Murat Sevinç
İstanbul Sözleşmesi yaşatır. İstanbul Sözleşmesi yaşatır. İstanbul Sözleşmesi yaşatır. İstanbul Sözleşmesi yaşatır. İstanbul Sözleşmesi yaşatır. İstanbul Sözleşmesi yaşatır. İstanbul Sözleşmesi yaşatır.
Yıllar önce Anayasa Mahkemesi (AYM), özellikle parti kapatma davalarında bir klişeyi olur olmaz sarf etmeyi çok severdi: “Devlet tektir, ülke tümdür, ulus birdir.” Yaşını başını almış anayasa hocalarımız kendi aralarındaki sohbetlerde bunlara ‘düm-te-ka’ kararlar derdi!
Bir de malum, milliyetçilerin ‘dost ve kardeş ülke’ Azerbaycan için kullanmayı sevdiği ‘tek millet, iki devlet’ tanımı vardır. Geçen hafta İlham Aliyev’in tebaasına yönelik serzenişi gündeme geldi. Ermenistan’la savaş isteyen, meydanlarda bağırıp çağıran on binlerce uyruğuna sitem etmiş Azerilerin reisi! Demiş ki: “Kaç kişinin gönüllü olarak yazıldığını sordum ve ‘Yaklaşık 150 kişi’ cevabını aldım. Onlardan 60’ı zaten çatışmaların yaşandığı Tovuz’dan. Ama… Binlerce kişi toplanmıştı.” Meğer Azeri tosuncuklar miting meydanında “Savaş savaş’ diye bağırıp ortadan kaybolmuş. Bu haberi okuyunca, Azerbaycan halkıyla ‘tek millet’ olma ihtimali bana da hayli ikna edici göründü!
İstanbul Sözleşmesi yaşatır. İstanbul Sözleşmesi yaşatır. İstanbul Sözleşmesi yaşatır.
Özellikle ‘milletin’ tekliği ilkesi, Türk ulus devletinin alâmetiydi. İmparatorluktan arta kalanları bir arada tutabilmek için ‘keşfedilen’ ve ‘tutunulan’ Türk kimliğini kabul ettirebilmenin yolu, yöntemi. 1924’te idari olarak üniter yapıyı, yurttaş tipi olarak ise sınırlarını ‘Diyanet’in çizeceği Sünniliği benimsemiş Türklerden oluşan (oluşması amaçlanan!) yeni devletin ‘kuruluş’ tercihi.
Dolayısıyla ‘tek millet’ ile kastedilen, farklılıkları kabul görmüş, özgür ve mutlu yurttaşların ‘birliği’ değildi ve geçen zaman zarfında da olamadı ne yazık ki. Belli bir yaşın üzerindeki okurun kolaylıkla hatırlayacağı gibi: “Ne mozaiği ulan, mermer mermer!” Hal böyleyken ‘tek millet’ sloganına her zaman üstü açık ya da kapalı bir ‘ulan’ eşlik etti. Tek millet ülküsü başka türlü sürdürülemezdi ve bu denli karmaşık bir coğrafyaya üniforma giydirebilmek için hem eğitim, hukuk, kültür gibi muhtelif alanlarda ‘bir örneklik’ sağlamaya, hem de kendisine şu ya da bu gerekçeyle gönül vermiş, adanmış insanlara, o insanların elindeki sopaya ihtiyaç vardı. Halen var!
Tarihimizde ‘sopasız’ dönem pek yok gibi. Asıl sahibi olan asalak burjuvazi, sopasını farklı isimlere emanet etti çok partili yaşamda da. 1977’deki küçük arızayı ise hızla onarmasını bildi! Sermaye, o sermeyenin sopasını sallayan siyasetçi, siyasetçinin gözde yazarı, çizeri, basını hep var oldu.
2002’de siyasal İslamcılar, sınıf desteği bakımından benzeri nadir görülür bir ‘ulusal’ ve ‘uluslararası’ tezahüratla iktidar oldu. İlk kez ‘laik’ Cumhuriyet düzeninin ‘anti-tezi’ bir siyasal ideoloji başa geçti. O anti-tezin toplumdaki karşılığının hiç de zayıf olmadığı görüldü yıllar içinde. Laik Cumhuriyet yönetimlerinin halının altına süpürdükleri orada yaşamayı sürdürüyordu nihayetinde.
Antisemit Necip Fazıl’ın şiir ve konferanslarıyla yetişmiş hınç dolu kadrolar, yıllar içinde çok çeşitli gruplarla ittifak kurup sonunda, üzerlerinde eğreti duran demokrasi gömleğini de çıkararak, varlığını ancak ‘normu’ dahi umursamayan saf bir Türk-İslamcılık ile sürdürebileceğine karar kıldı. Sonuç ortada…
İstanbul Sözleşmesi yaşatır. İstanbul Sözleşmesi yaşatır. İstanbul Sözleşmesi yaşatır.
Bu ‘sonucun’ ya da gelinen yerin, ezcümle ‘yeni rejimin’ gereksinim duyduğu ‘yandaş’ tipi, geçmişten farklılıklar barındırıyor. Eski rejim, ‘batılı’ hukuk, sanat, dil, insan ve kurumlara gönül vermiş bir yönetici tipi ile okumuşlar tabakası yaratmıştı. Yeni Türkiye inşasını nicedir ilan etmiş olan hâlihazırdaki iktidar ise varlığını sürdürebilmek için, öncekine fazlaca benzemeyen bir ‘tek tip karaktere’ mecbur ve o ‘tip’ dışında hiç kimseye, en ufak bir kişilik emaresine tahammül göstermesi mümkün değil.
Yeni rejimin Şevket Süreyya ve Yakup Kadri’si değil, Yeni Şafak yazarları var. Cumhuriyet’i ve Hürriyet’i değil, Akit’i var. Safiye Ayla’sı ve Müzeyyen Senar’ı değil, Demet Akalın’ı var. Vehbi Koç’u değil, Mehmet Cengiz’i var. Gırgır’ı değil, Misvak’ı var. Tarık Zafer Tunaya ve Mümtaz Soysal’ı değil, Burhan Kuzu’su var. Falih Rıfkı Atay’ı değil, Selvi’si var…
Şimdinin makbul ‘karakteri’ eskisinden farklı olarak bir ‘idealle’ kurduğu büyük ölçüde mantıkî ya da duygusal bağlarla hareket etmiyor. Düşüncelerinden ve hatta duygularından arındığı, benliğinden vazgeçtiği ölçüde makbul/işlevsel. Şu anda iktidar ana çekirdeğinin çevresinde yer alanların herhangi bir konuda ‘kendi düşüncesi’ var mı? İradesi? Mutlak teslimiyet sergilemeyen hiç kimseyle sürdürülemeyecek bir yönetim tercihi bu ve söz konusu nitelik, aynı zamanda ve kaçınılmaz biçimde iktidarın kaderini de tayin ediyor.
İstanbul Sözleşmesi yaşatır. İstanbul Sözleşmesi yaşatır. İstanbul Sözleşmesi yaşatır.
Bakın tüm bakanlar ve AKP’li siyasetçiler, yaptıkları açıklamalarda Erdoğan’ın adını anmak zorundalar. İzni ve desteği olmadan evlerinin yolunu bulamayacak haldeler. Yokluktan entelektüel muamelesi yapılan bir yandaş yazar, kapatılan Şehir Üniversitesi hakkında twit atmış, kendi kampından tepki gelince özür dileyerek silip yeni bir twit daha yazmış. Sonra onu da silmiş ve bu türün genellikle yaptığı gibi, ‘Allah’tan başkasından korku duymadığını’ belirtmiş! Rejimin muhtaç olduğu ‘karaktere’ nefis bir örnek.
Birkaç yıl önce de bir TRT çalışanı, yıllar öncesinde kaleme aldığı bir kitaptaki bazı ifadeler gündeme gelip de tepki çekince, telaşlanıp o tarihte doğru şeyler yazmadığını itiraf etmişti! Ha keza, Türk Tarih Kurumu başkanının durumu. Nasıl özür dileyeceğini bilemediği gibi, Erdoğan isterse istifa edeceğini ilan etti. Zaten başka türlü ayrılamazdı makamdan. ‘Demokratik devletin sağlam bürokrasisinin sıradan bürokratı’ gibi davranamaz. Nitekim beklenen talimat geldi! Basın tek manşet atıyor, TV’ler tek program yapıyor…
Sayısız örnek vermek mümkün. Asgari ‘irade’ sahibi oldukları, küçük de olsa bir ‘şahsiyet’ emaresi sergiledikleri an, bulundukları makamı, gücü, geliri kaybederler. Sorgusuz sualsiz adanmak zorundalar. Onların da yeni rejimin de başka çaresi yok. Bu yüzden, bir iki istisnai isim dışında, partiden ayrıldıkları ya da atıldıklarında artık posaları çıkmış olduğundan sözleri de pek itibar görmüyor. Herhalde siyasetçi karikatürü olarak ancak bir süre daha meşgul edecekler sahneyi.
İstanbul Sözleşmesi yaşatır. İstanbul Sözleşmesi yaşatır. İstanbul Sözleşmesi yaşatır.
Ezcümle, artık yeni rejimin beklentisi olan tüm benliğiyle adanmış ‘tek karakter’ ile karşı karşıyayız. İstanbul Sözleşmesi hakkında bir fikri yok örneğin bu karakterin. Metni okumuşluğu da. Bazı sarıklı cüppeliler ve başta Perinçek olmak üzere müttefikleri karşı çıktığı için karşı olması gerektiği inancında. (Haberdar olan dindar kadınlar da Sözleşme’yi savunuyor zaten.) Sözleşme’nin ‘eşcinselliği’ özendirdiği propagandasını yapan ve her şey bir yana ‘eşcinsellerin, eşcinselliğe özendiği için eşcinsel olduğunu düşünen’ zekâ düzeyini ise bir yana bırakıyorum tabii.
Aynı karakter, herhangi bir zeminde gördüğü gökkuşağı renklerinden de rahatsızlık duyuyor. Daha doğrusu velinimet gördüğüne lâyık olabilmek için, renklerin bir araya gelişinden rahatsız olunması gerektiğine inanıyor. Tekrar: Bir ‘ilkeye,’ ‘kanaate’ ve ‘özsaygıya’ sahip değil.
Rejimin muhtaç olduğu ‘tek karakter,’ bir ‘fert’ değil. Ağzından çıkanın, rejimin o anki tercihini yansıtması dışında hiçbir önemi yok. ‘Düşüncelerini’ açıklayan yetişkin insanlar görmüyoruz. Tek bir sesin daha da çok yankılanmasını sağlamaya çalışan, zihinsel ve duygusal bakımlardan ergenliği atlatamamış bir karakter.
Şimdi o ‘karakter’ internetle ilgili düzenleme yapma, yapılanı canhıraş savunma peşinde. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı verilen acayipliği savunduğu gibi. Erdoğan bir başka sistemde karar kılarsa, onu da ölesiye savunacağı gibi.
Gündemdeki sosyal medyaya ilişkin düzenleme TBMM’de elbette kabul edilecek. Gel gör ki artık aklı başında hiç kimsenin ciddiye almadığı bir yöntemde ısrar ediyor iktidar: Anti-demokratik bir heves söz konusu olduğunda mutlaka ‘Batı’dan bir örnek bulmaya çalışıyor. Barolarda da aynı şeyi yaptılar. Ya bulamıyorlar, ya da yalnızca bir sistem açısından anlamlı olabilecek uygulamayı ‘çarpıtarak’ aktarıyorlar. Yaman Akdeniz’in Birgün’de yayınlanan düşüncelerini okumak isterseniz, buyurun. Ezcümle, hiç hazzetmedikleri batı, mecbur kaldıklarında başvurdukları bir medeniyet oluveriyor.
Zamanında, İslamcı (ve diğer bazı) partiler hakkında kapatma davaları açıldığında, Yargıtay başsavcılarının iddianamelerinde bir iki ‘Batılı’ ülkeden örnek yer alırdı. Onların da parti kapattıklarını anlatabilmek için. Özellikle, “Almanya’da da partiler kapatılıyor” derlerdi. Doğru olmasına doğruydu da, Almanya’da yalnızca iki parti kapatıldığını ve son kapatma kararının 1956 tarihli olduğunu söylemeyi ihmal ederlerdi! Görünen o ki, eski ve yeni rejimin fedaileri arasındaki benzerliklerden biri bu: İkisi de âleme aptal muamelesi yapmakta son derece hevesli…
Günümüzde büyük ölçüde bir siyasal hareketin ‘seçmenine’ indirgenmiş, haliyle devletin kuruluş aşamasındaki işlevinden ‘dahi’ soyutlanmış ‘tek millet’ idealinin bugün vardığı yerde, yeni rejimin ‘tek karakter’ tercihinin bir süre daha laik/seküler Cumhuriyet’i tepetaklak edecek önerilerin ve heveslerin peşinden koşacağını tahmin etmek güç değil. Üstelik artık, onlarca yıl öncesinin asgari hukuksal güvencesi ve hukuk karşısında ‘eşit’ muamele görme/yapma, yapılmıyorsa da öyle görünme ısrarı söz konusu değil.
Ayasofya’nın yeniden camiye dönüştürüldüğü, halen yürürlükte olan anayasa gereği Cumhuriyet’in birliğini temsil eden siyasetçinin açılışta Kuran okuduğu, bir kamu görevlisi olan Diyanet İşleri başkanının elinde kılıçla minbere çıktığı gün, İzmir ve Anıtkabir’de ‘Lozan’ anmaları çeşitli gerekçelerle yasaklandı. Daha ne desinler, ne yapsınlar, niyetlerini nasıl anlatsınlar…
‘Nihayetinde başaramayacak olma ihtimalleri’ ile ‘çok şey yaptıkları/yapmaya devam edebilecekleri’ gerçeğini birbirinden ayırmak gerekiyor. Aksi halde, Aziz Nesin’in “Du bakali n’olecak?” adlı hikâyesindeki zavallıya dönüşmek işten değil!
İstanbul Sözleşmesi yaşatır. İstanbul Sözleşmesi yaşatır. İstanbul Sözleşmesi yaşatır. İstanbul Sözleşmesi yaşatır. İstanbul Sözleşmesi yaşatır. İstanbul Sözleşmesi yaşatır. İstanbul Sözleşmesi yaşatır. İstanbul Sözleşmesi yaşatır.
İstanbul Sözleşmesi: Göz atmak isteyenler için buraya bırakıyorum.
Yazarlar
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları






































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025
30.10.2025
26.10.2025