Murat Sevinç
Sayın merkezi ve yerel yönetim yetkilileri,
ben ‘şahsımın’ şehirdeki varlığından son derece rahatsızım ve beni serbestçe seyahat etmekten ancak sizler gerçek anlamda mahrum bırakabilirsiniz. Şehrin asıl sahipleri olan, daha doğrusu olması ‘gereken’ araç sahiplerini, toplu taşıma sürücülerini, özel araçları, başta lokanta ve ‘cafe’ sahipleri olmak üzere tüm yeme içme sektörünü, irili ufaklı işletmeleri, araçlarından ve dükkanlarından yüksek sesle müzik dinlemeyi ‘tercih’ edenleri rahatsız ettiğimi, buna hakkım olmadığını düşünüyorum. Ancak kendi kendimi yasaklayamadığım, sınırlayamadığım, her şeye rağmen buna gönlüm elvermediği için, tarafınızca şehirde olur olmaz dolaşmaktan alıkonulmayı talep ediyorum. Böylece hem milyonlarca yurttaştan biri olarak akıl sağlığımı, hem şehirlerin gerçek sahipleri olan her boy sermayedarın üstün çıkarlarını korumuş olursunuz. Benim durumumda olanların sayısı kaçtır bilmiyorum, muhtemelen az değiliz. Ancak bunun bir önemi yok. Maddi kazanca dönüştürülemeyen ‘yayalığın’ ve ‘kamusal alan kullanma’ hevesinin sona erdirilmesi, başta trafik olmak üzere çoğu sorunun da kolaylıkla çözülmesini sağlayabilir.
Evden çıkıp yürümeye başlıyorum…
Kaldırımların büyük kısmı çok dar ve çakır çukur. Doğrusu da bu. Geri kalanı da daraltılmalı. Geniş kaldırım ve sağlam bir zemin, bir yandan yeni ihalelerin açılmasını güçleştirerek ekonominin daralmasına, diğer yandan bizlerin rahat yürüyerek mutlu olmamıza, daha çok yürümeyi istememize neden olabilir. Özellikle bebek arabasıyla yürümek istediğinizde neredeyse imkansız bir iş denemiş oluyorsunuz ki, sorun, kuşkusuz bebek arabalarıyla yürümek isteyenlerde. Hiçbir ekonomik çıktısı olmayan bu yürüyüş isteğinin ülkeye faydadan çok zararı olduğu kanısındayım ve böyle bir hevese kapıldığım için kendimi sorguluyorum. Daha geniş ve düzgün kaldırımlar talep edilmesine karşıyım. Eğer ‘yayalığı’ tercih edenlerin kaldırım kullanımı yasaklanır ya da belli saatler arasına alınırsa, şehrin asıl sahiplerini ferahlatıcı etkisi olur, bundan hepimiz kazançlı çıkarız. Vin vin…
Yürürken, kaldırıma paralel park edilmiş araçlara rastlıyorum sık sık ki bu durum, yayanın oradaki varlığımı iyice tahammül edilmez hale getiriyor. Doğrusu araçların kaldırımları kullanması. Onca parayla alınmış, her biri bir servet değerindeki araçların kaldırımlarda olması, özen gösterilmesi bir gereklilik. Sorun, benim gibi, bizler gibi, o kaldırımda yürümeye çalışanlarda. Buna gerek yok. Kaldırımlar araçlarını park etmek isteyenlere tahsis edilmeli ve bu insanlar, aracı olmayan ya da yürümeye yeltenenlerin tacizlerinden, eleştirilerinden sakınılmalı. Fakat yalnızca araçlara tahsis edilmemeli. Bu tahsis kısmi olmalı. Kaldırımlar aynı zamanda, motosikletlere ve çeşitli işler yapan esnafın kullanımına bırakılmalı.
Motosikletler rahat sürülemiyor, bizim yüzümüzden kaldırımlarda garip hareketler yapmak zorunda kalıyorlar. Motor sahiplerine yönelik böyle bir saygısızlığa izin verilemez, verilmemeli.
Lokanta ve ‘cafelerin’ sandalye ve masaları ise kaldırımları bütünüyle kaplamalı, lüzumsuz yaya geçişleri engellenmeli. Kişisel olarak lokantacı ve ‘cafecilere’ en sık yaşattığım sorunlardan biri, masaları çıkardıkları kaldırımda yürürken büyük zorluk çekip zaman zaman onların da buna tanık olmalarına sebebiyet vermem. Sanki yanlış bir şey yapmışlar gibi hissetmelerinden, onlara bu duyguyu yaşatmaktan rahatsızım. Nadir de olsa bir homurdanma eylemine girişmem ve homurtuyu işiten esnafın sinirlenip el kol hareketleri yapmak zorunda kalması, işin cabası. İnsan insana bunu yapar mı, bir lokanta sahibini bu duruma düşürmek, kızdırmak, üzmek vs. kimin haddine?
Fakat herkes kaldırımda yürümekten men edilirse, ekonomik sonuçları sermaye aleyhine olur. Dolayısıyla tüm yayalar değil, ekonomik herhangi bir faydası olmayanlara yönelik olmalı sınırlamalar. Bu amaçla, lokanta ve ‘cafe’ olan sokakların iki başına konuşlandırılacak görevliler, yalnızca ‘müşterilik’ güvencesi verenleri kaldırıma kabul etmeli, diğerlerini geri çevirmeli. Bu uygulama süreklilik kazanırsa zaten sıradan yayalar bir süre sonra evden çıkmayı daha az isteyecektir. Lokanta ve ‘cafe’ sahipleriyle, kaldırıma park etmek isteyen araç sürücüleri arasındaki olası anlaşmazlıkların çözümü için, ayrıca akıl yürütülmesi gerekir.
Geçen ay gitmek zorunda kaldığım Beşiktaş, Gaziosmanpaşa ve çok zaman geçirdiğim Kadıköy ilçelerinde, hâlihazırda dar olan kaldırımların giderek daha fazla lokanta sahiplerine tahsis edildiği sevinerek gözlemledim ki, bu durum yayasızlaştırma hedefine varmada epey yol alındığının göstergesi. Örneğin Taşlıtarla meydanındaki, 1970’lerde temel atma törenini seyrettiğim cami çevresindeki ufak tefek yeşilliklerin yıllar içinde yok edilip üzerinde tek ağaç bulunmayan epeyce geniş bir beton meydan yaratılması başlı başına mutluluk verici bir gelişme. O alandaki ağaçlar rahatsızlık yaratıyor, yayalar ve gölgede oturmak isteyenler için çekim merkezi haline gelebiliyordu. Sorunun beton lehine çözülmüş olması sevindirici. Özellikle cuma ve bayram namazlarındaki kalabalık için tasarlandığı tahmin edilebilecek devasa ‘taş alana’ yönelik rahatsızlık belirtilerinin ‘din düşmanlığı’ ile ilişkilendirilmesi ve eleştiri yöneltenlerin hedef haline getirilmesi de, ayrıca ihmal edilmemeli.
Yeri gelmişken, otuz yılımı geçirdiğim cânım Ankara’da, o güzelim Kuğulu Park’taki ağaçların bir kısmının da yanlış budama sonucunda kurutulduğunu öğrendim. Cilalanmış hallerinin çok daha güzel olduğu açık. ‘Yeşil’ ağaç görmeyi istemek kadar tuhaf bir beklenti olabilir mi? Emeği geçenlere teşekkür ederim.
Diyelim ki o gün yürümek yerine mecbur kalıp dolmuşa binmeyi tercih ettim…
Yaz vakti, hele ki salgında tıkış tepiş yolcu alan dolmuş sürücülerinin ‘itiraz’ yoluyla bunaltılmaması gerekir. Üstelik her itirazda, en efendi üslupla yapılmış dahi olsa, direksiyondaki beyefendilerin olabildiğince sert yanıtlar vermesi ve bu yolla yıpratılmaları akıl alır gibi değil. Buna hakkımız yok. Dolmuşlar ve taksiler bizim için değil, biz onlar için varız ve bu bariz gerçeğin zaman zaman unutulup söz konusu meslek grubuna haksızlık edilemesinin altından hiç birimiz kalkamayız. Hal böyleyken gerekirse şehirde yayalığı seçenlerin sınırlanıp dolmuş ve taksilere belli bir sayı üzerinden doğrudan ödeme yapılması seçeneği düşünülebilir. Böylece gönül rahatlığıyla küfredebilir, sağa sola el kol hareketleri yapabilir, uzun uzun korna çalabilir ve müşteri gibi bir teferruatla uğraşmak zorunda kalmazlar. Bu insanları yıpratmaya, üzmeye hakkımız yok.
Bakın, bu satırları yazarken Rami’deki baba evindeyim ve gece vakti evin önünden geçen her dolmuş ve taksinin müzik setlerinin sesini sonuna kadar açtığına tanık oluyorum. Oysa biz burada olmasak böyle bir sorun da yaşanmayacak. Elbette o sesi sonuna kadar açacak ve sabaha karşı bangır bangır Ebru Gündeş dinleyecekler. Onların en doğal hakkı. Acaba benim ve ailemin o sesten rahatsız olacağını düşünüp buna sinirlenmişler midir, yıpranmışlar mıdır diye düşünüyorum. Müzik dinleme özgürlükleri yok mu? Elbette, Türkiye bir özgürlükler ülkesi.
İşte muhterem yetkililer, günün hemen her anında, şehrin gerçek sahiplerini rahatsız ettiğim duygusuyla yaşıyorum ve inanın bu çok ağır bir durum.
Karşıdan karşıya mı geçeceksiniz? Neden? Anlamlı bir istek mi bu? Oysa dışarıya çıkmazsanız, caddelerde karşıdan karşıya da geçmek zorunda kalmazsınız. Karşından karşıya geçerken yaşanan ve her biri üzerine uzunca yazılabilecek aşamalar, yayaların şehir hayatındaki lüzumsuz mevcudiyetinin en çarpıcı kanıtlarını sunuyor.
Yayalar nedeniyle trafik ışıklarına ‘saniye’ konulması, araçların yavaşlamasına ve araç sürücülerinin canlarının sıkılmasına yol açıyor. Söyler misiniz buna ne hakkımız var? Ayrıca o saniyeler ile genellikle caddenin ortasına kadar gelinebiliyor, üstelik benim adımlarımla. Siz bir de yaşını başını almış ya da rahatsızlıkları olanları düşünün. Gerçi salgın esnasında 65 yaş üstü yayalar sorunu büyük ölçüde çözülmüşe benziyor ama yalnızca onlar değil ki, daha genç olan bizler de yavaşlatıyoruz trafiği. Şehir içinde 100 km. hızla yolculuk yapma ‘özgürlüğünü’ kullanmak isteyen sürücülere haksızlık yapılıyor.
Misal, trafik ışığı olmayan yerlerde ‘yaya geçidi çizgileri’ çekildi ve denildi ki, bir araç orada yaya görünce durup onun geçmesini bekleyecek. Hakikaten aklım almıyor bu kararı. Sürücülerin hemen hiç birinin uymamasını büyük sevinçle gözlemliyorum. Kusura bakılmasın ama bu millete böyle bir ahmaklığı dayatamazsınız.
Hasbelkader durduğu belli olan bazı sürücülerle de gereksiz duygusal yakınlıklar kurulabiliyor! Diyelim, sürücü durması gereken yerde yanlışlıkla durdu. Ben bir eziklik ve mahcubiyet hissediyor, gözlerinin içine şükran duygularıyla bakıyor, elimle ve başımla teşekkürler ediyor ve ayıp olmasın diye normalden çok daha hızlı ve ayrıca olabildiğince sempatik tavırlarla, adeta sekerek geçiyorum o çizgilerin üzerinden. Sürücünün, elini bileğinden hafifçe sallayarak “hadi geç geç” yapması karşısında hissettiğim mahcubiyet ise cabası. Oysa olur olmaz dışarı çıkmazsam böyle anların yaşanmasına da gerek kalmaz.
Türkiye araç sürücüsü ahalisinin kahir ekseriyeti, henüz hız ile o hızın olası sonuçları arasında bir bağ olduğunu kavrayabilmiş değil. Bu nedenle yaya gördüklerinde hız kesmiyor ve sizin canınızı kurtarmanızı bekliyorlar. Haklılar. Kadranında o rakamlar yazan bir aracı kullanan insan neden hız kessin, yayanın üzerinize düşeni yapıp hızlı hareket etmesi gerekir. Yollarda hız kasislerinin yapılması da israfa neden oluyor. 120 km. ile yolculuk eden bir aracın sırf yola insan çıkabilir diye yavaşlaması ülke ekonomisi için yarar mı yoksa zarar mıdır? Yaşadığım mahallenin yanındaki ana caddede yaklaşık 1.5 km. boyunca hiç ışık ve kasis yok. Özellikle gece vakti araçlar inanılmaz sürat yapıyor. Kaldırım da dar olduğundan, her gün büyük tedirginlikle yürüyorum o caddeyi. Geçenlerde birilerine neden bir iki kasis yapılmadığını soracak oldum. Dediler ki, “Şuradaki rezidans sitesi inşaatı bitince yaparlar belki, şimdi hafriyat kamyonları filan, işler aksar.” Nasıl düşünemedim ki bunu? O an, hafriyat kamyonlarının hızının kesilme ve inşaatın yavaşlama ihtimali sırtımdan aşağı soğuk terler akmasına neden oldu inanın.
Hem bir şey söyleyeyim mi, yalnızca şu saydıklarım değil, emniyet güçlerimiz de rahat eder, eğer yayaların şehirdeki görünürlüğü azaltılırsa. Bazen yarım saatlik bir yürüyüşte birkaç kez kimlik kontrolüne rast geliyorum. Her seferinde bir kez daha ‘aranan’ biri olmadığımı fark edip rahatlıyor, durup dururken kimlik soran genç memurlara teşekkür ederek sevinçle uzaklaşıyorum. Peki orada olmasam daha iyi değil mi? Evde otursam ve kimlik soranlar hiç yorulmasa. ‘Kamu düzeni’ kavramı böyle bir şey değil mi zaten? Şuncacığı dahi düşünemeyen yayalara nasıl izin verilir, inanın aklım almıyor. Dahası, yayaların resmî araç konvoylarına çıkardığı sorunlar! İstanbul’da pek yaygın değil, biz Ankara’da ‘devletin’ yaklaştığını koruma araçlarından yayılan yüksek tondaki uyarılardan anlıyorduk. Önce çakarlı araçlara mahsus tuhaf ve rahatsız edici bir kısa siren sesi, ardından “geçme karşıya, geçme, geçme, kenara çekil” diye azarlayan metalik ses. Kendinizi kaldırıma zorlukla atar ve o bağıran, yurttaşı azarlayan sesleri dinlersiniz. Sorun, bizim vergilerle bize afra tafra yapanlarda değil, hem vergi verip hem o yolda yürümeye cüret edenlerde. Yavaş yürüyerek devletin ilerlemesini geciktirenlerde.
Değerli yetkililer, şehirlerde kamu düzeni bakımından giderek daha büyük sorunlara neden olan yaya kalabalığının gündeme alınıp şehirler, kamusal alanlar, gerçek sahiplerinin rahatça kullanabilecekleri mekânlara dönüştürülmeli, ekonomik yarar sağlamayan yayalık faaliyeti yasaklanmalı; eğer bu yapılamıyorsa, her derde deva Umumi Hıfzıssıha Kanunu’na dayanılarak ivedilikle sınırlamalar getirilmeli.
Ben bir yurttaş olarak üzerime düşeni yapmaya hazırım. Hiç kimseyi huzursuz etmeye hakkım, hakkımız yok. Bu bilinç, yayalık hevesine kapılan, kapılma ihtimali olan herkese aşılanmalı…
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları





































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025
30.10.2025
26.10.2025