Mithat SANCAR
Barış ya da çözüm süreçlerinde karşılaşılabilecek sorunları, “sıkıntı-kriz-tıkanma” şeması veya sıralaması içinde değerlendirmeye çalıştım hep.
Barış ya da süreçlerinin, engelsiz bir şekilde sürekli ileriye doğru akmadığını, hem kendi yakın tarihimizden hem de dünyadaki benzer deneyimlerden biliyoruz. Bu karmaşık ve zorlu süreçlerde “sıkıntılar” yaşanması olağan sayılır. Önemli olan “sıkıntılar”ı büyümeden gidermeyi sağlayacak usul ve yöntemler geliştirmektir. Bu yapılabilirse, sıkıntı aşma tecrübesi, sürecin rayına oturmasına katkıda bulunur. Aksi durumda, sıkıntılar birbirine eklenerek büyümeye başlar.
Sıkıntıların birikmesi, “krizler”e yol açar. Barış süreçlerinde krizler yaşanması da olağandışı bir durum değildir. Burada kritik nokta,“krizler”in iyi yönetilmesidir. Bunun için ise çeşitli mekanizmalara ihtiyaç vardır.
Aşılan her kriz, süreci güçlendiren bir aşı işlevi görür. Krizlerin çözülememesi ise, süreci giderek daha fazla kırılganlaştırır.
Krizler biriktikçe, “tıkanma” riski artar. Tıkanma, barış süreçlerinde hiç arzulanmayan bir ihtimaldir, ama tamamen sürece yabancı değildir, hatta bir bakıma sürece dahil sayılır. Daha açık söylersek, tıkanma sürecin sonu demek değildir, lakin sona doğru gidişin en hassas göstergesidir.
Tıkanmayı açmanın, sıkıntıları ve krizleri aşmaktan daha zor olduğunu belirtmeye bile gerek yok. Tıkanmayı açacak çareler bulunsa bile, arada geçecek zaman, sürecin işleyişi açısından hayati önem taşıyan siyasal ve psikolojik dayanaklarda tahribat yaratabilir.
Tıkanma süresi uzadıkça, barış iklimi dağılmaya, çözüm umutları zayıflamaya başlar. Bu durum, ayrıca çeşitli nedenlerle sürece karşı olan çevrelere ve güçlere, tıkanmayı akut hale getirecek hamleler yapma fırsatı sunar.
Bundan sonraki durak, sürecin “çökmesi”dir. “Çökme”, sürece dahil bir “sorun” değildir, aksine mevcut sürecin “sonu” anlamına gelir. Şüphesiz, bir sürecin çökmesi, sonradan “yeni” bir süreç başlatmaya engel değildir. Lakin belli bir çatışmasızlık döneminin ardından, silahların yeniden konuşmaya başlaması, tam anlamıyla bir felaket olur. Üstelik araştırmalar ve tecrübeler gösteriyor ki, her yeni çatışma dönemi, öncekilerden çok daha şiddetli ve çok daha yıkıcı oluyor. Bu süreçlerde, eski yaralar yeniden kanar, eski öfkeler yeniden canlanır. Kin, intikam gibi duygular tavan yapar. Acılı kırılmalara yol açabilecek tehlikeli ve şiddetli karşılaşmalar için son derece elverişli bir ortam doğar.
“Çözüm süreci”, başladığından bu yana çeşitli sarsıntılar geçirdi. Sarsıntıların bir kısmı krize de dönüştü. Hatta tıkanma havasının estiği durumlar da yaşandı. Ama hiçbiri, şu son bir ayda yaşanan krizin derinliğine ulaşmadı.
IŞİD’in Kobanê’yi kuşatmasıyla başlayan gelişmeler, süreci sarsa sarsa ilerledi, önce ciddi bir krize, ardından sürecin bir süre askıya alınmasına neden oldu.
Bu noktaya gelinmesinde hükümetin iki konudaki yaklaşımı belirleyici rol oynadı. Bunlardan biri, Rojava’nın süreçle ilişkisini görmemesi veya görmek istememesidir. Hükümet, başta Öcalan olmak üzere Kürt hareketinden gelen açıklamaları ve uyarıları dikkate almadı. Bunun temelinde, hükümetin genel olarak “çözüm”e ilişkin tasavvuru ve Suriye politikasındaki tercihleri yatıyor. Suriye politikasında, Rojava’nın özerk bir statüye sahip olması yer almıyor. Öte yandan, hükümetin “çözüm”den asıl anladığı ve öncelikle beklediği şey, Kürt siyasi hareketini etkili bir aktör olmaktan çıkarmak ve böylece Kürt sorununu istediği gibi yönetmektir. Bu yaklaşımın doğal uzantısı, Rojava’daki özerk yapılanmayı, bu yapının siyasi mimarı PYD’yi ve askeri güvencesi YPG/YPJ’yi tanımayı reddetmektir. Kürt siyasi hareketinin ise, Rojava’daki siyasi dinamikleri yok sayan, hele de yok etmeyi arzulayan bir anlayışı kabul etmeyeceği baştan beri belliydi. Kobanê’ye yönelik IŞİD saldırıları, Türkiye’deki sürecin tarafları arasında Rojava meselesinde var olan bu köklü uyuşmazlığın su yüzüne çıkmasına yol açtı. Neredeyse birbirine zıt iki tutum bu kadar çıplak bir biçimde karşılaşınca, kriz kaçınılmazdı.
Krizin tıkanmaya evrilmesi ise aynı ölçüde kaçınılmaz değildi. Böyle olması, hükümetin diğer yaklaşımından kaynaklandı. Hükümet, muhtemel sarsıntıların krize dönüşmesini, krizlerin tıkanmaya yol açmasını önleyecek kuralların, kurulların ve mekanizmaların oluşturulmasına, böylece müzakere aşamasına geçilmesine dönük talepleri sürekli göz ardı etti.
Her kriz, aynı zamanda bir yüzleşme davetidir. Ağır krizler, ciddi bir yüzleşme imkânı sunarlar. Bu imkânı iyi değerlendirmek, krizi aşmanın ön şartıdır. Krizin aşılması, çoğu zaman bir yenilenmenin de yolunu açar.
Gerek hükümet kanadından gerek Kürt siyasi hareketinin temsilcilerinden gelen açıklamalar, böyle bir yüzleşme ve hesaplaşmanın en azından kısmen yapıldığını, böylece tıkanmanın açıldığını ve krizin şimdilik aşıldığını gösteriyor.
Yeni bir tıkanmanın ve daha ağır krizlerin yaşanmaması için süreçte bir “yenilenmeye” ihtiyaç var. Bunun şu anki somut adı ve anlamı, oyunu kurallarına göre oynamayı mümkün kılacak kurallı ve kurumsal bir müzakere aşamasına geçmektir. Sürecin bundan sonraki seyri ve kaderi de, çok büyük ölçüde yüzleşme-yenilenme diyalektiğinin işleyiş şekline bağlı olacaktır…
Barış ya da çözüm süreçlerinde karşılaşılabilecek sorunları, “sıkıntı-kriz-tıkanma” şeması veya sıralaması içinde değerlendirmeye çalıştım hep.
Barış ya da süreçlerinin, engelsiz bir şekilde sürekli ileriye doğru akmadığını, hem kendi yakın tarihimizden hem de dünyadaki benzer deneyimlerden biliyoruz. Bu karmaşık ve zorlu süreçlerde “sıkıntılar” yaşanması olağan sayılır. Önemli olan “sıkıntılar”ı büyümeden gidermeyi sağlayacak usul ve yöntemler geliştirmektir. Bu yapılabilirse, sıkıntı aşma tecrübesi, sürecin rayına oturmasına katkıda bulunur. Aksi durumda, sıkıntılar birbirine eklenerek büyümeye başlar.
Sıkıntıların birikmesi, “krizler”e yol açar. Barış süreçlerinde krizler yaşanması da olağandışı bir durum değildir. Burada kritik nokta,“krizler”in iyi yönetilmesidir. Bunun için ise çeşitli mekanizmalara ihtiyaç vardır.
Aşılan her kriz, süreci güçlendiren bir aşı işlevi görür. Krizlerin çözülememesi ise, süreci giderek daha fazla kırılganlaştırır.
Krizler biriktikçe, “tıkanma” riski artar. Tıkanma, barış süreçlerinde hiç arzulanmayan bir ihtimaldir, ama tamamen sürece yabancı değildir, hatta bir bakıma sürece dahil sayılır. Daha açık söylersek, tıkanma sürecin sonu demek değildir, lakin sona doğru gidişin en hassas göstergesidir.
Tıkanmayı açmanın, sıkıntıları ve krizleri aşmaktan daha zor olduğunu belirtmeye bile gerek yok. Tıkanmayı açacak çareler bulunsa bile, arada geçecek zaman, sürecin işleyişi açısından hayati önem taşıyan siyasal ve psikolojik dayanaklarda tahribat yaratabilir.
Tıkanma süresi uzadıkça, barış iklimi dağılmaya, çözüm umutları zayıflamaya başlar. Bu durum, ayrıca çeşitli nedenlerle sürece karşı olan çevrelere ve güçlere, tıkanmayı akut hale getirecek hamleler yapma fırsatı sunar.
Bundan sonraki durak, sürecin “çökmesi”dir. “Çökme”, sürece dahil bir “sorun” değildir, aksine mevcut sürecin “sonu” anlamına gelir. Şüphesiz, bir sürecin çökmesi, sonradan “yeni” bir süreç başlatmaya engel değildir. Lakin belli bir çatışmasızlık döneminin ardından, silahların yeniden konuşmaya başlaması, tam anlamıyla bir felaket olur. Üstelik araştırmalar ve tecrübeler gösteriyor ki, her yeni çatışma dönemi, öncekilerden çok daha şiddetli ve çok daha yıkıcı oluyor. Bu süreçlerde, eski yaralar yeniden kanar, eski öfkeler yeniden canlanır. Kin, intikam gibi duygular tavan yapar. Acılı kırılmalara yol açabilecek tehlikeli ve şiddetli karşılaşmalar için son derece elverişli bir ortam doğar.
“Çözüm süreci”, başladığından bu yana çeşitli sarsıntılar geçirdi. Sarsıntıların bir kısmı krize de dönüştü. Hatta tıkanma havasının estiği durumlar da yaşandı. Ama hiçbiri, şu son bir ayda yaşanan krizin derinliğine ulaşmadı.
IŞİD’in Kobanê’yi kuşatmasıyla başlayan gelişmeler, süreci sarsa sarsa ilerledi, önce ciddi bir krize, ardından sürecin bir süre askıya alınmasına neden oldu.
Bu noktaya gelinmesinde hükümetin iki konudaki yaklaşımı belirleyici rol oynadı. Bunlardan biri, Rojava’nın süreçle ilişkisini görmemesi veya görmek istememesidir. Hükümet, başta Öcalan olmak üzere Kürt hareketinden gelen açıklamaları ve uyarıları dikkate almadı. Bunun temelinde, hükümetin genel olarak “çözüm”e ilişkin tasavvuru ve Suriye politikasındaki tercihleri yatıyor. Suriye politikasında, Rojava’nın özerk bir statüye sahip olması yer almıyor. Öte yandan, hükümetin “çözüm”den asıl anladığı ve öncelikle beklediği şey, Kürt siyasi hareketini etkili bir aktör olmaktan çıkarmak ve böylece Kürt sorununu istediği gibi yönetmektir. Bu yaklaşımın doğal uzantısı, Rojava’daki özerk yapılanmayı, bu yapının siyasi mimarı PYD’yi ve askeri güvencesi YPG/YPJ’yi tanımayı reddetmektir. Kürt siyasi hareketinin ise, Rojava’daki siyasi dinamikleri yok sayan, hele de yok etmeyi arzulayan bir anlayışı kabul etmeyeceği baştan beri belliydi. Kobanê’ye yönelik IŞİD saldırıları, Türkiye’deki sürecin tarafları arasında Rojava meselesinde var olan bu köklü uyuşmazlığın su yüzüne çıkmasına yol açtı. Neredeyse birbirine zıt iki tutum bu kadar çıplak bir biçimde karşılaşınca, kriz kaçınılmazdı.
Krizin tıkanmaya evrilmesi ise aynı ölçüde kaçınılmaz değildi. Böyle olması, hükümetin diğer yaklaşımından kaynaklandı. Hükümet, muhtemel sarsıntıların krize dönüşmesini, krizlerin tıkanmaya yol açmasını önleyecek kuralların, kurulların ve mekanizmaların oluşturulmasına, böylece müzakere aşamasına geçilmesine dönük talepleri sürekli göz ardı etti.
Her kriz, aynı zamanda bir yüzleşme davetidir. Ağır krizler, ciddi bir yüzleşme imkânı sunarlar. Bu imkânı iyi değerlendirmek, krizi aşmanın ön şartıdır. Krizin aşılması, çoğu zaman bir yenilenmenin de yolunu açar.
Gerek hükümet kanadından gerek Kürt siyasi hareketinin temsilcilerinden gelen açıklamalar, böyle bir yüzleşme ve hesaplaşmanın en azından kısmen yapıldığını, böylece tıkanmanın açıldığını ve krizin şimdilik aşıldığını gösteriyor.
Yeni bir tıkanmanın ve daha ağır krizlerin yaşanmaması için süreçte bir “yenilenmeye” ihtiyaç var. Bunun şu anki somut adı ve anlamı, oyunu kurallarına göre oynamayı mümkün kılacak kurallı ve kurumsal bir müzakere aşamasına geçmektir. Sürecin bundan sonraki seyri ve kaderi de, çok büyük ölçüde yüzleşme-yenilenme diyalektiğinin işleyiş şekline bağlı olacaktır…
http://basnews.com/tr/opinion/2014/11/19/kriz-yuzlesme-ve-yenilenme/
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları




































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.03.2015
22.03.2015
12.02.2015
5.02.2015
27.01.2015
20.01.2015
13.01.2015
6.01.2015
29.12.2014
23.12.2014