Münir AKTOLGA
SİSTEM BİLİMİ AÇISINDAN “TÜRK TİPİ DEVLET ANLAYIŞIYLA” “MARKSİST-LENİNİST DEVLET ANLAYIŞI” ARASINDAKİ İLİŞKİ VE BUNUN ELEŞTİRİSİ!..
Şimdi bana hemen yazının başlığına bakıpta “ne alakası var” demeyin! Var, hem de çok alakası var!.. Ayrıca, bu konuda daha geniş açıkmalalar için size bir link veriyorum: http://www.aktolga.de/m23.pdf
Önce, genel olarak Devletten başlayalım, sonra Marksist-Leninist devlet anlayışını ve de tabi “Türk tipi Devleti” göreceğiz!..
Devleti, “sınıflıbir toplumda sistemin merkezi varoluşinstanzı”-mercii- olarak tanımlıyoruz...
Peki bu durumda onu, basit bir şekilde, “hakim sınıfın bir örgütü-baskı aracı” olarak ele alabilir miyiz?...

Yukardaki şekil olayı apaçık ortaya koyuyor aslında! Bütün mesele, “mutlak gerçeklik” anlayışıyla- “kendinde şey” olarak varolmayı temel alan anlayışla-dünya görüşüyle- “varoluşun izafi gerçekliği”, ve bu zeminde yükselen modern “sistem anlayışı” arasındaki farkta yatıyor. Zaten, devlet olayına girmeden önce “sistem bilimine” ilişkin parantez açmamızın nedeni bu olmuştur. http://www.aktolga.de/t4.pdf
Özünde materyalist bir zeminden-“kendinde şey mutlak gerçeklik” anlayışından yola çıkan Marksist-Leninist varoluş ve sistem anlayışı aslında Newton Fiziği’nin-Klasik Bilim’in varoluş- sistem anlayışıdır. Buna göre, bütün nesneler, “önce”, “mutlak bir uzay-zaman” içinde, varlığı “başka hiçbir nesneye bağlı olmaksızın” “kendinde şey” olarak gerçekleşen unsurlardır (aynen bir patates çuvalının içindeki patatesler gibi!... Çuvalı “evren”, patatesleri de bunun içindeki “varlıklar” olarak düşünürseniz, klasik materyalist evren-varlık anlayışına ulaşırsınız!...) Ancak daha sonradır ki, “kendinde şey” olarak varolan “mutlak gerçeklik” bu varlıklar kendi aralarında da etkileşmeye başlarlar...
Ya “Diyalektik Materyalizm”?...
Buraya kadar buna “kaba, mekanik materyalizm” deniyor. Marksist felsefe bu zemine bir de “diyalektik” kavramını ekleyerek “Diyalektik Materyalizmi” tanımlar. Bu durumda, “herbiri gene önceden”-“mutlak”-“kendinde şey” gerçeklik olarak varolan varlıklar, daima, gene kendileri gibi “mutlak gerçeklik” konumunda olan “kendi zıtlarını yaratarak” onunla birlikte varolurlar, ve zamanla yarattıkları bu “zıtları” tarafından altedilerek “kendi zıtlarına dönüşmüş” olurlar!... “Doğada ve toplumda yeralan bütün süreçlerin özü esası budur”!... Marksist diyelektiğin “zıtların birliği ve mücadelesi” anlayışının, “şeylerin kendi zıtlarına dönüşerek” evrimin-ilerlemenin yolunu açması anlayışının özü budur!...
Bir örnek olarak kapitalist toplumu ele alırsak...
Diyalektik Materyalist felsefeye göre buradaki sınıflar da -burjuvazi ve işçi sınıfı- gene herbiri, özünde biri diğerinden bağımsız olan “mutlak gerçeklikleri” temsil ederler. Evet, kendi zıttı olan işçi sınıfını yaratan burjuvazidir, ama buna rağmen bunlar son tahlilde birbirlerinden bağımsız olarak varolan unsurlardır-“objektif mutlak” gerçekliklerdir- Yani, varoluşları özü itibariyle karşılıklı ilişkiye bağımlı değildir-bu anlamda izafi gerçeklik değildirler...
Böyle olunca tabi ne oluyor, örneğin kapitalist toplum burjuvazinin temsil ettiği “kendinde şey”-mutlak gerçeklik bir sistem olarak anlaşılıyor. İşçi sınıfı ise, “kendinde şey” bu sistemin içinde, “özünde ondan bağımsız, onun zıttı” olarak varolan ve gelişen başka bir sistemi-“sosyalist sistemi”- temsil etmiş oluyor. Zaten bu yüzden de, daha sonra,işçi sınıfının temsil ettiği, kapitalist sistemin-zıttı olan bu sistem kapitalist sistemi altederek-onu yok ederek- onun yerini alabiliyor!...
Görüldüğü gibi Marksist devrim anlayışının özünü Marksist-Leninist sistem-varoluş anlayışı oluşturuyor...
Bu durumda, sistemin-“kapitalist toplumun- bir bütün olarak merkezi varoluş instanzını”, yani onun kimliğini, benliğini temsil eden örgüt olarak tanımladığımız DEVLET de tamamen sistemin hakim sınıfı olan burjuvazinin bir örgütü olarak ortaya çıkar. Çünkü, bu durumda artık sistemin, “herbiri birbirinden bağımsız kendinde şey” olan iki sınıfın toplamı olmanın ötesinde başka bir varlığı sözkonusu değildir. Bu nedenle, devlet olayını tanımlarken, “varolan sınıfların ötesinde sistemin merkezini-sıfır noktasını- temsil eden instanz” diye bir şeye yer kalmaz!... Çünkü artık, tıpkı o patates çuvalının içindeki patatesler gibi, herbiri “kendinde şey” olarak varolan iki sınıf ve bunların temsil ettiği iki ayrı sistem vardır ortada... Devlet de, “egemen sınıfın temsilcisi” olan “kendinde şey” bir varlık-örgüt oluyor. Burjuvaziyle özdeş olan kapitalist sistemi “burjuva-kapitalist devlet” temsil ederken, işçi sınıfıyla özdeş olan sosyalist sistemi de “sosyalist devlet” temsil etmiş oluyor o kadar, olay bundan ibarettir!...
Kafa karışıklığına neden olan nokta nerede-nasıl ortaya çıkıyor?...
Şimdi, Marksist devlet anlayışını bir yana bırakıyoruz!... Biz nasıl tanımlamıştık devleti; “devlet, sınıflı bir toplum söz konusu olduğu zaman, bir sistem olarak toplumsal varlığın merkezi varoluş instanzını temsil eden örgüttür” dememiş miydik... Ama sonra hemen, buna ilave olarak da diyoruz ki; “sisteme içerden bakınca-sistemin içinde, öyle sıfır noktası diye varlığı kendinden menkul-uzay zaman içinde ayrıca temsil edilen-bir nokta bulunmadığı için, bu merkez daima sistemin yönetici unsurunca-onun varoluş alanı içinde bir yerde temsil ediliyor görünür”!...
Denilebilir ki, e, ne farkediyor, ha öyle demişsin ha böyle, pratikte farkeden birşey var mıdır?...
Vardır, hem de çok!... Yoksa bu kadar kafa patlatmak ne için sanıyorsunuz!!.. Aradaki fark pratikte kendini “devrim anlayışında” ortaya koyuyor!.. E, bu da az şey olmasa gerek, öyle değil mi!!..
Evet, o halde şimdi “pratiğe” bakalım!.. Batı’da ve bizde devlet...
Toplumu, “yönetenler” ve “yönetilenler”den oluşan bir sistem olarak tasavvur ettiğimiz zaman, ilk anda hemen klasik Batı toplumları geliyor gözümüzün önüne. Örneğin, kapitalist toplum. Ve hemen diyoruz ki, buradaki sınıflar burjuvazi ve işçi sınıfıdır... Bir de tabi, yukarda açıklamaya çalıştığımız gibi, sistem merkezinde gerçekleşen-bizim devlet adını verdiğimiz- merkezi varoluş instanzını düşünüyoruz... Bu şema, köleci toplumdan feodal topluma, oradan da kapitalist topluma kadar bütün Batı toplumları için geçerlidir. Örneğin, feodal bir toplum, feodaller adı verilen “yönetenlerle”, serfler-köylüler adı verilen “yönetilenlerden” oluşurken, feodal sistemi temsil eden devlet de gene sistem merkezinde “oturan” bir kral tarafından temsil olunur. Benzer bir durum köleci toplum için de sözkonusudur. Ama dikkat edin, bütün bu toplumların hepsi de, barbarlığın yukarı aşamasından sonra bir şekilde toprağa yerleşip tarımsal faaliyette bulunarak üretim faaliyetine başlayan ve bu süreç içinde kendilerini üretirken devletleşerek sınıflı toplum haline gelmiş olan toplumlardır. Yani, bu toplumlarda “yönetenler” ve “yönetilenler” daima üretim faaliyeti içinde gerçekleşirler. Devlet de, “sistemin merkezi varoluş instanzı” olarak bu süreci-üretim faaliyeti içinde gerçekleşen bu sistemi- temsil eden örgüt olarak ortaya çıkar...
Bizde “Devlet”...
Ama, bizim gibi barbarlığın orta aşamasında iken fetih yoluyla-başka ülkeleri, toplumları fethederek bu süreç içinde yukardan aşağıya doğru Devletleşen toplumlarda, sınıflar ve Devlet üretim faaliyeti içinde ortaya çıkmazlar...
Bu durumda Devlet, fethedilen toprakları-ülkeleri yönetebilmek zorunluluğu içinde yukardan aşağıya doğru askeri-idari bir örgüt olarak oluşmakta, fetihlerde elde edilen ganimetin beşte birine sahip olan fatih yöneticinin (etrafındaki silahlı-silahsız kişilerle birlikte) temsil ettiği (toplanan vergilere-haraçlara el koyan) silahlı bir örgüt olarak ortaya çıkmaktadır. Öyle ki, bu yönetici-daha sonra Sultan- aşiretten çıkma sistemin yapısı ve dünya görüşü gereği, otomatikman, “sistem merkezindeki sıfır noktasında oturduğu kabul edilen Tanrı adına bütün mülkün ve üretim araçlarının sahibi” durumunda olan bir instanz-“organik lider”- haline dönüşür. Dikkat edilirse, burada “yönetenler sınıfı”, feodaller ya da burjuvalar falan gibi öyle aşağıdan yukarıya doğru, üretim faaliyeti içinde, üretim araçlarıyla ilişkilerine bağlı olarak ortaya çıkmıyor. Burada otomatikman “Tanrı adına bütün mülkün sahibi durumunda olan” bir Devlet ve onu temsil eden Sultan ile, onun etrafında mülkiyete tasarruf yetkisini kullanan bir DEVLET SINIFI vardır...
Peki ne oluyor bu durumda? Batı toplumlarında “yönetenler” sınıfıyla sistem merkezi-devletin oturduğu yer- arasında herşeye rağmen gene de bir mesafe bulunurken-yani bunlar bir ve aynı şey değilken- fetih yoluyla Devletleşen, barbarlığın orta aşamasından-aşiret toplumundan çıkma Osmanlı gibi toplumlarda sıfır noktasıyla (yani “Tanrının oturduğu” sistem mekeziyle) Sultan-yönetici Devlet sınıfı- arasında hiçbir mesafe kalmıyor!!... Eski aşiret-komün şefinin yerine oturan yeni sınıfın temsilcisi Sultan, bu şekilde, komün şefinin temsil ettiği sıfır noktasının-yani Tanrının da temsilcisi (“yeryüzündeki gölgesi”) haline gelmiş oluyor!... Ortaya çıkan tabloyu şöyle formüle edelim:
Sultan=Devlet=”Tanrının yeryüzündeki gölgesi”...
İşte, bizdeki Devlet sınıfı olayının özü-varoluş gerekçesi ve fonksiyonu budur.
(Buradaki Devlet anlayışının-Devletin ortaya çıkışsürecinin- Asya Tipi Üretim Tarzı’nın geçerli olduğuülkelerdeki devlet olayıyla-anlayışıyla alâkasıyoktur!. ATÜT’ün geçerli olduğu toplumlar, büyük sulama kanalları, ya da bentler gibi hiçkimsenin tek başına yapamayacağıişlerin söz konusu olduğu köleci toplumlardır. Evet, antika “bitkisel-ırmaksal medeniyetlerin” (Mezepotamya, Çin, Hint gibi) ortaya çıktığıbu türden toplumlarda da devlet tanrısal bir güçhalindedir. Ve bu yüzden de arada bir benzerlik vardır, ama işin diyalektiği-ortaya çıkışsüreci farklıdır buralarda...)
Dikkat ederseniz bu durumda Devlet artık varolan sınıflardan göreceli olarak bağımsız hale gelmiş bir örgüt değildir. Bizzat kendileri bir sınıf olan (“Devlet sınıfı”) “yöneticilerden” oluşan bir örgüttür (“Çoban-Sürü” ilişkisi). Sistemin merkezi varoluş instanzıyla “yönetici sınıfın” varoluş instanzının-benliğinin, (self’inin) hemen hemen bir ve aynı şey haline gelmiş olduğu bir durumdur bu!..
Peki bu durum, sadece bizde olduğu gibi barbarlığın orta aşamasından sonra fetih yoluyla Devletleşen toplumlarda mı böyledir; yani “Devlet sınıfı” olarak karşımıza çıkan instanz sadece bize özgü bir gerçeklik midir?...
Hayır! Alın o eski “Sosyalist toplumları”, nedir şimdi buralardaki o “İşçi Sınıfı Devleti”? Resmen burada da gene bir “Devlet sınıfı” olayıyla karşı karşıya değil miyiz? Niye mi? Üretim faaliyeti içinde ortaya çıkan iki sınıf var mı bu toplumlarda, yok!... Biri diğerini “yok etmiş”! Ne var peki? “Yönetenler sınıfı”- “Devlet sınıfı”- direkt olarak parti üyelerinden oluşuyor. En tepede parti şefi, onun altında da parti üyelerinden oluşan “yönetenler sınıfı”!...
Alın bugünkü Çin’i, nasıl bir sistemdir bu şimdi?Gene aynı değil mi!.. “Komünist Partisi” adı altında örgütlü bir “yönetenler sınıfı” var burada da. “Devleti” bunlar elde tutuyorlar! Peki, ya Çin burjuvazisi ve işçi sınıfı? Onlar da aynen bizdekinlere benziyorlar! Nasıl ki bizde, Devlet sınıfının temsil ettiği eskiden kalma Devletçi sistemin yanı sıra, bir de, bunun diyalektik anlamda zıttı-inkarı durumunda olan kapitalist sistem varsa, Çin’de de durum buna benziyor (eskinin içindeki yeni olayı)!.. Hatta, bu açıdan baktığınız zaman biz Çin’den çok daha ilerdeyiz!.. Bizde kapitalist sivil toplum daha 1950’lerden itibaren, “iki adım ileri bir adım geri” tempoyla iktidara gelmeye başlıyor!! Ve bugün artık antika Devlet sınıfı iyice tükenmeye yüz tutmuş durumda (en azından onun Kemalist ve FETÖ’cü kanatları için doğrudur bu!!...) Ben size söyleyeyim, yarın Çin’de de (hatta Rusya’da falan da) buna benzer süreçler yaşanacaktır! Nasıl ki bugün bir “Arap Baharı”ndan bahsediyoruz, yarın bir de Çin Baharı başlayacaktır (bunu geciktirmelerinin tek yolu gerilim politikasıdır ki, zaten sağolsun onu da Trump başarıyor)! Yani, eninde sonunda Komünist Partisi’nin temsil ettiği sisteme-Devlete- karşı Çin sivil toplumu ayağa kalkacaktır! Bunun ne zaman, nasıl olacağı falan tabi ayrı bir konu. Her ülkenin kendi tarihsel gelişimi belirliyor işin bu tarafını...
Bütün mesele şudur: Sınıflar-ve de tabi yönetici sınıf- üretim faaliyeti içinde mi ortaya çıkıyor, yoksa, yukardan aşağıya doğru oluşan bir “yönetici sınıf” mı toplumu yönetmeye başlayarak sistemi şekillendiriyor.
Ve de, buna bağlı olarak, devlet adı verilen örgüt, üretim faaliyeti içinde gerçekleşen bir sistemin merkezi varoluş instanzı olarak mı ortaya çıkıyor, yoksa, yukardan aşağıya doğru önceden varolan bir instanz mıdır o? Bu noktada, bütün o Osmanlı artığı İttihatçı-Kemalist Devlet anlayışlarını getirin gözünüzün önüne (ve de tabi, başlangıç dönemlerindeki AK Parti’nin devlet anlayışıyla, daha sonraki- Devletleşmeye başladıktan sonraki- AK Parti’nin Devlet anlayışı arasındaki farkı getirin!..), olayı daha iyi kavrarsınız!.. Önceden varolan bir Devlet kendine bir toplum-millet-ulus yaratmaya çalışmıyor mu bizde, “eski Türkiye’nin” “Devlet” anlayışı hep bu değil mi? Diyorlar ki, “rejim değişikliği falan yapılmıyor”, aslında doğrudur söyledikleri (!); çünkü Osmanlı’nın Devlet anlayışı bütün haşmetiyle duruyor ortada ve bunu değiştirmeye de kimsenin niyeti yok!..
Soruyorum: Osmanlı ve bir Osmanlı Cumhuriyeti olan ülkemiz insanı “Devlet varsa var olan” bir “kul”-önce Allah’ın, sonra da onun yeryüzündeki gölgesi olan Devletin kulu- değil midir? Osmanlı’da “Memleketi yaratan Devlet” değil mi idi? (Dr.un kulakları çınlasın! İbni Haldun çizgisinin devamıdır o. Siyasi olarak anlaşamıyorduk, o başka!)...
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları







































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.11.2024
9.11.2024
31.07.2024
3.06.2024
9.04.2024
20.07.2023
18.07.2023
17.07.2023
20.06.2023
18.06.2023