Yasemin ÇONGAR
* Yasemin Çongar’ın bu yazısı YA DA köşesinde değil, EX LIBRIS / DÜNYA BUNLARI OKUYOR adlı köşede yayımlanmıştır.
***
Başka ihsan istemeyiz tanrılardan, gölge etsinler yeter. Gözlerimiz, görebilmek için tezatı arar zira. Saf ışık kör eder; koyu karanlık kör eder. Bize hem ışık hem karanlık lâzım. Simsiyahla bembeyazın arasında bir yer lâzım bize. Işıkla karanlığın ürpererek birbirine dokunduğu gölgeli köşelerde dinlenir en çok gözlerimiz; bakışlarımız, karanlığın ışığı cömertçe içine aldığı edepsiz kıvrımlarda kaybolur ekseriya; güçlü nefesiyle karanlığı üfleyip dağıtan ışığın, yüzeylerin üzerine yayılırkenki arsızlığı bir an için cezbetse bile bizi, dikkatimiz o parlak yüzeylerin karanlıkla cilveleşen hınzır kenarlarına kayacaktır çok geçmeden. Beyazdan uzaklaşıp siyaha yaklaşırken durduğumuz her kuytu, gözlerimiz için geçici bir kurtuluş olacaktır.
Biri kendi içinden diğerini doğurduğu sürece sorun yok, gün de rahmân bize, gece de. Başka ihsan istemeyiz tanrılardan. Bahşettikleri nûru, silmeyi pekâlâ biliyorlar nasıl olsa; bu yeter.Yaşayabilmek için bir mânâ lâzım çünkü bize. Ve yaşayarak öğrendik ki, mânâyı doğuran tezattır.
Dâhiydi, devrimciydi, katildi, pezevenkti
Rutubet, yağ ve tiner kokuyor kiler. Onu görüyorum. Orada, günlerdir bomboş duran tuvalini yerleştirdiği tahta sehpanın ayaklarında biten incecik yer döşeğinde, elbiseleriyle uyuyor. Bir eli, yanına yatırdığı kavisli kılıcının kabzasında, parmaklarını korkuluğun içine öyle bir kıvırmış ki, dövüşe hazır. Her gece hazır. Ama bu gece sadece düşlerinde dövüşecek ve sabahleyin, tuvalin bâkir beyazlığına ilk boyayı sürdüğünde, siyah olacak seçtiği renk.
Tam dört yüz kırk yıl önce eylülün yirmi dokuzuncu günü, yani Korkunç İvan’ın Novgorod halkını kılıçtan geçirmesinden bir yıl sonra, Papa Beşinci Pio’nun bizim adına “Haçlılar” deyivereceğimizi elbet bilmeden kurduğu Kutsal Liga’nın İnebahtı’da Osmanlı donanmasını perişan etmesinden ise sadece sekiz gün önce, Milano’da doğdu Michelangelo Merisi. Babası bir taşustasıydı, altı yıl sonra vebadan öldü.
Muzip bir çocuğun cüretiyle kendi filmlerine sızmayı pek seven Alfred Hitchcock’un büyük büyük babasının genleri bile karılmamıştı henüz. Siyahın içinden çekilen o adı üstünde “noir” filmlerin John Huston’ı yaratmasına daha üç buçuk asır vardı. Martin Scorsese, onu Martin Scorsese yapan bütün sırları kendisinden öğrendiğini itiraf edecekti ama en az dört asır sonra…
Babası ölünce ailesiyle birlikte küçük bir köye yerleşen Michelangelo, gün gelip çıplak gözle görülen anları bir bir dondurup kâğıda basacaklarını, sonra onları birbirine ekleyip hareketlendirerek film yapacaklarını, “sinema” denen mucizenin muhtelif mucit çocuklarının ayrı ayrı kendisini “müz” sayacaklarını nereden bilsin; yerleştikleri köyün adıyla ölümsüzleşeceğini bile bilmiyordu o. Ama hepi topu otuz dokuz yılı bulmayan bol maceralı hayatında öyle sessiz bir devrim gerçekleştirip, gözlerimizin gizli oyunlarını öyle bir ifşa etti ki bize, kendisi “ölümsüzlükle” yetinse bile, resimleri daha büyük bir iktidara, “zamansızlığa” kavuştu.
Ölümsüz ressamın zamansız resimlerine yeniden uzun uzun bakıp, onları mümkün kılan tuhaf hayattan hiç bilmediğim sahneler seyrediyorum şimdi. 1960 doğumlu Britanyalı sanat tarihçisi Andrew Graham-Dixon’ın kitabının sayfalarında yapıyorum bunu. Caravaggio: A Life Sacred and Profane (Caravaggio: Kutsal ve Kâfir Bir Hayat), sanırım, her şeyden çok açıklı koyulu gölgelerde yaşamak üzerine düşündürüyor beni. Okudukça anlıyorum ki Caravaggio’nunkiler, bir dâhinin, bir devrimcinin, bir katilin ve bir pezevengin gölgeleriydi. O, hepsiydi.
Kitaptan üç elma düşüyor kucağımıza...
Graham-Dixon, uhrevî kurtuluşunu resmettiklerinde ararken, dünyevî tecrübeleriyle “kurtuluş” fikrinden kaçtığını anlatıyor Caravaggio’nun. Kitabın üç hediyesi var. Birincisi “seicento”yu, yani İtalya’nın Rönesans’ı bitirip, Reform karşıtı bir dönemden geçerek Barok Çağ’a kavuştuğu 1600’lü yıllarını getirip kucağınıza bırakıyor. Bu, mesela şu demek: İngiliz yönetmen Derek Jarman’ın 1986’da yaptığı mâlûm filmde her şeyden çok eşcinsel ilişkileri ve resimlerinin o ilişkilerden beslenen homoerotizmiyle hatırladığımız Caravaggio, bir anda, hem kadınlarla hem oğlanlarla sevişen ve başka türlü yapması pek de muhtemel olmayan “normal” bir erkeğe dönüşüyor. Zira “seicento” İtalyanlarında “eşcinsellik” diye bir kavramın olmadığını öğreniyorsunuz. Graham-Dixon sağlam bir tarihî romancı gibi, atmosfer yaratarak, dört küsûr asır öncesinin kuralları kadar kokularını da anlatımına hâkim kılarak yazıyor. Bu anlatım sayesinde, Caravaggio’nun resimlerinin, bir boşlukta zuhur etmediklerini, aksine bir zamanın içinden, o zamanın kalıplarını kırarak çıktıkları için “zamansızlığa” eriştiklerini kavrıyorsunuz.
Kitabın ikinci hediyesi de bu zaten; Caravaggio’nun resmini bugün hâlâ bu kadar geçerli, bu kadar yeni kılan estetiği, tablo tablo inceliyor Graham-Dixon. Görüyorsunuz ki, iki büyük adımı, çağdaşlarının hiçbirinde olmayan bir cesaretle atmış Caravaggio; hakikati ve karanlığı resme ait kılmış. 1597’de yirmi altı yaşındayken tamamladığı ve biraz şarabın kutsal tanrısının, biraz sokaktan topladığı modellerin, biraz da kendisinin portresi olan Bacco’da yaptığı gibi, parmakları kirli, yaprakları yer yer kuru, elmaları az biraz çürük resmetmesi bundan. Gördüklerini, güzellemeksizin resmediyor. Hakikat, çirkinlikleriyle birlikte giriyor onun tuvaline.
Ve tabii, iki yıl sonra, 1599’da bitirdiği bir başka tabloda, İbranî güzeli dul Yudit’in Babil Kralı Nebikadnezar’ın komutanlarından Holofernes’i önce baştan çıkarıp, sonra başını kesmesini anlattığı Judita si Holofern’de, daha sonra birbirinden mükemmel örneklerini vereceği ışık-gölge oyunlarına ilk kez ciddiyetle girişiyor. Caravaggio’nun resimlerinde genellikle hep sol üstteki görünmeyen bir kaynaktan tuvale sızan ışık, karanlığın içinden bulup çıkarıyor sanki her bir karakteri ve siz, onun görünce irkilmenizi istediği bir ifadeyi, içinizi kamaştıracağını umduğu bir dekolteyi ya da gizeminde kaybolmanız icap eden bir bakışı, diğer bütün renklerden daha ziyade, her şeyi sarmalayan siyah sayesinde fark ediyorsunuz.
Kitabın üçüncü hediyesi de işte, artık meşrebinize göre, ya içinize döndürüp kendi karanlık yerlerinize gizlenmiş bakışları, ifadeleri, sırları bir bir deştiriyor size ya da kabuğunuzla hiç elleşmeden Caravaggio’ya veriyorsunuz kendinizi ve onun bir yandan estetiğini resimlerinde kurarken, gerçeğini de bizzat yaşadığı noir ruh haline, Hitchcock usulü bir korku, Huston usulü bir dedektif ya da Scorsese usulü bir mafya filmi seyredercesine dalıp gidiyorsunuz.
Her şeyden çok fahişelerini severdi
Kılıcıyla uyuması boşuna değil Caravaggio’nun. Hayatının son dört yılını her an yakalanma korkusuyla yaşıyor. Kadınları ve sokakları, en çok da sokakların kadınlarını seven bir adam o.
Gün geliyor sevişiyor onlarla, gün geliyor satıyor onları, gün geliyor âşık oluyor, gün geliyor aşkı onu katil yapıyor.
Kendi ruhu gibi, tuvalleri de sokakla canlanıyor aslında. Zenginlerin, soyluların, kardinallerin ısmarladığı, İncil ’den hikâyeler anlatan resimlerde model olarak dilencileri, serserileri, sokak çalgıcılarını ve fahişeleri kullanıyor. Bir keresinde Vatikan, San Pietro Kilisesi’ndeki Santa Anna Şapeli için bir sipariş veriyor ona. Madonna dei Palafrenieri tablosu böyle çıkıyor ortaya. Koca memeleriyle seksapeli gayet kuvvetli bir kadın olarak resmettiği Meryem Ana’yı, âşık olduğu bir fahişeye –Lena Antognetti’ye– bakarak yapıyor. Meryem’in annesini bir cadıya benzetiyor ve küçük İsa, canlı erkekliğiyle çırılçıplak, Meryem’in kollarından kurtulup tuvalden dışarı fırlamaya çalışıyor âdetâ. Yıl 1606. Ve söylemeye gerek var mı, bilmem, Vatikan son halini gördükten sonra, reddediyor tabloyu.
Bu reddedilişten kısa süre sonra, 28 Mayıs 1606’da Lena için değil, Lena gibi sevip kıskandığı, hem modeli hem fahişesi olan Fillide Melandroni için katil oluyor Caravaggio. Melandroni’yi satan ama onunla sevişmekten de vazgeçmeyen Ranuncio Tomassoni’yle raketsiz oynanan bir tenis maçında kavgaya tutuştuktan sonra, kılıcını kasığına saplayıp öldürüyor adamı.
Tomassoni’nin ailesinin girişimiyle, cinayet suçundan başı kesilerek ölüme mahkûm ediliyor Caravaggio. Roma’dan kaçıyor. Napoli’de, Malta’da, Sicilya’nın bütün şehirlerinde, Toskana’nın küçük kasabalarında yaşıyor. Hep affedilip Roma’ya dönebileceği günün hayalini kurarak, affını satın alabilmek için kardinallere tablo üstüne tablo hediye ederek, kılıcıyla uyuyup, gerektiğinde kılıcını yine kullanarak kaçıyor. Bu firar yıllarında, giderek daha fazla kendi tuvaline sızmaya başlıyor; bir bakıyorsunuz İncil ’den bir karenin içinden süzüyor sizi; bir bakıyorsunuz Davud’un elindeki kesik Golyat kafası oluvermiş. Golyat’ın ifadesinden anlıyorsunuz cezasını çektiğini. Graham-Dixon, “Hep iki uç arasında yaşadı” diyor Caravaggio için, “Ya bir karnavaldı hayatı, ya da Paskalya’dan önceki o büyük perhiz. Arası yoktu.”
Yirmili yaşlarında bir gün kilisede kendisine “kutsal su” veren papaza, “Bu ne için” diye sorup, “Affı mümkün olan günahlarınızın silinmesi için” cevabını aldığında, “Gerek yok, benim günahlarım ölümsüzdür” diyen Caravaggio, bir oğlan yüzünden kavgaya girişip hançerlenmesinden kısa bir süre sonra ve bir sıtma nöbetinde son nefesini vermesine birkaç ay kala tamamladığı Davide con la testa di Golia’nın tuvaline kesik bir baş olarak girdiğinde, artık çok iyi biliyorsunuz ki o baş da aynı şeyi söylüyor size: Mânâyı doğuran tezattır.
Yazarlar
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakKadife eldiven zamanı 10.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Selami GÜREL“Adı belirsiz” süreç hızlı ilerliyor 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELOtoriter Nasyonal-Kapitalizmin Yeni Eşiği: II. Trump Devri 5.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları

















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
5.12.2013
24.09.2013
27.07.2013
29.05.2013
1.04.2013
8.12.2012
1.12.2012
17.11.2012
10.11.2012
3.11.2012