Atilla Aytemur
20 Temmuz 2015 Suruç katliamından beri terör saldırılarından başımızı kaldıramıyoruz.
2017’nin de farklı geçmeyeceği, beş gün arayla yaşadığımız Ortaköy Reina Gece Klübü ve İzmir Bayraklı Adliye Sarayı saldırılarından belli oldu.
Bu terör saldırılarının seçilen yeri, zamanı ve hedef kitlesi itibariyle, toplam olarak vermeye çalıştığı mesajların anlaşılması da artık o kadar zor değil.
Saldırıların tesadüflere bağlı olmadığı, hangi politik aklın ürünü olduğu, nasıl bir stratejinin parçası olarak icra edildiği, arkaplan destekçilerinin olup olmadığı, eğer varsa bunların kimler olabileceği... günümüz dünyasında uzun süre meçhul kalabilecek şeyler değil.
Türkiye’de iktidar mahfilleri de, muhalefet de, toplum da, bu konuda hiç de küçümsenmeyecek bir kanaate sahip.
İster Batı’da olsun, ister bölgemizde; herhangi bir ülkenin öyle kolaylıkla göğüsleyemeyeceği ağır bir durumla karşı karşıyayız. Özellikle sınırlarımızda yaşanan siyasal kaosla doğrudan bağlantılı olan; onun yarattığı nedenler ve sonuçlarla birleşen bu durum, Türkiye’yi birçok yönden açmaza alıyor ve köşeye sıkıştırıyor.
Saldırılar ters sonuç veriyor
Karşı tedbirler ne ölçüde alınmış olursa olsun, ülkenin ekonomisi, siyaseti, iş yaşamı, güvenliği ve toplumsal hayatı, ister istemez bu girdaba zaman zaman ve değişik ölçülerde kendini kaptırabiliyor. Aylar ve yıllar boyu süren, normal hayat koşullarını berhava eden, katlanılması zor acılara yol açan bu sürekli terör tablosunun üstesinden gelinmesi öyle kolay da olmuyor.
Bununla beraber, son yaşananlara bakarak bu saldırıların Türkiye’de özellikle toplumsal iklim bakımından hesaplanan sonuçların giderek tersine yol açtığını söylemek, sanıyorum abartı olmaz. Büyük acılara ve zaman içinde derin travmalara yol açıyor olsa bile, söz konusu stratejilerde öngörülen derin istikrarsızlık gerçekleşmiyor; terör eylemleri, toplumsal fay kırıklarını harekete geçirmek şöyle dursun, halk arasında daha fazla dayanışma ve duygudaşlığı geliştiriyor.
Tabii bunun tersi yönde gelişmeler de yok değil. Örneğin Reina katliamı sonrası sosyal medyada ileri sürülen kimi görüşler, ciddi bir iç gerilimin ve hayat tarzına müdahale endişesinin başladığı şeklindeydi.
Bazı gazetelerin yılbaşı öncesi yaptıkları mânâsız yayınlar, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Müslüman olmayan diğer yurttaşları hesaba katmayan mutat açıklaması, Noel Baba kovalayan kendini bilmezler, okullarda yeni yıl kutlamalarını yasaklayan işgüzar müdürler ve benzeri saçmalıklar, bu algıyı besledi.
IŞİD’in (DEAŞ veya DAEŞ’in) üstlendiği Reina katliamı bu yönüyle özel olarak ele alınsa bile, önceki saldırılar nedeniyle toplumda benzer bir tartışmanın uç vermemiş olduğunu da dikkate almak icab eder.
Aralık ayı geçmek bilmedi
Çok gerilere gitmeden, 2016’nın Aralık ayında meydana gelen üç büyük olayı hatırlayalım. İkisi PKK, diğeri FETÖ kaynaklı saldırılardı.
Dolmabahçe Vodafon Arena Stadyumu ve Kayseri 1. Komando Tugayı saldırılarıyla, Çevik Kuvvet polisi ve komando eğitimi gören askerler hedef alınmıştı. İstanbul’un metropol etkisi ve Kayseri’nin milliyetçi ve muhafazakar sosyolojisinin harekete geçirilmesi hesaplanmış olsa bile, sonuçları itibariyle her iki olayda da geniş yelpazeli bir toplumsal tepki ve dayanışma iklimi doğmuştu. Bazı illerde HDP binalarına saldırılmakla beraber, bunun pek destek görmeyeceği çabuk görülmüştü.
Yani, saldırıyı planlayanlar toplumda ne tür yarılma yaratmayı hesaplamış olurlarsa olsunlar, gelişme tersi yönde oldu ve halk teröre karşı topluca aynı doğrultuda tavır aldı. Toplum bu saldırıları sırf belli kesimleri hedefleyen eylemler olarak görmedi ve terörü yapan odaklardan tepkisini esirgemedi.
Rusya’nın Ankara büyükelçisine yönelik suikastte de benzer bir durum doğdu. FETÖ’nün mevcut stratejisinin halk açısından biraz daha anlaşılır hale gelmesine yol açtı. Rus yönetimi ve diplomatik çevrelerinin olayın asıl amacını deşifre eden tutumları da bunu kolaylaştırdı. Hem Türkiye ile Rusya arasında yeniden gelişen ilişkilerin bozulmak istendiğini, hem de bu ülkenin güvenli olmadığı ve kendisine emanet edilen elçileri dahi koruyamadığı algısının yaratılmaya çalışıldığını anlamak, toplum açısından fazla zor olmadı.
O bakımdan, bu üç saldırı teröre karşı toplumsal tepkinin genel olarak yükselmesine, saldırıya uğrayıp yaşamını kaybedenler ve yaralananlara yönelik sahiplenme duygusunun derinleşmesine, hattâ iktidar kesiminden bu tür saldırıların önüne geçmek adına demokratik teamülleri aşan şeylerin (örneğin İçişleri Bakanı Soylu’nun “intikamlarını alacağız” sözü gibi) telaffuz edilmesinin dahi bir tür “anlayışla” karşılanmasına yol açtı. Bunlar, bu tür eylemlerle Türkiye’de toplumsal fay hatlarını harekete geçirmenin en azından şimdilik o kadar kolay olmadığını gösteriyordu.
Reina katliamı neden yaşam tarzı tartışmasına yol açtı?
Reina saldırısına gelince, neden farklı sesler çıktı; ona biraz daha yakından bakalım. Bu gece kulübü gerek gelir düzeyi epey yukarılarda olan bir toplum kesimine, gerekse az çok zengin turistlere hizmet vermesiyle tanınmış bir eğlence mekânı. Büyük küçük çok benzeri de hem İstanbul’da, hem diğer turistik bölgelerde bulunuyor.
Bu mekânın böyle bir terör saldırısı için seçilmiş olması, onun Batılı eğlence anlayışının öne çıkmış bir örneği olmasına bağlanabilir şüphesiz. Zamanın yılbaşı olması da, saldırı odağı tarafından şüphesiz bir ilave unsur olarak, düşünülmüştür. Böylelikle taraftarlarına kendi inanç ve zihniyet dünyasından birşeyleri aktarmaya çalışmıştır. Türkiye’nin, özellikle de İstanbul’un turizm kapasitesini iyice kaybetmesi de hesaba katılmış olabilir.
Yani asıl amacı başka olmakla beraber, hedef seçtiği mekân, zaman ve kitle üzerinden dolaylı bir ideolojik mesaj vermeye de çalışmış olabilir. Türkiye’de belli bir sempatizan kitlesi ve örgütsel ayağı olduğu düşünülürse, onlara böylesine bir mesaj vermek ve halen böylesi işleri kotarabilecek kadar güçlü ve büyük olduğuna inandırmak gibi hedefleri de bulunabilir.
IŞİD öldürürken Hıristiyan-Müslüman ayrımı yapmıyor
Ama IŞİD’in alâkasız zamanlarda, alâkasız mekânlarda, Müslüman-Hıristiyan ayrımı yapmadan sayısız saldırıda bulunduğu ve binlerce insanın ölümüne yol açtığı düşünülürse, hayat tarzı tartışmaları etrafında Reina saldırısına büyük bir yer atfetmek pek anlamlı görünmüyor.
Selefiliğin en uç örneğini temsil eden, radikalizmi tavan yapmış, vahşette ve kıyımda ölçü tanımayan bu örgütün, en küçük farklılık gösteren Müslüman kitlelere yaptıkları da birçok ülkede bütün örnekleriyle ortada.
O bakımdan, yukarıda sözünü ettiğim bazı olayların bu saldırıya zemin hazırladığını ileri sürmek, olgulara ve IŞİD’in sergilediği saldırganlığın politik muhtevasına çok uygun düşmüyor. Kendi ideolojisi ve inanç yapılanmasıyla küçücük bir farklılaşmayı bile kabul etmeyen bu örgütün, en ağır saldırılarının Müslüman ülke halklarına karşı olduğunu unutmamalıyız.
İktidar her durumda bütün toplumsal farklılıkları gözetmeli
Reina saldırısının eylem tarzı itibariyle Atatürk Hava Limanı’na yapılan saldırıyla benzerlikleri de dikkate alınırsa, El Bab’taki kuşatmaya karşı misilleme yapmak, turizme darbe vurarak ekonomik zarara yol açmak ve güvensiz ülke algısı yaratmak, büyük ihtimalle bu örgütün asıl hedefi olmalı. Bu algının kökleşmesi halinde, Türkiye’nin döviz geliri sağladığı en büyük sektörün tamamen çökeceği ve bu durumun örgüte dönük mücadelesinde gevşemelere yol açacağını zannedilebilir.
Türkiye’deki yaşam tarzı tartışmaları, iktidarın son dönemde biraz uç veren İslamizasyon eğilimlerinden; yönetici konumundakilerin diğer yurttaş kesimlerinin inanç ve hayat tarzını hesaba katmayan dikkatsiz, saygısız ve savruk konuşmalarından; büyük ölçüde yerel yönetimlerin ve işgüzar yöneticilerin keyfi uygulamalarından besleniyor.
Reina sonrasında özellikle cumhurbaşkanı ve başbakan bu konuya dikkat çeken, farklı yaşam tarzlarına demokratik ve insan hakları bakımından saygıyı ifade eden cümleler sarfetti. Sistematik bir müdahalenin söz konusu olmadığını ve olamayacağını belirterek yatıştırıcı tutumlar aldılar. İyi oldu.
Hiç şüphesiz IŞİD’in bu saldırısına hayat tarzına müdahalenin yol açtığını söylemek çok zorlama olur. Ama bu konuda durumumuzun çok da güllük gülistanlık olmadığını; orada burada kendini muktedir konumda gören çok sayıda sorumsuz kişinin, bu algının doğması ve güçlenmesine neden olacak hukuk dışı sözler söyleyebildiğini, uygulama ve zorlamalarda bulunduğunu da kabul edelim. Bunun da üstesinden gelecek olan, hiç şüphesiz iktidarın tavrı, (istikrar kazanması gereken) dikkatli ve kucaklayıcı uygulamaları olacaktır.
Yakın tarihimizde anlamlı dersler var
Bu konuda tarihimiz bize çok şey söylüyor. Türkiye bilindiği gibi Osmanlı’dan birçok farklı kimlik devraldı. Ama Cumhuriyet bu farklı kimliklerin demokrasi içerisinde ve eşit olarak birarada yaşamaları konusunda çok fazla mesafe alamadı. İktidara gelen, farklı olanın inancına, kültürüne, diline ve etnik kimliğine sürekli olarak şurasından burasından müdahale edip kendine benzetmeye; olmadı, kendi tercihlerinin toplumsal hayatı kuşatmasına çalıştı.
Hemen bütün Cumhuriyet dönemi boyunca böyle oldu. Çok partililiğe geçiş dönemine kadar, Tek Parti iktidarının tek kimlik dayatmasıyla ve bir tür resmi din modeliyle, özellikle dindarlar ve Kürtler bir hayli baskı gördü. Demokrat Parti döneminde kısmen özgürlükçü adımlarla işler yolunda giriyor derken, bir süre sonra hava tersine döndü ve muhalefet benzer şeyleri yaşamaya başladı. Buna karşılık 27 Mayıs 1960 darbesi askeri müdahaleler dönemini açtı. Böyle böyle, farklı olanı sindirme ve kendi inancını, kültürel kodlarını ve yaşam tarzını dayatma tavrı, iktidara gelene bağlı bir döngü olarak değişik derecelerde günümüze kadar devam etti.
Bugün on dört yıldır Ak Parti iktidarı altındayız ve bu kez benzeri şikayetler özellikle laik kesimden yükseliyor. İktidarın uygulamalarıyla hayat tarzlarına müdahale edildiğini ileri sürüyorlar. Giyim kuşam, gündelik yaşam, eğitim, inanç, kültürel tercihler, eğlence ve benzeri alanlarda bu müdahalelerin yaşandığını düşünüyorlar. Bunları umursamamak, anlamaya çalışmamak, ya da amansız bir polemik üretmek, yukarıda özetlemeye çalıştığımız yakın tarih hatalarından hiç ders çıkarmamak anlamına gelecektir.
Evet, tarihimizde iç savaş tanımına girecek olaylar neredeyse hiç yok. Ama olur olmaz sebeplerle bir hayli kıyımın yaşandığını da görmezden gelemeyiz.
IŞİD’e karşı güvenlik tedbirleri almak yeter mi?
Türkiye epey zamandır bu terör örgütüne karşı hem içeride, hem güneyimizdeki Suriye ve Irak’ta ciddi mücadele veriyor. Hattâ özellikle Suriye’de bu mücadeleyi sanki tek başına yürütüyor gibi.
Ama ülkemiz nüfusunun çok büyük bölümünün Müslüman olması nedeniyle, sadece güvenlik alanında sürdürülen mücadelenin yetmeyeceği de görülmelidir. Serbestiyet’in bu haftaki yazıları arasında özellikle Cengiz Kapmaz, IŞİD ve ideolojik ihmal başlığıyla bu önemli konuya dikkat çekmiş.
Türkiye, IŞİD’in sadece yurt dışından gelen yabancı mensuplarının değil, bazı şehirlerde kümelenmiş ve kimliğini bir biçimde perdeleyen yerli mensuplarının da hedefinde. Çağdaş iletişim imkânlarını da kullanarak taraftar kazanmaya çalışmadığını hiçbirimiz söyleyemeyiz. Bu alanın boş bırakılması, cemaatlerin ferasetine terkedilmesi veya sadece Diyanet İşleri Başkanlığı’nın arada sırdaa yayınladığı, her tarafa çekilir hutbe ve açıklamalarla yetinilmesi doğru olmaz.
AK Parti iktidarı kendi taraftar kitlesi içinde yaratacağı soru işaretlerini de hesaba katarak risk almalı ve Türkiye’nin yetişmiş insan gücüne yönelik geniş bir aydınlatma seferberliği için gecikmeden harekete geçirmelidir.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları













































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.11.2023
19.08.2023
6.05.2023
28.04.2023
17.04.2023
29.03.2023
22.03.2023
9.03.2023
15.11.2022
9.09.2022