Ümit KIVANÇ
Muhtemelen ve inşallah son olarak, Kabataş mevzuunda 16 Şubat akşamı itibarıyla ortaya dökülenleri toparlayacağım ve olgusal düzeyde önemli birşeyler ortaya çıkmazsa, bu sinir bozucu idraksizlik, vicdansızlık halleriyle uğraşmaya nokta koyacağım. (Sadece Hilal Kaplan'ın bir yazısını ayrıca konu edeceğim.) Samimiyetsizlikle uğraşmak hakikaten çok yıpratıcı.
Önce meseleyi "bir kadının 'saldırıya uğradım' demesine mi inanmıyorsunuz?" hilesinden kurtarıp, başından beri uğraştığım ilk ifade muammasına açıklama getirmeye çalışan Fehmi Koru ile başlamalıyım. Koru ("Çabalama Kaptan", Star), her şeyden önce bu noktanın aydınlatılması gereğine -tıpkı benim gibi- inanıyor olmalı ki, cesurca bir tez attı ortaya:
Gezi Parkı olayları sırasında tartışma gündemimize girmiş Kabataş’ta saldırıya uğrayan bebekli genç kadınla ilgili haber —nasıl olduysa ancak şimdi çıkan— görüntülerle doğrulanmadı. Aylar sonra ortaya çıkan kamera görüntülerinde genç kadın ve bebek arabası var, etrafında kalabalık da var, ama anlatıldığı türden bir ‘fiili saldırı’ emaresi görünmüyor...
Hepsi bu kadar mı görüntülerin; bilmiyoruz. Hemen bütün gazeteler, dün, ‘yalan’ sözcüklü manşetlerle çıktı. Anlatıma inanıp konuyu sütunlarında işlemiş yazarlar ve yorumcuların üzerine gidiliyor; "Aldanmışım" yollu özürler kabul edilmiyor... Özellikle yoğunlaştıkları birkaç ismin ‘daha ne yapabilirim’ çaresizliğinin keyfini çıkaran çıkarana...
Olayı işitmesine rağmen üzerinde kalem oynatmamış biri olarak duruma müdahale etmem gerekiyor.
Eğer Kabataş’ta yaşanmış yakışıksız bir ‘sözlü’ müdahaleyi toplumu meşgul edecek çapta bir saldırı biçimine sokma söz konusuysa gerçekten, bunun sebebini, anlatanın birkaç ay önce doğum yapmasıyla açıklamak mümkün... Psikolojide bunun bir adı da var; ‘post-partum depresyon’ deniyor... Bayağı yaygın örnekleri bulunan ve etkisi altına aldığı genç kadınlarda beklenmeyen ârazlara yol açan bir rahatsızlık bu. Bir tür travma.
Böyle bir şeyi ilk defa duyuyoruz. Fehmi Koru belli ki, gözü kapalı rakibe tekme yumruk girişmeyi değil, olaya serinkanlılıkla bakmayı tercih etmiş. Dolayısıyla o ifadenin akıl dışı niteliğini görüyor ve buna bir izahat arıyor. Ben daha çok, ifadeyi birtakım erkeklerin, muhtemelen bu işlerde tecrübesi olan polislerin yazdığını düşünmeye eğilimliyim. Belki oradaki bazı deyişleri bir genç kadınla bağdaştıramadığım, belki de bir şekilde tacize uğradığına inandığım genç kadına ifadeyi bütünüyle yakıştıramadığım için. Belki de bu memlekette yetişmiş ve aklını yitirmemiş herkesteki sağduyuya, devlet tecrübesine sahip olduğum için. Bilemiyorum. En azından bir kişinin daha ifade muammasına açıklama araması memleketin genel aklıselimi bakımından sevindirici.
Ancak Koru aynı zamanda, bu ifadeye dayanılarak zamanında yürütülen tahrik ve kamplaştırma faaliyetini mazur görme anlamına çekilebilecek sözler ediyor:
Ağızdan ağıza aktaranları, işittiğini kalabalıklar önünde paylaşanları, okurlarına duyuranları kınayabilir, olayı şimdi yaşanan türden bir çarmıha germe vak’asına dönüştürebilir miyiz? Ayıp oluyor gerçekten..
"İşittiğini kalabalıklar önünde paylaşanlar"a başbakan da dahil mi? Zehra Develioğlu'nun ifadesini okuyup veya dinleyip hiç şüphe duymayanların gazeteciliği meşru ve masum mu peki?
Sanırım ısrarla tekrarlamak gerekiyor: Biz "saldırıya uğradım" diyen bir kadına inanıp inanmamayı tartışmıyoruz. Fantastik bir ifade ile yürütülmüş bir siyasî tahrik kampanyası yüzünden bu konuyu tartışıyoruz. Bugün hâlâ, meselâ Ahmet Taşgetiren gibi aklı başında bir insan, Kabataş kalabalığının orta yerinde, gözü dönmüş bir güruh halinde, bir kadının üzerine işenmiş, cinsel organlar sürtülerek taciz edilmiş olduğuna inanabildiği, bunu köşesinde dile getirebildiği için tartışıyoruz.
Fehmi Koru, medyanın bu memleketteki kirli tarihine değiniyor, sabıkalarını hatırlatıyor ki, bu konuda elbette haklı, ve sonra şöyle diyor:
İyi ki bir Kabataş olayı yakaladılar; bütün kirli tarihlerini onunla temizleyebileceklerini sanıyorlar. O olayın ilk anlatanın özel durumuyla ilgili anlaşılabilir bir sebebi var; buna karşılık, medyamızın tarihini kirletmelerinin, kendi hastalıklı halleri dışında, hiçbir makul sebebi yok...
Dolayısıyla, Fehmi Koru ile, başka yollardan gelip başka yollara gitsek de, Zehra Hanım'ın ilk ifadesinin gerçekdışılığı konusunda anlaşıyoruz. (Bu arada, medyanın kirliliği konusunda da anlaşıyoruz, ama ben medya derken onun kastetmediği gazete ve TV kanallarını da katıyorum işin içine.) "Kabataş olayı yakaladılar" demek için de henüz erken olduğunu düşünüyorum. Oradaki tertip, Zehra Hanım'ın, kayınpederinin masumiyet veya iştirak düzeyleri, polisin rolü açıklığa kavuşturulursa böyle denebilir ancak.
Siyasî propaganda üzerinden okumayacakmışız
Star yazarı Halime Kökçe ("Zehra'dan özür dilerim"), Zehra Hanım'ın başına gelenin siyasî malzeme yapılmasının sorumluluğunu Gezi eylemcilerine atıyor:
Olayı siyasi bir propagandaya alet edenler Gezi’nin bütün küfür literatürünü esirgemeden üzerimize boca edenler oldu. O küfürler olmasaydı kimse çıkıp “başörtülü bacım” demezdi, emin olun.
Emin mi olalım? Nasıl? Neye dayanarak? Kimden emin olalım? "Camide içki içtiler" yalanını yayıp, "içmediler" diyen müezzini sürenlerden mi?
Halime Hanım ayrıca Kabataş olayının bütün niteliğini değiştiren o ilk ifade mevzuuna hiç mi hiç takılmamaya da niyetli:
“Polise anlattıklarının ne kadarı doğru ne kadarı yanlış”, “kamera görüntülerinde bir şey de yok, ne ola ki”, “acaba Zehra travma anında yaşadıklarını abartmış olabilir mi” gibi makulleştirme çabalarına da gerek yok. Zira mezkur görüntüler Zehra’nın anlattıklarını doğrulamadığı gibi yalanlayamıyor da.
Bu şekilde davranınca hayat ne kadar kolay oluyor? Tercihin belli, olmasını istediğin belli, karşına ne çıkarsa çıksın diyeceğin belli, başkasının "sorun var!" diye tepinmesi umurunda değil, sallıyorsun gidiyor. Halime Kökçe'nin şu dediklerinden ne anlamalıyız:
Kafası karışıklara, olayı mağdur olmuş bir kadın üzerinden değil siyasi propaganda üzerinden okuyanlara da tavsiyem, takılmasınlar çok fazla! Nasılsa bu fenalık kendi başlarına gelmedi! Hem bu kavganın tarafı da değiller nasılsa!
"Nasılsa bu fenalık kendi başıma gelmedi" deyince Gezi isyanı sırasında hayatını kaybedenlere, gözü çıkanlara, kafa travması geçirenlere dair Halime Hanım'ın muhitinde gösterilen tutumları hatırladım niyeyse. Zehra Hanım'ı bilemiyorum şu anda ama başka başörtülü insanların çeşitli terbiyesizliklere muhatap olduğunu biliyorum ve bunlarla muhtemelen Halime Hanım'ın hatırlayamayacağı dönemlerden beri mücadele eden bir insanım. İstediği lafa istediği taklayı attırabilir; Kabataş olayında maalesef karanlık bir yan, bir tertip var gözüküyor. Şu anda ortaya çıkan görüntüleri "paralel yapı" servis etmiş, "kirli medya" yayımlamış olsun; bu, ilk ifadenin gerçeküstülüğünü ve olayın siyasîler tarafından kara propaganda için kullanılış tarzını değiştirir mi? Halime Hanım gibi, haftanın birkaç akşamı ekranlarda konuşma, gazetede yazma şansı bulmuş insanların şu gözü kapalı militanlık tavrını azıcık aralayıp gazeteciliğe, yani şüpheciliğe ve soru sormaya azıcık yer açmaları görevleri değil midir? Yoksa görevleri zaten bu izlediğimiz midir?
Tam da bunu demeye çalışıyorum
Haftasonunda Kabataş konusunda yazan-konuşan başkaları da oldu. Bu konudaki en kritik isimlerden Elif Çakır, aktarılmaya değer yeni bir şey söylemedi, Zehra Develioğlu'na inandığını ve şu anda hükümete karşı bir operasyonla karşı karşıya olduğumuzu yineledi. TRT 1'deki "Enine Boyuna" programında biraraya gelen Hatem Ete, Taha Özhan ve... ve... son ayların starı Mustafa Karaalioğlu, önümüzdeki günlerde hükümete yapılabilecek başka fenalıkları tartışırken, Kabataş meselesinde mâlûm pişkinliğin ötesine geçmediler. Karaalioğlu, "Adlî Tıp raporu, var, kadının beyanları var, tutarsız değil," dedi ve "bu saldırının teyit edildiğini" ileri sürdü. Ötekiler de itiraz etmedi. Nasıl teyit edilmiş? "Beyanlar" "tutarsız değil"miş. İşte öyle yani...
Star'da Yusuf Ziya Cömert'in yazısında geçen bir ayrıntı, Kabataş'taki hakikate dair tartışmamıza katılmalı, kayda geçmeli. Kabataş saldırısını öğrendikten sonrasını şöyle anlatıyor Cömert:
Emniyet’ten tanıdığım, itimad ettiğim arkadaşları aradım. “Bu, hepinizin namusudur, kendi kardeşinize yapılmış gibi” dedim. Bazı bakanlarla görüştüm. Vali Bey’le görüştüm.
Olaya dair şüphelerimi artıran ayrıntılardan birini şöyle izah etmiştim: Saldırıya uğrayan, üstelik, Bir AKP'li belediye başkanının gelini. Muhtemelen başbakan bizzat emir vermiş olmalı, saldırganlar derhal yakalansın diye. Kimbilir kaç kişi polisi, valiyi, bakanı aramış, infialini belirtmiştir. Nitekim polis, olabilecek herkesin ifadesini almış, oradan gelip geçenleri bile çağırmış, kimisini mağdureye göstermiş. Bu şartlarda bugüne kadar tek kişinin yakalanmamış olmasını nasıl izah edeceğiz? Evet, saldırganlığı bütün Gezi isyancılarına mal etmek için başta muğlaklık tercih edilmiş, saldırı kişiselleşmesin diye birileri yakalanmamış olabilir. Peki sonra? Geçen sekiz ay içinde? Şimdi?
Hrant öldürüldüğü sırada civarda bulunanlar saptanamasın diye var gücüyle uğraşan polisin, Kabataş'ta gelen geçen herkesi cep telefonu sinyallerinden tesbit edip ifadeye çağırmış olmasına dair ne düşünmeliyiz?
Bu soruları cevaplaması gereken ama elbette cevaplamayacak olan başbakanın mevzumuza dair son beyanlarını aradan çıkaralım, sonra Nihal Bengisu Karaca'nın nisbeten farklı şeyler söylediği yazısına geçelim.
"Bir görüntü üzerinden..."
Tayyip Erdoğan, bu defa bir hastane açılışında (16 Şubat), Kabataş meselesine dokunmayı ihmal etmedi. Söyledikleri şöyle:
Üzerinden aylar geçtikten sonra, Kabataş'taki çirkin saldırının görüntülerini yayınlayıp güya oradaki çirkinliği örtmeye çalışıyorlar. Türkiye genelinde, Gezi olayları sırasında başörtülülere yapılan saldırıları görmüyorlar. Bir mağdurenin beyanlarına itibar etmiyorlar. İfade tutanağına itibar etmiyorlar. Adli Tıp raporuna itibar etmiyorlar. O mağdurenin vücudundaki darp izlerine itibar etmiyorlar. Çıkmışlar bir görüntü üzerinden olayın nasıl olmadığını anlatmaya çalışıyorlar.
Tek tek bakalım:
(1) "Üzerinden aylar geçtikten sonra..." Ne demek? Daha önce, meydan meydan dolaşırken dilinize dolayıp olayı tahrik unsuru olarak kullanacağınıza o dehşetengiz fantezinin gerçekliğine dair en ufak bir kanıt koysaydınız ortaya!
(2) "Türkiye genelinde olanları görmüyorlar..." Görüyorlar. "Basına yansımayanlar dahil başörtülülere yapılan saldırıları" kınadılar. Ayrıca, "Türkiye genelinde" kırk saldırı olduysa bile, bu, Kabataş için anlatılanları doğrulamaz.
(3) "Mağdurenin beyanlarına itibar etmiyorlar..." "Etmiyorlar" değil, edemiyorlar; çünkü inanılabilecek beyanlar değil.
(4) "İfade tutanağına.." Nihayet! Esas meseleye geldik. Sorun zaten bu ifade. Mağdureye inanmaya hazırız, ama bu ifadeye parmak kadar beyni olan kimsenin inanması mümkün değil.
(5) "Adlî Tıp raporuna... ve darp izlerine..." İtimat etmiyoruz, çünkü size itimat etmiyoruz. Delil uydurarak hükümete karşı darbeye kalkıştığını ileri sürdüğünüz insanlar o kadarcık raporu mu tanzim edemeyecek? Bir insanın bacağının iç kısmında (bir adet de diz üstünde) morluklar olması, bütün o gerçeküstü ifadenin doğruluğunu nasıl kanıtlar?
(6) "Bir görüntü üzerinden..." Hayır, sadece bir görüntü üzerinden değil, (a) En başta verilmiş ifadenin aklı zorlayan niteliğinden, (b) Şimdiye kadar tek saldırganın dahi teşhis edilememiş oluşundan, (c) Ortaya çıkan görüntüler karşısında bizzat sizin ve propagandacılarınızın kullandıkları argümanlardan, öne sürdükleri görüşlerden hareketle söylüyorum meselâ ben, ne söylüyorsam. İnanmazsanız, bu blog'ta "Kabataş meselesi" adı altında yayımlanan yazılara göz atın. Bu üçüncüsü.
"O sırada güveniyorduk"
Habertürk yazarı Nihal Bengisu Karaca, Kabataş'a dair yazısına "Gelin" başlığını atmıştı. Şahsen bunu ilginç buldum. "Kadın", "Anne", vs. değil, "Gelin". Mağdurenin kayınpederi AKP'li belediye başkanı, bu yüzden. Her şeyi bir yana bırakıp bir genç kadının uğradığı saldırıyı düşünmeliyiz, ama o kadını "partiye akrabalık" derecesiyle tanımlamalıyız. İlginç hakikaten.
Karaca, bu yazısında son derece mâkûl şeyler söyledi:
Z.D.'ye yapıldığına inandığım şeyler konusunda yanıltıldıysam başkalarının yanılmasına istemeden alet olduğum için özür dilemem gerekir, biliyorum, emin olun ikna olursam bunu yaparım. Ama o noktada değilim. Bu ülkede bir kadının genel eğilimi şiddet gördüğü halde görmedim, tacize uğradığı halde uğramadım demektir çünkü, tersi değil. Bir kadının ciddi bir şiddete maruz kalmadan polise gidip ifade vereceğini, savcılık başvurusu yapacağını düşünmüyorum. Ortada bir kandırmaca olduğunu düşünmem için, gizlenmiş, zaman ayarlı bombaya dönüştürülmüş, bolca kör noktası bulunan, misal Z.D.'nin görünmediği kareler barındıran, net olmayan, servis ediliş şekli son derece şüpheli kayıtlardan fazlasına ihtiyacım var.
Evet. Bizim de öyle. Ama Karaca ile -sözüm meclisten dışarı- paralelliğimiz buraya kadar. Kendisinin şu sözlerini, tıpkı yazısının başlığı gibi, "günün psikolojisinin" eseri sayarsam yanlış mı olur:
Ortada polise verilmiş ifade var, ifade tutanakları kamuoyuna yansıyan verilerden çok daha sert iddialar içeriyor, savcılığa başvurulmuş, soruşturma başlamış, adli tabip raporu var ve o günler emniyet ve yargıyla ilgili şu an içinde bulunduğumuz şartlardan kaynaklanan bir güvensizlik de oluşmuş değil.
Hayır, "ortada ifade var"ın lafını etmeyeceğim. YeniŞafak ifadeyi olduğu gibi bastığına göre "kamuoyuna yansıyanlardan daha sert iddialar" ne demek, daha ne yansıyacak, sormayacağım. O ifadedeki iddialar için sadece "sert" mi denir, kurcalamayacağım. Çünkü daha büyük vahamet var. Sözlerin siyahla vurguladığım kısmı... Nihal Hanım'a şunu sormak lazım: Şu andaki güvensizlik o esnada "oluşmuş" değilmiş; kimin için? Kime göre? Henüz "paralel yapı" hükümete karşı harekete geçmemişti, bu yüzden mi? Delil icat etmeler şunlar bunlar, acaba Zehra Hanım'ın ifadesiyle ilgili olarak da icra edilmiş pratikler olamaz mı? Niye en ufak ihtimal vermiyorsunuz buna? Ayrıca, Gezi isyanı sırasında polisin tutumu en hafifinden, düşmanı imhaya soyunmuş öncü birliği tavrı değil miydi? En ufak kanıt olsa kimbilir kafamıza nasıl geçirilirdi. Yanlış mıyım?
Nitekim bizzat Nihal Hanım, Kabataş olayına "Gülen'ci medya"da da Zehra Hanım'ın ifadesine dayanarak yer verildiğini linkler vererek hatırlatıyor:
Zaman gazetesinin 13 ve 14 Haziran 2013 tarihli nüshaları da gelinin beyanlarını esas kabul etmiş, haberleştirmişti. Bakılsın: "Kadınlar Küfrediyor Erkekler Vuruyordu" ve "Darp Edilen Genç Annenin 6 Aylık Bebeği Sütten Kesildi". (Karaca linkleri açık olarak vermişti, tıklanabilir hale ben getirdim -ük)
O sırada Emniyet ve yargıyla ilgili güvensizlik "oluşmuş değil"miş. Bu "oluşmaz" ki! Türkiye'de her bebek bu genetik bilgiyle doğar. İnsanlar iktidar konumlarına nasıl da alışabiliyor, gözleri nasıl da birçok hakikate körleşebiliyor...
Bu konuda -öngörülmedik bir şey olmazsa- sondan bir önceki yazımı burada bitiriyorum. Bundan sonrası anlamlı olmayacak, çünkü beni esas ilgilendiren, hakikat. Olgusal düzeyde kayda değer birtakım verilerin ortaya çıkacağını sanmıyorum.
KAYNAK: http://riyatabirleri.blogspot.com.tr/2014/02/kabatas-meselesi3-serbest-ucus-halleri.html
Yazarlar
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları




























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024