Fehim TAŞTEKİN
Suriye krizinin başından beri AKP iktidarı fecaate doymazken ana muhalefet partisi olarak CHP’nin bir karşı ağırlık oluşturamadığını, “Esadçı” suçlaması karşısında ezildiğini, tutarlı bir itiraz dili ve çıkış yolu geliştiremediğini söyleyegeldik. Bu süreçte iki arama konferansı ve bir yuvarlak masa toplantısında partinin kurmayları ile bir araya gelme ve görüşlerimizi iletme fırsatımız da oldu. “Devletin kırmızı çizgileri ve âli menfaatleri söz konusu ise…” diye başlayan sonuç cümlelerinden CHP’nin ‘devlet partisi’ olma misyonundan çıkamayacağı kanaatimiz her defasında teyit edildi.
Neyse ki krizin dokuzuncu yılında CHP şeytanın bacağını kırarak bir Suriye konferansı düzenledi. Suriye’nin neredeyse üçte birini kontrol eden Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Kuzey-Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi’yle vücut bulan Fırat’ın doğusundaki aktörleri dışlayan bir yaklaşımla devletin kırmızı çizgilerine bir kez daha hürmet edildi. Bu tabii konferansın çözüm sunma konusundaki iddiasını sakatladı. Yine de barışa giden yolun Şam’la diyalogdan geçtiği önermesinin net olarak ortaya konulması kayda değer. Bunun yanı sıra Suriye’nin geleceğine kendi halkının karar vermesi, ABD ve Rusya’nın çıkarları arasında savrulmadan Suriye’nin toprak bütünlüğü, bağımsızlığı ve egemenliğini esas alan bütünlüklü ve tutarlı bir politikanın izlenmesi, Türkiye’nin uluslararası hukuka aykırı hamlelerinin gözden geçirilmesi ve tüm meşru aktörlerle diplomasinin işletilmesi yönündeki öneriler de kuşkusuz önemli.
***
Bu konudaki düşüncelerimi cumartesi günü düzenlenen konferansta Skype bağlantısıyla kısmen dile getirdim. Hükümetin bile bile saplandığı açmazların bir kısmı muhalefetin yaklaşımları için de geçerli. Söz gelimi, “Yurtta sulh cihanda sulh” en temel şiar iken ‘Kürt koridoru’ hamlesini kesme adına Afrin’de Kürtler açısından bir nevi ‘etnik temizliğe’ dönüşen bir askeri müdahale ‘milli güvenlik meselesi’ olarak meşrulaştırıldı ve desteklendi. İktidarın elini serbest bırakan bu türden bir yeşil ışıktan sonra, TSK’nin yedeğinde Afrin’e taşınan selefi-cihatçı örgütlere ya da onların cinayet, fidye için adam kaçırma, işkence, yağmalama, gasp gibi suçlarına yönelik geliştirilen muhalefet de değersizleşiriyor. Kürtlerin bin yıldır yaşadığı Afrin’in (Kürt Dağı) Araplaştırılması ve Ezidilerin başına gelenler zaten teferruat sayılıyor. Ayrıca bu saatten sonra Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğüne dair hassasiyet gösterisinin de bir anlamı kalmıyor.
Suriye politikası nasıl ki asılsız veriler ve çarpıtılmış bilgilere dayandırıldıysa ‘ulusal güvenlik’ stratejisine dayanak yapılan unsurlar da saha gerçekliğini tam olarak yansıtmıyor.
AKP iktidarının kendi ihtiraslarını ve başarısız maceralarını ‘milli güvenlik’ ve ‘beka’ konseptine taşıyıp bunları devlet politikası olarak çerçevelemesi muhalefetin de içine çekildiği bir tuzak.
Eğer alternatif çıkış yolu geliştirilecekse çok temel birkaç açmaza dair tablonun netleşmesi gerekiyor.
İktidar, “Esad ordusu” ve “Esad rejimi” diyerek kendince gayrimeşru muamelesi çektiği Suriye devleti ve Suriye ulusal ordusunu Türkiye-Suriye sınırlarında görmek istemiyor.
Peki, bunun alternatifi nedir? İdlib cebinde ya da Azez-Cerablus-El Bab üçgenindeki gibi Türk askeri varlığını sahada tutmaya devam etmek ve vekil güçlerle yani selefi-cihatçı milislerle kontrolü sürdürmek. Bu politikanın sonuçları ağır olacaktır: Savaş hali uzayacaktır; TSK ve MİT’in yedeklediği milis güçleriyle tehlikeli, hukuksuz ve belirsiz iştigal sürecektir; Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğine dair taahhütleri sözde kalacaktır; başka yabancı aktörler için Suriye müdahaleye açık bir sahne olarak kalacaktır.
***
Nereye gittiğimizi görmek için nereden geldiğimizi usanmadan hatırlatmamız gerekiyor:
– AKP iktidarının yanlış tercihleri sonucunda Türkiye, Suriye’ye karşı kurulan kumpasta yükün neredeyse yüzde 70’ini yüklendi. Bu ülkenin felce uğratılmasında birincil dereceden sorumluluğu üzerinde taşıyor. Bu operasyonun Türkiye açısından ölümcül ve kötücül mirasları olacaktır. Cihatçı yekûn Suriye’nin sırtından atılırken Türkiye’nin bakiyesine dönüşecektir.
– Filistin davasının hamiliğine soyunanlar, Suriye’ye müdahale için tampon olmayı seçerek İsrail’i bu sürecin en kârlı tarafı haline getirdi.
– İran nüfuzundan en çok yakınanlar Irak’tan Akdeniz’e kadar İran’ın operasyon yeteneği kazanmasına fırsat sundu.
– Rusya’yı güvenlik konseptinde ana mesele yapanlar, bu şekilde Rusların Orta Doğu’ya dönüşüne imkan verdi. Rusya’sız bölgeye bir gelecek biçmek artık imkansız.
– YPG-PYD’yi birincil tehdit listesine yazan siyasi aklın kimyası, özerk yapılanmayı çökertmek için önce Ahrar el Şam ve Nusra Cephesi gibi örgütlere, daha sonra IŞİD’in saldırılarına bel bağlayacak kadar katranlaştı. Ve sonunda Kürtlere el verip bunu hem kendi Kürtleriyle barışı için bir katalizöre dönüştürmek yerine onları ABD’ye mahkûm etti. ABD bu sayede onlarca yıldır tepesine çökmeye çalıştığı Suriye’ye girmiş oldu.
– Son olarak Fırat’ın doğusunda güvenli bölge anlaşması çerçevesinde oluşturulan Müşterek Harekat Merkezi ile Suriye’deki Amerikan askeri varlığını Türkiye üzerinden kalıcı hale getiren yeni bir yola girildi.
– Vekil güçler aracılığıyla yürütülen savaşla başlayıp ‘sahada olmak’ ve ‘oyunu bozmak’ adına doğrudan müdahalelerle çetrefilleşen Suriye serencamı iç siyaseti dönüştürdüğü gibi Türkiye’nin Rusya ve ABD’ye bağımlılığını ya da mahkumiyetini artırdı.
***
Yeni bir sayfa açılacaksa, Kürtlerin ısrarla “Suriye’nin parçasıyız, Suriye’nin toprak bütünlüğü içinde çözüm istiyoruz, Şam’la diyalog için Rusya ağırlığını kullansın” diyen çağrılarına aldırmayıp, “ABD, Suriye’yi bölüyor” nakaratını tekrarlayanların bizzat Amerikan planlarına hizmet ettiğini söylemek durumundayız. Hedeflenen ‘güvenli bölge’, Suriye’nin bölünmüşlüğünü garantilemekle kalmayıp siyasal çözüm sürecini de ipotek altına alıyor. Astana sürecinde oluşturulan anayasa yazım komitesinde Kürtler, Türkiye’nin vetosu nedeniyle yoklar. “Temsil edilmediğimiz bir komiteden çıkacak sonuç bizi bağlamaz” diyen Kürtlerin olmadığı bir süreç çözümü değil bölünmeyi getirir.
Fırat’ın batısında da Azez-Cerablus-El Bab üçgeni ile Afrin’i ilhak etmişçesine fiili ‘kolonizasyon’ gayreti güdülüyor. Türkleştirme ameliyesi maşallah sağdan sola pek çok çevrenin başını döndürüyor. Fırat Kalkanı bölgesinde El Esad Parkı’nın adının Yunus Emre Parkı olarak değiştirilmesi hamaset dünyasında keyif çatma vesilesi olabilir ama Suriyelilerdeki yansıması, “Sömürgenin dönüşüdür”.
İdlib’de 12 kontrol noktasıyla cihatçı gruplara kalkan olan pozisyon da özünde Amerikalıların beklentisine denk düşüyor. Amerikalılar Türk askeri varlığını “Suriye’nin yeniden toparlanmasının önlenmesi” olarak gördüklerini gizlemiyor. Bunu, “Suriye rejimi ve müttefiklerinin zafere ulaşmasının önlenmesi” olarak dillendirmeleri hedef-sonuç ilişkisini bozmuyor.
Fırat’ın doğusu ve batısıyla ilgili planlara dair sunumlar devletin hassasiyetlerini baz alanlar için hayli ayartıcı: “Terör koridoruna karşı barış koridoru.” Operasyonun adı Zeytin Dalı olunca bunun barışa hizmet ettiğine dair algı tavan yapıyor. Yerel Kürt nüfusunu terörize eden ve seyrelten müdahaleleri başarılı bir model olarak Fırat’ın doğusuna taşımaktan söz ederken bunu 3 milyon mültecinin de döndürüleceği bir ‘barış koridoru’ olarak cilalamaya başladılar. Pek çok sorunun kaynağı olarak mültecileri görenlerin de “Hayır” diyemeyeceği bir çerçeve! Bu plan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından BM kürsüsünden de pazarlandı. Erdoğan’ın elindeki haritaya bakanların çıkardığı sonuç, “Demek Türkiye, Suriye’den bu kadar toprak istiyor” şeklinde.
Bu planla varılmak istenen nokta, Türkiye ile Kürtler arasına Araplardan oluşan bir tampon sokarak özerklik projesinin dayandığı demografik temeli hepten yok etmek. Burada Kürtlerin nasibine düşen tek şey ‘etnik temizlik’ olacaktır. Aynı sonuç bölgenin Süryani, Ermeni, Keldani gibi diğer halkları için de geçerli. Mülteci meselesi ancak Suriye’de savaşın bitirilmesi ve insanların kendi evlerine döndürülmesiyle mümkün olabilir. Suriye’nin kuzeyinde ‘istenmeyen’ nüfus unsurlarını bertaraf amacıyla yeni demografik realiteler yaratmak bölgede halkları birbirine düşürmekten başka bir şeye yaramaz. Bu insanları Avrupa’ya karşı şantaja dönüştürüp paraya tahvil etmek ve mültecilerin dönüşünü konut projeleriyle ranta bağlamak da aç gözlülüğün zirve noktası.
***
Özetle Fırat’ın doğusunda da batısında da Türkiye izlediği mevcut politikalarla Suriye’nin toprak bütünlüğü, egemenliği ve bağımsızlığına hizmet etmiyor. Altına imza attıkları Astana ve Soçi bildirilerinde aksini belirtseler de izlenen siyasetin ürettiği ya da üreteceği sonuç önemli.
‘Ulusal güvenlik’ diye kabul gören müdahaleci çizginin Türkiye’nin geleceğine aktaracağı iki miras var: Kürtlerle kalıcı düşmanlık ve yedeklenen cihatçı örgütler.
Biri Türkiye’nin iç barışını imkânsız hale getirip bölgesel fay hatlarını harekete geçirme potansiyeli taşıyor. Diğeri de bugün vekil güçler olarak maceraperest hevesler için kullanışlı olsa da yarın Türkiye’yi de tehdit edecek bir karakter arz ediyor.
İktidarın Suriye çıkmazına alternatif olarak sadece “Esad’la el sıkış” deyip sorunun diğer taraflarını göz ardı etmek yanıltıcı bir yaklaşım olur.
Burada, “Fırat’ın doğusundan uzak duralım” önerisinin alt metninde, “Kürtlerin özerklik planını çökertme işini Esad’a bırakalım” önermesi yoksa Kürtlere yönelik mesaj daha açık olmalı. Tüm taraflarla diyalog, Kürtler için, “Biz değil, Esad balyoz olsun” çelişkisini kaldırmaz.
Eğer hedef barışçıl bir çözüm ve istikrarlı bir gelecekse Türkiye evvela Kürtlerle ilgili parametreleri ve bakış açısını değiştirmeli. Ankara, Suriye’nin kendi Kürtleriyle bulacağı barışçıl çözüm yolunun önünde bariyer olarak durmamalı. Yani Ankara ile Şam arasında yeni bir başlangıcın bedeli Kürtler olmamalı. Ki bu, Kürtleri daha fazla Amerika’ya iter, ABD de bu durumu kendi senaryosu için tepe tepe kullanır.
Ne yapmalı faslında diğer kritik mesele; Türkiye, Fırat’ın batısında çatışma dinamiğini sona erdirmeli yani fişi çekmeli. Suriye’ye karşı büyük komploda cephane, lojistik ve savaşçı akışında ihalenin yüzde 70’i Türkiye’nin sırtındaysa bu alanda yapılacak politika değişikliği sorunun çözümünü de aynı oranda kolaylaştıracaktır.
Naçizane görüşlerim bunlardır.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları












































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.01.2026
20.01.2026
12.01.2026
5.01.2026
30.12.2025
26.12.2025
15.12.2025
8.12.2025
26.11.2025
11.11.2025