Gökhan BACIK
Bundan önce, Kürt sorununun çözümü konusunda Türkiye iki kampa ayrılırdı: Siyasi çözümü savunanlar ve karşı çıkanlar. Bu seferki açılım sürecinde, “endişeliler” olarak tanımlanabilecek üçüncü bir grup ortaya çıktı. Bu grup, esasen Kürt sorununda siyasi çözüme ilkesel olarak destek veren kişilerden oluşuyor. Ancak endişeliler, mevcut açılımın esasen bir siyasi pazarlık olduğunu ve ülkenin demokratikleşme gibi sorunlarına katkı sunmaktan çok, pazarlığı yürüten taraflara siyasi çıkar sağlayacak sonuçlarla sınırlı kalacağını düşünüyor.
Devletin alışılmış çizgisini terk ederek Öcalan’ı “normalleştirmesi” ve Besê Hozat liderliğinde 30 PKK’lının silah bırakması, kuşkusuz yeni açılımın en somut unsurlarını oluşturuyor. Bu adımlar, “bu sefer durum ciddi ve daha önce hiç olmadığı kadar somut adımlar atılacak” beklentisini güçlendiriyor. Ancak öte yandan, geleneksel Türk devlet anlayışının bir yansıması olarak, muğlak söylem kullanılmaya devam ediliyor. Kürt sorununun nasıl çözüleceği, özerklik verilip verilmeyeceği ya da hangi idari reformların hayata geçirileceği gibi somut konular hâlâ net biçimde konuşulmuyor.
Demokratikleşme ve Kürt sorunu özünde birbirine bağlı mı?
“Endişeliler”, Kürt sorunundaki temel çelişkinin, ülke otoriter bir yöne giderken gerçek bir açılımın mümkün olamayacağı olduğunu savunuyor. Bu görüşe kişisel olarak katılmamak zor. Ancak yapısal olarak bakıldığında, bir açılım ile demokratikleşme arasında zorunlu bir ilişki olmayabilir. Bir yönetim, ülkede genel anlamda baskıcı hale gelirken, belirli bir etnik gruba haklar tanıyabilir. Bu noktada “mutlular”, yani açılımı destekleyen kesimler, Kürt sorununun çözümünün Türkiye’nin demokratikleşmesine kaçınılmaz olarak katkıda bulunacağını ileri sürüyor. Onlara göre, bu sorun çözüldüğünde siyaset daha sivil bir zemine oturacak, güvenlik merkezli siyasi söylemler etkisini yitirecek ve bunun sonucunda insanlar ekonomi ve demokrasi gibi konular üzerinden siyaset talep etmeye başlayacaktır.
İslami yahut ümmetçi bir üst kimlik mümkün mü?
Devlet, isterse son yirmi yılda yaptığı gibi, kamusal alanı ve siyaseti daha da dindarlaştırabilir. Ancak din üzerinden bir üst kimlik tanımlanarak kalıcı bir siyasi düzen kurulacağını beklemek bir fanteziden ibarettir. Dinin, farklı etnik grupları bir arada tutabilecek bir üst kimlik olarak işlev görebileceği düşüncesi; Arnavut ve Arap isyanlarıyla birlikte tarihe karışmıştır. Bu noktadan sonra tarihi geriye döndürmek mümkün değildir. Romantik geçmiş okuması insanı yanıltabilir: Dinin bir üst kimlik unsuru olmayacağı düşüncesini Kemalizm icat etmemiştir. Bu noktaya Kemalizm’den önce Osmanlılar çoktan gelmiş ve modern kavramlara göre kimlik inşa etmek için adımlar atmışlardır.
Öte yandan, bu tür bir yaklaşım, belki AKP’ye oy vermeyen dindar Kürtler için anlamlı olabilir. Ancak Öcalanist Kürtler nezdinde karşılık bulması olası değildir. Zira Öcalanizm, özünde sert bir seküler çekirdek taşır. Apoculuk, kökeninde Kürt aşiretlerinin geleneksel ve dinsel paradigmalarına karşı bir itiraz olarak doğmuş bir düşünce biçimidir. Günümüzde ise Kürt gençlerinin — ister buna sekülerleşme diyelim ister dünyevileşme — dini söylemlerden uzaklaştığını da göz önünde bulundurmak gerekir.
Öte yandan, yeri gelmişken Türklük ile Müslümanlığı eşitleyen söyleme eleştirel yaklaşmak gerekiyor. Türkler, elbette İslam tarihi açısından önemli bir topluluktur; ancak nihayetinde, Türkler İslam için “ikincil” bir millettir. Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kullandığı “Türk-Kürt-Arap” üçlemesi hatırlandığında, İslam ile ontolojik bir ilişki içinde olan kültür ve dilin esasen Araplığa ait olduğu görülür. İslam tarihine yön veren dört temel figür — Hz. Muhammed, Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali — Araptır ve bu kişilerin İslam üzerindeki etkisi, tarihsel olarak tüm Türklerden çok daha fazladır. Ayrıca, Arapça teolojik olarak Kur’an’ın dilidir; Türkçenin İslami açıdan herhangi bir kanonik değeri bulunmamaktadır.
Örneğin, “Selamün aleyküm” demek, “Günaydın” demeye göre dinî bakımdan daha üstün kabul edilir. Tüm Arap dünyasında Türk isimleri nadiren tercih edilirken, Türklerin büyük çoğunluğunun isimleri Arapça kökenlidir. Turgut Özal dışında, Türkiye’nin tüm cumhurbaşkanlarının ilk isimleri Arapçadır: Mustafa, İsmet, Celal, Cemal, Cevdet, Fahri, Kenan, Süleyman, Ahmet, Abdullah, Recep. Dolayısıyla, Arapların da dâhil olduğu bir kimlik tasavvurunda Arap kültürü ve dilinin belirleyici bir unsur olacağını hesaba katmak gerekir. Kimliğin temel referansının İslam olduğu bir denklemde, bu kimliğin yalnızca Türk kültürüyle taşınacağını düşünmek, ironik bir biçimde, ancak milliyetçi bir iyimserlik olabilir.
Kemalizm saplantısı
Türkiye’de iki tür Kemalizm saplantısından söz edilebilir. İlk saplantı, Kemalistler arasında görülür: Bu kişiler, Atatürk’ün düşüncelerini değişmez ve evrensel ilkeler olarak kabul ederler. Ancak bunun kadar sorunlu bir diğer grup ise Kemalizm’e dair her şeyi toptan reddedenlerden oluşur. Daha çok liberal ya da Marksist ideolojik geçmişe sahip olan bu çevreler, Kemalist mirasa karşı her türlü durumu otomatik olarak olumlar. Oysa toplumlar geçmişleriyle eleştirel bir biçimde eklemlenmelidir.
Kemalist tecrübenin elbette eleştirilecek ve geride bırakılması gereken yönleri vardır. Ancak onu tümüyle yanlış bir proje olarak görmek son derece yanıltıcı olur. Eski Türkiye’nin başarılı olduğu pek çok alan da mevcuttur. Burada kritik olan şudur: Lokomotif radikal manevralar yaparsa, arkadaki bazı vagonlar savrulabilir ve hatta kopabilir.
Bu bağlamda tipik bir tartışma konusu, Kemalizm’in Kürtleri tanımadığı iddiasıdır. Bu, büyük ölçüde doğrudur. Ancak 1990’larda, eski Türkiye Kürt realitesini tanımaya başlamıştır. Dönemin Kemalist ana siyasi aktörü olan SHP, Kürtleri Meclis’e taşımıştır. 1991’de yapılan bu ittifakla 18 Kürt milletvekili parlamentoya girmiştir. Bu süreçte bazı milliyetçi ve muhafazakâr çevrelerin, Kemalistlerin Kürtleri meclise taşımasına gösterdiği tepkiyi hatırlamak gerekiyor.
Bir başka önemli nokta da Kemalist Türkiye’nin Kürtlere yönelik inkârcı siyasetinin “biricik” olduğu yanılgısıdır. Kürtlerin idari ve kültürel özerklik taleplerine yönelik inkârcı tutumu zaman zaman Osmanlı Devleti de benimsemiştir. Bu noktada şunu da vurgulamak gerekir: İslam, bazı durumlarda Osmanlılara karşı gerçekleştirilen Kürt isyanlarına ilham kaynağı olmuştur. Örneğin 19. yüzyılın başlarında gerçekleşen Şeyh Ubeydullah isyanında, Nakşibendilik ekseninde şekillenen ve yoğun biçimde İslami referanslar içeren bir Kürt tepkisi söz konusudur.
Demem o ki hem teorik hem de pratik açıdan, İslami referanslara dayanan ama aynı zamanda Kürtçü ve ayrılıkçı bir siyaset mümkündür.
Soğuk gerçek: Nasıl bir özerklik?
Modern vatandaşlık, kültüre ve dine dolaylı atıflarda bulunsa da esasen soyut bir ilkeye dayanır. Ancak şu gerçekle yüzleşmek gerekir: Yüz yılı aşkın bir tecrübenin ardından Türkler ve Kürtler, modern/soyut bir vatandaşlık etrafında siyasi ve demokratik bir ortaklık kurmayı başaramamıştır. Peki neden? Bu başarısızlığı yalnızca siyasi hatalarla açıklamak yanıltıcı olur. Elbette köy yakmalar, Kürt kültürünü tanımamak gibi hataların payı vardır. Ancak nesnel bir gerçeklik söz konusudur: Kürtler, kendini dili ve kültürü olan ayrı bir “ulus” olarak tanımlıyor. Öcalan’a “Kürt halk önderi” denmesi ya da “halkların kardeşliği” söylemi bu durumu teyit eder.
Sonuç olarak Türkiye, fiilen bir devlet ama iki halkın yaşadığı bir ülke olarak kalmıştır. Buradaki temel yanılgı, Türkiye zenginleşse ve demokratikleşse bile Kürtlerin halk olmaktan doğan kimlik ve kültürel taleplerinin ortadan kalkacağını sanmaktır. Oysa Kürt meselesi, yalnızca bir kalkınma ya da demokrasi sorunu değil; esasen bir kimlik ve kültür meselesidir. Bu durumu anlamak için, Almanya’da yaşayan, aylık geliri 4 bin Euro olan bir Türk vatandaşının hâlâ kültürel haklar talep edebilmesini düşünmek yeterlidir. Kürtlerin durumu da benzer bir bağlamda değerlendirilmelidir.
Şunu da hatırlamak gerekir: Etnik sorunlar sadece Lübnan gibi gelişmekte olan ülkelerde yaşanmaz. Belçika, Kanada, İspanya gibi gelişmiş ülkelerde de benzer sorunlar vardır. Yani bir ülkede farklı kimlik ve kültürlerin varlığı söz konusuysa, sosyoekonomik gelişmişlik tek başına bu sorunu çözmeye yetmez. Nitekim “consociationalist” (konsosyonalist) sistem, yani siyasi düzenin kültürel ve dini bloklara göre kurulması, sadece Lübnan’a özgü değildir; Belçika’da da mevcuttur. Yani “ülkeyi mezhepsel ve dilsel bölgelere göre bölüp yönetelim” düşüncesi aslında Batı Avrupa’ya da ait bir modeldir.
Bu bağlamda kişisel kanaatim, Türkiye’nin farklı bir dil ve kültürel kimliğe sahip Kürtlere yönelik radikal bir adım atması gerektiğidir. Öcalan’ın konumunu değiştirmek ya da İslam üzerinden yeni bir üst kimlik inşa etmeye çalışmak gibi adımların kalıcı çözümler üretmesi mümkün değildir.
Peki, bu “radikal adım” ne olabilir? Özerklik hem yatay hem dikey biçimde tasarlanabilir. Yatay özerklik, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelere idari ve kültürel özerklik verilmesi anlamına gelir. Ancak şahsi kanaatim, bu modelin Türkiye’de daha büyük sorunlara yol açabileceğidir. Bunun yerine, dikey-kültürel özerklik modeli uygulanabilir. Bu modele göre Türkiye’nin resmî dili Türkçe olarak kalacaktır; ancak Kürtler, ülkenin her yerinde, her türlü dilsel, kültürel ve kimliksel taleplerini özgürce karşılayabilecektir.
Örneğin: Kürtlerin yaşadığı yerlerde faturalar hem Türkçe hem Kürtçe hazırlanacaktır. Diyarbakır’a inen bir THY uçağında anonslar Türkçe, İngilizce ve Kürtçe yapılacaktır. Manisa’da yaşayan bir Kürt vatandaş, su faturasının hem Türkçe hem Kürtçe hazırlanmasını talep edebilecektir. Bir Kürt iş insanı, bir vakıf kurarak Kürtçe eğitim veren bir üniversite açabilecektir. Kısacası, Kürtlerin dili, kıyafeti, geleneği ve kültürüne dair her türlü talep, şartsız olarak karşılanmalıdır. Ancak eşitlik ilkesi gereği, bu haklar aynı biçimde diğer etnik ve kültürel gruplara — örneğin Çerkeslere, Araplara — da tanınmalıdır.
Peki, bu durumda “Türkiye dağılmaz mı?” Asıl sorun şudur: Soyut ve modern bir üst kimlik/vatandaşlık kurgusu oluşturulamıyor; öte yandan kültürel grupları tanıyan bir düzene de geçilemiyor. Bu iki arada kalmış, yarım ağızla üretilmiş çözümlerle zaman kaybediliyor — ve işte bu, Türkiye’yi gerçekten parçalayabilecek olan temel risktir.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları








































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2026
25.01.2026
20.01.2026
13.01.2026
7.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
21.12.2025
7.12.2025
16.11.2025