa maruz kalmaları şartlarında ?eşitsiz değişim?in ve ?engellenen gelişme?nin nasıl vuku bulabildiğidir. Çünkü tabloların ortaya koyduğu pratik, söz konusu ülkelerin aslında içe kapanmacı göreceli ?bağımsızlık? yolu ile dünya ekonomisinin ilişkiler ağında yer alamayarak, teknolojik gelişme süreçlerinden koparılarak gelişmelerinin engellendiğini, esas gelişmenin dışa açılarak ?dış dünya? ile, küresel dünya ile etkileşime geçildiğinde olanaklı olduğunu gösteriyor. Tüm Uzak ve Yakın Doğu?nun pratiği bunu gösteriyor. Etkileşimin, ilişkinin olmadığı yerlerde açlık tehlikesi vs. baş gösteriyor.? Etkileşime girmek, gelişmenin yolunu açıyor; bölgelerarası (teknolojik) farkların aşınmasını, böylelikle -içinde göreceli ve zamansal olarak eşitsizlikleri barındırsa da- üçüncü yeni uluslararası işbölümünün oluşmasını beraberinde getiriyor, göreceli ?eşit? şartlarda değişimi içeren intra-endüstriyel ticareti geliştiriyor. Böylelikle gelişmekte olan ülkelerin küresel ticaretten daha fazla pay almasının, onların giderek ?sınıf atlayarak? gelişmiş ülkeler kategorisine geçmesinin zeminini yaratıyor. Bu da küresel (ekonomik) ilişkilerin daha da ?demokratikleşmesi?nin, ?adil? paylaşım olanaklarının artmasını sağlıyor. Uzak Doğu ülkelerinin yaşadığı pratik budur. Eğer devrim olgusunu bir nicel birikim sonucu, bir müddet sonra yeni (daha ileri, gelişmiş) bir niteliğe sıçrama, bir durumdan (state) daha ileri duruma geçme olarak anlıyorsak, buna göre küreselleşmeyi eskinin bir üst aşaması olarak kabul ediyorsak, ulaşılan bu yeni seviye -hoşumuza gitsin gitmesin, çelişkili ve eksik olsun olmasın- bir devrim, yayıldığı taban itibarı ve neredeyse her açıdan sınırsızlığı ile bir ?küresel demokratik devrim?dir. Bu açıdan bu devinimin, İngiltere?de aristokrasinin gücünü iyice sınırlayan Cromwell (burjuva) devrimi ya da ABD?de Güney ve Kuzeyliler arasında vuku bulan iç savaş sonrası köleliğin kalkması ile boyutlanan burjuva devriminin kapitalizmin gelişmesi yolunda getirdiği nitel değişimlerden, ortaya çıkardığı yeni, yenilikçi durumdan kalite olarak hiçbir farkı yoktur.
Bu noktada ?Ama efendim sömürü ilişkileri vs.? gibi klasik ?sol? cenahta alıcısı bulunan ajitasyonların, itirazların, olgunun özünü ıskalamaktan başka bir işlevi olmadığını belirtelim. ?Sınıflar, sömürü ortadan kalktı? denmiyor. Bu olgu ayrı bir tartışmanın başlığı? __ ¹W.I. Lenin, Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması, Sol Yayınları, 1979 Ankara, s. 76-77 ²Moritz Schularick, Kapitalflüsse von Reich nach Arm, Investitionsrisiken und Globale öffentliche Güter, 2004 Freie Universität Berlin, s. 160-161 ³Katja Nehls, Kapitalexport und Kapitalimport, Handbuch Wirtschaftsgeschichte, 1981 Berlin, s. 684 ?Bernhard Roth, Weltökonomie oder Nationalökonomie?, 1984 Marburg, s. 273-276 ?B. Roth, a.g.e., s. 251; Z. Alptekin, Internationalisierung des Kapitals am Beispiel der Versorgung der bundesdeutschen Wirtschaft mit metallischen Rohstoffen, Diplomarbeit, Universität Bremen 1987, s. 15 ?Bkz. Fröbel, Heinrichs, Kreye, die neue internationale Arbeitsteilung, 1977 Reinbek bei Hamburg. ?World Trade Organization (WTO): International Trade Statistics 2014 ?United Nations Conference on Trade and Development (UNCTAD): Online-Datenbank: UNCTADstat ?90?larda, gözle görülür bir şekilde boy vermeye başlayan küreselleşme sürecinin, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkeler için başlangıçta iki somut sonucu oldu: 1. Gelişmekte olan ülkelerde üretici güçler giderek gelişti, ekonomik refah arttı ve güçlü bir orta sınıf oluştu. 2. Kapitalizmin nispeten az ya da çok geliştiği bölgelerde -özellikle kimi Afrika ülkelerinde-, buraların da sürece şu ya da bu şekilde katılması ile 60-70?li yıllardan gelen açlık tehlikesi hemen hemen ortadan kalktı. Bu tehlikenin son yıllarda tekrar baş göstermesi, sürecin en azından bu yerler açısından tek taraflı, dolayısıyla çelişkili yürüdüğüne, bu bölgelerin küreselleşme sürecinden hakça yararlanamadığına işaret ediyor. Bu ise küreselleşme sürecinin aktörlerinin önüne yeni ödevler koyuyor.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları



































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.08.2025
13.04.2025
25.02.2025
4.02.2025
22.12.2024
1.07.2024
12.05.2024
15.04.2024
3.02.2024
24.11.2023